Tatar Cam
Şanlıurfa
18 Nisan, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    44.55
  • EURO
    52.16
  • ALTIN
    6916.6
  • BIST
    12.922
  • BTC
    71727.839$

Türkiye Cumhuriyeti Ve Tek Rejimi Sistemi

17 Nisan 2026, Cuma 18:02

Türkiye, tarihinin en kritik kırılma noktalarından birinde yanlış bir tercih yapmış; kuvvetler ayrılığını zayıflatan, denge ve denetimi ortadan kaldıran “tek merkezli” bir yönetim anlayışına sürüklenmiştir. Bugün yaşanan ekonomik daralma, toplumsal huzursuzluk ve kurumsal çöküş; bu tercihin kaçınılmaz sonucudur.

Eğer mutlak güç tek elde toplanmanın adı “ideal yönetim” olsaydı, Mustafa Kemal Atatürk millet egemenliğine dayalı bir cumhuriyet inşa etmezdi. O, yetkinin bir kişide değil; milletin iradesinde vücut bulması gerektiğini biliyordu. Çünkü tarih göstermiştir ki; sınırsız yetki, sınırsız hatayı beraberinde getirir.

Bugün ise gerçekler nettir:
Başkanlık sistemi, vaat ettiği hiçbir istikrarı sağlayamamış; aksine devleti zayıflatmış, halkı yoksullaştırmış, geleceği belirsizliğe sürüklemiştir. Ülkenin üretim gücü gerilemiş, tarım ve hayvancılık çökme noktasına itilmiş, doğal kaynaklar hoyratça tüketilmiş, milli varlıklar adeta elden çıkarılmak için yarışa sokulmuştur.

Daha da vahimi; adalet duygusu aşınmış, ifade özgürlüğü daralmış, vatandaşın canı ve malı üzerindeki güven duygusu zedelenmiştir. Bir devlet, kendi halkını koruyamıyorsa; o sistemin meşruiyeti tartışmaya açılmış demektir.

Bu yalnızca bugünün iktidarının sorunu değildir. Bu sistem; yarın kim gelirse gelsin aynı tıkanmayı, aynı keyfiyeti ve aynı savrulmayı üretmeye mahkûmdur. Çünkü sorun kişiler değil, sistemin kendisidir.

Devlet yönetimi keyfiyetle değil; ilkeyle, hukukla ve akılla yürütülür. Laiklik ise bu düzenin teminatıdır. Din ile devlet işlerinin iç içe geçtiği her yerde, adalet yara alır, toplum bölünür, devlet zayıflar. Bu, tarihin defalarca kanıtladığı bir gerçektir.

Artık açıkça görülmelidir:
Bu sistem sürdürülebilir değildir.
Bu sistem adil değildir.
Bu sistem Türkiye’yi ileriye taşımaz.

Yapılması gereken bellidir:
Güçlendirilmiş parlamenter sisteme derhal dönülmeli, kurumlar yeniden ayağa kaldırılmalı, denge ve denetim mekanizmaları işler hale getirilmelidir.

Aksi halde; bu ülke, yönetim adı altında kurulan bu dar yapının içinde nefessiz kalacak, ekonomik, sosyal ve ahlaki çöküş daha da derinleşecektir.

Ve son olarak:
Yaşanan acılar karşısında sorumluluk makamında bulunanların sessiz kalması kabul edilemez. İhmalin, liyakatsizliğin ve denetimsizliğin bedelini masum insanlar öderken; görevde kalmak bir hak değil, açık bir sorumluluktan kaçıştır.

İstifa bir zayıflık değil, erdemdir.
Hesap vermek bir lütuf değil, zorunluluktur.

Bu millet sahipsiz değildir.
Ve bu düzen değişmek zorundadır.

Gülper YILMAZ

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.