Zorbalık Okulda Değil, Evde Başlar
18 Nisan 2026, Cumartesi 14:11
Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram var: akran zorbalığı…
Okullarda artan şiddet, çocukların birbirine karşı daha sert, daha kırıcı ve daha tahammülsüz hale gelmesi…
Her olayın ardından aynı soru soruluyor:
“Bu çocuklar neden böyle?”
Oysa asıl sorulması gereken soru biraz daha derin:
Bir çocuk neden zorba olur?
Çünkü hiçbir çocuk zorba olarak doğmaz.
Zorbalık, öğrenilen bir davranıştır.
Ve çoğu zaman bu öğrenme, okul sıralarında değil, evin sessiz köşelerinde başlar.
Bir çocuğun ilk okulu evidir.
Sevginin ne olduğunu, saygının sınırlarını, gücün nasıl kullanılacağını ilk orada öğrenir. Bu nedenle evde yaşanan her duygu, çocuğun dış dünyadaki davranışlarına bir yansıma olarak geri döner.
Ancak burada çoğu zaman fark edilmeyen bir gerçek vardır: Şiddet her zaman görünür değildir.
Bağırmak, cezalandırmak ya da fiziksel müdahale… bunlar şiddetin en bilinen yüzleridir. Oysa bir de daha sessiz, daha incelikli ama çok daha derin izler bırakan bir türü vardır: görünmeyen şiddet.
Sürekli eleştirilen, kıyaslanan, duyguları yok sayılan, değersiz hissettirilen bir çocuk… zamanla kendi iç dünyasında bir kırılma yaşar. Sevilmenin koşullara bağlı olduğunu öğrenir. Kabul görmek için ya kendini bastırır ya da gücü yanlış yerde aramaya başlar.
İşte bu noktada zorbalık bir davranış olmaktan çıkar, bir mesaj haline gelir.
Zorbalık yapan çocuk çoğu zaman güçlü değildir. Aksine, kırılgandır. İçinde biriken öfkeyi, değersizlik hissini ve görülmeme duygusunu taşıyamadığı için, bunu başkası üzerinden ifade eder. Çünkü öğrendiği şey şudur:
“Güçlü olmak için başkasını küçültmeliyim.”
Oysa bu bir güç değil, bir savunma biçimidir.
Bu nedenle zorbalığı yalnızca okulda çözmeye çalışmak, sorunun kökünü görmemek anlamına gelir. Disiplin cezaları ya da yüzeysel müdahaleler, davranışı geçici olarak durdurabilir; ancak altında yatan duyguyu değiştirmez.
Çünkü mesele davranış değil, duygudur.
Ve o duygu çoğu zaman evde şekillenir.
Çözüm de bu yüzden yine evde başlar.
Bir çocuğu gerçekten dinlemek…
Onu olduğu haliyle kabul etmek…
Sevgiyi şartlara bağlamamak…
Sınır koyarken incitmemek…
Bunlar küçük gibi görünen ama bir çocuğun yaşamını ve dolayısıyla bir toplumun geleceğini belirleyen büyük adımlardır.
Unutulmamalıdır ki, sevgiyle büyüyen bir çocuk, başkasına zarar vererek kendini var etmeye ihtiyaç duymaz.
Bugünün çocukları, yarının yetişkinleridir.
Onların kalbine ne ekersek, toplumda onun karşılığını görürüz.
Eğer evde sevgi varsa, okulda zorbalık değil empati büyür.
Eğer evde anlayış varsa, toplumda şiddet değil merhamet çoğalır.
Ve belki de en önemli gerçek şudur:
Zorbalık bir davranış değildir; bir çağrıdır.
Ve o çağrının sesi, çoğu zaman evden gelir.
Özden öze..
E.Çicek
Uzm.Psk.&Akademisyen
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.