<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Demiroğlu Haber</title>
        <link>https://www.demirogluhaber.com/</link>
        <description>Demiroğlu Haber</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>BEKLEYİŞ</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bekleyis-151</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bekleyis-151</guid>
                <description><![CDATA[BEKLEYİŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sen ki yıllanmış bir şarabın verdiği en büyük zevktin. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir yudum yeterdin, biraz ekşi, biraz acı </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Fakat hayatımdaki en güzel zevktin. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sen ki bir denizin dibindeki en bulunmaz inciydin. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Biraz parlak, biraz zarif en sevdiğim renktin.&nbsp; </span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir inciye ulaşmak ne kadar zor olabilir ki.&nbsp; </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir adım yakınımda bin bir gece uzakta. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Soğutamazsın beni kendinden büyük yalanlarla. </span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sözde senden kaçıyorum yazdıklarımla.&nbsp;&nbsp; </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her seferinde daha çok yaklaşıyorum en güzel sahildeki parlak kumlara.&nbsp; </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazen bir arkadaş oluyordun bazen bir öpücük kadar uzakta.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Soğutamazsın beni kendinden büyük yalanlarla. </span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Serdal KAYA</span></span></div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 23:48:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLARIMIZI KİM BOZDU?</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/cocuklarimizi-kim-bozdu-150</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/cocuklarimizi-kim-bozdu-150</guid>
                <description><![CDATA[ÇOCUKLARIMIZI KİM BOZDU?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cevabı Aynada Arayalım!</p>

<p>Aile yapısı değişti.<br />
Çocuk değişti.<br />
Toplum değişti.</p>

<p>Ama hepimiz aynı soruyu sormaya devam ediyoruz:</p>

<p>“Bizim zamanımızda çocuklar böyle miydi?”</p>

<p>Hayır, değildi!</p>

<p>Peki kim değiştirdi bu çocukları?</p>

<p>Önce aynaya bakalım…</p>

<p>Çünkü bugün şikâyet ettiğimiz düzenin taşlarını çoğu zaman biz döşedik.</p>

<p>Çocuğumuz konuşunca dinlemek yerine bağırdık.<br />
Soru sorunca susturduk.<br />
Hata yapınca korkuttuk.<br />
Üzüldüğünde anlamaya çalışmak yerine eline telefon verdik.</p>

<p>“Al tabletini, sus.”</p>

<p>“Al telefonunu, evde otur.”</p>

<p>“Dışarı çıkma, başına bir şey gelir.”</p>

<p>“Sen yeter ki rahat dur.”</p>

<p>Sonra çocuklarımız büyüdü…</p>

<p>Ve biz şaşırdık:</p>

<p>“Bu çocuk neden böyle oldu?”</p>

<p>Nasıl olacaktı?</p>

<p>Biz yetiştirdik!</p>

<p>Bir tarafta aşırı baskı uyguladık, çocuğun özgüvenini kırdık.</p>

<p>Diğer tarafta “Çocuk özgür olsun, her istediğini yapsın.” diyerek sınırları ortadan kaldırdık.</p>

<p>Disiplin ile baskıyı birbirine karıştırdık.</p>

<p>Özgürlük ile başıboşluğu birbirine karıştırdık.</p>

<p>Sevgi ile şımartmayı birbirine karıştırdık.</p>

<p>Sonra ortaya çıkan sonuçtan yine çocuklarımızı sorumlu tuttuk.</p>

<p>BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZ BAŞKAYDI!</p>

<p>Biz sokakta büyüdük.</p>

<p>Bahçede büyüdük.</p>

<p>Toprakla, ağaçla, hayvanla, arkadaşlıkla büyüdük.</p>

<p>Düştük, dizimizi kanattık; kalkmayı öğrendik.</p>

<p>Kavga ettik, barışmayı öğrendik.</p>

<p>Büyüklerimizin yanında nasıl konuşacağımızı öğrendik.</p>

<p>Saygıyı, sabrı, paylaşmayı ve beklemeyi öğrendik.</p>

<p>Bugün ise çocuklarımızın eline dünyayı verdik ama dünyayı anlamaları için onlara zaman ayırmadık.</p>

