<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Demiroğlu Haber</title>
        <link>https://www.demirogluhaber.com/</link>
        <description>Demiroğlu Haber</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Kayıp Çocukluk</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kayip-cocukluk-59</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kayip-cocukluk-59</guid>
                <description><![CDATA[Kayıp Çocukluk]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Burada saçlarım bitlendi yine,<br />
Ekmek sert, su da soğuk içilene.<br />
En büyüğümüz on altı yaşında,<br />
Ben benden korkarım bazen, bile.</p>

<p>Bir de yaşlı biri var, nöbet tutar,<br />
Kılları beyaz, suratı duvar.<br />
Her sabah bağırır, küfreder bana,<br />
Gardiyan amca, nere bura ?</p>

<p>Bir annem vardı, gözleri yeşil,<br />
Beni severdi, şimdi sessiz mi?<br />
Rüyama giriyor bazen gizli,<br />
“Üşüme oğlum” diyor, gerçek mi?</p>

<p>Bu duvarlar konuşmaz, taş donmuş,<br />
Zincirler paslı, umut solmuş.<br />
Küçüğüm daha, suçum ne olmuş?<br />
Gardiyan amca, söylesene, olmuş mu?</p>

<p>Pencere yok, ama gök aklımda,<br />
Bir kuş geçer bazen, uzak, hızla.<br />
Belki özgür, belki benim yerime,<br />
Uçar gider annemin yanına.</p>

<p>Gardiyan amca, ses ver bana,<br />
Var mı dışarıda bir dünya?<br />
Ben büyür müyüm bu karanlıkta,<br />
Yoksa çocuk kalır mı yürek, burada?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 13:31:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞAMIN HIZI ÖLÇÜLMEZ</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamin-hizi-olculmez-58</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamin-hizi-olculmez-58</guid>
                <description><![CDATA[YAŞAMIN HIZI ÖLÇÜLMEZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yavaşlamak mümkün mü?</p>

<p>İnsan, hayatın hızına kapılmış bir pervane gibi dönüp duruyor. Aynı daire içinde, aynı telaşla… Ne gerçek bir haz alabiliyor, ne mutluluğu tadabiliyor, ne de huzuru bulabiliyor. Peki neden?</p>

<p>Çünkü insanoğlu azla yetinmeyi unuttu. Göz doymadı, gönül doymadı. “Daha fazla” hırsı, “daha çok” isteğiyle birleşti; mal dedi, mülk dedi, para dedi… Ve en acısı, sadece kendisi için yaşarken başkalarının hayatını da zorlaştırdı.</p>

<p>Oysa doğa; tüm cömertliğiyle insana sunduğunu esirgemedi. Arıdan çiçeğe, topraktan suya kadar her şey yeterliydi. Ama birileri çıktı, “köyleri bırakın, şehre gelin” dedi. İşte kırılma noktası tam da buydu.</p>

<p>Tarım geriledi, üretim azaldı. Fabrikalar kapandı ya da el değiştirdi. Yapılan yolların ardında başka hesaplar konuşuldu. Şehir hastaneleri kuruldu ama içindeki sistem tartışılır hale geldi. Tekstil gibi güçlü bir sektör başka ülkelere kaydırıldı. Ekonomi daraldı; kredi borçları arttı, insanlar geçinemez hale geldi.<br />
Tüm bunlar olurken halkın sesi giderek kısıldı. İktidar koltuğunu koruma derdinde, muhalefet ise konumunu kaybetmeme telaşında. Olan yine vatandaşa oldu.</p>

<p>Bugün geldiğimiz noktada, sanki yönünü kaybetmiş bir gemi gibiyiz. Suyun üzerinde sürükleniyoruz ama hangi kıyıya vuracağımız belirsiz.<br />
Bu gidiş, tarihin bazı kırılma anlarını hatırlatıyor. II. Abdülhamid döneminin son yıllarındaki o belirsizlik hissi gibi…</p>

<p>Dileğim; bu düşüncelerin birer endişe olarak kalması. Ama unutmayalım, görünen köy kılavuz istemez.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;<br />
Gülper YILMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 18:30:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sürdürülebilir Zihin</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/surdurulebilir-zihin-57</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/surdurulebilir-zihin-57</guid>
                <description><![CDATA[Sürdürülebilir Zihin]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında sürdürülebilirlik denildiğinde akla ilk gelen doğayı korumak geri dönüşüm yapmak ya da enerji tasarrufu sağlamak oluyor. Oysa çoğu zaman gözden kaçırdığımız çok önemli bir alan var zihnimiz. Tıpkı doğa gibi zihin de korunmaya beslenmeye ve dengede tutulmaya ihtiyaç duyar. Çünkü tükenen bir zihin üretkenliğini kaybeder yorulan bir zihin ise ne kendine ne de çevresine gerçek anlamda fayda sağlayabilir.<br />
Sürdürülebilir bir zihin sadece bilgiyle dolu bir zihin değildir. Aynı zamanda duygularını yönetebilen stresle baş edebilen ve kendini yenileyebilen bir yapıya sahiptir. Sürekli uyarana maruz kaldığımız hızlı tüketim alışkanlıklarının hayatımıza hâkim olduğu bu çağda zihnimiz adeta bir “aşırı yüklenme” sorunu yaşamaktadır. Sosyal medya akışları bitmeyen bildirimler sürekli yetişmesi gereken işler ve “geç kalma” korkusu zihinsel enerjimizi farkında olmadan tüketir. Üstelik bu tüketim çoğu zaman görünmezdir fark edildiğinde ise çoğu zaman geç kalınmış olur.<br />
Peki sürdürülebilir bir zihin nasıl mümkün olur?<br />
Öncelikle zihinsel farkındalık geliştirmek gerekir. Gün içinde ne düşündüğümüzü hangi duyguların bizi yönlendirdiğini fark etmek zihinsel sürdürülebilirliğin ilk adımıdır. Çünkü fark edilmeyen düşünceler zamanla birikir ve zihinsel karmaşaya dönüşür. Bu karmaşa ise bireyin hem karar alma süreçlerini zorlaştırır hem de yaşam kalitesini düşürür. Kendine dönüp bakabilen bir birey zihnini yönetme konusunda daha güçlü bir konuma gelir.<br />
İkinci olarak zihinsel “dinlenme” alanları oluşturmak büyük önem taşır. Tıpkı toprağın nadasa bırakılması gibi zihin de zaman zaman boşluklara ihtiyaç duyar. Ancak günümüzde “boş kalmak” çoğu zaman verimsizlik olarak algılanır. Oysa zihnin en yaratıcı olduğu anlar çoğu zaman hiçbir şey yapmadığımız anlardır. Kısa yürüyüşler doğayla temas sessiz bir ortamda oturmak ya da sadece derin bir nefes almak bile zihinsel yenilenmeye katkı sağlar. Bu küçük molalar uzun vadede büyük bir zihinsel direnç oluşturur.<br />
Bir diğer önemli nokta ise bilgi tüketimidir. Her bilgi faydalı değildir. Aksine gereksiz ve yoğun bilgi akışı zihinsel kirliliğe neden olur. Gün içinde maruz kaldığımız içeriklerin büyük bir kısmı bize doğrudan katkı sağlamayan hatta çoğu zaman kaygıyı artıran unsurlardır. Bu nedenle bilgi diyeti yapmak yani neyi ne kadar tüketeceğimizi bilinçli bir şekilde seçmek sürdürülebilir bir zihin için vazgeçilmezdir. Az ama nitelikli bilgi çok ama yüzeysel bilgiden her zaman daha değerlidir.<br />
Sürdürülebilir zihin aynı zamanda duygusal dayanıklılığı da içerir. Hayatın getirdiği zorluklara karşı esnek kalabilmek her düşüşte yeniden ayağa kalkabilmek bu dayanıklılığın bir parçasıdır. Bu noktada bireyin kendine karşı anlayışlı olması hatalarını bir başarısızlık olarak değil bir öğrenme fırsatı olarak görmesi büyük önem taşır. Çünkü<br />
kendine karşı sert olan bir zihin zamanla yorulur ve tükenir. Oysa kendini destekleyen bir iç ses bireyin en güçlü dayanağıdır.<br />
Bununla birlikte sosyal ilişkiler de zihinsel sürdürülebilirliğin önemli bir parçasıdır. İnsan sosyal bir varlıktır ve sağlıklı ilişkiler zihinsel dengeyi korumada kritik rol oynar. Anlaşıldığını hissetmek düşüncelerini paylaşabilmek ve duygusal bağ kurabilmek zihnin yükünü hafifletir. Bu nedenle kaliteli iletişim kurmak sadece sosyal değil aynı zamanda zihinsel bir ihtiyaçtır.<br />
Ayrıca amaç duygusu da zihinsel sürdürülebilirliğin temel taşlarından biridir. Hayatta bir yönü ve anlamı olan bireyler zorluklar karşısında daha dirençli olurlar. Amaçsızlık ise zihinsel dağınıklığı ve motivasyon kaybını beraberinde getirir. Küçük de olsa bir hedefe sahip olmak zihni canlı tutar ve bireyin kendini değerli hissetmesini sağlar.<br />
Son olarak dijital dünyayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden gözden geçirmek gerekir. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken kontrolsüz kullanımı zihnimizi yoran en büyük etkenlerden biri haline gelmiştir. Sürekli ekran başında olmak dikkat süresini kısaltır ve derin düşünme becerisini zayıflatır. Bu nedenle zaman zaman dijital detoks yapmak zihinsel sağlığı korumak adına önemli bir adımdır.<br />
Sonuç olarak sürdürülebilirlik sadece çevreyle ilgili bir kavram değildir insanın iç dünyasını da kapsayan bütüncül bir yaklaşımdır. Sağlıklı toplumlar sürdürülebilir zihinlere sahip bireylerle inşa edilir. Eğer daha üretken daha huzurlu ve daha bilinçli bir yaşam istiyorsak önce zihnimizi korumayı öğrenmeliyiz.<br />
Unutulmamalıdır ki iyi bakılan bir zihin hem kendine hem de dünyaya değer katar. Çünkü sürdürülebilir bir gelecek ancak sürdürülebilir zihinlerle mümkündür.<br />
CEM FATİH AYYÜREK<br />
Eğitimci</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 20:32:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞADIK YAR</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasadik-yar-56</link>
                <author>erkn.sezgin016@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasadik-yar-56</guid>
                <description><![CDATA[YAŞADIK YAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yar, o satır satır mektupların her harfinde bir çığlık gizliydi, ama sen duymadın. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yoluna döktüğüm sular, belki bir nehir olacaktı bize, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yönümüzü değiştirip yeni ufuklara taşıyacaktı; </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lakin sen anlamadın.</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uykusuz gecelerimde yıldızlara fısıldadım adını, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siyahla beyazın arasında kaybolduk, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne renkteydi aşkımız, çözemedik. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Şimdi meçhule yol alıyoruz, </span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sabaha mı yoksa sonsuz bir geceye mi uyanacağız, bilmiyorum. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her cümlemde aradın bir mana, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Satır aralarında kendine yer buldun, ama bulamadın yar, bulamadın... </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belki de aşk, tam da bu anlamamazlıkta saklıydı. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Git, ama unutma: </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Anlamadık, ama yaşadık.</span></span></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ERKAN SEZGİN</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:52:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Memnuniyetsizliğin Psiko-Dinamikleri: Konforlu Bir Esaretin Analizi</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/memnuniyetsizligin-psiko-dinamikleri-konforlu-bir-esaretin-analizi-55</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/memnuniyetsizligin-psiko-dinamikleri-konforlu-bir-esaretin-analizi-55</guid>
                <description><![CDATA[Memnuniyetsizliğin Psiko-Dinamikleri: Konforlu Bir Esaretin Analizi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Gündelik yaşamın gürültüsü içinde en sık duyduğumuz nakarat, doyumsuzluğun o keskin sesidir. Bir klinik psikolog ve akademisyen olarak baktığımda, "memnun olmamayı" sadece dışsal faktörlerin bir sonucu değil, bireyin iç dünyasında geliştirdiği sofistike bir savunma mekanizması olarak görüyorum. Peki, bizler neden bazen huzuru değil de, o huzursuzluğun tanıdık gölgesini seçiyoruz?</p>

<p>​Mutsuzluğun Epistemolojisi ve İkincil Kazançlar</p>

<p>​Psikanalitik açıdan baktığımızda, kronik memnuniyetsizlik çoğu zaman bir "psikolojik zırh" işlevi görür. Eğer hayattan memnun olmazsak, olası başarısızlıklar için hazır bir bahanemiz olur; beklentiyi düşük tutarak hayal kırıklığının yıkıcı etkisinden kendimizi koruduğumuzu sanırız. Buna psikolojide "ikincil kazanç" diyoruz. Memnuniyetsizlik, bireye sorumluluktan kaçma lüksü tanır. "Dünya adaletsiz" veya "Şartlar yetersiz" demek, kişiyi kendi hayatının mimarı olma yükümlülüğünden muaf tutar. Mağduriyet, ne yazık ki eylemsizliğin en güvenli limanıdır.</p>

<p>​Nörobiyolojik Yanılgı: Hayatta Kalma mı, Mutlu Olma mı?</p>

<p>​Beynimiz, evrimsel süreçte "mutlu olmak" için değil, "hayatta kalmak" için optimize edilmiştir. Amigdala, sürekli çevredeki tehditleri tararken, olumsuz deneyimleri olumlulardan daha hızlı ve kalıcı kaydeder. Ancak modern insanın trajedisi, ormandaki kaplanı değil, ofisteki gerginliği veya sosyal medyadaki eksikliği bir hayati tehdit gibi algılamasıdır. Bu durum, bireyi sürekli bir kortizol sarmalına ve dolayısıyla bitmek bilmeyen bir hoşnutsuzluk döngüsüne hapseder.</p>

<p>​Profesyonel Dönüşüm Reçetesi: Bilinçli Bir Seçim Olarak Memnuniyet</p>

<p>​Memnuniyet, her şeyin kusursuz olduğu bir illüzyon değil; bilişsel bir disiplindir. Bu döngüden çıkış için klinik önerilerim şunlardır:</p>

<p>​Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Zihninizin otomatik olarak ürettiği "felaketleştirme" senaryolarını bir veri olarak değil, birer hipotez olarak görün. Kanıt temelli düşünerek, zihinsel çarpıtmalarınızı (ya hep ya hiç, aşırı genelleme) sorgulayın.</p>

<p>​Radikal Kabul ve Kontrol Odaklılık: Değiştiremeyeceğiniz dışsal gerçekliklerle savaşmayı bırakın. Enerjinizi "Etki Alanınıza" yönlendirin. Epiktetos’un dediği gibi; "Bizi üzen olaylar değil, o olaylar hakkındaki düşüncelerimizdir."</p>

<p>​Öz-Şefkatli Farkındalık (Mindfulness): Memnuniyetsizlik ya geçmişin pişmanlığında ya da geleceğin kaygısında yaşar. "Şimdi"nin içine yerleşmek, sinir sistemini regüle etmenin ve zihni otonom moddan çıkarmanın tek yoludur.</p>

<p>​Nöroplastisiteyi Aktif Etmek: Beyin, odaklandığı yönde yapısal olarak değişir. Her gün bilinçli olarak "yolunda giden" ayrıntıları fark etmek, beyindeki mutluluk yollarını fiziksel olarak güçlendirir.</p>

<p>​Sonuç olarak; hayattan memnuniyet duymak, dış dünyadan gelecek bir onay değil, bireyin kendi içsel parçalarıyla yaptığı bir barış antlaşmasıdır. Memnuniyeti seçmek, pasif bir kabulleniş değil, yaşamın kaosu içinde anlamı bulma iradesini gösteren en cesur eylemdir. Dr. Emine Çiçek Uzm. Psk. &amp; Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:05:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cumhuriyet’in Hesabı: Dünle Bugün Arasında Bir Yüzleşme</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/cumhuriyetin-hesabi-dunle-bugun-arasinda-bir-yuzlesme-54</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/cumhuriyetin-hesabi-dunle-bugun-arasinda-bir-yuzlesme-54</guid>
                <description><![CDATA[Cumhuriyet’in Hesabı: Dünle Bugün Arasında Bir Yüzleşme]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye’de Cumhuriyet’i konuşmak, sadece geçmişi anlatmak değildir; bugünü anlamak ve yarını belirlemektir. Çünkü bu devlet, sıradan bir tarihsel sürecin ürünü değil; ağır bedeller ödenerek kurulmuş bir iradenin sonucudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, çoğu zaman sembolik bir adım gibi anlatılır. Oysa gerçekte bu, dağılmış bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkarma iradesinin somutlaşmasıdır. O gün Anadolu’da sadece düşman orduları yoktu; umutsuzluk, cehalet ve içten içe büyüyen ihanet de vardı. Tam da bu ortamda, tarih sahnesine çıkan Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir askeri lider değil; aynı zamanda bir akıl ve gelecek inşa edicisiydi. Onun mücadelesi, sadece cephede kazanılan zaferlerden ibaret değildir. Asıl zafer, bir milleti yeniden ayağa kaldırmak, ona özgüvenini hatırlatmak ve kaderine sahip çıkmasını sağlamaktır. Bugün en çok göz ardı edilen gerçek şudur:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Cumhuriyet bir “seçenek” değildi. Bir zorunluluktu. Ya bağımsızlık sağlanacak ya da bu millet tarih sahnesinden silinecekti. Nutuk bu gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyar. Orada anlatılanlar, sadece bir dönemin hatırası değil; aynı zamanda bugüne ışık tutan bir siyasal bilinçtir. Atatürk’ün “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözü, yalnızca o günün değil, bugünün de en net uyarısıdır. Çünkü tehditler ortadan kalkmış değildir; sadece biçim değiştirmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün Türkiye’de Cumhuriyet’in temel değerleri üzerinden yürüyen tartışmalar, basit fikir ayrılıkları olarak görülemez. Laiklik, adalet ve bağımsızlık gibi kavramların içinin boşaltılmaya çalışılması; aslında Cumhuriyet’in kurucu felsefesine yönelik sistemli bir aşındırmadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Daha açık konuşmak gerekirse:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dün manda ve himaye arayan zihniyet neyse, bugün farklı kavramlar arkasına saklanarak bu ülkenin iradesini zayıflatmaya çalışan anlayış da odur. Bu noktada asıl mesele, bireyler ya da gruplar değil; zihniyet meselesidir. Cumhuriyet’i bir kazanım olarak değil, bir engel olarak gören her yaklaşım, bu ülkenin geleceği açısından ciddi bir risk taşır. Ancak unutulan bir gerçek var:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu millet, tarih boyunca en zor koşullarda bile yeniden ayağa kalkmayı başarmıştır. Çünkü Cumhuriyet, sadece bir yönetim modeli değil; aynı zamanda bir karakter inşasıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu karakter;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">boyun eğmemeyi,</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">teslim olmamayı,&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ve gerektiğinde bedel ödemeyi içerir. Bugün yapılması gereken, geçmişi sadece anmak değil; onu doğru anlamaktır. Cumhuriyet’i korumak, nostaljik bir refleks değil; bilinçli bir sorumluluktur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü, bir temenniden öte, bir hedef ve bir uyarıdır. Bu hedefin gerçekleşmesi ise ancak toplumun bu bilinçle hareket etmesiyle mümkündür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sonuç olarak; Türkiye’de Cumhuriyet tartışması, aslında bir yön tartışmasıdır. Ya kurucu değerler üzerinden güçlenerek ilerleyen bir ülke olunacaktır ya da bu değerlerin aşındırılmasıyla yönünü kaybeden bir toplum. Bu bir tercih değil, bir eşiktir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ve her eşik gibi, doğru tarafı seçmek; sadece bugünü değil, geleceği de belirler.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gülper Yılmaz</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:49:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İÇİ SEN DOLU</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ici-sen-dolu-53</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ici-sen-dolu-53</guid>
                <description><![CDATA[İÇİ SEN DOLU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerine çektiğin sürmeler<br />
O kadar güzeldi ki<br />
Gözlerinin rengine bakamadım.</p>

<p>Seni uzaktan izlemek<br />
O kadar güzel ki<br />
Yanına hiç yaklaşamadım.</p>

<p>Sen benim en güzel şiirim olacaksın,<br />
Ben de senin en sevdiğin şair…<br />
Ama tanıyacak mısın beni?<br />
Bir mısrada “işte bu sensin” diyebilecek misin?</p>

<p>Oysa ben her mısramda seni yazıyorum,<br />
En güzel şiirlerimin<br />
En güzel bahanesisin.</p>

<p>Belki bir gün biz oluruz,<br />
Belki bir gün bir kitabım olur…<br />
Yazarı ben,<br />
İçi sen dolu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 19:54:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geri Dönüştürülen Şehirler</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/geri-donusturulen-sehirler-52</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/geri-donusturulen-sehirler-52</guid>
                <description><![CDATA[Geri Dönüştürülen Şehirler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Dünya hızla değişirken şehirler de bu değişimin en yoğun hissedildiği alanlar hâline geliyor. Artan nüfus tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve doğal kaynakların sınırlı olması şehirlerin sürdürülebilir bir anlayışla yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. İşte tam da bu noktada “Geri Dönüşüm” kavramı yalnızca bir çevre uygulaması olmaktan çıkarak şehirlerin geleceğini belirleyen önemli bir yaşam kültürüne dönüşüyor. Günümüzde artık “geri dönüştürülen şehirler” kavramından söz etmek mümkündür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geri dönüştürülen şehirler atıkların sadece ortadan kaldırıldığı değil yeniden değerlendirildiği üretime ve ekonomiye kazandırıldığı şehirlerdir. Bu şehirlerde çöpler bir yük değil aksine bir kaynak olarak görülür. Plastik cam metal ve kâğıt gibi atıkların ayrıştırılmasıyla hem doğal kaynakların tüketimi azalır hem de çevre kirliliği önemli ölçüde önlenir. Böylece şehirler daha temiz daha yaşanabilir ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bugün dünyanın birçok gelişmiş şehrinde geri dönüşüm yalnızca belediyelerin yürüttüğü bir hizmet değildir aynı zamanda toplumun tüm bireylerinin katıldığı bir sorumluluk alanıdır. Evlerde başlayan atık ayrıştırma alışkanlığı okullarda verilen çevre eğitimi ve kamu kurumlarının uyguladığı sürdürülebilir politikalar bu sürecin temelini oluşturur. Çünkü bir şehrin gerçekten geri dönüştürülebilmesi yalnızca teknolojik yatırımlarla değil aynı zamanda bilinçli bireylerle mümkündür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geri dönüşümün şehir hayatına katkıları yalnızca çevresel boyutla sınırlı değildir. Aynı zamanda ekonomik ve sosyal kazanımlar da sağlar. Atıkların geri kazanılması yeni iş alanları oluşturur üretim maliyetlerini düşürür ve doğal kaynakların korunmasına katkı sağlar. Bu yönüyle geri dönüşüm sürdürülebilir kalkınmanın önemli araçlarından biri hâline gelir. Bir başka ifadeyle geri dönüşüm hem doğayı korur hem de ekonomiyi destekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ancak unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır. Şehirleri geri dönüştüren asıl güç insanlardır. Bir plastik şişeyi doğru kutuya atmak gereksiz tüketimden kaçınmak ya da geri dönüşüm konusunda çocuklara örnek olmak küçük gibi görünen ama büyük değişimlere yol açabilecek davranışlardır. Çünkü sürdürülebilir şehirler bilinçli bireylerin oluşturduğu topluluklarla mümkün olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geleceğin şehirleri yalnızca beton yapılarla değil doğayla uyum içinde yaşayan insanlarla şekillenecektir. Geri dönüşüm kültürünü hayatın bir parçası hâline getiren toplumlar hem çevreyi koruyacak hem de gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakacaktır. Geri dönüştürülen şehirler aslında geri dönüştürülen bir yaşam anlayışının ürünüdür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bugün atacağımız küçük bir adım yarının daha temiz ve sürdürülebilir şehirlerinin temelini oluşturabilir. Çünkü şehirleri değiştirmek çoğu zaman bir çöp kutusuna doğru atılan bilinçli bir adımla başlar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 20:30:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TENİN MAĞLUBİYETİ, RUHUN HİCRETİ</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/tenin-maglubiyeti-ruhun-hicreti-51</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/tenin-maglubiyeti-ruhun-hicreti-51</guid>
                <description><![CDATA[TENİN MAĞLUBİYETİ, RUHUN HİCRETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ömrü, hiç bitmeyecek sanılan gürültülü bir panayırın usulca dağılıp hakikatin o ağır sükûtuyla baş başa kalma serüvenidir. Gençlik; tenin kibirli bir narasıysa yaş almak ruhun o tavizsiz ve vakur uyanışıdır.</p>

