Tatar Cam
Şanlıurfa
15 Ocak, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    41.61
  • EURO
    48.95
  • ALTIN
    5167.0
  • BIST
    11.012
  • BTC
    114619.61$

BÜYÜK DOĞU'NUN MİMARI

06 Kasım 2025, Perşembe 21:17

Necip Fazıl'da Felsefe Edebiyatın Neresinde Durur?

 

Edebiyatı çoğu zaman estetiğin, yani "güzel olanın" korunaklı bir sığınağı olarak düşünürüz. Kelimelerin en zarif dizilimi, duygunun en lirik ifadesi...

Peki ya edebiyat, bu korunaklı sığınak olmaktan çıkıp bir "cephe"ye dönüştüğünde ne olur?

Kelimeler estetik bir haz aracıyken, bir anda varoluşsal bir mücadelenin "silahı" haline geldiğinde, elimizde tuttuğumuz şeyin adı hâlâ basitçe "edebiyat" mıdır?

 

 

Necip Fazıl külliyatının kapısını araladığımızda, karşımızda duranın sadece bir dil virtüözü olmadığını hemen fark ederiz. Elbette, "Kaldırımlar"daki o sarsıcı teknik, heceyi bir çelik yay gibi gerip bırakmasındaki ustalık... Sadece bunlarla yetinmiş olsaydı bile, adı yine devlerin yanına yazılırdı.

Ne var ki, Necip Fazıl'da 'estetik' hiçbir zaman nihai amaç mertebesine yükselmemiştir; o, daha ziyade, bir 'araç' olarak işlev görür. Peki neyin aracı? Belki de tam burada, felsefe, o bildik edebi metnin kapısını zorlayarak içeri sızar. Onun anladığı felsefe: Batı'nın akademik koridorlarındaki soyut bir düşünce jimnastiği değil, bizzat "çile"nin, o "metafizik ürperti" dediği şeyin kendisidir. "Ben kimim?", "Nereden?", "Nereye?"... Bu en temel, en yakıcı soruların peşine düşmektir.

Kısacası, Kısakürek'in kalemi, bu felsefi arayışın, o "Mutlak Hakikat" dediği şeye duyduğu şiddetli ve uzlaşmaz bir arzunun dışavurumundan ibarettir.

Felsefeyi onun metinlerinde bir süs, sonradan eklenmiş bir entelektüel çeşni sanmayın. O, binayı ayakta tutan çimentonun ta kendisidir. 'Çile'deki şiirlerin çoğu estetik bir keyfiyetten değil, felsefi bir sancıdan doğmuştur. "Reis Bey"i düşünün; "merhamet" kavramının adeta bir otopsisidir. Ya da "Bir Adam Yaratmak"; varoluşsal bir krizin sahneye konmuş en net, en acımasız halidir.

Burada durup sormak gerekir: Felsefenin bu denli baskın, bu denli hükmeden bir rolde olması, edebiyatın o narin yapısını zedeler mi?

Genellikle, edebiyatı felsefi bir tezin "sözcüsü" yapmak, eserin estetik kanatlarını kırar. Fakat Necip Fazıl, bu tehlikeli eşiği farklı bir yolla aşar, sanki.

O, felsefeyi "anlatma" zahmetine girmez, onu doğrudan "yaşatır". Düşünceyi, buz gibi bir mantık dizgesi halinde önümüze koymaz; aksine, bir volkan gibi patlayan, yakıcı, derimizi soyan bir duyguya dönüştürür. Onun şiirindeki 'düşünce' bu yüzden hissiz bir akıl yürütme değil, 'hisseden bir akıl'dır.

Birçok şair, kelimelerle "OYNAR". Necip Fazıl ise kelimelerle "DÖVÜŞÜR". Çünkü onun için mesele, güzel bir dize kurmanın çok ötesinde, o dizenin bir "dava"ya hizmet etmesidir.

 

Nihayetinde, Necip Fazıl'da felsefe, edebiyata sadece bir 'omurga' vermemiştir; aynı zamanda onu bir 'dava'nın, bir 'fikir' ve 'inanç' mücadelesinin sarsılmaz kalesi yapmıştır. Felsefe, onun eserlerine sadece derinlik değil, aynı zamanda ağır, tok bir 'yön' kazandırmıştır. Belki de onu asıl nadir kılan, estetikten ödün vermeden 'fikri' bu denli güçlü söyleyebilen o 'dava' şairliğidir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.