Şanlıurfa
15 Ekim, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    44.55
  • EURO
    52.16
  • ALTIN
    6916.6
  • BIST
    12.922
  • BTC
    71727.839$

BEN KİMİN SESİYİM?

21 Eylül 2026, Pazartesi 20:19

Bir köşe yazarı ne iktidarın sözcüsü olmalı ne muhalefetin kalemi… Asıl mesele, sokağın sesini duyurabilmektir.

Bugüne kadar çok şey yazdım.

Kimi zaman bir vatandaşın şikâyetini, kimi zaman bir mahallenin yıllardır çözülmeyen sorununu, kimi zaman eğitimdeki eksikleri, ulaşımı, altyapıyı, çevreyi, ekonomiyi, gençlerin geleceğini yazdım.

Bazen belediyeyi eleştirdim, bazen yapılan doğru bir işin hakkını teslim ettim.

Çünkü benim için gazetecilik; birilerini alkışlamak ya da birilerini sürekli eleştirmek değildir.

Gazetecilik, gördüğünü yazabilmektir.

Benim yazılarımın merkezinde hiçbir zaman makamlar olmadı.

İnsanlar oldu.

Tüm Türkiye,ve Bursa'nın sokakları oldu.

Esnafı, öğrencisi, emeklisi, çalışanı, kadını, çocuğu, engellisi oldu.

Bir gün BUSKİ ve su faturalarını konuştuk. Başka bir gün hastane yolunu, ulaşımı, dolmuşları, terminal meselesini gündeme getirdik.

Elektrik kesintilerini sorduk.

Okullardaki temizlik ve personel sorunlarını sorguladık.

Öğrenciler ilçeye geliyor ama yurt sorunu var dedik.

Yaya yollarını, engelli vatandaşların önündeki engelleri, trafik sorununu, altyapıyı ve çevre meselelerini yazdık.

İznik Gölü'nü konuştuk.

Keramet Ilıca'yı konuştuk.

Taş ocaklarını, yolları, kazaları ve vatandaşın güvenliğini konuştuk.

Çünkü bütün bu meselelerin ortak bir noktası vardı:

Bunlar vatandaşın hayatına dokunuyordu.

Bazen bir yazı tepki çekti.

Bazen “neden bunu yazdın?” diye soruldu.

Bazen de “neden bunu daha önce yazmadın?” denildi.

Ama gazetecilik biraz da budur.

Herkesi memnun etmeye çalışırsanız, sonunda kimsenin gerçek sorununu yazamazsınız.

Benim derdim kimseyle kişisel mücadele etmek değil.

Benim derdim makamlarla kavga etmek değil.

Benim derdim siyaseti bir taraf seçme yarışına çevirmek hiç değil.

Benim derdim, sorun varsa sorunu söylemek; çözüm varsa çözümü anlatmak.

Bir belediye başkanı doğru bir iş yaptığında bunu da söylemek gerekir.

Eksik yaptığında da sormak gerekir.

Bir siyasi parti doğru bir öneri getirdiğinde bunu görmezden gelmek gazetecilik değildir.

Yanlış gördüğümüzde eleştirmek de düşmanlık değildir.

Çünkü demokrasi, sadece alkışlamakla değil; soru sormakla, eleştirmekle ve hesap sorabilmekle güçlenir.

Bugün   Türkiye'nin,Bursa'nın ve  Orhangazi'nin  önünde çok sayıda mesele var.

Trafik…

Ulaşım…

Öğrencilerin barınma sorunu…

Yaya ve engelli erişimi…

Altyapı…

Çevre…

İznik Gölü…

Eğitim…

Gençlerin geleceği…

Ve elbette vatandaşın geçim sıkıntısı.

Bunların hiçbirisi bir siyasi partinin tekelinde değildir.

Bunlar Orhangazi'nin meseleleridir.

Bu nedenle artık sadece “kim yaptı?” sorusunu değil, “neden hâlâ yapılmadı?” sorusunu da sormamız gerekiyor.

Bir ilçenin geleceği yalnızca festival programlarıyla, açılışlarla ve protokol fotoğraflarıyla ölçülemez.

Şehrin gerçek fotoğrafı sabah işe giden vatandaşın yolunda, öğrencinin kaldığı evde, yaşlının hastaneye ulaşımında, engelli vatandaşın kaldırıma çıkabilmesinde, esnafın kepenk açtığında yaşadığı ekonomik tabloda görülür.

Asıl başarı, vatandaşın hayatını kolaylaştırmaktır.

Ben bundan sonra da yazmaya devam edeceğim.

Bazen sert olacak.

Bazen düşündürecek.

Bazen rahatsız edecek.

Ama kişiselleştirmeden…

Hakaret etmeden…

Önyargıyla hareket etmeden…

Ve mümkün olduğunca çözümü de göstererek.

Çünkü bu şehir hepimizin.

Bu ülke hepimizin.

Ve gazetecinin görevi, kendisine alkış tutacak insanları çoğaltmak değil; halkın sesini duyurmaktır.

Ben kimsenin gazetecisi değilim.

Ben herhangi bir makamın sözcüsü değilim.

Ben herhangi bir siyasi partinin kalemi değilim.

Ben gördüğünü yazan, duyduğunu araştıran ve doğru bildiğini kamuoyuyla paylaşan bir gazeteci olmaya devam edeceğim.

Çünkü bazen bir köşe yazısı yalnızca bir yazı değildir.

Bir vatandaşın sesidir.

Bir annenin feryadıdır.

Bir öğrencinin beklentisidir.

Bir esnafın derdidir.

Bir yaşlının talebidir.

Bir çocuğun geleceğidir.

Ve eğer bir yazı bunlardan birinin sesini duyurabiliyorsa, işte o zaman gerçek anlamda bir işe yaramış demektir.

Doğruya doğru, yanlışa yanlış.

Gerisi teferruat.

ERKAN SEZGİN 
GAZETECİ KÖŞE YAZARI

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.