<p>Gençliğin o delişmen çağında gözler hep uzak ufuklara, fethedilecek zirvelere ve kalabalıkların alkışına dikilmiştir. Bedenin diriliği, zihne sürekli dünyayı dize getirebileceğini fısıldar; ruh ise dışarıdan gelen o bitmek bilmeyen arzuların telaşında âdeta sağırlaşır. Her şeyin vitrinlere dönük yaşandığı bu amansız koşu, aynadaki ilk derin çizgiyle, nefeste düğümlenen o ilk yorgunlukla tökezler. Bu kırılma anı dışarıdan bedenin bir mağlubiyeti gibi algılansa da aslında insanın kendi içine doğru başlattığı o soylu hicretin ta kendisidir. Eskiden bir ceza gibi görülen, tahammül edilemeyen yalnızlık, zamanla kapısı sıkıca örtülüp sığınılan en emniyetli sığınağa dönüşür.</p>

<p>Yıllar geçtikçe bedendeki eksilmeler, ruhta devasa genişlemelere ve sarsılmaz bir idrake kapı aralar. Heveslerin o kör edici sisi dağıldığında öfkenin yerini insanın tüm zaaflarını anlayan o buruk tebessüm alır. İnsan, gençliğin o keskin, acımasız ve yargılayan köşelerini yontar; haklı çıkmanın kibirli tahtından inip, anlamanın ve affetmenin engin vadisine yerleşir. Gözün feri usulca çekilirken gönlün basireti daha önce hiç olmadığı kadar keskinleşir. Bir zamanlar isyan ettiren, uykuları bölen acılar ve hayal kırıklıkları, artık ruhun haritasını çizen, bedeli ödenmiş asil birer nişane olarak göğüste taşınmaya başlar.</p>

<p>Nihayetinde gençliğin son bulması bir tükeniş yahut matem değil, insanın kendi çıplak hakikatine kavuşma törenidir. Fırtınalarla boğuşarak yelkenlerini yıpratmış mağrur bir kalyonun, o derin ve sakin sulara ağır ağır demir atmasıdır. Yaşlılık, her şeye hükmedebilme yanılgısından kurtulup kendi hudutlarını bilmenin verdiği o eşsiz hürriyettir; tenin sahneden usulca çekilip, ruhun asıl özgürlüğünü ilan ettiği o ağırbaşlı makamdır.</p>

<p>Mehmet Öztürk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 20:18:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ahde Vefa: Verilen Sözün Psikolojik Anatomisi ve Ruh Sağlığımızdaki Rolü</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ahde-vefa-verilen-sozun-psikolojik-anatomisi-ve-ruh-sagligimizdaki-rolu-50</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ahde-vefa-verilen-sozun-psikolojik-anatomisi-ve-ruh-sagligimizdaki-rolu-50</guid>
                <description><![CDATA[Ahde Vefa: Verilen Sözün Psikolojik Anatomisi ve Ruh Sağlığımızdaki Rolü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzün hızla değişen dünyasında, birçok kavram gibi "vefa" da nasibini alıyor. "Ahde vefa" yani verilen söze sadık kalma, genellikle etik veya manevi bir sorumluluk olarak görülse de aslında insan psikolojisinin en temel ihtiyaçlarından biri olan "güven" duygusunun can damarıdır. Bir uzman gözüyle baktığımızda, ahde vefa sadece bir erdem değil; bireyin ruhsal bütünlüğünün ve toplumsal barışın en güçlü sigortasıdır.</p>

<p>​Güvenin Mimarı: Tahmin Edilebilirlik</p>

<p>​İnsan beyni, yapısı gereği belirsizlikten kaçar ve emniyette hissetmek ister. Birinin verdiği sözü tutması, sosyal çevremizi "tahmin edilebilir" kılar. Bir ebeveyn çocuğuna verdiği sözü tuttuğunda, bir iş ortağı taahhüdünü yerine getirdiğinde veya bir dost zor günde orada olduğunda; zihnimizdeki "dünya güvenli bir yerdir" şeması pekişir. Aksi durumda ise, kronik bir kaygı ve sürekli bir tetikte olma hali (hipervijilans) baş gösterir.</p>

<p>​Öz-Saygı ve Bilişsel Tutarlılık</p>

<p>​Ahde vefa sadece başkalarına karşı değil, aslında en çok kendimize karşı bir borçtur. Psikolojide "Bilişsel Çelişki" dediğimiz durum, inançlarımızla davranışlarımızın örtüşmediği anlarda ortaya çıkar. "Dürüst biriyim" deyip sözünde durmayan bir birey, içsel bir çatışma yaşar. Bu çatışma zamanla öz-saygının (self-esteem) azalmasına ve kişinin kendi gözündeki değerinin düşmesine neden olur. Kendi sözünü tutmayan kişi, farkında olmadan kendine olan güvenini de kaybeder.</p>

<p>​Vefasızlığın Psikolojik Maliyeti: "İkincil Travma"</p>

<p>​Sözlerin tutulmadığı, vefanın rafa kalktığı ilişkilerde "hayal kırıklığı" basit bir üzüntü değildir; çoğu zaman bir güven travmasıdır. Sürekli vefasızlığa uğrayan bireylerde; "benim için çaba sarf etmeye değer görmedi" düşüncesiyle gelişen değersizlik hissi, "kimseye güvenemem" diyerek sosyal izolasyona çekilme ve insan doğasına karşı aşırı şüpheci (kinizm) bir tutum gelişebilir.</p>

<p>​Sonuç ve Çarpıcı Gerçekler: Vefa, Ruhun Hafızasıdır</p>

<p>​Görüldüğü üzere ahde vefa, sadece geçmişe ödenen bir borç değil, geleceği inşa eden bir yatırımdır. Modern psikolojinin bize öğrettiği en çarpıcı gerçeklerden biri şudur: "Biz başkalarına verdiğimiz sözleri tutarken, aslında en çok kendi ruhsal sağlığımızın omurgasını dik tutarız."</p>

<p>​Vefasızlık, bir tür "karakter aşınmasıdır." Her tutulmayan söz, kişinin kendi öz-saygısından kopardığı bir parçadır. Toplumsal düzlemde ise vefa, güvenin para birimidir; bu birim değer kaybettiğinde tüm ilişkiler iflas eder.</p>

<p>​Unutmayalım ki; söz ağızdan çıkana kadar sizin esirinizdir, çıktıktan sonra ise siz onun esiri olursunuz. Ahde vefa göstermek, karşı tarafa yapılan bir iyilikten ziyade, kendi bütünlüğünüzü koruma mücadelesidir. Ruh sağlığımızı korumak istiyorsak; önce sözümüzün, sonra özümüzün arkasında durmayı bir yaşam pratiği haline getirmeliyiz.</p>

<p>​Dr. Emine Çiçek Uzm. Psk. &amp; Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 14:10:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZAN SOFRALARI VE SESSİZLİĞİN ÇIĞLIĞI</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ramazan-sofralari-ve-sessizligin-cigligi-49</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ramazan-sofralari-ve-sessizligin-cigligi-49</guid>
                <description><![CDATA[RAMAZAN SOFRALARI VE SESSİZLİĞİN ÇIĞLIĞI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan…</p>

<p>Adı geçtiğinde akla önce merhamet gelir, paylaşmak gelir, insan olmak gelir.</p>

<p>“Fakir fukara, garip gureba” diye başlar cümlelerimiz…</p>

<p>Bir koli erzak, bir fitre, bir zekât…</p>

<p>El uzatmanın, gönül kazanmanın ayıdır deriz.</p>

<p>Ama bir de görmezden gelinen bir Ramazan var bu topraklarda…</p>

<p>Bir yanda ihtişamlı salonlarda kurulan sofralar…</p>

<p>Kuş sütünün eksik olmadığı, israfın “ikram” diye sunulduğu masalar…</p>

<p>Diğer yanda ise o sofraların yükünü omuzlayan,</p>

<p>ama kendi evinde tencereyi kaynatamayan milyonlar…</p>

<p>İnsan sormadan edemiyor:</p>

<p>Bu lokmalar nasıl bu kadar rahat geçiyor boğazlardan?</p>

<p>Hiç mi düğümlenmiyor?</p>

<p>Bugün sokağa çıktım…</p>

<p>Saat 16.00…</p>

<p>Bir zamanlar iğne atsan yere düşmeyen pazarlar bomboştu.</p>

<p>Alışveriş merkezleri sessizdi.</p>

<p>Sanki şehir nefesini tutmuş, bir şeylerin farkında ama söyleyemiyor gibiydi.</p>

<p>Çünkü artık herkes aynı sorunun içinde sıkışmış durumda:</p>

<p>“Hangisine yetişeceğim?”</p>

<p>Gıdaya mı?</p>

<p>Kiraya mı?</p>

<p>Faturaya mı?</p>

<p>Yoksa çocuğumun okul masrafına mı?</p>

<p>Cevap yok.</p>

<p>Çünkü hiçbirine tam anlamıyla yetişilemiyor.</p>

<p>Kredi kartları dönüyor, krediler çekiliyor…</p>

<p>Bir borç bitmeden diğeri başlıyor.</p>

<p>İnsanlar artık yaşamıyor; sadece ayakta kalmaya çalışıyor.</p>

<p>Pazara bakıyorsun…</p>

<p>Bir dolmalık biber olmuş lüks.</p>

<p>Patlıcan, kabak neredeyse yarış halinde.</p>

<p>Eskiden fakirin yemeği olan sebze bile artık sofraya zor giriyor.</p>

<p>Şimdi soruyorum:</p>

<p>Bu tencerede ne kaynayacak?</p>

<p>Bu çocuklar ne yiyecek?</p>

<p>Bayram yaklaşıyor…</p>

<p>Ama hangi evde bayram sevinci var?</p>

<p>Hangi çocuk yeni bir kıyafet hayali kurabiliyor?</p>

<p>Bir annenin, bir babanın içine oturan o çaresizliği kim görüyor?</p>

<p>Biz hâlâ büyük sofraları konuşurken,</p>

<p>küçük evlerde büyük sessizlikler yaşanıyor.</p>

<p>Bu bir yoksulluk hikâyesi değil artık…</p>

<p>Bu, görmezden gelinen bir çöküşün hikâyesi.</p>

<p>Sessiz…</p>

<p>Derin…</p>

<p>Ve tehlikeli…</p>

<p>Çünkü bir toplum, umutla değil de çaresizlikle yaşamaya başlarsa</p>

<p>orada sadece ekonomi değil, vicdan da çöker.</p>

<p>Belki de en acısı şu:</p>

<p>Herkes görüyor…</p>

<p>Ama kimse gerçekten görmek istemiyor.</p>

<p>Uyanır mıyız?</p>

<p>Bilmiyorum…</p>

<p>Ama bildiğim bir şey var:</p>

<p>Bu sessizlik büyürse,</p>

<p>yarın konuşacak bir vicdan da kalmayacak.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;</p>

<p>Gülper YILMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 00:14:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖZE İŞLENEN MÜHRÜ BİLEMEK</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/oze-islenen-muhru-bilemek-48</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/oze-islenen-muhru-bilemek-48</guid>
                <description><![CDATA[ÖZE İŞLENEN MÜHRÜ BİLEMEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Şiir, sonradan giyilebilen ipek bir gömlek midir, yoksa doğuştan insanın göğsüne kazınmış sızılı bir mühür mü?</p>

<p>Asırlardır edebiyatın dehlizlerinde yankılanan bu soru, aslında insanın kendi hakikatiyle yüzleşme serüvenidir. Eşyaya, kâinata ve insana bakarken herkesin gördüğünün ötesindeki o ince sızıyı hissetmek, sonradan öğrenilecek bir zanaat değildir. Bir yaprağın dalından kopuşundaki o sessiz vedayı duymak, yağan yağmurda toprağın anlattığı asırlık masalları işitmek, insanın ta özüne atılmış ilahi bir düğümdür. Şair, dünyaya bu düğümle, göğsündeki bu ağır mühürle gelir. İçindeki ateş, ona hiçbir mektepte öğretilmemiş bir hüznün eseridir.</p>

<p>Ancak her yangın etrafını aydınlatmaz; bazısı sadece düştüğü yeri kül eder. İşte kalemin asil cehdi, tam da bu külün içinde başlar. Özündeki o silinmez mühür, şaire ne hissedeceğini fısıldar; fakat o hissi bir heykeltıraş sabrıyla yontmak, mermerin içindeki asıl silüeti bulup çıkarmak kalemin işçiliğidir. Yazmak, sızıyı kâğıda damlatırken o damlayı bir pırlanta gibi sabırla işleme sanatıdır. İlhamın o vahşi rüzgârı göğse çarptığında, kelimeleri ehlileştirmek ve doğru heceyi bulana dek uykusuz gecelerin koynunda nöbet tutmak gerekir. Kalem, kâğıdın örsünde dövülmeden keskinleşmez. Yazdıkça, karaladıkça, harflerin kanayan ruhuna dokundukça o ham demir, hakikati ortadan ikiye yaran keskin bir kılıca dönüşür.</p>

<p>Mühürsüz bir kalem, ne kadar yontulursa yontulsun sadece süslü bir kelime yığını üretir. Ruhu olmayan, ahenge hapsolmuş buz gibi metinler doğurur. Buna karşılık, kalemi bilemeyen bir mühür sahibi de içindeki o koca deryayı çorak topraklarda dilsiz bırakarak ziyan eder. Şiir, bu iki gücün muazzam ve sancılı evliliğidir. Göğüsteki mühür derttir; bilenen kalem ise o derdin asırlara okunan onurlu feryadı.</p>

<p>Hâsılıkelam; şiir, insanın ta özüne işlenmiş silinmez bir mühürdür. Lakin bu mühür, ancak acıyla, sabırla ve tecrübeyle bilendikçe ustalaşan bir kalemin ucunda o ihtişamlı hakikatine kavuşur. Tohum toprağın altındadır, evet; ama onu koca bir çınara dönüştüren, kalemin gökyüzüne doğru uzanan o bitmek bilmeyen sabrıdır.</p>

<p>Mehmet Öztürk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 16:59:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zihinsel Restorasyon: Öz-Yeniden İnşa Sürecinde Pomodoro Tekniği</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/zihinsel-restorasyon-oz-yeniden-insa-surecinde-pomodoro-teknigi-47</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/zihinsel-restorasyon-oz-yeniden-insa-surecinde-pomodoro-teknigi-47</guid>
                <description><![CDATA[Zihinsel Restorasyon: Öz-Yeniden İnşa Sürecinde Pomodoro Tekniği]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hayat bazen beklenmedik fırtınalarla gelir ve bizi olduğumuz yere sabitler. Bu anlarda kendimizi toplama süreci, yani "Öz-Yeniden İnşa", sadece büyük kararlarla değil, gündelik hayatın en küçük yapı taşlarını nasıl dizdiğimizle ilgilidir. Klinik bir perspektifle baktığımızda, psikolojik dayanıklılığın (resilience) anahtarı, kaosu yönetilebilir parçalara bölme becerimizde saklıdır.<br />
​İşte tam bu noktada, bir mutfak zamanlayıcısından doğan Pomodoro Tekniği, basit bir zaman yönetim aracından öte, zihinsel bir rehabilitasyon disiplinine dönüşür.<br />
​Parçalara Bölmek: Kaostan Kontrole<br />
​Büyük bir travma, yoğun bir çalışma dönemi veya tükenmişlik hissi içindeyken, önümüzdeki görevler devasa birer dağ gibi görünebilir. Bu "bütüncül kaygı", kişiyi felç eder ve erteleme döngüsüne hapseder. Pomodoro Tekniği’nin sunduğu 25 dakikalık sınırlar, zihne şu mesajı fısıldar: "Tüm dağı tırmanmana gerek yok, sadece önündeki 25 adımı at." Bu, öz-yeniden inşa sürecinin ilk kuralıdır: Mikro-başarılar inşa etmek. Her tamamlanan 25 dakika, benlik saygısına konulan küçük bir tuğladır.<br />
​Bilişsel Esneklik ve Mola Hijyeni<br />
​Psikolojik dayanıklılık, sadece "dayanmak" değil, aynı zamanda "esnemek" ve "yenilenmektir". Hiç durmadan çalışan bir zihin esnekliğini kaybeder ve kırılır. Pomodoro döngüsündeki o 5 dakikalık zorunlu molalar, zihinsel bir "nefes alanı" yaratır. Öz-yeniden inşa sürecinde olan birey için bu molalar; bir öz-şefkat pratiğidir. 25 dakika boyunca zihinsel enerjisini bir amaca kanalize eden birey, 5 dakika boyunca kendine dönme, derin bir nefes alma veya sadece "durma" hakkını tanır. Bu ritim, sinir sistemini regüle ederek kronik stresin yıkıcı etkilerini minimize eder.<br />
​Bilimsel Perspektif: Nörobilişsel Temeller ve Homeostazi<br />
​Bilimsel bir yaklaşımla ele aldığımızda, Pomodoro Tekniği'nin başarısı rastlantısal değildir; beynin "Dikkatli Odaklanma" (Task-Positive Network) ve "Varsayılan Mod Şebekesi" (Default Mode Network) arasındaki dengeyi optimize etmesine dayanır. Sürekli uyarılma hali, kortizol seviyelerini yükselterek prefrontal korteksin işlevselliğini azaltır. Düzenli mola döngüleri, beynin homeostaziye (iç dengeye) dönmesine olanak tanıyarak bilişsel kaynakların tükenmesini engeller. Psikolojik dayanıklılık literatüründe "periodik toparlanma" olarak adlandırılan bu süreç, sinir sisteminin sempatik aktiviteden parasempatik aktiviteye (dinlen ve onar) geçişini kolaylaştırır.<br />
​Sonuç: Zihinsel Restorasyonun Sürdürülebilir Gücü<br />
​Öz-yeniden inşa süreci, yalnızca geçmişin küllerinden doğmak değil, aynı zamanda nöral devrelerin yeni deneyimlerle yeniden şekillendiği nöroplastisite temelli bir yolculuktur. Bu yolculukta Pomodoro Tekniği, zihne ihtiyaç duyduğu düzenli ritmi, disiplini ve en önemlisi "onarım vaktini" sağlayan bilimsel bir köprüdür.<br />
​Klinik tecrübelerimiz göstermektedir ki; psikolojik dayanıklılık, her darbede daha sert bir kabuk örmek değil, esneyebilme ve parçaları anlamlı bir bütün halinde yeniden birleştirebilme becerisidir. 25 dakikalık odaklanma süreleri bize irademizi yönetmeyi öğretirken, 5 dakikalık molalar bize öz-şefkati ve durabilmenin gücünü hatırlatır. Hayatımızı kolaylaştırmak ve zihinsel restorasyonumuzu tamamlamak, dış dünyadaki kaosu durdurmakla değil, iç dünyamızdaki ritmi yeniden bulmakla mümkündür.<br />
​Unutmayın; en büyük yapılar bile tek bir tuğlanın, doğru yere, doğru zamanda ve sabırla konulmasıyla yükselir. Zamanı değil, zihninizi yönettiğinizde; hayatın fırtınaları sizi sabitlemek yerine, yeni limanlara taşıyan bir rüzgara dönüşecektir.<br />
​Dr. Emine Çiçek<br />
Akademisyen &amp; Klinik Psikolog</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 16:37:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşk ve Yalnızlık</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ask-ve-yalnizlik-46</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ask-ve-yalnizlik-46</guid>
                <description><![CDATA[Aşk ve Yalnızlık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">İnsan en çok severken yalnız kalır,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Kalabalıkların ortasında bile sessizlik sarar içini…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir zamanlar gülüşüne sığınırken,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Şimdi yokluğunun gölgesinde üşür yüreği.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Aşk, bazen bir liman sanılır,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Oysa çoğu kez fırtınanın ta kendisidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir kalpte filizlenir, iki kişilik başlar,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Ama çoğu zaman birine yalnızlık kalır.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Dedim ya hani,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Yalnızlık Tanrı’nın bana verdiği armağan,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Senin sustuğun yerde ben içimden konuştum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir mezarın başında haykıramasam da,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Geceleri rüyalarımda sana ağladım.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Sevdan, içimi usulca değil,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir mızrak gibi deldi geçti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Suçum sadece sana gelmekti,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Keşke o yol hiç bitmeseydi…</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Aşk, giderken ardında bir iz bırakır,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Yalnızlık ise sessizce o izi sahiplenir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Birinde yanarsın, diğerinde küle dönersin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Ve sonunda anlar insan:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">En büyük aşk, bazen en derin yalnızlıktır…</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:40:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessiz Sevda</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-sevda-45</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-sevda-45</guid>
                <description><![CDATA[Sessiz Sevda]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geceye yazdım sevdamı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yıldızlar şahidim, sen bilme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bilsen ne değişir ki hayatımda </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Acılarımı dindirebilir mi göğsün </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sevdan kadar acılarım </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Acılarım hiç geçsin istemiyorum ki </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Varlığın da yokluğun da bir benim için </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ezberlemişim her hâlinle seni </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Karanlık gecelere sığındım</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Varlığının ışığı;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gölge düşürmez yüreğime </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnan ki mutluyum böyle </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Varlığın da yokluğun da bir benim için</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:38:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAHİPSİZ MISRALAR</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sahipsiz-misralar-44</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sahipsiz-misralar-44</guid>
                <description><![CDATA[SAHİPSİZ MISRALAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gidişinle kaybettim mısraları,<br />
Yokluğunla karardı mürekkebim.<br />
Gözlerinde unuttum sözlerimi;<br />
Bırak beni artık… ne olur bırak beni.</p>

<p>En derin şiirlerim sensiz doğdu,<br />
Her biri farklı, fakat sen hep aynı,<br />
Sadece sana gelemeyişim…<br />
Ve senden hiç gidemeyişim.</p>

<p>Gidişini bin yılda yazdım,<br />
Sen bilmeden… senden habersiz.<br />
Hiç utanmadım, gecelerce ağladım,<br />
Sen bilmeden… senden habersiz.</p>

