PASLI BİR İNZİVA
21 Şubat 2026, Cumartesi 13:19Yalnızlığı bir eksiklik, köşe bucak kaçılması gereken bir veba gibi yutturmaya çalışıyor bize modern çağ. Herkesin herkesle sürekli "bağlantıda" olduğu, ekranların hiç susmadığı, vitrinlerin ve sokakların avaz avaz bağırdığı bu yeryüzü panayırında; insan aslında en çok kendine sağır, en çok kendine yabancı. Oysa yalnızlık, etrafında etten kemikten bedenlerin olmaması demek değildir. Yalnızlık; senin dilinden anlayan o kadim lügatın, bu gürültülü pazarda çoktan tedavülden kalkmış olmasıdır. Binlerce insanın ortasında dururken bile göğüs kafesinin içindeki o sessiz çığlığı kimsenin duymamasıdır.
Çoğu zaman kalabalıklardan geri adım atışımızı bir "yenilgi" sanırlar. Bir köşeye çekilip çayımızı kendi başımıza yudumlamamızı, yüzümüzdeki o terbiyeli ve soğuk sükûtu bir tükeniş olarak okurlar. Bilmezler... Bizim yalnızlığımız bir kaçış değil; edepten doğan bir ihtilaldir. İnsan, en kıymetli hazinesini ulu orta saçmaktan hayâ eder. Biz de kelimelerimizi ucuzlatmamak, içimizdeki o harlı yangını bu panayır yerinde meze yapmamak için o soylu sürgünü seçeriz. Çünkü anlaşılmak uğruna kalıplara girmektense kendi uçurumunun kenarında vakurca dikilmek evlâdır.
İnsan, ancak kendi boşluğuna düştüğünde kâinatın asıl sesini duyar. Dağlar neden yalnızdır bilir misiniz? Heybetinden... Kendi yükünü kendi omuzlayan, başkasının gölgesine sığınmayı zül sayan her dağ, gökyüzüne tek başına başkaldırır. Yalnızlık, insanın kendi içinde kurduğu o manevi kaledir. Oraya sahte gülüşler, menfaat hesapları, o nizami ve ütülü yalanlar giremez. Orada sadece sen, kabuk tutmayan o derin kederin ve yeryüzüne sığdıramadığın o kocaman kalbin vardır.
Hele ki aşk bahsine gelince yalnızlığın rengi daha da koyulaşır. İnsan, en onulmaz yalnızlığını, terk edildiğinde değil; yan yana durduğu hâlde sevdasını dünyanın o sığ kalıplarına sığdıramadığında yaşar. Bazen bir kalbe o kadar ağır gelirsin ki o sevda incinmesin, o kirli çarkın içinde öğütülmesin diye bilerek ve isteyerek geriye çekilirsin. Aşktaki yalnızlık, sevilenin yokluğundan ziyade, onu korumak için örülen o "edep" duvarının ardında tek başına kanamaya rıza göstermektir. Sevdiğinin canı yanmasın, o nizamı bozulmasın diye kendi cehenneminde kilitli kalmaktır. Bir nefes kadar yakınken, sırf kelimeler onu üşütmesin diye avazı çıktığı kadar susmanın adıdır yalnızlık.
Bizi ıssızlıkla korkutanlar, aslında kendi içlerindeki o ıssız odadan kaçanlardır. Kendi yüzleriyle baş başa kalmaktan korktukları için kalabalıkların o sağır edici gürültüsüne sığınırlar. Biz ise o odaya kendi rızamızla girer, namluları kendimize çevirir ve kendi külümüzden kendi ateşimizi harlarız. Bir başkasının onayına, alkışına veya sahte bir "nasılsın" sorusuna ihtiyaç duymadan kanamayı öğrenmek, insanın yeryüzündeki en çetin sınavıdır.
Bırakın; sokaklar onların, bitmek bilmeyen o sahte meclisler onların olsun. Biz bu dünyaya, herkesin geçtiği o aşınmış yollardan yürümeye değil, kendi patikamızda kaybolmaya geldik. Bize, kimsenin ayak basmadığı o "kendi" coğrafyamızın haysiyetli sessizliği yeter.
Mehmet Öztürk ( Asabe )
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.