Tatar Cam
Şanlıurfa
15 Ocak, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    41.61
  • EURO
    48.95
  • ALTIN
    5167.0
  • BIST
    11.012
  • BTC
    114619.61$

Paylaşan Bir Dünya Mümkün mü?

16 Kasım 2025, Pazar 18:38

Çocukların dünyasında paylaşmak… Basit bir davranış gibi görünse de insan ilişkilerinin en güçlü mayasını oluşturan temel bir beceridir aslında. Bir çocuğun elindeki oyuncağı bir başka çocuğa uzatması yalnızca birkaç saniyelik bir jest değildir gelecekte kuracağı ilişkilerin geliştireceği empati duygusunun ve toplum içinde üstleneceği sorumluluk bilincinin ilk işaretidir.

Bugün parkta oynayan çocukları izlediğimizde paylaşmanın doğuştan gelen bir özellik olmadığını çok net görebiliriz. Bir çocuğun oyuncak arabasını sıkı sıkıya tutuşu “Benim!” diye bağırırken gözlerinde beliren o kararlılık aslında içgüdüsel bir sahiplenme davranışıdır. Fakat zaman geçtikçe çevresinden gördükleriyle ve model aldığı yetişkinlerle bu davranışın değiştiğine şahit oluruz. “Birlikte oynayalım mı?” demeyi öğrenen çocuk yalnızca bir cümle kurmaz sosyal dünyanın kapısını aralar.

Peki bu dönüşüm nasıl gerçekleşir? İşte burada ailelerin rolü tartışılmaz bir önem taşır. Çocuk için hayatın ilk sahnesi evdir. Sofrada paylaşılan ekmek kardeşle ortak kullanılan oda bir büyüğe uzanan yardım eli… Tüm bu davranışlar çocuğun zihninde ve kalbinde iz bırakır. Çünkü çocuk yetişkinlerin söylediklerinden önce onların davranışlarını kopyalar. “Paylaşmak güzeldir” demek önemlidir  ama paylaşmayı bizzat yaşamak ve yaşatmak çok daha öğreticidir.

Aileler çoğu zaman iyi niyetle çocuk paylaşmakta zorlanınca hemen müdahale eder: “Hadi ver arkadaşına.” Oysa paylaşmanın gerçek anlamını kavrayabilmesi için çocuğun kendi kararını verebilmesi gerekir. Biraz düşünmesi bazen duraksaması hatta kimi zaman paylaşmak istememesi bile gelişim sürecinin doğal bir parçasıdır. Çocuk paylaşmanın bir görev olmadığını aksine sevgiyle yapılan bir davranış olduğunu hissederse ona değer yükler. Zorla paylaştırılan oyuncak empatiyi öğretmez sadece itaat etmeyi öğretir.

Unutmamak gerekir ki paylaşmak yalnızca somut nesnelerle ilgili değildir. Çocuklar duygularını, düşüncelerini hayal kırıklıklarını sevinçlerini de paylaşmayı öğrenmelidir. Bir çocuğun eve geldiğinde yaşadığı bir olayı anlatabilmesi üzüldüğünü söyleyebilmesi ya da bir başarıyı coşkuyla anlatması da paylaşmanın bir parçasıdır. Duygusal paylaşımı gelişen çocuk iç dünyasını tanır kendini ifade edebilme becerisi kazanır ve bu beceri yaşam boyu karşısına çıkan hemen her kapıyı açar.

Bugün toplumda karşılaştığımız pek çok sorunun temelinde empati eksikliğinin yattığını söylüyoruz. Peki empati nerede doğar? İşte tam da çocuklukta… Kendi oyuncağını paylaşan bir çocuk aslında arkadaşının sevincini de paylaşır. Birlikte oynadığı oyun işbirliğini öğretir. Oyun sırasında yaşanan küçük anlaşmazlıklar uzlaşma kültürünün ilk adımıdır. Ve tüm bunlar ileride vicdanı güçlü başkalarının haklarına saygı duyan bireylerin yetişmesine zemin hazırlar.

Eğitimcilerin de bu süreçte büyük bir payı var. Okullarda yapılan grup etkinlikleri ortak proje çalışmaları ya da takım oyunları paylaşma kültürünü besler. Bir sınıfın aynı anda tek bir boya setini kullanmaya çalışması bile başlı başına sosyal bir öğrenme deneyimidir. Öğretmen paylaşmayı hatırlatan bir sessiz rehber olduğunda çocuklar bu davranışı içselleştirir.

Toplum olarak da çocuklara sunduğumuz rol modeller büyük önem taşıyor. Trafikte birbirine yol vermeyen kamusal alanlarda “önce ben” diyen en küçük anlaşmazlıkta tartışmayı büyüten yetişkinlerin davranışları çocuklara ne yazık ki olumsuz örnek teşkil ediyor. Oysa çocukların paylaşmayı öğrenebilmesi için önce yetişkinlerin paylaşmayı hatırlaması gerekiyor. Çünkü toplumun aynası çocuk değildir çocuk, toplumun  kendisidir.

Paylaşmayı öğretmek çocukların karakterini güçlendirdiği kadar geleceğe dair umutlarımızı da yeşertir. Bir çocuğun elindeki oyuncağı uzattığı o küçücük an belki de yarının daha adil daha anlayışlı daha dayanışmacı bir dünyanın habercisidir.

Ve işin en can alıcı tarafı şu Çocuklara paylaşmayı öğretmek istesek de istemesek de onlar bizim yaşadıklarımızı izleyip öğreniyorlar. Bu nedenle asıl soruyu kendimize sormalıyız

Biz yetişkinler olarak çocuklara nasıl bir paylaşma kültürü miras bırakıyoruz?

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.