<p>Şimdi mısralarım bir bir susar oldu,<br />
Mürekkebim gözyaşıyla dolar oldu.<br />
Hasretin içimi değil, ciğerimi kavurdu…<br />
Söyle artık; neydi bizi yok eden, ne oldu?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 22:13:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kontrollü Ateş mi, Kaçınılmaz Yayılma mı? ABD-İran-İsrail Savaşına Dair Notlar</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kontrollu-ates-mi-kacinilmaz-yayilma-mi-abd-iran-israil-savasina-dair-notlar-43</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kontrollu-ates-mi-kacinilmaz-yayilma-mi-abd-iran-israil-savasina-dair-notlar-43</guid>
                <description><![CDATA[Kontrollü Ateş mi, Kaçınılmaz Yayılma mı? ABD-İran-İsrail Savaşına Dair Notlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ortadoğu, alışıldık kriz başlıklarının ötesine geçen bir eşikten geçiyor. ABD, İran ve İsrail arasında yaşanan son askeri gelişmeler artık “gerilim” kelimesiyle açıklanamayacak bir noktada. Sahada fiili çatışma var; fakat bu çatışma, klasik savaş tanımlarına da tam olarak uymuyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün tanık olduğumuz tablo, tarafların gücünü göstermek istediği ama bedelini büyütmekten kaçındığı bir <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">kontrollü ateş</span></strong> hali. Hava saldırıları, füze atışları ve stratejik hedeflere yönelik operasyonlar, askeri kapasitenin sergilendiği bir mesajlaşma biçimi olarak öne çıkıyor. Kara unsurlarının devreye sokulmaması, savaşın bilinçli şekilde belli bir eşiğin altında tutulduğunu düşündürüyor. Ancak tarihin bize öğrettiği bir gerçek varsa, o da böylesi “kontrollü” çatışmaların her zaman kontrol altında kalmadığıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu savaşın en kritik yönü, tarafların niyetlerinden çok <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">hesap hatalarına açık olması</span></strong>. İran açısından mesele, yalnızca askeri bir karşılık değil; caydırıcılığın korunması ve iç kamuoyuna verilen mesajdır. İsrail için güvenlik algısı, tehditleri sınırlarının dışında bastırma refleksiyle şekilleniyor. ABD ise doğrudan taraf olmasına rağmen, savaşın maliyetini büyütmeden stratejik üstünlüğünü koruma arayışında.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sorulması gereken temel soru şu: Bu denge ne kadar sürdürülebilir?<br />
Cevap, sahadaki askeri gelişmelerden çok, ekonomik ve siyasi baskılarda gizli. Enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, ticaret yollarındaki riskler ve küresel ekonomide artan belirsizlik, bu savaşın yalnızca bölge ülkelerini değil, tüm dünyayı etkilediğini gösteriyor. Bu da uluslararası toplumun, sessiz kalmak yerine baskıyı artırmasına neden oluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Önümüzde üç olası yol var. Birincisi, çatışmanın belirli bir süre daha bu düzeyde devam edip, ardından fiilen dondurulması. İkincisi, bölgesel aktörlerin devreye girmesiyle savaşın genişlemesi ve çok cepheli bir hale dönüşmesi. Üçüncüsü ise taraflardan birinin ciddi bir kayıp yaşamasıyla dengelerin tamamen bozulması. En riskli olan da bu son senaryo.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Burada altı çizilmesi gereken nokta, savaşın kazananının olmayacağı gerçeği. Taraflar askeri başarılar elde edebilir, ancak ekonomik yıpranma, siyasi yalnızlaşma ve toplumsal maliyetler uzun vadede herkes için kayıp anlamına gelir. Bu nedenle bugün yaşananlar, bir güç gösterisinden çok, <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">zararı sınırlama mücadelesi</span></strong> olarak okunmalı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sonuç olarak, ABD-İran-İsrail hattında yaşananlar bize şunu söylüyor: Dünya yeni bir büyük savaşın eşiğinde değil belki, ama büyük bir belirsizliğin tam ortasında. Bu belirsizlik, tek bir yanlış kararın ya da yanlış yorumun, kontrollü ateşi bir anda kontrolsüz bir yangına çevirebileceği kadar kırılgan. Tarih, böyle dönemlerde sakinliğin değil, aklın ve sağduyunun belirleyici olduğunu defalarca gösterdi. Bugün de ihtiyaç duyulan tam olarak bu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 14:35:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çevre Bilinci Geleceğe Bıraktığımız En Büyük Miras</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/cevre-bilinci-gelecege-biraktigimiz-en-buyuk-miras-42</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/cevre-bilinci-gelecege-biraktigimiz-en-buyuk-miras-42</guid>
                <description><![CDATA[Çevre Bilinci Geleceğe Bıraktığımız En Büyük Miras]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde doğa ile kurduğumuz ilişki bugünkü kadar kritik bir noktaya ulaşmamıştır. Bilinçsiz tüketim alışkanlıkları ve doğal kaynakların hoyratça kullanılması çevre sorunlarını her geçen gün daha görünür hale getirmektedir. İklim değişikliği su kaynaklarının azalması hava kirliliği ve biyolojik çeşitliliğin yok olması gibi sorunlar artık sadece bilim insanlarının konuştuğu konular değil günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Bu nedenle çevre bilinci artık bir tercih değil gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmenin temel şartı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çevre bilincinin kazanılmasında eğitimin rolü son derece önem arz etmektedir. Çünkü doğaya saygı duyan bireyler kendiliğinden yetişmez bu bilinç küçük yaşlardan itibaren verilen eğitimle gelişir. Çocuklar çevreyi sadece kitaplardan öğrenmek yerine yaşayarak tanımalı toprağa dokunmalı bir ağacın büyümesini izlemeli ve doğanın bir parçası olduklarını hissetmelidir. Okullarda verilen çevre eğitimi yalnızca teorik bilgilerden ibaret kaldığında kalıcı bir etki oluşturmaz ancak günlük yaşamla ilişkilendirilen uygulamalar öğrencilerin davranışlarını değiştirebilir. Örneğin gereksiz yere yanan bir lambanın kapatılması kullanılmayan musluğun kapatılması ya da atıkların ayrıştırılması gibi küçük görünen davranışlar aslında büyük bir bilincin göstergesidir. Çevre bilinci aynı zamanda sorumluluk bilincidir. İnsan doğaya hükmeden değil onunla birlikte yaşayan bir varlıktır. Doğanın dengesi bozulduğunda bundan en çok etkilenen yine insanın kendisi olacaktır. Bu nedenle çevreyi korumak yalnızca doğaya yapılan bir iyilik değil insanın kendi geleceğini korumasıdır. Bugün yere atılan bir plastik parçası yıllarca doğada kalmakta toprağı ve suyu kirletmekte canlıların yaşamını tehdit etmektedir. Oysa aynı plastik doğru şekilde geri dönüştürüldüğünde yeniden kullanılabilir bir kaynağa dönüşebilir. Bu noktada çevre eğitimi bireylere yalnızca bilgi kazandırmakla kalmamalı aynı zamanda alışkanlık haline dönüşütürebilmelidir. Çünkü çevreye duyarlı davranışlar ancak günlük yaşamın doğal bir parçası haline geldiğinde gerçek anlamda etkili olabilir. Ailelerin öğretmenlerin ve toplumun tüm kesimlerinin çevre konusunda ortak bir bilinç oluşturması gerekmektedir. Çocuklar büyüklerin davranışlarını örnek alarak öğrenirler çevreye saygı gösteren yetişkinler çevreye saygılı bireylerin yetişmesine katkı sağlar. Bugünün çocukları yarının karar vericileri olacaktır ve onların doğaya bakış açısı geleceğin dünyasını şekillendirecektir. Bu nedenle çevre bilinci yalnızca bir ders konusu değil hayatın her alanında yer alması gereken bir değer olarak görülmelidir. Unutmamak gerekir ki doğa bize atalarımızdan miras kalmadı onu çocuklarımızdan ödünç aldık ve bu emaneti korumak hepimizin sorumluluğudur.</p>

<p>Doğayı korumak sorumluluğumuzdur&nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Cem Fatih AYYÜREK&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 20:16:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 ŞUBAT ZULMÜ: BAŞÖRTÜ ALTINDAKİ GÖK KUBBE</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/28-subat-zulmu-basortu-altindaki-gok-kubbe-41</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/28-subat-zulmu-basortu-altindaki-gok-kubbe-41</guid>
                <description><![CDATA[28 ŞUBAT ZULMÜ: BAŞÖRTÜ ALTINDAKİ GÖK KUBBE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zamanın bazı durakları vardır; takvimden koparılıp atıldığında bile kanamaya devam eder. Şubat’ın o meşhur yirmi sekizi, bizim için sadece soğuk bir kış gününün bitişi değil, bir inancın göğsüne saplanan post-modern bir paslı hançerdir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>"Post-modern" dediler adına. Çizmelerini göstermeden ruhları çiğnemenin, namluları doğrultmadan kalpleri kurşuna dizmenin o en riyakâr, en sinsi lügatiydi bu. Biz, o tankların Sincan sokaklarında gövde gösterisi yaptığı, inancın üzerine karabasan gibi çöküldüğü o günlerde henüz yeryüzüne inmemiştik. Kendi takvimimizde henüz o ayaza doğmamıştık. Fakat o kışın dondurucu soğuğunu, annelerimizin yutkunurken boğazında düğümlenen o derin sızıdan, ablalarımızın üniversite kapılarında boynu bükük bırakılmış, merhametsizce çalınmış gençliklerinden devraldık.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Acı, kan yoluyla değil, sükût ve gözyaşıyla geçer nesilden nesile. Biz, o utanç verici "ikna odalarının" soğuk duvarlarında yankılanan o haysiyetli suskunluğu miras aldık.</p>

<p>Mesele hiçbir zaman bir metrekarelik bir kumaş parçası olmadı. İnsanoğlunun o bitmek bilmeyen seküler kibri, kâinatın sahibine olan o mutlak teslimiyeti hiçbir zaman hazmedemedi. Başörtüsü, onların o cilalı, o batı hayranı sahte dünyalarında, sistemin paslı çarklarına takılan ilahi bir "ayet" idi. Bir kadının başındaki o örtü; yeryüzünün bütün ideolojilerine, bütün sahte putlarına ve zorba nizamlarına karşı çekilmiş en asil isyan bayrağıydı. Onlar, o örtüyü çekip alırken sadece saçları değil, bir neslin şerefini, kimliğini ve Allah’a olan o köklü sadakatini omuzlarından soymak istediler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Üniversite kapılarına turnikeler değil, modern engizisyonlar kurdular. Gencecik kızları, zihinlerindeki o karanlık, o faşist giyotine sürdüler. Ya inancından vazgeçecek ya da hayallerinden vazgeçecektin. Fakat o sahte ilahların unuttuğu bir şey vardı: İnancı uğruna dünyayı elinin tersiyle iten bir yüreği, dünyalık hiçbir unvanla, hiçbir diplomayla korkutamazsınız.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>"Bin yıl sürecek" dediler o karanlığa. Ne büyük bir firavun kibri, ne devasa bir ahmaklık! Toprağın altına gömüp üzerini betonla kapattıklarını sandıkları o tohumun, karanlıkta daha da derin bir kök saldığını göremediler. Kelimelerin namusunu, inancın o sarsılmaz vakarını tank paletleriyle ezebileceklerini, dindarı kendi yurdunda parya edebileceklerini sandılar.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün, o üniversite kapılarının ardında dökülen her bir damla gözyaşı, göğsümüzde aşılmaz bir Kafdağı'na dönüştü. Şubat’ın o ayazı bitti, postalların o çamurlu izi silindi ama o gün o kapılarda duran yiğit kadınların, inancından zerre taviz vermeyen o muazzam direnişin hatırası, kâinatın sırtına silinmez bir destan olarak yazıldı.</p>

<p>Bizler, bu çağın muhafazakâr gençleri olarak o paslı giyotinin altında başını dimdik tutanların çocuklarıyız. O gün o çelik kapıların önünde lügatlerini kurban edip susarak direnenlerin, bugün her masada, her kürsüde sarsılmaz bir imanla konuşan varisleriyiz.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Onlar bizi kendi tarihimizden, kendi özümüzden uzaklaştırmak için o "bin yıllık" faturayı kestiler ama biz o faturayı, ecdadın duasıyla yırttık.</p>

<p>Çünkü kâinatın terazisi hiçbir zaman şaşmaz. Ve zulüm, ne kadar "post-modern", ne kadar kurumsal olursa olsun, hakikatin o sade, o çıplak ve o sarsılmaz sinesine çarpıp paramparça olmaya mahkûmdur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Mehmet Öztürk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 20:08:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aileden Kültüre Uzanan Toplumsal Çözülme</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/aileden-kulture-uzanan-toplumsal-cozulme-40</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/aileden-kulture-uzanan-toplumsal-cozulme-40</guid>
                <description><![CDATA[Aileden Kültüre Uzanan Toplumsal Çözülme]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Toplumsal çürüme, bir günde ortaya çıkan bir felaket değildir. Ne ani bir patlamayla kendini belli eder ne de tek bir olayla fark edilir. O, yavaş ilerleyen bir alışkanlık gibidir; önce önemsemediğimiz, sonra kabullendiğimiz ve en sonunda normal sandığımız bir çözülme hâlidir. Bu çözülme bireyin iç dünyasında başlar, aileye sirayet eder, sosyal çevrede görünür olur ve nihayetinde kültürel kimliğin aşınmasıyla toplumsal bir yara hâline gelir. Bugün birbirinden kopuk sandığımız pek çok sorun, aslında aynı zincirin farklı halkalarıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu zincirin ilk halkası <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">aile içi iletişimdir</span></strong>. Aile, insanın dünyaya açılan ilk penceresidir. Orada öğrenilen dil, yalnızca kelimelerden ibaret değildir; sevmenin, sabretmenin, tartışmanın ve susmanın da biçimidir. Ancak modern hayatın hızı, aileyi birlikte yaşayan ama birlikte hissetmeyen bireyler topluluğuna dönüştürdü. Aynı sofrada oturuluyor ama aynı duyguda buluşulamıyor. Konuşmalar derinlikten uzak, dinlemeler aceleci, anlamalar yüzeysel. Anlatmak isteyen susturuluyor, anlaşılmak isteyen yargılanıyor. Böylece aile, güven veren bir sığınak olmaktan çıkıp, sessizliğin hüküm sürdüğü bir mekâna dönüşüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aile içinde kurulamayan bu bağ, doğal olarak <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">sosyal çevreye</span></strong> taşınıyor. İnsan evde ne öğrendiyse, dışarıda onu tekrar ediyor. Dinlenmeyen birey, dinlemeyi öğrenemiyor; anlaşılmayan insan, anlamaya çaba göstermiyor. Sosyal ilişkiler çoğalıyor ama derinlik azalıyor. Kalabalıklar artıyor, yalnızlık büyüyor. Empati zayıflık sanılıyor, anlayış gereksiz bir yavaşlama gibi görülüyor. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten duymuyor. Bu hâl, toplumsal bağları güçlendirmek yerine gevşetiyor; güvenin azaldığı yerde samimiyet, samimiyetin olmadığı yerde ortak değerler tutunamıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tam bu noktada <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">teknoloji</span></strong>, bu sürecin hem sebebi hem de hızlandırıcısı olarak hayatın merkezine yerleşiyor. Aslında kolaylaştırmak için var olan teknoloji, zamanla kaçış alanına dönüşüyor. Aile içinde konuşulamayan duygular ekranlara emanet ediliyor; sosyal çevrede kurulamayan bağlar sanal onaylarla telafi edilmeye çalışılıyor. Aynı evin içinde birbirine dokunamayan bireyler, uzaklardaki yabancılarla sürekli temas hâlinde oluyor. Çocuklar rol modeli olarak anne-babayı değil, ekranı izliyor; değerler sohbetle değil, algoritmalarla öğreniliyor. Teknoloji arttıkça temas azalıyor; temas azaldıkça bağlar zayıflıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu zayıflama yalnızca ilişkilerle sınırlı kalmıyor, zamanla <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">kültürel kimliğe</span></strong> de yansıyor. Aileden ve sosyal çevreden yeterince beslenemeyen birey, kimliğini dışarıdan hazır kalıplarla doldurmaya çalışıyor. İşte bu noktada bilinçsiz bir <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Batı hayranlığı</span></strong> ortaya çıkıyor. Batı’yı anlamaya çalışmadan, kendi toplumsal yapımızla kıyaslamadan, yalnızca taklit ederek ilerlediğimizi sanıyoruz. Kendi kültürümüzü eksik, yetersiz ya da geri görürken; başkasının değerlerini sorgusuzca üstün kabul ediyoruz. Oysa ilerlemek, kökleri inkâr etmek değildir. Köklerinden kopan bir toplum yükselmez; yalnızca savrulur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bütün bu süreçlerin ortak noktası şudur: İnsan, zamanla neyi kaybettiğini değil; neye alıştığını fark edemez hâle gelir. Sessizlik normalleşir, yüzeysellik olağanlaşır, yabancılaşma sıradanlaşır. Ve belki de asıl tehlike burada başlar. Çünkü insan, bozulan düzeni uzaktan eleştirirken kendi payını görmezden gelir. Sorun hep başkalarındadır; ailede, toplumda, sistemde… Ama bireyin kendisi, bu hikâyenin dışında kalır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belki de sorulması gereken soru şudur: Bu çözülmeyi kim durduracak? Bir yasa mı, bir kurum mu, bir teknoloji mi? Yoksa herkesin cevaplamaktan kaçındığı o daha zor ihtimal mi… Kendine dönüp bakmak. Çünkü aile içinde susulan her duygu, sosyal hayatta sert bir cümleye dönüşür. Ekranlara bırakılan her boşluk, kimlikte bir eksiklik olarak geri döner. Sorgulanmadan benimsenen her değer, köklerde biraz daha aşınma yaratır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Cevaplar hazır değildir. Zaten hazır cevaplar, bu çürümenin en güvenli sığınağıdır. Asıl mesele, soruyu canlı tutabilmektir. Ne zaman dinlemeyi bıraktık? Ne zaman konuşmayı erteledik? Ne zaman hız uğruna anlamdan vazgeçtik? Ve belki de en zor soru: Bu gidişatta benim payım nerede?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belki değişim, büyük sözlerle değil; insanın bir an durup alıştığı hayatı yeniden düşünmesiyle başlar. Çünkü düşünmek rahatsız eder. Ama bazen bir toplumu ayakta tutan tek şey, tam da bu rahatsızlıktır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 22:33:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>O Eski İstanbul Yok Artık</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/o-eski-istanbul-yok-artik-39</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/o-eski-istanbul-yok-artik-39</guid>
                <description><![CDATA[O Eski İstanbul Yok Artık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">İstanbul… Ah, o eski İstanbul yok artık,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Mezar taşları susarken ölüler çığlık atar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Minarelerden sela yükselir,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Köpekler gecenin sessizliğinde ulur,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Kargalar, karanlıkta leş yer…</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Aç ve yoksul halkım,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Feryadı semaya yükselir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir vakitler göz kamaştıran bu şehir,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Şimdi hüzünle örülü bir sessizliğe bürünmüş.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Şairler sisin ardında kaybolmuş,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Evlerde Tanzimat’tan bihaber yankılar…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Ülkem yozlaşmış, değerler yitip gitmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Yoksul halkım hâlâ “heyhat” diye inler,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir zamanlar şansı olan bu şehir,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Şimdi yalnızca yankılarını taşır.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">İstanbul…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">O eski İstanbul yok artık.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:26:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PASLI BİR İNZİVA</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/pasli-bir-inziva-38</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/pasli-bir-inziva-38</guid>
                <description><![CDATA[PASLI BİR İNZİVA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlığı bir eksiklik, köşe bucak kaçılması gereken bir veba gibi yutturmaya çalışıyor bize modern çağ. Herkesin herkesle sürekli "bağlantıda" olduğu, ekranların hiç susmadığı, vitrinlerin ve sokakların avaz avaz bağırdığı bu yeryüzü panayırında; insan aslında en çok kendine sağır, en çok kendine yabancı. Oysa yalnızlık, etrafında etten kemikten bedenlerin olmaması demek değildir. Yalnızlık; senin dilinden anlayan o kadim lügatın, bu gürültülü pazarda çoktan tedavülden kalkmış olmasıdır. Binlerce insanın ortasında dururken bile göğüs kafesinin içindeki o sessiz çığlığı kimsenin duymamasıdır.</p>

<p>Çoğu zaman kalabalıklardan geri adım atışımızı bir "yenilgi" sanırlar. Bir köşeye çekilip çayımızı kendi başımıza yudumlamamızı, yüzümüzdeki o terbiyeli ve soğuk sükûtu bir tükeniş olarak okurlar. Bilmezler... Bizim yalnızlığımız bir kaçış değil; edepten doğan bir ihtilaldir. İnsan, en kıymetli hazinesini ulu orta saçmaktan hayâ eder. Biz de kelimelerimizi ucuzlatmamak, içimizdeki o harlı yangını bu panayır yerinde meze yapmamak için o soylu sürgünü seçeriz. Çünkü anlaşılmak uğruna kalıplara girmektense kendi uçurumunun kenarında vakurca dikilmek evlâdır.</p>

<p>İnsan, ancak kendi boşluğuna düştüğünde kâinatın asıl sesini duyar. Dağlar neden yalnızdır bilir misiniz? Heybetinden... Kendi yükünü kendi omuzlayan, başkasının gölgesine sığınmayı zül sayan her dağ, gökyüzüne tek başına başkaldırır. Yalnızlık, insanın kendi içinde kurduğu o manevi kaledir. Oraya sahte gülüşler, menfaat hesapları, o nizami ve ütülü yalanlar giremez. Orada sadece sen, kabuk tutmayan o derin kederin ve yeryüzüne sığdıramadığın o kocaman kalbin vardır.</p>

<p>Hele ki aşk bahsine gelince yalnızlığın rengi daha da koyulaşır. İnsan, en onulmaz yalnızlığını, terk edildiğinde değil; yan yana durduğu hâlde sevdasını dünyanın o sığ kalıplarına sığdıramadığında yaşar. Bazen bir kalbe o kadar ağır gelirsin ki o sevda incinmesin, o kirli çarkın içinde öğütülmesin diye bilerek ve isteyerek geriye çekilirsin. Aşktaki yalnızlık, sevilenin yokluğundan ziyade, onu korumak için örülen o "edep" duvarının ardında tek başına kanamaya rıza göstermektir. Sevdiğinin canı yanmasın, o nizamı bozulmasın diye kendi cehenneminde kilitli kalmaktır. Bir nefes kadar yakınken, sırf kelimeler onu üşütmesin diye avazı çıktığı kadar susmanın adıdır yalnızlık.</p>

<p>Bizi ıssızlıkla korkutanlar, aslında kendi içlerindeki o ıssız odadan kaçanlardır. Kendi yüzleriyle baş başa kalmaktan korktukları için kalabalıkların o sağır edici gürültüsüne sığınırlar. Biz ise o odaya kendi rızamızla girer, namluları kendimize çevirir ve kendi külümüzden kendi ateşimizi harlarız. Bir başkasının onayına, alkışına veya sahte bir "nasılsın" sorusuna ihtiyaç duymadan kanamayı öğrenmek, insanın yeryüzündeki en çetin sınavıdır.</p>

<p>Bırakın; sokaklar onların, bitmek bilmeyen o sahte meclisler onların olsun. Biz bu dünyaya, herkesin geçtiği o aşınmış yollardan yürümeye değil, kendi patikamızda kaybolmaya geldik. Bize, kimsenin ayak basmadığı o "kendi" coğrafyamızın haysiyetli sessizliği yeter.</p>

