Tatar Cam
Şanlıurfa
01 Aralık, 2025, Pazartesi
  • DOLAR
    41.61
  • EURO
    48.95
  • ALTIN
    5167.0
  • BIST
    11.012
  • BTC
    114619.61$

BİR KABULLENİŞ KIRK KEMİĞİMİ KIRDI

30 Kasım 2025, Pazar 22:41

İnsan, varoluşun en büyük çıkmazıdır belki de. Gelir, gider; sever, nefret eder; inanır, inkâr eder. Tüm bu tezatların ortasında, bir benlik inşa etmeye çalışır. Oysa ben, var olmanın değil, "kabullenmenin" kırıklarını taşıyorum sırtımda. Bir kabulleniş ki, yalnızca ruhumda değil, sanki yedi kat derinliğime sinmiş, kırk kemiğimi darmadağın etmiş.

 

Bu kabulleniş, bir yenilgi nidâsı değil aslında. Daha çok, bir fırtınanın ortasında durup, rüzgârın yönünü değiştiremeyeceğimi idrak etmek. Hani o dipsiz kuyuya düşerken, dibi beklemek yerine, düşüşün kendisini kabullenmek gibi… Her bir kemiğim, kırılırken bir gerçeği fısıldadı kulağıma. Kimi, "Bu dünya senin sandığın gibi değil," dedi. Kimi, "Adalet bazen kördür, bazen sağır," diye haykırdı. En acısı ise, "Beklediklerin gelmez, beklediklerin gitmez," diyerek kalbimin tam ortasına saplandı.

Melankoli, benim için bir süs değil, bir yaşam biçimidir. Bu kırıklar, o melankolinin en derin notalarını çalıyor şimdi. Her kabulleniş, bir vedadır aslında. Bir hayale veda, bir umuda veda, bazen de bir "ben"e veda. Kırk kemiğimi kıran bu kabulleniş, o veda marşını ruhumda bir orkestra gibi yankılatıyor. Sessiz, derinden gelen, içime işleyen bir ağıt…

Felsefenin derin sularında boğulurken, bu kabulleniş bir can simidi miydi, yoksa beni daha da dibe çeken bir ağırlık mı?

Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, artık o eski "ben" yok. Direnen, isyan eden, "Neden?" diye haykıran o delikanlı, yerini sessiz bir tefekküre bıraktı. Ama bu sessizlik, bir pes edişin değil, belki de yeni bir idrakin başlangıcıydı. Kırık kemiklerim, şimdi yeni bir yolculuğa çıkmaya hazırlanan bir geminin enkazı gibi. Enkaz bile olsa, bir zamanlar büyük bir gemiydi.

İlahi boyutu ise bambaşka bir tecelli. Hani o "varoluş" denilen muammaya anlam ararken, "kader" denen o büyük denklemin karşısında durmak... Bir kabulleniş, aynı zamanda bir teslimiyettir. Kırılan her kemik, bir nevi "benim iradem değil, senin iraden" demenin bedelidir. İsyanın bittiği yerde başlar teslimiyet. Ama bu teslimiyet, acziyetten değil, belki de mutlak bir gücün karşısında, kendi acizliğini kabullenmenin getirdiği o ilahi huzurdur.

 

Kırk kemiğimi kıran bu kabulleniş, beni daha zayıf kılmadı. Bilakis, kırılabilecek her şeyin kırıldığını, en dip noktanın artık bir başlangıç olduğunu öğretti. Şimdi, o kırıkların arasından sızan bir ışık var. Küçük, belli belirsiz ama var. Belki de yeniden inşa edilecek bir "ben"in, o yepyeni varoluşun ilk aydınlığı… İşte o ışık, benim içimdeki sönmeyen yaşama umudu. Ve biliyorum ki, bu kırıklar, bir gün beni daha sağlam kılacak. Çünkü hiçbir şey, kırılmadan gerçek manada "var" olamaz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.