EKSİKLİĞİN COĞRAFYASI
13 Mayıs 2026, Çarşamba 12:52Birini kaybetmek, sadece bir sesin susması ya da bir yüzün silinmesi değildir; insanın kendi içindeki o silik haritanın paramparça olmasıdır. Artık her adımda bastığınız yer boşluk, her nefeste soluduğunuz hava biraz daha eksiktir. Bir ceketin boş kalan kollarında, bir masanın yetim duran köşesinde hep o aynı sızı: "Buradaydı." Daktilonun mürekkebi bitse dert değil, kağıdı değiştiririz; ama gidenin bıraktığı o sessizliği hangi kelimeyle doldurabiliriz, hangi cümleyle ayağa kaldırırız ?
İnsanlar birer yabancı gibi izliyorlar bu yangını. Teselli niyetine kurdukları her cümle, aslında o yokluğu bir kez daha yüzümüze çarpan birer tokat. "Zamanla geçer," diyorlar, sanki kalbimizdeki o koca gedik bir mevsimlikmiş gibi. Gözleriyle ölçüyorlar bizi; "Bak, hâlâ eksik, hâlâ toparlanamadı," diyen o iğneleyici acıma duygusuyla... Her sustuğumuz yerde onlar o kaybın adını anıyor, her gülmeye yeltendiğimiz an o eksikliği bir idam hükmü gibi boynumuza asıyorlar. Kimse de demiyor ki; bu omuzlar bu enkazı kaldırmaya yetmez.
Şimdi pencere kenarında, her türlü hatıraya amade bir halde beklerken anlıyorum; gidenin yeri dolmuyor, sadece o boşlukla yaşamanın, o buz gibi sanatına alışılıyor. İnsan, sevdiğini kaybettiğinde sadece bir kişiyi değil, kendi dünyasının yarısını da toprağa veriyormuş.
Onun eksikliğini bir ayıp gibi yüzümüze vuranlara inat, o boşluğun kutsallığını bir hırka gibi sırtımıza geçirip yürümek zorundayız.. Çünkü bazen birinin yokluğu, geri kalan herkesin varlığından daha büyük bir yer kaplıyor insanın kalbinde. Ve bizler, o görünmez mezarları içimizde taşıyan, her adımda o ağırlıkla biraz daha eğilen ama asla yıkılmayan o mahzun yolcularız.
MEHMET ÖZTÜRK
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.