<p>Mehmet Öztürk ( Asabe )</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:19:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlkokulda Davranışların Ardındaki Sessiz Mesajlar</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ilkokulda-davranislarin-ardindaki-sessiz-mesajlar-37</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ilkokulda-davranislarin-ardindaki-sessiz-mesajlar-37</guid>
                <description><![CDATA[İlkokulda Davranışların Ardındaki Sessiz Mesajlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İlkokul çağındaki öğrenciler dünyayı keşfetmeye çalışan küçük araştırmacılardır. Bu süreçte sergiledikleri davranışlar çoğu zaman onların kendilerini ifade etme biçimidir. Derste sürekli konuşan bir çocuk belki dikkat çekmek istiyordur ödev yapmayan bir öğrenci özgüven eksikliği yaşıyor olabilir arkadaşlarıyla sık sık tartışan bir çocuk ise duygularını nasıl yöneteceğini henüz öğrenememiştir. Öğretmenin görevi davranışı sadece düzeltmek değil davranışın arkasındaki ihtiyacı görebilmektir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sınıfta gözlemlediğim en önemli gerçeklerden biri şudur. Her çocuk aynı hızda büyümez aynı şekilde öğrenmez ve aynı yöntemlerle motive olmaz. Bu nedenle ilkokulda davranış yönetimi kurallardan çok ilişkiler üzerine kuruludur. Öğrenci öğretmeni tarafından anlaşılmadığını hissettiğinde davranış sorunları artabilir ancak kendini değerli hissettiğinde değişim çoğu zaman kendiliğinden başlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Olumlu davranışların gelişmesinde sınıf ortamının rolü büyüktür. Güvenli saygılı ve destekleyici bir sınıf atmosferi çocukların hem akademik hem sosyal gelişimini destekler. Küçük başarıların fark edilmesi olumlu davranışların pekiştirilmesi ve öğrencinin güçlü yönlerine odaklanılması disiplin anlayışını cezadan çok rehberliğe dönüştürür.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Velilerle kurulan sağlıklı iletişim de bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Çünkü çocuklar yalnızca okulun değil evin de bir yansımasıdır. Öğretmen ve aile aynı dili konuştuğunda öğrenci davranışlarında gözle görülür bir gelişim yaşanır. Eleştirmek yerine anlamaya çalışmak yargılamak yerine desteklemek davranış değişiminin en güçlü anahtarıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Unutmamak gerekir ki ilkokul yılları bir çocuğun kendisi hakkında ilk güçlü inançlarını geliştirdiği dönemdir. Başarabilirim Değerliyim Yanlış yapabilirim ama yeniden deneyebilirim gibi düşünceler öğretmenin yaklaşımıyla şekillenir. Bu nedenle öğretmenin attığı her küçük adım öğrencinin geleceğinde büyük izler bırakır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak ilkokulda öğrenci davranışları sadece bir disiplin meselesi değil aynı zamanda bir iletişim anlayış ve rehberlik sürecidir. Öğretmen için her davranış çözülmesi gereken bir sorun değil okunması gereken bir mesajdır. Ve bazen en büyük öğrenme ders kitabında değil öğrencinin gözlerinde saklıdır.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Feb 2026 21:06:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ARINDIRMAYAN YAĞMUR</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/arindirmayan-yagmur-36</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/arindirmayan-yagmur-36</guid>
                <description><![CDATA[ARINDIRMAYAN YAĞMUR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yine düştün aklıma bir gece yarısı,<br />
Uykunun en savunmasız yerinde.<br />
Benim en derin sızım hâlâ sol yanım,<br />
Orada büyür acı, kimse bilmez.</p>

<p>Siyah yağmur indi gökyüzünden,<br />
En sevdiğim saatlerde…<br />
Yağmur değil bu;<br />
İçime çöken kader sanki.</p>

<p>Ve o yine benimleydi:<br />
Ne giden ne kalan,<br />
En yakın dostum kadar tanıdık,<br />
En büyük sıkıntım kadar ağır.</p>

<p>Ne sevda diyebildim<br />
Ne kaderden silebildim.</p>

<p>Derler ki siyah yağarmış yağmur.&nbsp;<br />
Doğrudur…<br />
Ama beyaz dediğin arındırır mı insanı?<br />
Yoksa kir midir üstünü örten,<br />
Günahı saklayan bir sessizlik mi?</p>

<p>Ben bilmem.<br />
Bildiklerim sol yanımda birikir.&nbsp;<br />
Gece yarılarında.&nbsp;<br />
Adını anmadan seni çağırır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 13:57:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KENDİNE HAPSOLMAK: Benliğin Mânâya İhaneti</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kendine-hapsolmak-benligin-manaya-ihaneti-35</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kendine-hapsolmak-benligin-manaya-ihaneti-35</guid>
                <description><![CDATA[KENDİNE HAPSOLMAK: Benliğin Mânâya İhaneti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en dar, en kasvetli ve en havasız odası neresidir bilir misiniz? İnsanın sadece kendini sığdırdığı, penceresini yalnızca kendi menfaatine açtığı o "benlik" zindanıdır. İnsan, "ben" dediği an, koca kâinatı o küçücük kelimenin içine hapsetmeye kalkar da ruhunun nasıl bir darlığa düştüğünü fark etmez. Çünkü bencillik, insanın kendi gölgesine basarak güneşe yürüme çabasıdır; beyhude, yorucu ve karanlık...</p>

<p>Bizim hamurumuz, bu toprakların kadim mayasıyla yoğrulmuştur. Anadolu irfanı bize asırlarca şunu fısıldadı: "Sofranda bir başkası yoksa yediğin lokmanın da tadı yoktur." Buğday ambarlarda çürümek için değil, değirmende öğütülüp aç bir kursağa derman olmak için baş verir. Ağaç meyvesini kendi yemez, nehir de suyunu kendi içemez. Kâinattaki her zerre varlığını bir başkasına sunarak manasını bulurken insanın her şeyi kendine yontması, yaratılışın o muazzam ahengine bir ihanet değil midir?</p>

<p>Bencillik, manevi bir kuraklıktır. İnsan her şeye "benim olsun" dedikçe ruhundaki o bereket pınarlarını kurutur. Çünkü mana, paylaşarak çoğalan bir sırdır. Bir derdi dinlemek, bir yaraya merhem olmak, bir ekmeği ikiye bölmek; insanın kendi sınırlarından taşıp "biz" deryasına karışmasıdır. Kendinden dışarı çıkamayanlar, o kapının ardındaki asıl hazineyi asla bulamazlar. Sadece kendine yaşayan, aslında yavaş yavaş kendi içinde mahvolmaya mahkûmdur.<br />
Gönül dediğimiz o latif saray, misafirsiz yapamaz. Oraya bir dostun kederi, bir garibin duası, bir yoldaşın tebessümü girmedikçe o saray viraneden farksızdır.&nbsp;</p>

<p>Bencil insan kalbini bir kasa gibi kilitli tutar; içindeki sevgiyi, merhameti, şefkati saklar. Oysa saklanan sevgi bayatlar, paylaşılan sevgi tazelenir. İnsan kendinden verdikçe eksilmez; aksine verdikçe tamamlanır, verdikçe insan olur.<br />
İnsanın gerçek vatanı, bir başkasının gönlünde kurduğu o sarsılmaz tahttır. Bu dünyada toplamaya değil, dağıtmaya memur olduğumuzu anladığımız gün kalbin darlığı geçer, yerini geniş bir huzur alır. Zira sadece kendi yükünü taşımayı düşünenler yorulur; başkasının yüküne omuz vermeyi tercih edenler ise aslında kendi yüküne omuz olurlar. Nurullah Genç hocanın da belirttiği gibi "Yardım etmek üzere uzandığınız her el kendi elinizdir"&nbsp;</p>

<p>Nihayetinde ömür dediğimiz bu yolculuğun sonunda elimizde kalan, kendimize sakladıklarımız değil, başkasına ikram ettiklerimiz olacaktır.</p>

<p>Mehmet Öztürk ( Asabe )</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 13:54:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KELİME MEZARLIĞI: Modern Bir Gürültü Rehberi</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kelime-mezarligi-modern-bir-gurultu-rehberi-34</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kelime-mezarligi-modern-bir-gurultu-rehberi-34</guid>
                <description><![CDATA[KELİME MEZARLIĞI: Modern Bir Gürültü Rehberi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Şimdilerde herkes, içinde hiçbir şey olmayan devasa cümleler kuruyor. Sözün haysiyeti, pazar yerindeki bir bağırışın ucuzluğuna kurban ediliyor. Kelimeler artık insanla insan arasında kurulan birer köprü değil, aramıza örülen o aşılmaz duvarların harcı olmuş durumda. Madem bu kadar çok biliyoruz, madem her şeyi anlatacak süslü bir sıfatımız var cebimizde; neden kalplerimiz hâlâ bu kadar dilsiz? Neden bu kadar gürültünün ortasında, birbirimizi duymaktan bu denli aciziz?</p>

<p>Kelimeleri harcıyoruz. Öyle cömertçe, öyle hesapsızca değil; bir mirasçının eline geçen hazineyi çürütmesi gibi, müsrifçe ve hoyratça harcıyoruz. Sokaklar, ekranlar, masalar... Her yer, içi boşaltılmış, manası çalınmış, ruhu çekilmiş kelime cesetleriyle dolu. Birbirimize "nasılsın" diye sorarken bile, alacağımız cevabın yükünü taşımaya mecalimiz yok. Sesler birbirine çarpıyor, havada asılı kalıyor ama hiçbiri bir gönül kapısını aralamaya yetmiyor. Birbirimize sesleniyoruz ama birbirimizi duymuyoruz. Çünkü gürültü, sadece kulakları değil, vicdanları da sağır etti.<br />
Eskiden sükût, bir ikrardı; bir edep, bir ağırlık, bir anlaşma biçimiydi. İnsan sustuğu yerden tanınır, sustuğu yerden sevilirdi. Şimdi ise susmak, bir yenilgi, bir beceriksizlik, hatta bir suç sayılıyor. O geveze kalabalığın arasında bir an olsun durup nefes almak isteyenler, "dünyadan kopmuş" addediliyor. Hâlbuki asıl kopuş, o manasız uğultunun tam ortasındadır. Asıl yalnızlık, binlerce kelime sarf edip de kendini bir hece kadar bile anlatamamanın o derin kederidir. Ferhat dağları delerken bağırmıyordu; Mecnun çöllere düştüğünde nutuk atmıyordu. Büyük acılar, büyük sevdalar ve büyük hakikatler daima sessizdir. Gürültü, sadece sığ suların işidir.<br />
Bizler, vitrinlere dizilmiş parlak cümlelerin müşterisiyiz artık. Hakikatin o tozlu, o ağır, o zahmetli sessizliğine talip değiliz. Sevmelerin, hüzünlerin ve vedaların bile "gürültülü" olanı makbul sayılıyor. Oysa bir yaranın kabuk bağlaması ses çıkarmaz. Bir çiçeğin boynunu bükmesi gürültü yapmaz. Ve insan, en çok canı yandığı yerde susar.</p>

<p>Belki de artık o kalabalık pazarı terk etme vaktidir. Kelimelerin haysiyetini korumak için, onları ulu orta saçmaktan vazgeçme vaktidir. Bizim sükûtumuz, kelimeleri yetiremediğimizden ya da söyleyecek sözümüz olmadığından değil; manayı incitmekten korktuğumuzdandır. Zira bu çağın gürültüsünde, en büyük çığlıkları, dudaklarını birbirine mühürleyenler atar.</p>

<p>Çünkü bazen susmak, kelimelerin mezarlığında bir dua gibi durmaktır.</p>

<p>Asabe</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 20:52:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekrandaki Kurgu, Hayattaki Alışkanlık</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekrandaki-kurgu-hayattaki-aliskanlik-33</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekrandaki-kurgu-hayattaki-aliskanlik-33</guid>
                <description><![CDATA[Ekrandaki Kurgu, Hayattaki Alışkanlık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Bu sadece bir dizi” cümlesini son yıllarda çok sık duyuyoruz. Ama dürüst olalım: Ekranlarda izlenen hiçbir şey artık sadece ekranda kalmıyor. Diziler, özellikle de uzun soluklu olanlar, farkında olmadan izleyicinin dünyayı algılama biçimine dokunuyor, hatta onu şekillendiriyor. Alışkanlıklar, değerler ve davranış kalıpları; sessizce, bölüm bölüm inşa ediliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün birçok yapımda şiddet, güç ve suç bir istisna değil, neredeyse ana tema hâline gelmiş durumda. Silahlar, sokak çatışmaları, yasa dışı ilişkiler ve “güçlü olanın kazandığı” bir düzen, izleyiciye tekrar tekrar sunuluyor. Bir süre sonra bu görüntüler rahatsız etmiyor, aksine tanıdık geliyor. İşte asıl tehlike de tam burada başlıyor: <strong>Şiddetin sıradanlaşması.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Özellikle gençler için bu tablo çok daha kritik. Henüz değer yargıları tam oturmamış bireyler, ekrandaki karakterleri farkında olmadan rol model olarak benimseyebiliyor. Gücün haklılıkla, korkunun saygınlıkla eş tutulduğu bu anlatılar, gerçek hayatta telafisi zor sonuçlar doğurabilecek bir normalleşmeye kapı aralıyor. “Dizide gördüm” cümlesi artık masum bir gerekçe değil; güçlü bir etki alanı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Oysa her şey böyle değildi. Bir dönem televizyon dizileri yalnızca vakit geçirmek için izlenmezdi; ailece izlenirdi. Aynı salonda, aynı ekrana bakılır, aynı duygular paylaşılırdı. O yapımların çoğunda aile bağlarını güçlendiren, fedakârlığı, sabrı ve birlikte ayakta kalmayı merkeze alan bir anlatı vardı. Kusursuz değillerdi ama bir yönleri, bir duruşları vardı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Zamanla bu dil değişti. Önce hikâyeler sertleşti, sonra karakterler yalnızlaştı. Aile, dizilerin merkezinden yavaş yavaş çekildi. Yerini bireysel çıkarlar, kişisel hırslar ve “her yol mubahtır” anlayışı aldı. Bugün ekrana baktığımızda, birlikte başarmaktan çok tek başına yükselen; emekten çok kestirme yollara başvuran karakterler görüyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aile figürlerinin dizilerdeki temsili de bu dönüşümün önemli bir parçası. Anne ve baba ya etkisiz, ya baskıcı ya da sorunların kaynağı olarak resmediliyor. Sağlıklı iletişim kuran, sorunları birlikte aşan aile örnekleri ise neredeyse yok denecek kadar az. Bu anlatı, farkında olmadan “bağlardan kurtulma” fikrini normalleştiriyor. Oysa toplumun temel taşı olan aile, bu kadar kolay gözden çıkarılacak bir yapı değil.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir diğer dikkat çeken değişim ise para ve başarı algısında yaşanıyor. Çalışarak, sabrederek, adım adım kazanmak artık hikâye olmaktan çıktı. Bunun yerine hızlı zenginleşme, güç ve statüye kısa yoldan ulaşma arzusu işleniyor. Suç, yasa dışı ilişkiler ve karanlık yollar; çoğu yapımda başarıya giden bir araç gibi gösteriliyor. Bu da özellikle gençler için tehlikeli bir algı inşa ediyor: Kolay kazanç, meşru bir hedef gibi sunuluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu tabloya alkol, uyuşturucu ve cinsellik temalarının artan görünürlüğü eklendiğinde mesele yalnızca bir senaryo tercihi olmaktan çıkıyor. Bu unsurlar çoğu zaman sorgulanmadan, sonuçları gösterilmeden ve hatta özendirici bir çerçevede sunuluyor. Mahremiyet, reyting uğruna tüketilen bir dramatik unsur hâline gelirken; kültürel değerler arka plana itiliyor, tüketim ve haz odaklı bir yaşam tarzı öne çıkarılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">En kaygı verici nokta ise, kültürün yavaş yavaş silikleşmesi. Yerel değerler, dil, gelenek ve toplumsal hassasiyetler; evrensellik adı altında sıradanlaştırılıyor. Oysa evrensel olmak, köksüz olmak anlamına gelmez. Bugün birçok yapımda izlediğimiz şey; kendi kültüründen uzak, aidiyet duygusu zayıf, her şeyi normalleştiren bir anlatı dili.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Elbette her geçmiş yapımı kutsamak, her yeni yapımı da toptan suçlamak doğru değil. Ancak ekrandaki dönüşümün bir yönü olduğu açık. Aileden bireye, emekten kolay kazanca, değerden hazza doğru bir kayış söz konusu. Ve bu kayış, sessiz ama derin bir etki bırakıyor. Belki de mesele dizilerin ne anlattığından çok, neyi unutturduğudur. Çünkü ekran değişirken, hikâyelerle birlikte değerler de değişiyor. Ve her kurulan kurgu, gerçek hayatta bir karşılık buluyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 14:36:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAYLA KIZINA</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yayla-kizina-32</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yayla-kizina-32</guid>
                <description><![CDATA[YAYLA KIZINA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yarım kalmış bir sevdanın adıyım ben,</p>

<p>daha söylenmeden boğulan bir isim.</p>

<p>Doğmamış bir bebeğin geceye karışan sessiz ağlayışı gibi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sahi,</p>

<p>şiir nereden başlar?</p>

<p>Bir kelime mi kaderi değiştirir,</p>

<p>yoksa kader mi kalemi ele geçirir?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yarım bırakılmış gönüller vardır,</p>

<p>tamamlanması yasaklanmış.</p>

<p>Şimdi sana yazıyorum;</p>

<p>anne sütü kadar temiz,</p>

<p>baba merhameti kadar ağır</p>

<p>ve suskun bir dille.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sahi,</p>

<p>en güzel isim hangisidir?</p>

<p>Ben bir isimde takılı kaldım hep;</p>

<p>doğmayan güneşim,</p>

<p>yaylaya varamayan güzelim,</p>

<p>ağlamayı öğrenmiş kaderim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ve biz</p>

<p>birleşemeyen sevgililer gibi,</p>

<p>aynı duaya farklı yerlerden “âmin” diyen</p>

<p>iki yalnız insanız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 00:29:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Umuda Sarıldım</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/umuda-sarildim-31</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/umuda-sarildim-31</guid>
                <description><![CDATA[Umuda Sarıldım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Seni, yeniden sevme ümidi doğdu yüreğime</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bakışlarındaki hülyaya dalma arzusu,</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İçimi titretti.</span></h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bir umuda sarıldım,</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kapandım ayaklarına</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Artık senden yana yüreğim...</span></h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Yüreğime, gözlerinden doğdu güneş</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Eridi yüreğimin buz tutmuş yanı</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Yeniden seni sevme ümidi doğdu içime.</span></h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Artık daha cesur içimdeki umut</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Adını anmaktan geri kalmıyor</span></h3>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 00:07:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uyuşturucu Bağımlılığını Önlemede Eğitimin Gücü</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/uyusturucu-bagimliligini-onlemede-egitimin-gucu-30</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/uyusturucu-bagimliligini-onlemede-egitimin-gucu-30</guid>
                <description><![CDATA[Uyuşturucu Bağımlılığını Önlemede Eğitimin Gücü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uyuşturucu bağımlılığı yalnızca bireyi değil ailesini okul çevresini ve tüm toplumu etkileyen ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde çocuklar ve gençler pek çok risk faktörüyle iç içe büyümektedir. Dijital dünya arkadaş çevresi ve yanlış rol modeller gençleri olumsuz alışkanlıklara sürükleyebilmektedir. İşte tam da bu noktada eğitim koruyucu ve önleyici bir güç olarak devreye girmektedir.</p>

<p>Bir eğitimci olarak şuna yürekten inanıyorum. Bağımlılığı önlemenin en etkili yolu çocuklara küçük yaşlardan itibaren sağlıklı yaşam bilinci kazandırmaktır. Eğitim yalnızca ders kitaplarından ibaret değildir. Eğitim hayatı tanımak kendini keşfetmek doğru ile yanlışı ayırt edebilmek ve sağlıklı kararlar alabilmektir. Uyuşturucu gibi zararlı maddelere yönelimin temelinde çoğu zaman merak arkadaş baskısı yalnızlık duygusu değersizlik hissi ve stresle baş edememe gibi nedenler yatmaktadır. Bu nedenle öğrencilerimize sadece “zararlıdır” demek yetmez neden uzak durmaları gerektiğini bunun yerine nasıl güçlü kalabileceklerini de öğretmemiz gerekir.</p>

<p>Okullarda yürütülen rehberlik çalışmaları bu açıdan büyük önem taşır. Öğrencilere özgüven kazandırmak kendilerini ifade edebilecekleri güvenli ortamlar oluşturmak sorunlarını paylaşabilecekleri bir danışmanlık sistemi sunmak bağımlılığı önlemede etkili adımlardır. Kendini tanıyan duygularını yönetebilen hayata dair hedefleri olan bir genç zararlı alışkanlıklara karşı çok daha dirençlidir. Çünkü kendi değerinin farkındadır ve geleceğini önemser.</p>

<p>Eğitim ortamlarında yaşam becerileri kazandırmak da en az akademik başarı kadar önemlidir. Stresle başa çıkma yolları sağlıklı iletişim kurma hayır diyebilme problem çözme ve empati gibi beceriler öğrencilerin riskli durumlara karşı güçlü durmasını sağlar. Özellikle arkadaş baskısına karşı durabilmek bağımlılığın önlenmesinde kritik bir beceridir. Bu beceri ancak bilinçli bir eğitim süreciyle kazandırılabilir.</p>

<p>Okullarda spor sanat müzik ve sosyal kulüp faaliyetlerinin artırılması da bağımlılıkla mücadelede önemli bir adımdır. Öğrenciler ilgi alanlarını keşfettikçe yeteneklerini geliştirdikçe kendilerini değerli hissederler. Başarma duygusu yaşayan bir çocuk zararlı alışkanlıklara yönelmek yerine üretmeyi ve gelişmeyi tercih eder. Bu tür etkinlikler aynı zamanda öğrencilerin sosyal bağlarını güçlendirir ve sağlıklı arkadaşlık ilişkileri kurmalarını sağlar.</p>

<p>Aile-okul iş birliği ise bağımlılığın önlenmesinde vazgeçilmez bir unsurdur. Eğitimciler olarak velilerle sürekli iletişim halinde olmak onları bilinçlendirmek ve çocuklarıyla sağlıklı bağ kurmaları konusunda desteklemek büyük önem taşır. Evde sevgi anlayış ve güven ortamında büyüyen çocuklar dışarıdan gelebilecek olumsuz etkilere karşı çok daha güçlü durabilir. Anne babaların çocuklarını yargılamadan dinlemesi onlara değer verdiğini hissettirmesi ve güven ilişkisi kurması riskli davranışların önüne geçmede etkilidir.</p>

<p>Unutmamalıyız ki bağımlılık bir anda ortaya çıkmaz. Küçük ihmaller görmezden gelinen davranışlar zamanla büyük sorunlara dönüşebilir. Bu nedenle erken yaşta farkındalık kazandırmak hayati öneme sahiptir. İlkokuldan itibaren sağlıklı yaşam bilinci oluşturmak, zararlı alışkanlıklara karşı koruyucu bir kalkan görevi görür. Eğitim sayesinde çocuklar kendi bedenlerine ve ruhlarına zarar verecek davranışlardan uzak durmayı öğrenir.</p>

<p>Bağımlılıkla mücadelede korkutma ya da cezalandırma yöntemleri uzun vadede etkili değildir. Asıl önemli olan çocukların kendilerini güvende hissettikleri bir ortamda büyümeleridir. Sevgiyle anlayışla ve doğru rehberlikle yetişen bireyler yanlış yollara sapma konusunda daha bilinçli davranır. Eğitim bireyin hayata umutla bakmasını sağlar ve güçlü bir karakter inşa eder.</p>