<p>Bir tablet aldık.</p>

<p>Bir telefon aldık.</p>

<p>Bir internet bağlantısı aldık.</p>

<p>Sonra da çocuğumuzun odasına çekilip saatlerce ekran karşısında yaşamasına seyirci kaldık.</p>

<p>Çocuk sustu diye sevindik.</p>

<p>Oysa çocuk susmadı…</p>

<p>Bizden uzaklaştı.</p>

<p>İşte en büyük tehlike burada!</p>

<p>Çocuğunuzun sessiz olması her zaman iyi olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bazen sessizlik, yardım çağrısıdır.</p>

<p>Bazen öfke, duyulmayan bir çığlıktır.</p>

<p>Bazen içine kapanmak, “Beni fark edin.” demektir.</p>

<p>PEKİ SEVGİ NEREDE?</p>

<p>Çocuk yalnızca karnı doyurularak büyütülmez.</p>

<p>Çocuğun ruhu da beslenir.</p>

<p>Bir çocuğa pahalı telefon almak, onunla ilgilenmek değildir.</p>

<p>En güzel kıyafeti almak, ona sevgi vermek değildir.</p>

<p>Her istediğini yapmak, iyi anne-baba olmak değildir.</p>

<p>Çocuğunuzun gözünün içine bakıp onu dinlemek…</p>

<p>Onunla konuşmak…</p>

<p>Hatasını anlatmak…</p>

<p>Gerektiğinde sınır koymak…</p>

<p>Gerektiğinde sarılmak…</p>

<p>İşte asıl ebeveynlik budur.</p>

<p>Sevgi görmeyen, ilgi görmeyen ve duyguları sürekli bastırılan çocukların duygusal gelişiminde ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Empati kurmak, öfkesini yönetmek ve sağlıklı ilişkiler kurmak zorlaşabilir.</p>

<p>Bu yüzden çocuklarımızı yalnızca sanal dünyanın tehlikelerinden değil, kendi ihmallerimizden de korumalıyız.</p>

<p>Çünkü bazen çocuğu bozan telefon değildir.</p>

<p>Telefonu çocuğun yerine koyan yetişkindir.</p>

<p>Artık aileler kendisine çok ciddi bir soru sormalı:</p>

<p>“Ben çocuğumu gerçekten yetiştiriyor muyum, yoksa sadece büyümesini mi izliyorum?”</p>

<p>Cevap hoşumuza gitmeyebilir.</p>

<p>Ama gerçeklerle yüzleşmezsek yarın çok geç olabilir.</p>

<p>Çocuklarımızı suçlamadan önce kendimizi sorgulayalım.</p>

<p>Onları değiştirmeye çalışmadan önce kendi davranışlarımızı değiştirelim.</p>

<p>Telefonu elinden almak kolay.</p>

<p>Tableti kapatmak kolay.</p>

<p>Sosyal medyayı yasaklamak kolay.</p>

<p>Zor olan çocuğumuzun karşısına oturup onu gerçekten dinlemek.</p>

<p>Zor olan sevgimizi hissettirmek.</p>

<p>Zor olan sabretmek.</p>

<p>Zor olan anne-baba olmanın sorumluluğunu taşımak.</p>

<p>Çünkü çocuklarımız bizim aynımızdır.</p>

<p>Ve bazen aynada gördüğümüz görüntü hoşumuza gitmiyorsa, aynayı suçlamanın hiçbir anlamı yoktur.</p>

