Cumhuriyet’in Hesabı: Dünle Bugün Arasında Bir Yüzleşme
06 Nisan 2026, Pazartesi 10:49Türkiye’de Cumhuriyet’i konuşmak, sadece geçmişi anlatmak değildir; bugünü anlamak ve yarını belirlemektir. Çünkü bu devlet, sıradan bir tarihsel sürecin ürünü değil; ağır bedeller ödenerek kurulmuş bir iradenin sonucudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, çoğu zaman sembolik bir adım gibi anlatılır. Oysa gerçekte bu, dağılmış bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkarma iradesinin somutlaşmasıdır. O gün Anadolu’da sadece düşman orduları yoktu; umutsuzluk, cehalet ve içten içe büyüyen ihanet de vardı. Tam da bu ortamda, tarih sahnesine çıkan Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir askeri lider değil; aynı zamanda bir akıl ve gelecek inşa edicisiydi. Onun mücadelesi, sadece cephede kazanılan zaferlerden ibaret değildir. Asıl zafer, bir milleti yeniden ayağa kaldırmak, ona özgüvenini hatırlatmak ve kaderine sahip çıkmasını sağlamaktır. Bugün en çok göz ardı edilen gerçek şudur:
Cumhuriyet bir “seçenek” değildi. Bir zorunluluktu. Ya bağımsızlık sağlanacak ya da bu millet tarih sahnesinden silinecekti. Nutuk bu gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyar. Orada anlatılanlar, sadece bir dönemin hatırası değil; aynı zamanda bugüne ışık tutan bir siyasal bilinçtir. Atatürk’ün “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözü, yalnızca o günün değil, bugünün de en net uyarısıdır. Çünkü tehditler ortadan kalkmış değildir; sadece biçim değiştirmiştir.
Bugün Türkiye’de Cumhuriyet’in temel değerleri üzerinden yürüyen tartışmalar, basit fikir ayrılıkları olarak görülemez. Laiklik, adalet ve bağımsızlık gibi kavramların içinin boşaltılmaya çalışılması; aslında Cumhuriyet’in kurucu felsefesine yönelik sistemli bir aşındırmadır.
Daha açık konuşmak gerekirse:
Dün manda ve himaye arayan zihniyet neyse, bugün farklı kavramlar arkasına saklanarak bu ülkenin iradesini zayıflatmaya çalışan anlayış da odur. Bu noktada asıl mesele, bireyler ya da gruplar değil; zihniyet meselesidir. Cumhuriyet’i bir kazanım olarak değil, bir engel olarak gören her yaklaşım, bu ülkenin geleceği açısından ciddi bir risk taşır. Ancak unutulan bir gerçek var:
Bu millet, tarih boyunca en zor koşullarda bile yeniden ayağa kalkmayı başarmıştır. Çünkü Cumhuriyet, sadece bir yönetim modeli değil; aynı zamanda bir karakter inşasıdır.
Bu karakter;
boyun eğmemeyi,
teslim olmamayı,
ve gerektiğinde bedel ödemeyi içerir. Bugün yapılması gereken, geçmişi sadece anmak değil; onu doğru anlamaktır. Cumhuriyet’i korumak, nostaljik bir refleks değil; bilinçli bir sorumluluktur.
Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü, bir temenniden öte, bir hedef ve bir uyarıdır. Bu hedefin gerçekleşmesi ise ancak toplumun bu bilinçle hareket etmesiyle mümkündür.
Sonuç olarak; Türkiye’de Cumhuriyet tartışması, aslında bir yön tartışmasıdır. Ya kurucu değerler üzerinden güçlenerek ilerleyen bir ülke olunacaktır ya da bu değerlerin aşındırılmasıyla yönünü kaybeden bir toplum. Bu bir tercih değil, bir eşiktir.
Ve her eşik gibi, doğru tarafı seçmek; sadece bugünü değil, geleceği de belirler.
Gülper Yılmaz
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.