<p>Sonuç olarak uyuşturucu bağımlılığını önlemenin yolu bilinçlendirmekten güçlendirmekten ve desteklemekten geçer. Eğitim bireyin kendine olan saygısını artırır geleceğe dair hedefler koymasını sağlar ve sağlıklı tercihler yapmasına yardımcı olur. Bir eğitimci olarak en büyük temennim bilgiyle sevgiyle ve değerlerle yetişen nesillerin bağımlılıklardan uzak sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmesidir. Çünkü güçlü bireyler ancak sağlam bir eğitimle yetişir ve güçlü bir toplumun temelini oluşturur.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 22:51:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SESLENİŞ</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/seslenis-29</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/seslenis-29</guid>
                <description><![CDATA[SESLENİŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ruhum iki dünyanın arasında bir yankı</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bir ölü değildim fakat bir diri de</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Artık süt değil hep rahmet isterim</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Rüzgâr bile fısıldamaz bana artık</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Çünkü ben duyulmayan duanın sesiyim</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Tenim toprağa secde etmiş,</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ruhum ise “Elest” bezminde hâlâ mesttir.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ak kaşık sanırlar,</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Oysa zâhir beyaz, bâtın karadır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Leylâ’mı değil,</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Leylâ’da gizlenmiş Hakk’ı ararım.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ne varım ne yokum&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bekleyen bir derviş gibiyim&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hızır’ı görmüş Ademoğlunu ararım</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bekleyen bir derviş gibiyim </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 09:13:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Notlardan Daha Önemlisi Çocuğunuzun Gelişimi</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/notlardan-daha-onemlisi-cocugunuzun-gelisimi-28</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/notlardan-daha-onemlisi-cocugunuzun-gelisimi-28</guid>
                <description><![CDATA[Notlardan Daha Önemlisi Çocuğunuzun Gelişimi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karne günü geldiğinde evlerde farklı duygular yaşanır. Kimi aileler büyük bir heyecanla çocuğunun karnesini bekler kimi ise içinde biraz endişe taşır. Aslında bu çok doğaldır. Çünkü anne baba olarak çocuğumuzun başarılı mutlu ve özgüvenli olmasını bekleriz. Ancak bir eğitimci olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Karne çocuğunuzun kim olduğunu ya da gelecekte ne olacağını belirleyen bir belge değildir. O sadece bir dönemin akademik özetidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karne çocuğun o dönem derslerde gösterdiği performansı yaptığı çalışmaları ve öğretmenin gözlemlerini yansıtır. Fakat her çocuğun öğrenme şekli hızı ve ilgisi farklıdır. Bazı çocuklar sınavlarda başarılı olurken bazıları kendini sözlü anlatımda bazıları ise sanatta sporda ya da sosyal ilişkilerde gösterir. Karne bu çok yönlü gelişimin tamamını göstermez. Bu yüzden çocuğumuzu yalnızca notlarına bakarak değerlendirmek onun gerçek potansiyelini görmemizi engeller.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Anne baba olarak karne günü en çok dikkat etmeniz gereken nokta çocuğunuzun duygularıdır. Çünkü çocuklar bu gün kendilerini yargılanıyormuş gibi hissedebilir. Özellikle karne notları iyi olmayan çocuklar “Başarısızım” “Ailem beni sevmeyecek” gibi düşüncelere kapılabilir. İşte tam bu noktada sizin tutumunuz çok önemlidir. Kızmak bağırmak başka çocuklarla kıyaslamak ya da tehdit etmek çocuğun özgüvenini zedeler. Bunun yerine sakin kalıp anlayış göstererek yaklaşmak çocuğunuzun size açılmasını sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karneyi elinize aldığınızda ilk söyleyeceğiniz söz çok etkili ve önemlidir. “Bakalım bu dönem neler öğrenmişsin?” “Elinden geleni yaptığını görüyorum” gibi cümleler çocuğunuzu rahatlatır. Eğer düşük notlar varsa bunu bir sorun değil bir gelişim fırsatı olarak görün. “Bu derste zorlanmışsın birlikte nasıl çözebiliriz?” diye sormak çocuğun sorumluluk almasını ve çözüm üretmesini sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Unutmayın her başarının arkasında emek vardır. Çocuğunuz belki yüksek not alamamıştır ama düzenli ders çalışmaya başlamış ödevlerini kendi yapmaya gayret etmiştir. Bunlar çok kıymetli gelişmelerdir. Karne günü sadece sonuçlara değil sürece de bakmalıyız. Çabasını fark ettiğinizi hissettirmek çocuğun motivasyonunu artırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bir eğitimci olarak sıkça şunu gözlemliyoruz. Aile desteği olan çocuklar zorluklar karşısında daha güçlü duruyor. Bu yüzden karne günü bir sorgulama günü değil birlikte plan yapma günü olmalıdır. Önümüzdeki dönem için küçük ve ulaşılabilir hedefler koyabilirsiniz. Örneğin tatilde ders çalışma saatlerini düzenli bir hale getirebilir veya birlikte kitap okuyabilirsiniz .Bu hedefleri çocuğunuzla birlikte belirlemeniz de çok önemlidir. Çünkü çocuk kendini sürecin içinde hissederse daha istekli olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karne günü aynı zamanda çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmek için güzel bir fırsattır. Küçük bir yürüyüş birlikte içilen bir çay sevdiği bir etkinlik… Bunlar çocuğunuza “Sen benim için değerlisin notların ne olursa olsun” mesajını verir. Bu mesaj çocuğunuzun hayatı boyunca taşıyacağı bir güven duygusudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Son olarak şunu belirtmek isterim ki&nbsp; başarı sadece yüksek not almak değildir. İyi bir insan olmak sorumluluk almak saygılı olmak pes etmemek de büyük başarılardır. Biz eğitimciler için en değerli şey öğrenmeyi seven merak eden hata yapmaktan korkmayan çocuklar yetiştirmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karne günü bir son değil yeni bir başlangıçtır. Çocuğunuzun güçlü yönlerini fark ettiğiniz eksiklerini sevgiyle desteklediğiniz bir gün olsun. Çünkü çocuklarımız en çok yargılanmaya değil anlaşılmaya ihtiyaç duyar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 08:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖĞÜS KAFESİNDEKİ MİSAFİR: Dert Ve Derman Muamması</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gogus-kafesindeki-misafir-dert-ve-derman-muammasi-27</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gogus-kafesindeki-misafir-dert-ve-derman-muammasi-27</guid>
                <description><![CDATA[GÖĞÜS KAFESİNDEKİ MİSAFİR: Dert Ve Derman Muamması]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dert, modern insanın lügatinde kurtulunması gereken bir hastalık, kaçınılması elzem bir virüs gibi algılanır. Oysa kadim irfanımızda dert; insana verilmiş gizli bir rütbe, ruhun olgunlaşması için gönderilmiş nazlı bir davetiyedir. Peki, biz bu davete icabet etmeyi biliyor muyuz, yoksa kapıyı yüzüne çarpıp gaflet uykusuna mı yatıyoruz? Asıl mesele, derdin varlığı değil, bizim ona nasıl mukabele ettiğimizdir.</p>

<p>"İnsana dert anlatılır mı?" suali, cevabı içinde kanayan bir yaradır. İnsan, insanın kurdu mudur yoksa yurdu mudur, meçhul... Lakin bilinen bir hakikat var ki kelimeler, yürekteki yangını tarif etmeye çoğu zaman kifayetsiz kalır. Bir başkasına derdini dökmek, okyanusu bir çay kaşığına sığdırmaya çalışmak gibidir. Karşınızdaki, sizin kelimelerinizi duyar ama o kelimelerin altındaki sükûtu, o derin ahı işitemez. Halden anlamayanın yanında konuşmak, dilsiz duvarlara serenat yapmak kadar beyhudedir. Belki de bu yüzden, en ağır dertler hep dilsizdir; onlar anlatılmaz, sadece yaşanır ve sahibinin yüzündeki çizgilerde okunur.</p>

<p>Derdin bitmesi, bir kurtuluş müjdesi midir, yoksa bir tükenişin ilanı mı? "Dertsiz baş, bostan korkuluğunda da bulunur" demiş eskiler. İnsanı diri tutan, onu arayışa sevk eden ve nihayetinde "kul" olduğunu hatırlatan şey, o göğüs kafesindeki sızısıdır. Derdin bittiği yer, imtihanın bittiği yerdir; imtihanın bittiği yer ise toprağın altıdır. Bu sebeple "dertsizlik", aslında insanın manen ölümü, ruhun rehavet bataklığında çürümesidir. Dert, bizi yontar, fazlalıklarımızdan arındırır ve hakikatin aynasında kendimizi seyretmemize vesile olur.</p>

<p>Her dert, şüphesiz kendi evreniyle, kendi yerçekimi kanunlarıyla gelir. Bir başkasının acısını küçümsemek, acının matematiğini bilmemektir. Karıncaya düşen bir damla su, onun için tufandır; file ise bir hiçtir. Kimsenin yangınına "küçük", kimsenin dağına "alçak" denilmez. Herkesin kıyameti kendi içinde kopar. Mühim olan o kıyametin büyüklüğü değil, enkazın altından nasıl çıkıldığıdır. Kimi o enkazda kaybolur, kimi ise oradan bir saray inşa eder.</p>

<p>Velhasıl; dert bir yanılsama değil, hayatın en çıplak gerçeğidir. Ondan kaçmak yerine, onu "Tanrı misafiri" sayıp başköşeye buyur etmek gerekir. Zira derdi verende derman, derdin içinde ise saklı bir derman vardır. İnsan, derdiyle hemhal oldukça insanlaşır. Belki de en büyük dert, bir derdi olduğunu unutup şu fani dünyada ebedi kalacağını sanmaktır.</p>

<p>Asabe</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Jan 2026 16:04:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ulaşamayışım</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ulasamayisim-26</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ulasamayisim-26</guid>
                <description><![CDATA[Ulaşamayışım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>En çok da<br />
sana ulaşamayışım yakıyor canımı.<br />
Her seferinde bir şiir yazıyorum;<br />
şiir yazmak kolay derler bir de.</p>

<p>Oysa her şiirim,<br />
bir ulaşamayışımı temsil eder:<br />
bir suskunluğu, bir bekleyişi,<br />
bir gecenin sessizliğinde adını anışımı…</p>

<p>Ah, bir bilseler<br />
nasıl sevip ne yazdığımı;<br />
bir kelimenin arkasına nasıl gizlendiğimi,<br />
her harfte sana nasıl dokunduğumu…</p>

<p>En çok da<br />
sana ulaşamayışım yakıyor canımı…<br />
Ve yine de yazıyorum;<br />
belki bir gün,<br />
bir mısrada bana rastlarsın diye.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 17:30:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğunuzla Gerçekten Konuşabiliyor Musunuz?</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/cocugunuzla-gercekten-konusabiliyor-musunuz-25</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/cocugunuzla-gercekten-konusabiliyor-musunuz-25</guid>
                <description><![CDATA[Çocuğunuzla Gerçekten Konuşabiliyor Musunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sevgili anne-babalar hepimiz çocuğumuz için en iyisini isteriz. Onun mutlu güvenli ve kendine güvenen bir birey olarak büyümesini isteriz. Ama bazen fark etmeden atladığımız bir konu var. Çocuğunuzla gerçekten nasıl konuştuğunuz. İletişim sadece “söylemek” değildir onu anlamak hislerini paylaşmak ve yanında olduğunuzu göstermek demektir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocuklar söylediklerimiz kadar davranışlarımızdan da öğrenir. Onları dinlemek sadece sessiz kalmak anlamına gelmez. Gerçek dinleme onların söylediklerini yargılamadan acele etmeden ve hemen çözüm önerisi sunmadan anlamaya çalışmaktır. Mesela çocuğunuz okulda bir tartışma yaşadıysa hemen “Böyle yapma şöyle yap” demek yerine şunu söyleyebilirsiniz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">“Bunu yaşadığını duyduğuma üzüldüm. Bana anlatmak ister misin?”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bazen çocuklar sadece anlaşılmak ister çözüm değil. Onlar üzgün kızgın ya da endişeliyken duygularının kabul edildiğini hissetmek onlara güven verir. Aceleyle çözüm sunmak veya öğüt vermek yerine sabırla dinlemek ve yanında olduğunuzu göstermek çok daha değerlidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İletişim sadece sözlerle olmaz. Bakışınız davranışınız birlikte geçirdiğiniz zaman da mesaj verir. Telefonu kenara bırakıp çocuğunuzla göz teması kurmak birlikte oyun oynamak veya akşam yemeğinde sohbet etmek “Sen değerlisin ve seninle ilgileniyorum” demenin en güçlü yoludur.. Küçük anlar bile çok önemlidir. Çocuğunuz bir şey anlatırken dikkatinizi başka yere vermek yerine gerçekten dinlemek onun kendini değerli hissetmesini sağlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sabırlı olmak çok önemlidir. Düşüncelerini sonuna kadar dinlemek ve duygularını ifade etmelerini beklemek hata yaptığında bağırmamak sorularını küçümsememek güvenli bir ortam yaratır. Böyle bir ortam çocuğun kendini ifade etmesini duygularını anlamasını ve kendi sorunlarını çözme becerisini geliştirmesini sağlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sevgili anne-babalar çocukla konuşmak sadece yönlendirmek değil<strong> </strong>birlikte öğrenmektir. Onların dünyasına adım attığınızda bağınız güçlenir çocuğunuz kendini değerli ve anlaşılmış hisseder. Eğitim disiplin veya sınav sonuçları geçici olabilir ama güçlü bir iletişim ömür boyu sürecek bir yatırım olur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Unutmayın mükemmel anne-baba yoktur. Hepimiz hata yaparız bazen yanlış kelimeler seçeriz. Önemli olan çocuğunuza karşı açık dürüst ve sevgi dolu bir yaklaşımı sürdürmektir. Onun duygularını anlamaya çalışmak empati kurmak ve birlikte zaman geçirmek sözlerden çok daha güçlüdür.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Örneğin çocuğunuz bir oyun oynarken kendini kaybediyor ve sinirleniyorsa “Sakin ol” demek yerine ona eşlik edebilirsiniz:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">“Seninle birlikte oynayalım birlikte bakalım ne yapabiliriz.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ya da okulda zorlandığını söylediğinde hemen çözüm sunmak yerine şöyle diyebilirsiniz:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">“Bunu anlatmak için cesaret gösterdiğin için teşekkür ederim. Birlikte düşünebiliriz.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocuğunuzla gerçek bir iletişim kurduğunuzda yalnızca onun hayatına değil kendi yaşamınıza da değer katarsınız. Çünkü her çocuk kendisini dinleyen ve anlayan bir anne-babaya sahip olduğunda özgüveni yüksek meraklı ve duygusal olarak dengeli bir birey olma yolunda ilk adımlarını atmış olur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak sevgili anne-babalar çocuğunuzla konuşmak bir zorunluluk değil bir fırsattır. Onun dünyasını anlamak yanında olduğunuzu göstermek ve birlikte büyümek için her gün küçük ama değerli adımlar atabilirsiniz. Unutmayın her sohbet her oyun ve her bakış çocuğunuza kendini değerli hissettirme fırsatıdır.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 17:19:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RUHUN KİRİNİ YIKAYAN IRMAK: ÖZÜR VE ERDEM</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ruhun-kirini-yikayan-irmak-ozur-ve-erdem-24</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ruhun-kirini-yikayan-irmak-ozur-ve-erdem-24</guid>
                <description><![CDATA[RUHUN KİRİNİ YIKAYAN IRMAK: ÖZÜR VE ERDEM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğası gereği hata ile malul, kusur ile yoğrulmuş bir varlıktır insan. Kusursuzluk iddiası yalnızca Yaradan’a mahsustur; kul ise acziyetiyle kaimdir. Lakin insanoğlu, kibrin o zehirli şerbetini içtiği günden beri, hatasını kabul etmeyi bir zayıflık, özür dilemeyi ise bir mağlubiyet sayar oldu. Oysa özür; nefsin o dik başlı atını dizginlemek, ruhun sırtındaki kamburu söküp atmaktır. Bir yenilgi değil, bilakis insanın kendi "ben"liğiyle girdiği savaşı kazanmasıdır.</p>

<p>Modern zamanlarda özür, ne yazık ki dudak ucuyla söylenen, manadan yoksun ve soğuk bir "pardon" kelimesine indirgendi. Hata yapanlar, kırdıkları kalbin tamirinden ziyade, kendi vicdanlarını susturmanın derdine düşüyor. "Kırdıysam özür dilerim" gibi şartlı cümleler, samimiyetten fersah fersah uzak bir kaçıştan ibarettir. Zira gerçek bir özür; sadece dildeki bir ikrar değil, kalpteki derin bir pişmanlığın eyleme dökülmesidir. Kırılan bir testiyi yapıştırdığınızda belki su tutabilir; lakin o çatlak, ancak samimiyetin harcıyla, gözyaşının suyuyla kapanır.<br />
Bizim irfan geleneğimizde "gönül yıkmak", Kabe’yi yıkmakla eşdeğer tutulmuştur. Bu sebeple bir gönlü tamir etmek, alelade bir nezaket kuralı değil, manevi bir inşadır. İnsan, özür dilerken karşısındakine "Sen benim nefsimden, gururumdan ve haklı olma ihtimalimden daha değerlisin." mesajını verir. Bu, egonun o sert kabuğunu kırmak ve içindeki insanı ortaya çıkarmaktır. "Haklı olmak" zehrinden kurtulup, "hakkaniyetli olmak" mertebesine erişmektir.</p>

<p>Velhasıl; özür dilemek alçalmak değil, bilakis tevazu kanatlarıyla yükselmektir. Hata yapan sadece "insan"dır; lakin o hatayı fark edip telafi etmeye çalışan, "insan-ı kâmil" olma yoluna girmiş bir yolcudur. Kibrin kalesine sığınanlar yalnızlaşırken, özrün o şifalı kapısını çalanlar gönüllerde taht kurar. Unutmayalım ki; eğilmek, gönül kırmaktan her zaman daha evladır.</p>

<p>ASABE</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 20:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ruhun Görünmez Çapası: AİDİYET</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ruhun-gorunmez-capasi-aidiyet-23</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ruhun-gorunmez-capasi-aidiyet-23</guid>
                <description><![CDATA[Ruhun Görünmez Çapası: AİDİYET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, varoluşu gereği arafta durmayı reddeden, ruhunu yaslayabileceği sağlam bir zemin arayan yegâne canlıdır. Doğduğu andan itibaren başlayan o büyük arayış, sadece hayatta kalma güdüsüyle açıklanamaz; bu, varlığın kendi anlamını bir başkasının, bir mekânın veya bir fikrin aynasında görme arzusudur. Aidiyet, işte bu aynada beliren aksin bizzat kendisidir. Fiziksel bir konumlanmanın çok ötesinde, ruhun "Ben buradayım ve burası benim evim" diyebildiği o sessiz ve derin huzur hâlidir.</p>

<p>Bir yere veya bir şeye ait olmak, özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine ruhun kök salarak gökyüzüne daha cesur uzanabilmesidir. Nasıl ki bir ağaç, kökleri toprağa ne kadar sıkı tutunursa fırtınalara o denli direnç gösterirse, insan da ait olduğu değerler bütünüyle hayata karşı dik durur. Bu his, karmaşık dünya düzeni içinde savrulan zihne atılmış görünmez bir çapadır. Bir şehre, bir melodiye, bir insana yahut bir davaya ait hissetmek; kişinin o "bütün" içerisindeki eksik parçayı tamamlaması gibidir. O parça yerine oturduğunda, zihindeki gürültü susar ve yerini "anlaşılmış olma"nın verdiği güvene bırakır. Çünkü ait olmak, aynı zamanda kabul görmektir; olduğun gibi, tüm kusurların ve erdemlerinle o bütünün vazgeçilmez bir zerresi sayılmaktır.<br />
Ancak bu hissin en çarpıcı yanı, mekân ve zamandan münezzeh oluşudur. İnsan kilometrelerce uzaktaki bir coğrafyaya, hiç görmediği bir devre veya sadece zihninde yaşattığı bir ideale de derin bir aidiyet duyabilir. Bu durum, aidiyetin somut duvarlar arasında değil, kalbin ve zihnin derinliklerinde inşa edildiğini kanıtlar. Ait olamamak ne kadar büyük bir boşluk ve soğukluk yaratıyorsa, bir yere ait olduğunu bilmek de o denli ısıtır insanın içini. O bağ, kişinin kimliğini şekillendiren, ona bir tarih ve gelecek sunan en güçlü referans noktasıdır.</p>

<p>Neticede aidiyet; insanın kainattaki devasa yalnızlığına karşı geliştirdiği en soylu savunma mekanizmasıdır. Ne bir zincirdir ayağa vurulan ne de bir kafestir insanı hapseden. Bilakis aidiyet; uçurtmanın ipidir. İp ne kadar sağlam ve emin bir ele bağlıysa, uçurtma o kadar korkusuzca yükselir göklere. İnsan da ancak ruhunu bir yere ait hissettiğinde, kendi potansiyelinin zirvesine ulaşma cesaretini kendinde bulabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 19:59:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Eğitimcinin Penceresinden  Neden Başarmalısın?</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-egitimcinin-penceresinden-neden-basarmalisin-22</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-egitimcinin-penceresinden-neden-basarmalisin-22</guid>
                <description><![CDATA[Bir Eğitimcinin Penceresinden  Neden Başarmalısın?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sınıf kapılarından içeri girip çıkan yüzlerce öğrenci gördüm. Kimi sessiz kimi heyecanlı kimi ise daha ilk günden umutsuz… Hepsinin ortak bir noktası vardı. Başarının ne olduğuna dair zihinlerinde eksik ya da yanlış tanımlar. Çoğu öğrenci için başarı yüksek not almak ya da bir sınavı geçmekten ibaretti. Oysa bir eğitimci olarak şunu açıkça söyleyebilirim ki başarı çok daha derin ve çok daha insani bir kavramdır. İşte bu yüzden eğitimci gözüyle soruyorum Neden başarmalısın?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü eğitim bireyin kendine olan inancını inşa ettiği bir süreçtir. Bir öğrencinin “Ben yapabilirim” demeyi öğrenmesi en az matematik formülleri ya da dil bilgisi kuralları kadar önemlidir. Sınıfta doğru cevabı bilip parmak kaldırmayan öğrenciler olur. Korkuları bilgilerini bastırır. Oysa cesaret öğrenmenin gizli anahtarıdır. Başarma çabası öğrencinin kendine güvenmesini sağlar ve bu güven hayatın her alanına taşınır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bir eğitimci olarak sıkça karşılaştığım bir başka durum da şudur. Öğrenciler başarısızlıktan çok başarısız olarak etiketlenmekten korkar. Yanlış yapınca “yapamayan” düşük not alınca “başarısız” ilan edildiğini düşünür ve korkar. Oysa eğitimde hata bir son değil bir başlangıçtır. Yanlışlar öğretmenin yol haritasıdır. Nerede durulması neyin tekrar edilmesi gerektiğini gösterir. Bu nedenle başarmalısın çünkü hata yapmaktan korkmadığın an gerçekten öğrenmeye başlarsın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü emek ile sonuç arasındaki ilişkiyi en net öğreten yer okuldur. Çalışmadan başarı bekleyen öğrenci hayatta da sabırsız olur. Eğitim sabrın ve sürekliliğin değerini öğretir. Her gün biraz ilerlemek bir anda zirveye çıkmaktan çok daha kalıcıdır. Bir öğrencinin aylar süren çabadan sonra başardığı küçük bir kazanım onun karakterine işlenen büyük bir derstir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü her öğrencinin yolu ve hızı farklıdır. Eğitim sistemi çoğu zaman herkesi aynı kalıba sokmaya çalışsa da gerçek hayatta bu mümkün değildir. Kimi öğrenci hızlı öğrenir ama çabuk vazgeçer kimi yavaş ilerler ama sonuna kadar gider. Bir eğitimci olarak benim için en kıymetli öğrenci en yüksek notu alan değil gelişim gösteren öğrencidir. Dünkü halinden bir adım ileride olan her öğrenci başarıyı tatmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü sen sadece bugünün öğrencisi değil yarının yetişkinisin. Bugün öğrendiğin disiplin sorumluluk ve mücadele duygusu yarın iş hayatında, aile ilişkilerinde ve toplumsal rollerinde karşına çıkacak. Eğitim sürecinde pes etmeyen bireyler hayat karşısında da daha dirençli olur. Bu yüzden sınıfta kazanılan her başarı hayata yapılan bir provadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü öğretmenler yalnızca anlatmaz inanır. Bir öğrencinin yapabileceğine inanmak eğitimcinin en büyük sorumluluğudur. Ama bu inancın karşılık bulabilmesi için öğrencinin de kendine inanması gerekir. Öğretmenin verdiği cesaret öğrencinin gösterdiği çabayla anlam kazanır. İşte o noktada gerçek eğitim gerçekleşir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Son olarak şunu söylemek isterim. Başarmalısın çünkü bir gün sen de bir başkasının yolunu aydınlatacaksın. Belki bir öğrenciye belki bir arkadaşına belki kendi çocuğuna… O gün geriye dönüp baktığında denediğin ve vazgeçmediğin için kendinle gurur duyacaksın. Bir eğitimci olarak en büyük temennim şudur. Öğrencilerim başarılı olsun diye değil kendilerine inanan öğrenmekten vazgeçmeyen bireyler olsun diye başarsınlar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 19:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GECEYE SIĞINANLAR</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/geceye-siginanlar-21</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/geceye-siginanlar-21</guid>
                <description><![CDATA[GECEYE SIĞINANLAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gecenin kör vakti gelir, derin düşünceler,<br />
Hüzünle yoğrulmuş en eski sevgiler.<br />
Yalnız kalmalı en güzel şiirler,<br />
Hep hüzünle yoğrulur kalbimde dizeler.</p>

