Tatar Cam
Şanlıurfa
19 Nisan, 2026, Pazar
  • DOLAR
    44.55
  • EURO
    52.16
  • ALTIN
    6916.6
  • BIST
    12.922
  • BTC
    71727.839$

SIRRIN KAYBOLAN İHTİŞAMI

18 Nisan 2026, Cumartesi 20:21

İnsanoğlunun göğüs kafesi, eskiden ulaşılamaz bir kaleden farksızdı. İçeride kopan fırtınaları, kanayan yaraları yahut filizlenen umutları uluorta faş etmek, ruhun namusuna ihanet sayılırdı. Bugün ise o mahrem kapılar ardına kadar kırılmış, herkes kendi uçurumunu meydanlarda sergilemenin telaşına düşmüş durumda. Saklamanın, gizlemenin ve içe atmanın o vakur duruşu; yerini doymak bilmez bir teşhir krizine bıraktı. Acısını bağırmayanın dertli olduğuna, sevdasını yedi düvele ilan etmeyenin yürekten sevdiğine inanılmıyor artık.

Dışarıdan bakıldığında kusursuz işleyen, parıltılı bir çark var ortada. Lakin bu çark, insanın iç dünyasını öğüterek besleniyor. Yaşanan her anı, dökülen her gözyaşını birilerinin onayına sunmak, kendi varlığını başkasının bakışlarıyla ispat etmeye çalışmak nasıl bir yoksulluktur? Oysa hakiki keder, dilsizdir. Gerçek bir yara, kalabalıkların önüne çıkıp merhamet dilenmez; o kendi köşesinde, kendi kanıyla kabuk bağlamayı seçer. İnsanlar sahip oldukları sırları anlattıkça hafifleyeceklerini sanıyorlar; bilakis, ağızdan çıkan her mahrem kelime, sahibinin haysiyetinden koparılmış bir parçadır.

Gözden kaçırılan en büyük hakikat şudur: Bir adamın şahsiyetini kurduğu cümleler değil, yutkunduğu kelimeler inşa eder. Dillendirilmeyen o keskin sızı, başkalarından sakınılan o kıymetli tebessüm, insanın asıl omurgasıdır. Göğüs denilen yer, sadece nefes alıp vermeye yarayan etten bir körük değildir; orası, kimseye söylenmemiş yeminlerin, ihanete uğramış emellerin gömüldüğü eşsiz bir mahzendir. Rüzgâra savrulan sözler havada asılı kalıp buharlaşır ama yutkunarak o mahzene indirdiğin her dert, seni biraz daha sen yapar.

Kalemin asıl kudreti de işte tam bu noktada başlar. Usta bir kalem erbabı, gördüğü yahut hissettiği her şeyi arsızca kâğıda döken basit bir tutanakçısı olamaz. Edebiyat, neyi yazacağından çok, neyin üstünü çizeceğini ve neyi kendine saklayacağını bilme sanatıdır. Bazen sayfalar dolusu feryadın yapamadığını, sonuna konulmuş üç noktanın o dilsiz acısı yapar. Bizler, o gürültülü caddelerden başımız öne eğik geçerken, aslında ceplerimizde kimsenin ağırlığını tahmin bile edemeyeceği o kimsesiz sırları taşırız. Kavgamız, her şeyi kaba bir aydınlığa boğan bu düzene karşı, gölgenin ve gizemin asaletini koruma kavgasıdır.

Bırakalım, o doymak bilmez kalabalıklar kendi yankılarında ve sahte tebessümlerinde boğulsunlar. Onlar bir alkışın ve anlık bir onayın peşinde koşarken, biz kilit vurulmuş o kapıların ardında kendi karanlığımızla yüzleşmeye devam edeceğiz. Çünkü sokağa dökülmüş bir sevincin ömrü kelebek kadardır; lakin saklanmış bir hüznün ihtişamı, sahibinin nefesi tükenene dek bâki kalır.

MEHMET ÖZTÜRK

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.