<p>Sessizlik düşer dilimden ağır ağır,<br />
Kelimeler zihnimde yer değiştirir adeta.<br />
Hepsi bir olur,<br />
Yalnızlık ise hep ayrı kalır.</p>

<p>Ruhum, henüz gömülmemiş bir çocuk cesedi;<br />
Kalbim, sahibini kaybetmiş bir mısra gibi<br />
yalnızlık hep benimle o on altı yaşında.&nbsp;<br />
Sahi, hangimiz hâlâ hayatta?</p>

<p>Uyumadan önce yine bir mezar kazacağım,<br />
toprağını gözyaşıyla ıslatcağım.<br />
Çiçeklerim birer şiir,<br />
Yalnızlığı mezara sokacağım.</p>

<p>Yoksa bir tabut mu<br />
sessizce içeriye çağırıyor beni?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Dec 2025 22:17:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geleceği Şekillendiren Sessiz Güç</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gelecegi-sekillendiren-sessiz-guc-20</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gelecegi-sekillendiren-sessiz-guc-20</guid>
                <description><![CDATA[Geleceği Şekillendiren Sessiz Güç]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eğitimin önemi üzerinde sıkça konuşulmasına rağmen çoğu zaman gündelik hayatın telaşı içinde hak ettiği değeri göremeyen bir konudur. Pek çok kişi eğitimi yalnızca okul yıllarıyla sınavlarla ya da alınan diplomalarla sınırlar. Oysa eğitim insan hayatının her aşamasına yayılan bireyin düşünce dünyasını ve yaşam biçimini derinden etkileyen uzun soluklu bir süreçtir. İnsan öğrenmeye başladığı andan itibaren değişir gelişir ve hayata daha bilinçli bir gözle bakmayı öğrenir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eğitimli birey yalnızca bilgi sahibi olan değil aynı zamanda bilgiyi doğru yerde ve doğru şekilde kullanabilen kişidir. Karşılaştığı sorunlar karşısında ezberlenmiş kalıplara sığınmak yerine çözüm yolları üretebilir. Sorgulama becerisi gelişmiş bir insan duyduklarını ve gördüklerini olduğu gibi kabul etmez düşünür araştırır ve değerlendirir. Bu özellik bireyin hem özel hayatında hem de çalışma yaşamında daha sağlam adımlar atmasını sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eğitim insanın kendini tanımasında da önemli bir rol oynar. Kişi ilgi alanlarını yeteneklerini ve sınırlarını eğitim süreci içinde keşfeder. Okunan bir kitap dinlenen bir ders ya da edinilen bir deneyim insanın iç dünyasında yeni kapılar açabilir. Bu sayede birey neyi sevdiğini ve hangi alanda kendini geliştirmek istediğini daha net görebilir. Kendini tanıyan insan ise hayatta daha bilinçli tercihler yapar ve mutsuzluk ihtimalini azaltır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Toplumsal açıdan bakıldığında eğitim ortak yaşamın kalitesini yükselten en temel unsurlardan biridir. Eğitimli toplumlarda insanlar birbirlerini daha iyi anlar farklılıklara karşı daha saygılı davranır. Empati kurma becerisi gelişmiş bireyler sorunları çatışma yerine diyalog yoluyla çözmeye daha yatkındır. Bu da toplumsal huzurun ve güven duygusunun güçlenmesine katkı sağlar. Eğitim toplumun sessiz ama en etkili düzenleyicisidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ayrıca eğitim değişen dünyaya ayak uydurabilmenin anahtarıdır. Bilgi hızla yenilenmekte meslekler dönüşmekte ve yaşam koşulları sürekli değişmektedir. Bu değişim karşısında ayakta kalabilen bireyler öğrenmeyi alışkanlık haline getirmiş olanlardır. Eğitim insana yalnızca mevcut bilgileri değil yeni bilgileri öğrenme cesareti ve yeteneğini de kazandırır. Bu yönüyle eğitim bireyin geleceğe hazırlanmasında vazgeçilmez bir araçtır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak eğitim yalnızca bireysel başarıyı değil toplumsal gelişimi de besleyen temel bir değerdir. Eğitime verilen önem aslında insana verilen değerin bir göstergesidir. Hayat boyu süren bir öğrenme anlayışı benimsendiğinde hem bireyler hem de toplumlar daha güçlü daha bilinçli ve daha umutlu bir geleceğe doğru ilerleyebilir. Bu nedenle eğitim her zaman korunması ve geliştirilmesi gereken ortak bir miras olarak görülmelidir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Dec 2025 20:02:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DÜPEDÜZ ROMANTİK İLİŞKİLER: Tüketim Çağında Aşk Ve Zanaat</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/dupeduz-romantik-iliskiler-tuketim-caginda-ask-ve-zanaat-19</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/dupeduz-romantik-iliskiler-tuketim-caginda-ask-ve-zanaat-19</guid>
                <description><![CDATA[DÜPEDÜZ ROMANTİK İLİŞKİLER: Tüketim Çağında Aşk Ve Zanaat]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Romantizm, modern dünyanın bize yutturmaya çalıştığı gibi bir "vitrin düzenleme sanatı" değildir. Bilakis, iki ruhun en mahrem yerlerinden birbirine teğet etmesi, bir "gönül işçiliği" meselesidir. Lakin bugünün ilişki anlayışı, ne yazık ki bir zanaatkârın sabrından yoksun, bir tüccarın kâr hırsıyla şekilleniyor. Adına "düpedüz romantik ilişki" dediğimiz bu modern tiyatro, aslında ruhsuz bir senaryonun kötü oynanmış bir perdesinden ibaret.</p>

<p>Eskiden aşk, ağır ateşte pişen, demlendikçe lezzeti artan bir "tandır aşı" kıvamındaydı; şimdilerde ise ayaküstü yenen, çabucak tüketilen ve hazmı zor bir "fast-food" ürününe dönüştü. Dikkat buy'run; bugün insanlar, karton bardaklarda içip çöpe attıkları kahveler gibi tüketiyor sevdaları. Oysa eskiler, sevgilinin dudağının değdiği fincanı saklar, o porselendeki çatlağı bile hatıra sayardı. Biz, "kullan-at" kültürünü sadece eşyaya değil, insana da sirayet ettirdik. Bir insanı tanımak, anlamak ve onun ruhundaki düğümleri çözmek zahmetli gelince, "elektrik alamadım" bahanesine sığınıp, bir sonraki adaya geçiyoruz.</p>

<p>Örnekler can yakıcı ama hakikat... Eskiden aylar süren mektup bekleyişleri, vuslatın kıymetini artırırdı. Mürekkebin kâğıda dağılması bile bir duyguydu. Şimdi ise "mavi tik" olduğu hâlde gelmeyen o cevaplar, modern zamanın en büyük işkencesi oldu. İki insan, aynı masada, göz göze gelmek yerine, ellerindeki soğuk ekranların ışığında birbirine yabancılaşıyor. "Romantik" bir akşam yemeği, maşukun gözlerine bakmak için değil, takipçilere "ne kadar mutlu olduğumuzu" ispatlamak için organize ediliyor. Fotoğraf çekilip paylaşıldıktan sonra, o masaya yine derin bir sessizlik ve ruhsuzluk çöküyor.</p>

<p>Bu sığlıkta "emek" kelimesi tedavülden kalkmış durumda. Bir binayı inşa ederken temeline gösterilen özenin onda biri, ilişkilere gösterilmiyor. En ufak bir sarsıntıda, duvardaki bir çatlakta evi terk ediyoruz. Kimse "sıvayıp onaralım, bu hane bizim" demiyor; "daha yenisini, daha sorunsuzunu" arıyor. Hâlbuki aşk bir zanaattır; çıraklığını yapmadığın, çilesini çekmediğin, elini taşın altına koymadığın bir kapının ustası olamazsın.</p>

<p>Velhasıl; "düpedüz" yaşamak lazım aşkı. Filtresiz, efektsiz, yalansız... Vitrine oynamadan, kulise saklanmadan. Romantizm, pahalı hediyelerle satın alınan bir sus payı değil; fırtınalı havada o gemiyi terk etmeme iradesidir. Zira insan, tükettiği kadar değil, ürettiği ve yaşattığı kadar insandır. Aşk da tüketilecek bir meta değil, yaşatılacak bir mirastır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Dec 2025 19:58:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Öğretmenin Gözünden Bir Çocuğun Hayatına Dokunmak</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-ogretmenin-gozunden-bir-cocugun-hayatina-dokunmak-18</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-ogretmenin-gozunden-bir-cocugun-hayatina-dokunmak-18</guid>
                <description><![CDATA[Bir Öğretmenin Gözünden Bir Çocuğun Hayatına Dokunmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sınıfa her adım attığımda aslında bir sınıfa değil onlarca farklı hayata girdiğimi bilirim. Her sırada oturan çocuk yalnızca bir öğrenci değil her biri bir hikayenin canlı kahramanıdır. Biri&nbsp; evde sessizliğe alışmıştır bir diğeri&nbsp; sürekli güçlü olmak zorunda kalmıştır&nbsp; biri diğeri ise henüz hayal kurmanın ne demek olduğunu bile tam olarak bilmez. Öğretmen bu görünmeyen dünyaları fark edebilme becerisine sahip bir liderdir. Tahtaya yazılan bilgiler kadar&nbsp; hikayelerin kahramanları ile kalpten kalbe köprü&nbsp; kurabilmekte sorumluluğumuzdur. Bir çocuğun hayatına dokunmak büyük ve gösterişli işler yapmak anlamına gelmez. Çoğu zaman bu dokunuş kimsenin fark etmediği küçük anlarda gerçekleşir. Derste söz almak isteyen ama çekinen bir çocuğun bakışını yakalamak teneffüste yalnız duran bir öğrencinin yanına oturmak “Nasılsın?” sorusunu gerçekten cevabını dinlemek için sormak… Bunlar müfredatta yazmaz ama eğitimin en güçlü kazanımlarıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Öğretmenlik mesleği zaman içerisinde bana şunları öğretti ki çocuklar &nbsp;anlatılan dersten çok kendilerine nasıl davranıldığını öğrenirler. Sabırlıysak sabrı adilsek adaleti umutluysak umudu içselleştirirler. Bir öğretmenin sesi bazen bir çocuğun iç sesi olur. Sürekli eleştirilen bir çocuğa inandığınızı söylediğinizde o çocuk ilk kez kendine inanmaya başlar. Bir hatasını yüzüne vurmak yerine hatayla nasıl baş edileceğini gösterdiğinizde hayata dair çok daha büyük bir ders vermiş olursunuz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Öğretmen olmak her çocuğun aynı yerden başlamadığını kabul edebilmektir. Kimisi derse tok gelir kimisi aç. Kimisi sevgiyle büyür kimisi sadece kurallarla. Sınıfta eşitliği sağlamak herkese aynı şeyi vermek değil herkesin ihtiyacı olanı fark edebilmektir. İşte öğretmenin vicdanı tam da burada devreye girer. Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey bilgi değil anlaşılmaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Okul bazı çocuklar için yalnızca bir bina değildir bazen hayata tutundukları tek daldır. Evinde sesini duyuramayan sokakta kendini güvende hissetmeyen çocuklar için öğretmen rol modelden çok daha fazlasıdır. Bazen bir anne şefkati bazen bir baba güveni bazen de sadece “yanındayım” diyen bir yetişkindir. Öğretmenin sınıftaki duruşu adaleti ve merhameti çocuğun dünyaya bakışını sessizce şekillendirir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Elbette her öğrencinin hayatını kökten değiştirmek mümkün değildir. Ama zaten mesele bu değildir. Mesele bir çocuğun yoluna ışık olabilmektir. Bir yeteneğini fark edip cesaretlendirmek bir başarısını içtenlikle kutlamak düştüğünde elinden tutmak… Bu küçük dokunuşlar yıllar sonra bile hafızalarda canlı kalır. Çünkü çocuklar ne söylediğimizi değil onlara nasıl hissettirdiğimizi hatırlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Yıllar sonra bir öğrencinizin sizi hatırlayıp hatırlamaması önemli değildir. Asıl önemli olan hayata karşı duruşunda bir iz bırakabilmektir. Kendine güvenen başkalarına saygı duyan hata yapmaktan korkmayan bireyler yetiştirebiliyorsak en büyük başarı budur. Notlar unutulur sınavlar geçer ama bir öğretmenin verdiği umut kalır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu yüzden her sabah sınıfa girerken kendime şu soruyu sorarım. Bugün hangi çocuğun hayatına farkında olmadan bile olsa küçük bir dokunuş yapabilirim? Çünkü biliyorum ki bazen bir öğretmenin attığı küçücük bir adım bir çocuğun bütün hayat yolculuğunu değiştirebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Bir öğretmen için akademik başarı kadar çocukların hayatına dokunabilmekte önemlidir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Dec 2025 22:07:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aynadaki Yabancı: Kendinden Kendine Göç</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/aynadaki-yabanci-kendinden-kendine-goc-17</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/aynadaki-yabanci-kendinden-kendine-goc-17</guid>
                <description><![CDATA[Aynadaki Yabancı: Kendinden Kendine Göç]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnsan, varoluşunun şifresini kaybettiği günden beri, kendisine en uzak coğrafyada, yani kendi teninin içinde bir mülteci gibi yaşıyor. Ne gittiği yollar dindiriyor sızısını ne de sığındığı limanlar... Çünkü bavulunda taşıdığı o koca boşluk, gittiği her yere onunla beraber geliyor. Kadim bir hakikattir; “Özünden kopan, ömrünü özünü aramakla geçirir.” Bizim hikâyemiz, işte bu hazin kopuşun ve bitmek bilmeyen o beyhude arayışın hikâyesidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bizler, suyu membaından değil, bulanık nehirlerden içmeye çalışan şaşkın yolculara döndük. Hakikatin kendisi gönül hanemizde bir define gibi saklıyken, biz dışarının gürültüsünde, vitrinlerin sahte parıltısında huzur dileniyoruz. Ruhumuz, ait olduğu o ulvi makamdan koptuğu an, yeryüzünün tüm süsleri birer prangaya dönüştü. Lakin insan, körleşen gözleriyle bu esareti hürriyet sandı. Kabuğu cilalamaktan, öze inmeye vakit bulamadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir ağaç kökünden ayrıldığında nasıl kurursa, insan da manasından koptuğunda öyle çürür. Bugünün insanı, kalabalıklar içinde yalnız, kahkahalar içinde kederli ve varlık içinde yoksuldur. Çünkü kaybettiği şey, çarşıda pazarda satılan bir meta değil, bizzat kendisidir. Kendi hakikatine yabancılaşan bir ruh, dünyanın bütün atlaslarını dolaşsa da sıla hasreti bitmez. Zira gurbet, diyarlardan uzak kalmak değil; insanın kendi kalbine giden yolu unutmasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her sabah aynaya baktığımızda gördüğümüz suret, acaba ruhumuzun ne kadarını yansıtıyor? Yoksa o suret de mi bize küs? Biz, başkalarının gözünde "biri" olmaya çalışırken, aslında "hiç" olduğumuzu unuttuk. Oysa öz, sessizlik ister; öz, sadelik ister; öz, bir teslimiyet ister. Biz ise gürültüye, şatafata ve kibre âşık olduk.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Velhasıl, ömrümüz bir serap peşinde koşmakla tükeniyor. Çöllerde su arıyoruz, oysa su biziz, testi biziz, okyanus biziz... Ama ne yazık ki, özünden kopan insan, hazine sandığının üzerinde oturup dilenen bir fukara gibi, ömrünü yokluk içinde tamamlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dönüp de kendine bakamayanın, dünyayı görmesi&nbsp;ne&nbsp;mümkün...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Dec 2025 21:59:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Sabah uyandığında</title>
                <category>Erdem Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-sabah-uyandiginda-16</link>
                <author>06erdemyilmaz@gmail.com (Erdem Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-sabah-uyandiginda-16</guid>
                <description><![CDATA[Bir Sabah uyandığında]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir sabah uyandığında, dün bıraktığın hayatı yerinde bulamayabilirsin.<br />
Elin yetişmez, sesin eksilir, dünya seni tanımaz olur.<br />
O an anlarsın; insan dediğin, kendi gölgesine bile güvenemeyen kırılgan bir yolcudur.</p>

<p>Ve işte o an fark edersin…<br />
Her gün sessizce mücadele eden insanların taşıdığı görünmez yükleri;<br />
Bir adımı bile hazine gibi saklayan, nefesini bile savaşarak alan yürekleri.</p>

<p>“Ömrüm, kırık bir dal gibi<br />
Rüzgârın önünde eğilir bazen.<br />
Ama bilirim…<br />
En sessiz acıyı taşıyanlar,<br />
En çok ışığı hak edenlerdir.”</p>

<p>Bugün, görmezden gelinen kalpleri fark etme günü olsun.<br />
Yalnız bırakılmış umutlara omuz verelim;<br />
Birlikte güçlenelim, birlikte&nbsp;iyileşelim</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Dec 2025 13:56:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/erdem-yilmaz-1760645715.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR KABULLENİŞ KIRK KEMİĞİMİ KIRDI</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-kabullenis-kirk-kemigimi-kirdi-15</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-kabullenis-kirk-kemigimi-kirdi-15</guid>
                <description><![CDATA[BİR KABULLENİŞ KIRK KEMİĞİMİ KIRDI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnsan, varoluşun en büyük çıkmazıdır belki de. Gelir, gider; sever, nefret eder; inanır, inkâr eder. Tüm bu tezatların ortasında, bir benlik inşa etmeye çalışır. Oysa ben, var olmanın değil, "kabullenmenin" kırıklarını taşıyorum sırtımda. Bir kabulleniş ki, yalnızca ruhumda değil, sanki yedi kat derinliğime sinmiş, kırk kemiğimi darmadağın etmiş.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu kabulleniş, bir yenilgi nidâsı değil aslında. Daha çok, bir fırtınanın ortasında durup, rüzgârın yönünü değiştiremeyeceğimi idrak etmek. Hani o dipsiz kuyuya düşerken, dibi beklemek yerine, düşüşün kendisini kabullenmek gibi… Her bir kemiğim, kırılırken bir gerçeği fısıldadı kulağıma. Kimi, "Bu dünya senin sandığın gibi değil," dedi. Kimi, "Adalet bazen kördür, bazen sağır," diye haykırdı. En acısı ise, "Beklediklerin gelmez, beklediklerin gitmez," diyerek kalbimin tam ortasına saplandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Melankoli, benim için bir süs değil, bir yaşam biçimidir. Bu kırıklar, o melankolinin en derin notalarını çalıyor şimdi. Her kabulleniş, bir vedadır aslında. Bir hayale veda, bir umuda veda, bazen de bir "ben"e veda. Kırk kemiğimi kıran bu kabulleniş, o veda marşını ruhumda bir orkestra gibi yankılatıyor. Sessiz, derinden gelen, içime işleyen bir ağıt…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Felsefenin derin sularında boğulurken, bu kabulleniş bir can simidi miydi, yoksa beni daha da dibe çeken bir ağırlık mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, artık o eski "ben" yok. Direnen, isyan eden, "Neden?" diye haykıran o delikanlı, yerini sessiz bir tefekküre bıraktı. Ama bu sessizlik, bir pes edişin değil, belki de yeni bir idrakin başlangıcıydı. Kırık kemiklerim, şimdi yeni bir yolculuğa çıkmaya hazırlanan bir geminin enkazı gibi. Enkaz bile olsa, bir zamanlar büyük bir gemiydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İlahi boyutu ise bambaşka bir tecelli. Hani o "varoluş" denilen muammaya anlam ararken, "kader" denen o büyük denklemin karşısında durmak... Bir kabulleniş, aynı zamanda bir teslimiyettir. Kırılan her kemik, bir nevi "benim iradem değil, senin iraden" demenin bedelidir. İsyanın bittiği yerde başlar teslimiyet. Ama bu teslimiyet, acziyetten değil, belki de mutlak bir gücün karşısında, kendi acizliğini kabullenmenin getirdiği o ilahi huzurdur.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kırk kemiğimi kıran bu kabulleniş, beni daha zayıf kılmadı. Bilakis, kırılabilecek her şeyin kırıldığını, en dip noktanın artık bir başlangıç olduğunu öğretti. Şimdi, o kırıkların arasından sızan bir ışık var. Küçük, belli belirsiz ama var. Belki de yeniden inşa edilecek bir "ben"in, o yepyeni varoluşun ilk aydınlığı… İşte o ışık, benim içimdeki sönmeyen yaşama umudu. Ve biliyorum ki, bu kırıklar, bir gün beni daha sağlam kılacak. Çünkü hiçbir şey, kırılmadan gerçek manada&nbsp;"var"&nbsp;olamaz.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Nov 2025 22:41:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessiz Bir Çığlığın Görünmez Hikâyesi</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-bir-cigligin-gorunmez-hikayesi-14</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-bir-cigligin-gorunmez-hikayesi-14</guid>
                <description><![CDATA[Sessiz Bir Çığlığın Görünmez Hikâyesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Toplum olarak başarı rekabet güç ve görünür olma gibi kavramların arasına sıkışmış bir çağda yaşıyoruz. Bu değerlerin parlak vitrinlerinin arkasında ise karanlıkta büyüyen bir tehlike var. <strong>Akran Zorbalığı</strong> Bazen sessiz bazen gürültülü… Çocuklarımızın dünyasında fark edilmeden dolaşan bu gerçek artık yalnızca psikologların konuştuğu akademik bir terim olmanın ötesine geçti. Çünkü bugün okul koridorlarında yaşanan her zorbalık yarın yetişkinliğe taşınan özgüven eksikliklerinin kaygıların yalnızlığın tohumlarını atıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Görmezden Gelinen Bir Gerçeklik</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bir çocuk her sabah çantasını toplarken aslında sadece defterlerini kitaplarını değil kırılmış incinmiş ya da korkuyla örselenmiş kalbini de topluyor. Okulun kapısından içeri adım attığında matematik dersinden önce çözmesi gereken bambaşka bir problemle karşılaşıyor.<br />
<strong>“Bugün kim bana ne yapacak?”</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Akran zorbalığı yalnızca fiziksel bir mesele değildir. Bazen yere itilen bir omuz bazen kulağa fısıldanan bir lakap bazen de sosyal medya ekranında görülen küçültücü bir yorum olur. Fiziksel yaralar zamanla iyileşir fakat kelimelerin açtığı görünmez kesikler çoğu zaman yıllarca kapanmaz ve çocuğun dünyasında derin izler bırakır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Zorbalığın Kaynağı Güç İhtiyacı mı, Güçsüzlük mü?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Görünenin aksine zorbalık çoğu zaman bir güç gösterisi değildir. Tam tersine güçsüzlük ve değersizlik hissinin dışa durumudur. Sevgi görmeden büyüyen duygularını ifade etmeyi bilmeyen ya da kendini yetersiz hisseden çocuklar değersizlik duygusunu gizlemek için başkalarını inciterek varlık göstermeye çalışabilirler.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bu durum zorbalığı haklı çıkarmaz ancak anlamadan çözmek yalnızca sorunu görünmez bir çukurun içine itmek olur. Zorbalığın ardındaki psikolojik yapıyı görmek iyileştirici adımların ilk basamağıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Okulların Sessiz Çığlığı</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Okul koridorları aslında birer toplumsal laboratuvardır korkuların mutlulukların güç savaşlarının ve görünmez mücadelelerin yankılandığı alanlardır.<br />
Ne yazık ki bazı okullarda hâlâ “çocuklar kendi arasında halleder” anlayışı hâkim. Oysa bu bakış açısı sorunu çözmek bir yana daha da derinleştirerek yayılmasına sebep olur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Öğretmenler rehberlik servisi yönetim ve aile hepsi bu sorunun çözümünde bir zincirin halkaları gibidir. Bir halka kırıldığında sistemde boşluk oluşur ve zorbalık tam da bu boşluklardan sızar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ailenin Rolü Görmek mi, Görmezden Gelmek mi?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Akran zorbalığını yalnızca okulun sorunu olarak görmek doğru bir yaklaşım değildir. Evdeki atmosfer ve aile tutumları bu tablonun temel belirleyicilerindendir. Çocuğun eve geldiğinde “Bugün kimse bana kötü davranmadı” diyebilmesi aslında evdeki güvenli iletişim ikliminin yansımasıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Birçok çocuk bazen yaşadığı acıyı anlatacak cesareti bulamaz.<br />
Ağlama, Abartıyorsun, Büyütme, Seni kimse üzemez gibi niyetinde iyi ama etkisinde yıpratıcı cümleler çocuğun kendi duygularını küçümsemesine neden olur. Zamanla çocuk incindiğini söylemenin bile “Yanlış” olduğuna inanır. Oysa bazen çözüm bir nasihatte değil dinleyen bir kulakta yargılamayan bir yüzde güven veren bir sarılışta gizlidir. Belki de zorbalığın en büyük panzehri çocuğun kendini değerli dinlene ve anlaşılmış hissetmesinde gizlidir</span></span></span></span><br />
&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Sessizlikten Dayanışmaya</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Akran zorbalığıyla mücadelede ilk adım bu sessiz çığlığı duymaktır. Çocukların yalnız olmadığını hissettiren bir okul kültürü empatiyi önceleyen bir aile yapısı ve iletişimi güçlendiren toplumsal bilinç bu sorunu çözümünde etkili olacaktır. Öğretmenlerin duyarlı yaklaşımı rehberlik servislerinin aktif çalışması ailelerin çocuğun duygularını ciddiye alması ve en önemlisi çocukların birbirlerine karşı empati geliştirmesi sorunun temelini sarsar. Zorbalık bir kader değildir. Yeter ki toplum olarak kulaklarımızı açalım, gözümüzü kaçırmayalım ve çocuklarımızın kalbinde taşıdığı o görünmez yükü hafifletmek için sorumluluk alalım.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Nov 2025 20:25:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekranla Sağlıklı İlişki</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekranla-saglikli-iliski-13</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekranla-saglikli-iliski-13</guid>
                <description><![CDATA[Ekranla Sağlıklı İlişki]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Günümüz eğitim dünyasında artık tartışmasız bir gerçek var. Öğrencilerin ekranla ilişkisi akademik başarılarının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Akıllı telefonlardan tabletlere bilgisayarlardan televizyonlara kadar uzanan geniş bir dijital ekosistem çocukların ve gençlerin günlük yaşamını kuşatmış durumda. Ancak bu hızlı değişimin arka planında çok önemli bir soru yatıyor. Ekranla geçirilen süre öğrencilerin akademik performansını nasıl etkiliyor? Bu soru sadece eğitimcilerin değil ebeveynlerin ve psikologların da ortak gündemi haline gelmiş durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Birçok araştırma ekran maruz kalan çocukların hem olumlu hem de olumsuz yönleri olduğunu ortaya koyuyor. Fakat ne yazık ki uygulamada sıkça karşılaştığımız tablo dengenin çoğu zaman olumsuzdan yana kaydığı yönünde. Özellikle kontrolsüz amaçsız ve aşırı ekran kullanımı öğrencilerin akademik başarılarında belirgin düşüşlere yol açabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Öncelikle ekranların sunduğu hızlı geçişli görüntüler ve sürekli değişen uyaranlar öğrencilerin dikkat süreleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bir derste 40 dakika boyunca aynı konuya odaklanması beklenen bir çocuğun saniyeler içinde yenilenen sosyal medya akışına alışmış olması dikkat sağlayabilmesini zorlaştırıyor. Bu durum ders çalışırken sık sık bölünmelere zihnin dağılmasına ve bilgiyi uzun süre akılda tutamama gibi sorunlara yol açıyor. Dikkatin parçalanması öğrenme verimini düşüren en önemli faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bir diğer önemli etki ise uyku düzeniyle ilgili. Ekrana bakarak geçirilen saatler özellikle akşam saatlerine sarkıyorsa mavi ışığın uyku hormonlarını baskılaması sonucu öğrencilerin uykuya dalma süresi uzuyor. Ertesi gün uykusuzlukla başlayan okul maratonu ise hem zihinsel hem duygusal yorgunluğa neden oluyor. Uykusuz bir öğrencinin matematikte problem çözmesini dersi dikkatli dinlemesini ezber yapmasını veya yaratıcı düşünmesini beklemek elbette gerçekçi değil. Dolayısıyla ekran kullanım alışkanlıkları öğrencinin bilişsel performansına doğrudan etki eden bir faktöre dönüşüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ekranın zaman yönetimi üzerindeki etkisi de göz ardı edilemez. Birçok öğrenci için “Sadece 10 dakika bakacağım” diye açılan bir video fark edilmeden 1 saatlik bir zaman dilimine dönüşebiliyor. Bu durum ders çalışma programlarını aksatıyor ve öğrencilerin çalışma disiplinini zedeliyor. Özellikle ergenlik döneminde öz denetimin tam gelişmediği düşünülürse ekranların zaman çalan yönü daha da belirgin hâle geliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen teknoloji ve ekran kullanımının tamamen kötü olduğunu söylemek de haksızlık olur. Çünkü bilinçli ve amaca uygun ekran kullanımı akademik süreci ciddi ölçüde destekleyebiliyor. Çevrim içi eğitim platformlara erişilebilir bilgi kaynakları etkileşimli öğrenme araçları görsel-işitsel materyaller öğrencilerin öğrenme deneyimini zenginleştiriyor. Özellikle farklı öğrenme stillerine sahip öğrenciler için dijital içerikler büyük bir avantaj sağlıyor. Görsel öğrenen bir öğrenci için bir matematik konusunun videoyla anlatılması veya bir tarihi olayın animasyonla gösterilmesi ezberden çok anlamaya dayalı ve kalıcı bir öğrenme sağlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bugünün öğrencileri için dijital okuryazarlık da artık vazgeçilmez bir beceri. Ekran kullanımının doğru yönlendirilmesi öğrencilerin araştırma yapma analiz etme içerik üretme gibi akademik becerilerini geliştirebiliyor. Fakat anahtar nokta burada saklı <strong>“Doğru yönlendirilmesi.”</strong><br />
Yani teknolojinin eğitimde bir avantaja dönüşebilmesi için öğrencilerin bilinçli kullanım alışkanlıkları kazanması şart.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak ekrana maruz kalan öğrenciler ile akademik başarı arasındaki ilişki siyah-beyaz değil gri alanlarla dolu bir denge meselesi. Ekranı tamamen hayatın dışına itmek mümkün değil belki de gerekli de değil. Ancak ekran süresinin niteliği amacı ve kontrolü sağlanmadığı sürece öğrencilerin akademik ve zihinsel gelişimi olumsuz etkilenmeye devam edecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ebeveynlere öğretmenlere ve hatta öğrencilere düşen görev açık <strong>Teknoloji</strong> bir tehdit olarak görmek değil, doğru kullanıldığında güçlü bir eğitim aracına dönüştürecek farkındalığı oluşturabilmektir. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:14.0pt">Dijital çağda başarı ekrandan uzaklaşmakla değil ekranla sağlıklı bir ilişki kurmakla mümkün olacak.</span></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 00:48:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Paylaşan Bir Dünya Mümkün mü?</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/paylasan-bir-dunya-mumkun-mu-12</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/paylasan-bir-dunya-mumkun-mu-12</guid>
                <description><![CDATA[Paylaşan Bir Dünya Mümkün mü?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocukların dünyasında paylaşmak… Basit bir davranış gibi görünse de insan ilişkilerinin en güçlü mayasını oluşturan temel bir beceridir aslında. Bir çocuğun elindeki oyuncağı bir başka çocuğa uzatması yalnızca birkaç saniyelik bir jest değildir gelecekte kuracağı ilişkilerin geliştireceği empati duygusunun ve toplum içinde üstleneceği sorumluluk bilincinin ilk işaretidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bugün parkta oynayan çocukları izlediğimizde paylaşmanın doğuştan gelen bir özellik olmadığını çok net görebiliriz. Bir çocuğun oyuncak arabasını sıkı sıkıya tutuşu “Benim!” diye bağırırken gözlerinde beliren o kararlılık aslında içgüdüsel bir sahiplenme davranışıdır. Fakat zaman geçtikçe çevresinden gördükleriyle ve model aldığı yetişkinlerle bu davranışın değiştiğine şahit oluruz. “Birlikte oynayalım mı?” demeyi öğrenen çocuk yalnızca bir cümle kurmaz sosyal dünyanın kapısını aralar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Peki bu dönüşüm nasıl gerçekleşir? İşte burada ailelerin rolü tartışılmaz bir önem taşır. Çocuk için hayatın ilk sahnesi evdir. Sofrada paylaşılan ekmek kardeşle ortak kullanılan oda bir büyüğe uzanan yardım eli… Tüm bu davranışlar çocuğun zihninde ve kalbinde iz bırakır. Çünkü çocuk yetişkinlerin söylediklerinden önce onların davranışlarını kopyalar. “Paylaşmak güzeldir” demek önemlidir &nbsp;ama paylaşmayı bizzat yaşamak ve yaşatmak çok daha öğreticidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Aileler çoğu zaman iyi niyetle çocuk paylaşmakta zorlanınca hemen müdahale eder: “Hadi ver arkadaşına.” Oysa paylaşmanın gerçek anlamını kavrayabilmesi için çocuğun kendi kararını verebilmesi gerekir. Biraz düşünmesi bazen duraksaması hatta kimi zaman paylaşmak istememesi bile gelişim sürecinin doğal bir parçasıdır. Çocuk paylaşmanın bir görev olmadığını aksine sevgiyle yapılan bir davranış olduğunu hissederse ona değer yükler. Zorla paylaştırılan oyuncak empatiyi öğretmez sadece itaat etmeyi öğretir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Unutmamak gerekir ki paylaşmak yalnızca somut nesnelerle ilgili değildir. Çocuklar duygularını, düşüncelerini hayal kırıklıklarını sevinçlerini de paylaşmayı öğrenmelidir. Bir çocuğun eve geldiğinde yaşadığı bir olayı anlatabilmesi üzüldüğünü söyleyebilmesi ya da bir başarıyı coşkuyla anlatması da paylaşmanın bir parçasıdır. Duygusal paylaşımı gelişen çocuk iç dünyasını tanır kendini ifade edebilme becerisi kazanır ve bu beceri yaşam boyu karşısına çıkan hemen her kapıyı açar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bugün toplumda karşılaştığımız pek çok sorunun temelinde empati eksikliğinin yattığını söylüyoruz. Peki empati nerede doğar? İşte tam da çocuklukta… Kendi oyuncağını paylaşan bir çocuk aslında arkadaşının sevincini de paylaşır. Birlikte oynadığı oyun işbirliğini öğretir. Oyun sırasında yaşanan küçük anlaşmazlıklar uzlaşma kültürünün ilk adımıdır. Ve tüm bunlar ileride vicdanı güçlü başkalarının haklarına saygı duyan bireylerin yetişmesine zemin hazırlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eğitimcilerin de bu süreçte büyük bir payı var. Okullarda yapılan grup etkinlikleri ortak proje çalışmaları ya da takım oyunları paylaşma kültürünü besler. Bir sınıfın aynı anda tek bir boya setini kullanmaya çalışması bile başlı başına sosyal bir öğrenme deneyimidir. Öğretmen paylaşmayı hatırlatan bir sessiz rehber olduğunda çocuklar bu davranışı içselleştirir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Toplum olarak da çocuklara sunduğumuz rol modeller büyük önem taşıyor. Trafikte birbirine yol vermeyen kamusal alanlarda “önce ben” diyen en küçük anlaşmazlıkta tartışmayı büyüten yetişkinlerin davranışları çocuklara ne yazık ki olumsuz örnek teşkil ediyor. Oysa çocukların paylaşmayı öğrenebilmesi için önce yetişkinlerin paylaşmayı hatırlaması gerekiyor. Çünkü toplumun aynası çocuk değildir çocuk, toplumun &nbsp;kendisidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Paylaşmayı öğretmek çocukların karakterini güçlendirdiği kadar geleceğe dair umutlarımızı da yeşertir. Bir çocuğun elindeki oyuncağı uzattığı o küçücük an belki de yarının daha adil daha anlayışlı daha dayanışmacı bir dünyanın habercisidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ve işin en can alıcı tarafı şu Çocuklara paylaşmayı öğretmek istesek de istemesek de onlar bizim yaşadıklarımızı izleyip öğreniyorlar. Bu nedenle asıl soruyu kendimize sormalıyız</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Biz yetişkinler olarak çocuklara nasıl bir paylaşma kültürü miras bırakıyoruz?</span></span></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Nov 2025 18:38:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seçilmediğim doğrudur</title>
                <category>Erdem Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/secilmedigim-dogrudur-11</link>
                <author>06erdemyilmaz@gmail.com (Erdem Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/secilmedigim-dogrudur-11</guid>
                <description><![CDATA[Seçilmediğim doğrudur]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Seçilmediğim doğrudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kahraman olmadığımsa aşikâr.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne yazık ki üstün yeteneklerim de yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Herkes kadar, hatta daha fazlası kadar sıradanım.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sizin de anlamamanız normal.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Seçilmemiş olmam benim meselem değil,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kahraman olmak da benim elimde değil.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ancak seçilmiş gibi yaşamamak için bir sebebim yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her gün özel, her gün mucizelerle dolu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sihir yapamıyorum diye</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kalemimi sallamaktan vazgeçmeyeceğim de aşikâr!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kimse büyülenmeyecek belki,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ama ben yine de yazacağım.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Evet, seçilmediğim doğrudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ben seçilmiş kişi değilim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Üzücü olsa da tarihin tozlu sayfalarında</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir hiç gibi yok olup gideceğim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bırakın bari şu üç günlük dünyada</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Seçilmiş gibi havalarda yaşayayım,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Özel hissedeyim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bırakın, dünyanın en iyi yazarı edaları sergileyeyim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alkışlamanızı beklemiyorum, yok böyle bir beklentim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Burun kıvırmayın yeter.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Haddime değil ama</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siz de seçilmemiş olabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Seçilmiş edaları yapın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Üç günlük dünya be!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yap kendine bu güzelliği.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kahraman ol, bir hayata dokun.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Seçilmiş kişi ol, bir yetimi doyur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Üstün yetenekli ol, bir şiir yaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnsan ol be, insan!</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnsan gibi yaşa</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ve asla sıradanlığı kabul etme.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bununla birlikte gelecek</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yalnızlıkla nasıl başa çıkarsın…?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dedim ya, benim özel yeteneklerim yok.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bunun sırrını nasıl vereyim ben sana?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Nov 2025 10:46:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/erdem-yilmaz-1760645715.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BÜYÜK DOĞU\&#039;NUN MİMARI</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/buyuk-dogunun-mimari-10</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/buyuk-dogunun-mimari-10</guid>
                <description><![CDATA[BÜYÜK DOĞU\'NUN MİMARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Necip Fazıl'da Felsefe Edebiyatın Neresinde Durur?</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Edebiyatı çoğu zaman estetiğin, yani "güzel olanın" korunaklı bir sığınağı olarak düşünürüz. Kelimelerin en zarif dizilimi, duygunun en lirik ifadesi...</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Peki ya edebiyat, bu korunaklı sığınak olmaktan çıkıp bir "cephe"ye dönüştüğünde ne olur?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kelimeler estetik bir haz aracıyken, bir anda varoluşsal bir mücadelenin "silahı" haline geldiğinde, elimizde tuttuğumuz şeyin adı hâlâ basitçe "edebiyat" mıdır?</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Necip Fazıl külliyatının kapısını araladığımızda, karşımızda duranın sadece bir dil virtüözü olmadığını hemen fark ederiz. Elbette, "Kaldırımlar"daki o sarsıcı teknik, heceyi bir çelik yay gibi gerip bırakmasındaki ustalık... Sadece bunlarla yetinmiş olsaydı bile, adı yine devlerin yanına yazılırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne var ki, Necip Fazıl'da 'estetik' hiçbir zaman nihai amaç mertebesine yükselmemiştir; o, daha ziyade, bir 'araç' olarak işlev görür. Peki neyin aracı? Belki de tam burada, felsefe, o bildik edebi metnin kapısını zorlayarak içeri sızar. Onun anladığı felsefe: Batı'nın akademik koridorlarındaki soyut bir düşünce jimnastiği değil, bizzat "çile"nin, o "metafizik ürperti" dediği şeyin kendisidir. "Ben kimim?", "Nereden?", "Nereye?"... Bu en temel, en yakıcı soruların peşine düşmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kısacası, Kısakürek'in kalemi, bu felsefi arayışın, o "Mutlak Hakikat" dediği şeye duyduğu şiddetli ve uzlaşmaz bir arzunun dışavurumundan ibarettir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Felsefeyi onun metinlerinde bir süs, sonradan eklenmiş bir entelektüel çeşni sanmayın. O, binayı ayakta tutan çimentonun ta kendisidir. 'Çile'deki şiirlerin çoğu estetik bir keyfiyetten değil, felsefi bir sancıdan doğmuştur. "Reis Bey"i düşünün; "merhamet" kavramının adeta bir otopsisidir. Ya da "Bir Adam Yaratmak"; varoluşsal bir krizin sahneye konmuş en net, en acımasız halidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Burada durup sormak gerekir: Felsefenin bu denli baskın, bu denli hükmeden bir rolde olması, edebiyatın o narin yapısını zedeler mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Genellikle, edebiyatı felsefi bir tezin "sözcüsü" yapmak, eserin estetik kanatlarını kırar. Fakat Necip Fazıl, bu tehlikeli eşiği farklı bir yolla aşar, sanki.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">O, felsefeyi "anlatma" zahmetine girmez, onu doğrudan "yaşatır". Düşünceyi, buz gibi bir mantık dizgesi halinde önümüze koymaz; aksine, bir volkan gibi patlayan, yakıcı, derimizi soyan bir duyguya dönüştürür. Onun şiirindeki 'düşünce' bu yüzden hissiz bir akıl yürütme değil, 'hisseden bir akıl'dır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Birçok şair, kelimelerle "OYNAR". Necip Fazıl ise kelimelerle "DÖVÜŞÜR". Çünkü onun için mesele, güzel bir dize kurmanın çok ötesinde, o dizenin bir "dava"ya hizmet etmesidir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Nihayetinde, Necip Fazıl'da felsefe, edebiyata sadece bir 'omurga' vermemiştir; aynı zamanda onu bir 'dava'nın, bir 'fikir' ve 'inanç' mücadelesinin sarsılmaz kalesi yapmıştır. Felsefe, onun eserlerine sadece derinlik değil, aynı zamanda ağır, tok bir 'yön' kazandırmıştır. Belki de onu asıl nadir kılan, estetikten ödün vermeden 'fikri' bu denli güçlü söyleyebilen o 'dava'&nbsp;şairliğidir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Nov 2025 21:17:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Teknolojiye Esir Olmak mı, Onu Yönetmek mi?</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/teknolojiye-esir-olmak-mi-onu-yonetmek-mi-9</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/teknolojiye-esir-olmak-mi-onu-yonetmek-mi-9</guid>
                <description><![CDATA[Teknolojiye Esir Olmak mı, Onu Yönetmek mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Teknoloji ilerledikçe insanlarımız ne yapacağını şaşırmış durumda. Gençlerimiz telefon ve bilgisayar bağımlısı hâline gelerek, hayatlarının en verimli çağlarını boşa harcıyor. Ebeveynler ise “Yeter ki sussun, isterse telefona baksın” düşüncesiyle hareket ediyor ne yazık ki. Elbette bu durumu tüm topluma mal etmek doğru olmaz, ancak büyük bir kısmımızın bu yönde olduğu da bir gerçek.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Özellikle sosyal medya bataklığına baktığımızda, ne demek istediğim çok daha net anlaşılacaktır. Toplum olarak teknolojiye bu kadar alışmışken, “teknolojiden tamamen uzaklaşalım” demek elbette akıl kârı değil. Ancak teknolojiyi <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">bilinçli bir şekilde kullanmayı öğrenmek ve öğretmek</span></strong>, hepimizin vatandaşlık görevi olmalıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yeni yetişen genç nesillere örnek olmalı, onları teknolojiyi <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">faydalı, üretken ve bilinçli amaçlarla</span></strong> kullanmaya teşvik etmeliyiz. Bir gazeteci olarak sosyal yaşamda yaptığım gözlemler maalesef iç açıcı değil. Sanal bahis, sanal fuhuş ve sosyal medya bağımlılığı her geçen gün artıyor. Her gün yenilenen bahis siteleri, insanları kendi bataklıklarına çekmek için türlü yöntemler deniyor. Bu tehlikelere karşı bilinçli olmalı, hem kendimizi hem de toplumu korumalıyız.</span></span>&nbsp;<span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Vatandaş olarak bizler kendi önlemlerimizi almaya gayret etmeliyiz. Devlet zaten bu konuda çalışmalarını sürdürüyor. Aldığımız bireysel önlemler ve devletin teşvikleriyle, toplumumuzu bu <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">teknolojik çürümeye</span></strong> karşı koruyabiliriz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Peki vatandaş olarak biz ne yapabiliriz?” diye sorabilirsiniz. En basit tedbir olarak, zaruri ihtiyaçlarımız dışında teknoloji kullanımını kısıtlayabiliriz. Bununla birlikte;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı azaltabilir,</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kitap okuyabilir,</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Spor yapabilir,</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ailemize ve arkadaş çevremize daha çok vakit ayırabilir,</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kültürel etkinliklere, tiyatrolara, seminerlere katılabiliriz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sanal bahis gibi kötü alışkanlıklara karşı hem kendimizi hem de çocuklarımızı korumak adına <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">bilinçlendirme eğitimleri</span></strong> almalıyız. Unutmamalıyız ki, toplumun geleceği bireylerin bilinç düzeyiyle şekillenir. Teknolojiyi doğru kullanan bir toplum, hem kültürel hem de ahlaki olarak daha sağlam temeller üzerinde yükselecektir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 17:20:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sınav Süreci Ve Sınav Sürecinde Ailenin Rolü</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sinav-sureci-ve-sinav-surecinde-ailenin-rolu-8</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sinav-sureci-ve-sinav-surecinde-ailenin-rolu-8</guid>
                <description><![CDATA[Sınav Süreci Ve Sınav Sürecinde Ailenin Rolü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Her yıl milyonlarca öğrenci geleceğini şekillendireceğine inandığı sınavlara hazırlanıyor. Bu süreç yalnızca öğrenciler için değil aynı zamanda aileler için de yoğun bir dönemdir. Ancak çoğu zaman fark edilmese de sınav başarısında en az öğrencinin çabası kadar ailenin yaklaşımı da belirleyici bir rol oynar. Çünkü sınav sadece bilgiyi değil sabır motivasyon &nbsp;özgüven ve duygusal dengeyle de kazanılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sınav döneminde öğrencilerin üzerindeki baskı zaten oldukça fazladır. Dersler denemeler hedefler ve beklentiler arasında sıkışan bireyler &nbsp;çoğu zaman kendi potansiyellerini sorgulamaya başlar. İşte tam da bu noktada ailelerin tutumu devreye girer. Bir öğrencinin en büyük desteği arkasında koşulsuz güven duyan bir aile olduğunu hissetmesidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ailenin görevi yalnızca “daha çok çalış” demek değildir. Asıl görevi öğrencinin duygusal ihtiyaçlarını fark edebilmesi moralini yüksek tutulması &nbsp;her şeyden önemlisi onun değerini yalnızca sınav sonuçlarına bağlamamasıdır. “Seninle gurur duyuyorum” cümlesi bir öğrencinin motivasyonunu en az birkaç saatlik ders çalışması kadar artırabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ne yazık ki bazı aileler iyi niyetle bile olsa çocuklarını sürekli başka öğrencilerle kıyaslar. “Komşunun oğlu şu kadar net yapmış sen neden yapamadın?” gibi cümleler öğrencinin kendine olan güvenini sarsar. Bu tür karşılaştırmalar çocuklarda değersizlik hissi ve kaygı yaratır. Oysa her öğrencinin öğrenme hızı ilgisi ve potansiyeli farklıdır. Ailelerin bu gerçeği kabullenmesi hem çocukla olan iletişimi güçlendirir hem de başarıya giden yolu kolaylaştırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sınav sürecinde ailelerin dikkat etmesi gereken bir diğer nokta da <strong>destekleyici bir ortam yaratmaktır</strong>. Sessiz düzenli bir çalışma alanı sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve düzenli uyku düzeni zihinsel performans üzerinde doğrudan etkilidir. Aynı zamanda aile içindeki huzurlu bir atmosfer öğrencinin odaklanma gücünü artırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Birçok uzman sınav başarısının yalnızca akademik bilgiyle değil psikolojik dayanıklılıkla da yakından ilişkili olduğunu vurguluyor. Bu dayanıklılık ise en çok aile içinde gelişir. Çocuğuna güvenen onu koşulsuz seven başarısızlık durumunda dahi destek olmaya devam eden bir aile çocuğun içsel gücünü besleyerek başarı yolculuğunun kapısını aralar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Unutulmamalıdır ki sınav bir son değil; sadece bir basamaktır. Hayatın pek çok alanında olduğu gibi eğitimde de önemli olan düşmekten çok düştükten sonra kalkabilmektir. Ailenin sevgi dolu yaklaşımı çocuğun her başarısızlıkta yeniden deneme cesaretini bulmasını sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak sınav sürecinde ailenin rolü yalnızca akademik destek değil aynı zamanda psikolojik &nbsp;destektir. Aileler çocuklarının potansiyeline inanmalı süreci bir yarış olarak değil bir yolculuk olarak görmelidir. Çünkü başarı bilgiyle olduğu kadar sevgiyle güvenle ve anlayışla da büyür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hiçbir sınav bir son değil aksine başarı yolculuğunda açılması gereken birer kapıdır. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 16:10:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sorumluluk Bilinci</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sorumluluk-bilinci-7</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sorumluluk-bilinci-7</guid>
                <description><![CDATA[Sorumluluk Bilinci]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toplum olarak sıkça dile getirdiğimiz bir gerçektir. Sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmek istiyoruz. Ancak çoğu zaman şu önemli soruyu gözden kaçırıyoruz sorumluluk duygusu nasıl gelişir? Bu değer ne ders kitaplarında ne de kısa süreli öğütlerle kazandırılabilir. Sorumluluk bilinci çocuğun hayatın içinde adım adım öğrenmesi gereken bir yaşam becerisidir.<br />
Bir çocuk sorumluluk bilincini önce evde öğrenir. Ebeveynlerinin tutumları bu konuda en güçlü öğretmendir. Çocuğun yaşına uygun görevler verilmesi onun hem kendine hem de çevresine karşı farkındalık geliştirmesini sağlar. Küçük yaşta oyuncaklarını toplamak odasını düzenlemek ya da yemek hazırlanırken yardım etmek gibi görevler çocuğa “ben de katkı sağlayabilirim” düşüncesini kazandırır. Bu küçük adımlar ilerleyen yaşlarda ders çalışma alışkanlığından toplumsal sorumluluk anlayışına kadar uzanan bir bilinç zincirine dönüşür.<br />
Ne yazık ki bazı aileler çocuklarının zorluk yaşamaması adına onların yerine sorumluluk almayı tercih ediyor. “Üzülmesin zaman kaybetmesin” düşünceleriyle yapılan bu iyilikler farkında olmadan çocuğun gelişimini olumsuz etikler.Çünkü sorumluluk ancak deneyimle kazanılır. Çocuğun hata yapmasına başarısız olmasına hatta bazen zorlanmasına izin verilmelidir. Önemli olan çocuğun yaptığı hataların sonuçlarını fark etmesi ve bundan ders çıkarabilmesidir. Aksi hâlde çocuk başkalarının kendisi adına karar aldığı bir bireye dönüşür.<br />
Okullar da bu bilinç oluşumunda büyük bir rol oynar. Grup çalışmaları görev paylaşımı sınıf kurallarına uyma gibi süreçler çocukların toplumsal sorumluluk bilincini geliştirir. Öğretmenlerin sabırlı rehberlik edici yaklaşımları bu konuda çok değerlidir. Çocuklar “bir grubun parçasıyım” duygusunu hissettikçe empati&nbsp; iş birliği ve görev bilinci de artar.<br />
Elbette sorumluluk bilinci sadece görevleri yerine getirmekle sınırlı değildir. Aynı zamanda bir davranış biçimidir verilen sözleri tutmak başkalarının haklarına saygı duymak ve kendi eylemlerinin sonuçlarını üstlenmek demektir. Bu bilinç çocuğu gelecekte hem başarılı bir birey hem de güvenilir bir insan olmasını sağlar.<br />
Sorumluluk bilincini geliştirmenin anahtarı çocuğa güvenmektir. Ebeveynin sen yapabilirsin diyebilmesi çocuğun içindeki gücü fark etmesini sağlar. Çünkü bir çocuğa verilen her küçük görev aslında onun kişiliğine duyulan bir güven ifadesidir.<br />
Sonuç olarak sorumluluk bilinci bir günde oluşmaz. Sevgiyle sabırla ve tutarlılıkla atılan her adım geleceğe yapılan en değerli yatırımdır. Çocuklarımızın kendi ayakları üzerinde durabilen&nbsp; kararlarının arkasında durabilen ve güvenilir bireyler olarak yetişmesi hepimizin ortak görevidir.&nbsp;</p>

<p><br />
Sorumluluk bilinci kazandırılan bir çocuk, geleceğe umut taşır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Oct 2025 18:54:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EDEBÎ YAPAY ZEKA: Yapay Zekâ Şair Olabilir mi ?</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/edebi-yapay-zeka-yapay-zeka-sair-olabilir-mi-6</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/edebi-yapay-zeka-yapay-zeka-sair-olabilir-mi-6</guid>
                <description><![CDATA[EDEBÎ YAPAY ZEKA: Yapay Zekâ Şair Olabilir mi ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Şiir, çağlar boyunca insan ruhunun en mahrem kalesi, duyguların en damıtılmış dili ve varoluşsal sancıların en estetik çığlığı oldu. Onu bu kadar "bize ait" kılan şey, kusurlu, öngörülemez ve son derece kişisel olan "yaşanmışlık" hamurundan yoğ'rulmuş olmasıydı. Peki, bu kaleye şimdi kodlarla, algoritmalarla ve devasa veri setleriyle kapıyı çalan bir "yabancı" girdiğinde ne yapacağız?</p>

<p>Günümüzün en kışkırtıcı sorusu belki de budur: Yapay zekâ şiir yazabilir mi?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Teknik açıdan bakıldığında, cevap net bir "evet"tir. Bir yapay zekâ modeline, dünya edebiyatının tüm şaheserlerini, milyonlarca dizeyi, her türlü vezni, kafiye şemasını ve edebi sanatı "öğretebilirsiniz". Sonuç? Sizden bir sonet ister, kusursuz bir İtalyan veya İngiliz usulü sonet yazar. Bir gazel ister, aruzun kalıplarını milimetrik bir ustalıkla uygular. Serbest nazımda, en karmaşık imgeleri şaşırtıcı bir akıcılıkla bir araya getirebilir.</p>

<p>Yapay zekâ, dilin matematiksel yapısını çözmüş bir virtüözdür. Kelimelerin hangi kelimelerle yan yana gelmeyi "sevdiğini", hangi sıfatın hangi ismi "parlattığını" istatistiksel olarak bilir. Bu açıdan, teknik yeterliliği tartışmasızdır.</p>

<p>Ancak şiirin asıl meselesi teknik değil, "duygu"dur. İkinci ve daha derin soru burada başlar: Yapay zekâ, yazdığı şiirdeki duyguyu ne kadar "hisseder" ve "hissettirebilir"?</p>

<p>İşte burada makas açılır. Yapay zekâ, "hüzün" kelimesinin geçtiği milyarlarca metni analiz etmiştir. Hüznün genellikle "yağmur", "sonbahar", "yalnızlık" ve "geçmiş" gibi kelimelerle birlikte kullanıldığını bilir. Bu bilgiyi kullanarak "hüzünlü" bir şiir inşa edebilir. Ancak yapay zekâ, bir pencerenin önünde oturup yağmuru izlerken boğazına oturan o yumruyu, o fiziksel ağırlığı deneyimlememiştir. Aşkı bilir ama âşık olmaz. Ayrılığı analiz eder ama terk edilmenin acısını çekmez.</p>

<p>Yapay zekânın yarattığı duygu, bir simülasyondur; yaşanmış bir tecrübenin ifadesi değil. Okur olarak biz, o kusursuz dizelerde bir duygu bulabiliriz, çünkü metin, bizdeki yaşanmışlıkları tetikler. Yani yapay zekâ şiir yazdığında, duygu "yazanda" değil, "okuyanda" ortaya çıkar. O, sesi olmayan bir yankıdır.</p>

<p>Gelelim nihai soruya: Tüm bunlar ışığında, yapay zekâdan bir "şair" olur mu?</p>

<p>Cevabım, tüm teknolojik ilerlemeye rağmen, net bir "HAYIR"dır.</p>

<p>Şiir yazmak ile şair olmak arasında derin bir fark vardır. Şiir yazmak bir eylemdir; kelimeleri belirli bir estetik düzende sıralamaktır. Yapay zekâ bunu mükemmel bir "zanaatkâr" gibi yapabilir.</p>

<p>Ancak "şair olmak" bir eylem değil, bir (varoluş) biçimidir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Şair, dünyayı algılayan bir bilinçtir. Şuurdur işin özünde. Dünyadan aldığı veriyi (gördüğü bir gün batımını, hissettiği bir ihaneti) kendi benzersiz ruhsal filtresinden geçiren ve bunu ifade etme zorunluluğu hisseden kişidir. Şairin şiiri bir tercihten çok, bir mecburiyetin, bir taşmanın ürünüdür. Şair, o şiiri yazmasa "hasta olacak" kişidir.</p>

<p>Yapay zekânın ise bir "bilinci", "yaşantısı" veya "ifade etme zorunluluğu" yoktur. O, bir komut bekler. Dünyayı deneyimlemez, sadece hakkında yazılanları işler. Onun ilhamı "veri", şairin ilhamı "hayat"tır.</p>

<p>Yapay zekâ, gelmiş geçmiş en yetenekli dil öğrencisi olabilir. En usta taklitçi, en kusursuz teknik direktör olabilir. Ancak şiirin kalbi, o kusursuz teknikte değil, şairin kusurlu, acı çeken, sevinen, yani yaşayan ruhunda atar.</p>

<p>Yapay zekâ bize şiirin neye benzediğini gösterebilir, ama bir şairin ne hissettiğini asla. O, bir ilham perisi olabilir, bir araç olabilir, hatta belki bir rakip bile olabilir; ama "asla" kalemi kendi kanına batıran bir "şair" olamaz !</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Oct 2025 13:34:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Meslekten Fazlası Öğretmenlik</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-meslekten-fazlasi-ogretmenlik-5</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-meslekten-fazlasi-ogretmenlik-5</guid>
                <description><![CDATA[Bir Meslekten Fazlası Öğretmenlik]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;&nbsp; Toplumun en saygın mesleklerinden biri hiç kuşkusuz öğretmenliktir. Çünkü öğretmen yalnızca bilgi aktaran değil aynı zamanda bir karakterin mimarı bir yol gösterici ve geleceğin şekillenmesinde rol alan görünmez bir kahramandır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı fark eden ışıltıyı büyüten ve onu bilgiyle besleyen kişi öğretmendir. Sınıfın dört duvarı arasında başlayan yolculuk aslında bir ömür süren bir öğrenme yolculuğunun kapısını açar. Öğretmen,bu yolculuğun hem rehberi hem de yol arkadaşıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Günümüz dünyasında öğretmenlik mesleği birçok zorlukla karşı karşıya. Teknolojinin hızla geliştiği ve değiştiği bilgiye ulaşmanın saniyeler sürdüğü bu çağda öğretmenin rolü değişmiş sadece öğreten değil, bilgiye ulaşmayı öğreten eleştirel düşünmeyi geliştiren bir rehbere dönüşmüştür. Bu da öğretmenlik mesleğini daha da kıymetli kılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bir öğretmenin bir öğrencinin hayatına dokunuşu bazen bir gülümsemenin sıcaklığı bazen de bir inancın yeşermesiyle ölçülür. Öğretmenlik sonuçları yıllar sonra ortaya çıkan bir sanat çalışmasıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Toplum olarak öğretmenlere olan borcumuzu sadece onlara Öğretmenler Gününde çiçek vermekle sınırlandırmamalıyız. Öğretmenlerin emeğine sabrına özverisine her gün değer vermek onlara saygı duymak mesleklerinin itibarını korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Unutulmamalıdır ki bir ülkenin geleceği sınıflarda şekillenir. O sınıflarda umut tohumları eken bilgiyle yoğuran sevgiyle büyüten öğretmenler varsa o ülkenin yarınları da aydınlıktır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sevgiyi Bilgiyle Yoğuran Bir Öğretmen</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Oct 2025 19:05:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yıl bilmem kaç.</title>
                <category>Erdem Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yil-bilmem-kac-4</link>
                <author>06erdemyilmaz@gmail.com (Erdem Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yil-bilmem-kac-4</guid>
                <description><![CDATA[Yıl bilmem kaç.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkülerden öğrendim oysa ben<br />
Saf temiz, sevdaları.<br />
Sanmıştım ki türküler, şiirler gibi&nbsp;<br />
İnsanın yürekleri.</p>

<p>Büyüdükçe öğrendim.<br />
Şiirler, türküler hassas kalplerin sığınağı<br />
Oysa Babamın sesiyle tanıştım&nbsp;<br />
‘’MİHRİBAN’’ türküsüyle<br />
Gerçek sevgiyi de babamla öğrendiğim gibi</p>

<p>Büyüdükçe anladım.<br />
Ne kimse babam, nede kimse çıkarsız sevda peşinde<br />
Bu çıldırtan denge içerişinde&nbsp;<br />
Türkülere, şiirlere birde babama sarıldım.</p>

<p>Kalemimse en&nbsp;büyük&nbsp;yoldaş.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Oct 2025 23:19:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/erdem-yilmaz-1760645715.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuk Eğitimi</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/cocuk-egitimi-3</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/cocuk-egitimi-3</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Eğitimi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocuk eğitimi, bireyin kişilik gelişiminin temellerinin atıldığı, değer yargılarının, davranış biçimlerinin ve sosyal becerilerinin şekillendiği en önemli süreçlerden biridir. Bu nedenle, anne babaların, öğretmenlerin ve toplumun tüm bireylerinin bu sürece bilinçli ve sorumlu bir şekilde yaklaşması büyük önem taşır. Çocuklar yalnızca bilgiye değil sevgiye, ilgiye , empatiye arkadaşlığa ve rehberliğe ihtiyacı vardır. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken birçok temel nokta bulunmaktadır. Bunları açıklamak gerekirse şu şekilde sıralamak yanlış olmaz</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Sevgi ve Güven Temelli Bir İlişki Kurmak</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eğitimin ilk adımı, çocuğun kendisini güvende hissettiği bir ortam yaratmaktır. Çocuk, sevildiğini ve kabul edildiğini hissettiğinde çevresini &nbsp;ve dünyayı daha rahat keşfeder , hata yapmaktan korkmaz &nbsp;aile içerisinde güven duygusu, çocuğun özgüveninin temelini oluşturur. Bu nedenle, ebeveynlerin koşulsuz sevgi göstermeleri, çocuğun duygusal gelişimi açısından son derece önemlidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Rol Model Olmanın Önemi</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocuklar söylediklerimizden çok, yaptıklarımızdan etkilenirler. Ebeveynlerin Öğretmenlerin ve toplumun &nbsp;tutum ve davranışları, çocuk için en güçlü öğrenme kaynağıdır. Saygılı, sabırlı, dürüst ve sorumluluk sahibi bir yetişkin profili gören her çocuk, bu davranışları içselleştirir. Bu nedenle “örnek olmak” çocuk eğitiminde sözel nasihatlerden çok daha etkilidir. Söz uçar yazı kalır sözü bu noktada önem arz etmektedir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Disiplin ve Sınır Koyma</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sağlıklı bir eğitim süreci, sevgiyle birlikte net sınırları da içermelidir. Sınırlar, çocuğa rehberlik eder ve toplum kurallarını anlamasını sağlar. Ancak disiplin, ceza değil; doğruyu öğretme sürecidir. Aşırı sert veya tutarsız cezalar, çocuğun kişilik gelişimini olumsuz etkiler. Bunun yerine, neden-sonuç ilişkisini anlatmak, sorumluluk almasını sağlamak ve davranışlarının sonuçlarını görmesine izin vermek gerekir. Unutulmamalıdır ki sorumluluk bilinci gelişen çcocukların akademik ve hayat başarıları olumlu yönde seyretmektedir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İletişim Becerilerini Geliştirmek</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Açık ve samimi bir iletişim, çocuğun duygularını ifade etmesine yardımcı olur. Çocuğu dinlemek, yargılamak yerine onun duygularına ve kişiliğine saygı duymak değer vermek empati kurmak, güçlü bir bağ kurmanın anahtarıdır. Çocuğun fikirlerine önem verilmediğinde, içine kapanık veya isyankâr davranışlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden ebeveynlerin çocukla konuşurken sabırlı, anlayışlı ve yargılamadan dinleyen bir tutum sergilemesi gerekir. Duygularını ifade edemeyen bir çocuk yetişkinliğinde iletişim sorunları yaşamakta kendini ifade etmekte zorlanmaktadır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sorumluluk Bilincini Kazandırmak</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocukların kendi yaşlarına uygun sorumluluklar üstlenmeleri, özgüvenlerini artırır. Örneğin, odasını toplamak, ödevini zamanında yapmak veya evde küçük görevler almak; çocuğun hem bağımsızlık duygusunu hem de topluma katkı bilincini geliştirir. Ancak bu süreçte aşırı müdahaleci olmamak, çocuğun kendi deneyimleriyle öğrenmesine fırsat vermek gerekir. Sorumluluk bilinci kazandırılmaya çalışılırken aşırı müdaheleci olmak çocuğun kişiliğine ve duygularına zarar vermektedir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Olumlu Pekiştirme ve Övgü</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocuğun olumlu davranışlarını fark etmek ve takdir etmek, öğrenmeyi güçlendirir. Ancak övgülerin samimi ve davranışa yönelik olması gerekir. “Aferin, çok çalıştın” gibi ifadeler, “Sen çok zekisin” gibi genellemelerden daha faydalıdır; çünkü çocuğa çabanın değerli olduğunu öğretir. Çocuğun sadece olumsuz davranışlarını cezalandırmak çocukta olumlu davranış&nbsp; ve duyguları&nbsp; pekiştirmeyeceği gibi çocuğun ruhsal durumunu olumsuz etkileyecektir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Oyun ve Yaratıcılığın Önemi</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Oyun, çocuğun dünyayı anlama ve ifade etme biçimidir. Oyun oynarken çocuk sosyal kuralları öğrenir, hayal gücünü geliştirir ve problem çözme becerilerini güçlendirir. Ailelerin çocuklarıyla oyun oynaması, yalnızca eğlenceli bir etkinlik değil, aynı zamanda güçlü bir iletişim aracıdır. Ayrıca çocuğun sanat, müzik ve spor gibi alanlarda yaratıcılığını desteklemek de zihinsel ve duygusal gelişimi için çok önemlidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eşitlik ve Adalet Duygusu</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocukların birden fazla kardeşi varsa, ebeveynlerin adil bir tutum sergilemesi gerekir. Ayrımcılık, kıyaslama veya favori(ideal) çocuk seçme gibi davranışlar, çocuklar arasında kıskançlık ve güvensizlik duygularını besler. Her çocuğun farklı bir kişiliği ve ihtiyaçları olduğu unutulmamalıdır. Her çocuk değerli ve özeldir sözü bura da anlam kazanmaktadır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">&nbsp;Teknoloji ve Medya Kullanımını Yönetmek</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Günümüz dünyasında teknoloji, çocukların hayatının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Ancak sınırsız ekran süresi, dikkat dağınıklığına, sosyal izolasyona uyku problemlerine ve otizme giden yolu açmaktır.. Bu nedenle ailelerin çocuklarıyla birlikte teknolojiyi kullanım &nbsp;kuralları belirlemesi, dijital içerikleri birlikte değerlendirmesi ve açık bir rehberlik sunması gerekir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:13.5pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eğitimde Sabır ve Süreklilik</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocuk eğitimi uzun soluklu bir süreçtir. Hatalar, geri adımlar &nbsp;iniş çıkışlar bu sürecin doğal parçalarıdır. Ebeveynlerin sabırlı olmaları, çocuklarını sürekli eleştirmek yerine desteklemeleri gerekir. Her çocuğun gelişim hızı farklıdır; bu nedenle karşılaştırma yapmak yerine bireysel ilerleme dikkate alınmalıdır. </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Oct 2025 19:30:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ben</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ben-2</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ben-2</guid>
                <description><![CDATA[Ben]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BEN</p>

<p><br />
Ben biraz sana aşık, biraz davalı sen'le&nbsp;<br />
Bulur gibi huzuru o masum ve saf ten'le</p>

<p>Saf tenine değince, elleri titreyen ben<br />
Ve ben üşüyor gibi, sımsıcak her zerren'le</p>

<p>Her bir zerrene inat, üşüdüm ben; üzgünüm<br />
Ben yıllarca yaşadım, değişmi'cek bu gen'le</p>

<p>Yıkılmadı, yıkılmaz; saf elemden bedenim<br />
Yerle yeksan edersin, bir elveda darbenle.</p>

<p>Ben ki gülü sevipte bir eyvallah çekmişim<br />
Lakin sözüm' yemişim, gül'den batan dikenle.</p>

<p>"Ben, ben. İşte gene ben; sevdamın kölesi ben&nbsp;<br />
Ben sevdamdan dönemem, dünyevi bir nedenle".</p>

<p>Gökyüzünde uçuşan, hür bir kuş kanadıyım<br />
Ama bir tutulamam kaf dağını görenle.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Asabe<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Oct 2025 20:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saklı Rüya</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sakli-ruya-1</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sakli-ruya-1</guid>
                <description><![CDATA[Saklı Rüya]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">Ne zaman baksam gökyüzüne,<br />
Gözlerini arar düşlerim.<br />
Bazen çocuk bahçesinde,<br />
Bazen rutubetli bodrumun dibinde buluyorum düşlerimi,<br />
derin bir uykunun dar koridorlarında…</p>

<p style="text-align:center">Kâh gülüşürken, kâh ağlarken<br />
Sığınıyorum hayalin sıcaklığına.<br />
Dalıp gidiyorum geçmişe,<br />
Puslu bir hava, ürkek bir adam…<br />
Silik izlerle, yüzün gökyüzünde.</p>

<p style="text-align:center">Kayboldum diye bağıran bir çocuk,<br />
Yoruldum diye oturan bir ihtiyar.<br />
Ortası olmayan bir diyar...<br />
Ve hâlâ gökyüzünde seni arayan, bir ben.&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">Yıldızlara savrulmuş ismin,<br />
her hecesi düşüyor geceye.&nbsp;<br />
Gece getirse de çocukluğumun rüyasını<br />
Her rüyada saklı&nbsp;bir&nbsp;veda...</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İsa&nbsp;Demiroğlu</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Instagram: dmrglu_isa</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Oct 2025 15:08:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