<p>Önce kendimize bakalım.</p>

<p>Çocuklarımızı kaybetmeden önce, onları gerçekten kazanmaya başlayalım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 23:44:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BEN KİMİN SESİYİM?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ben-kimin-sesiyim-149</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ben-kimin-sesiyim-149</guid>
                <description><![CDATA[BEN KİMİN SESİYİM?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir köşe yazarı ne iktidarın sözcüsü olmalı ne muhalefetin kalemi… Asıl mesele, sokağın sesini duyurabilmektir.</p>

<p>Bugüne kadar çok şey yazdım.</p>

<p>Kimi zaman bir vatandaşın şikâyetini, kimi zaman bir mahallenin yıllardır çözülmeyen sorununu, kimi zaman eğitimdeki eksikleri, ulaşımı, altyapıyı, çevreyi, ekonomiyi, gençlerin geleceğini yazdım.</p>

<p>Bazen belediyeyi eleştirdim, bazen yapılan doğru bir işin hakkını teslim ettim.</p>

<p>Çünkü benim için gazetecilik; birilerini alkışlamak ya da birilerini sürekli eleştirmek değildir.</p>

<p>Gazetecilik, gördüğünü yazabilmektir.</p>

<p>Benim yazılarımın merkezinde hiçbir zaman makamlar olmadı.</p>

<p>İnsanlar oldu.</p>

<p>Tüm Türkiye,ve Bursa'nın sokakları oldu.</p>

<p>Esnafı, öğrencisi, emeklisi, çalışanı, kadını, çocuğu, engellisi oldu.</p>

<p>Bir gün BUSKİ ve su faturalarını konuştuk. Başka bir gün hastane yolunu, ulaşımı, dolmuşları, terminal meselesini gündeme getirdik.</p>

<p>Elektrik kesintilerini sorduk.</p>

<p>Okullardaki temizlik ve personel sorunlarını sorguladık.</p>

<p>Öğrenciler ilçeye geliyor ama yurt sorunu var dedik.</p>

<p>Yaya yollarını, engelli vatandaşların önündeki engelleri, trafik sorununu, altyapıyı ve çevre meselelerini yazdık.</p>

<p>İznik Gölü'nü konuştuk.</p>

<p>Keramet Ilıca'yı konuştuk.</p>

<p>Taş ocaklarını, yolları, kazaları ve vatandaşın güvenliğini konuştuk.</p>

<p>Çünkü bütün bu meselelerin ortak bir noktası vardı:</p>

<p>Bunlar vatandaşın hayatına dokunuyordu.</p>

<p>Bazen bir yazı tepki çekti.</p>

<p>Bazen “neden bunu yazdın?” diye soruldu.</p>

<p>Bazen de “neden bunu daha önce yazmadın?” denildi.</p>

<p>Ama gazetecilik biraz da budur.</p>

<p>Herkesi memnun etmeye çalışırsanız, sonunda kimsenin gerçek sorununu yazamazsınız.</p>

<p>Benim derdim kimseyle kişisel mücadele etmek değil.</p>

<p>Benim derdim makamlarla kavga etmek değil.</p>

<p>Benim derdim siyaseti bir taraf seçme yarışına çevirmek hiç değil.</p>

<p>Benim derdim, sorun varsa sorunu söylemek; çözüm varsa çözümü anlatmak.</p>

<p>Bir belediye başkanı doğru bir iş yaptığında bunu da söylemek gerekir.</p>

<p>Eksik yaptığında da sormak gerekir.</p>

<p>Bir siyasi parti doğru bir öneri getirdiğinde bunu görmezden gelmek gazetecilik değildir.</p>

<p>Yanlış gördüğümüzde eleştirmek de düşmanlık değildir.</p>

<p>Çünkü demokrasi, sadece alkışlamakla değil; soru sormakla, eleştirmekle ve hesap sorabilmekle güçlenir.</p>

<p>Bugün &nbsp; Türkiye'nin,Bursa'nın ve &nbsp;Orhangazi'nin &nbsp;önünde çok sayıda mesele var.</p>

<p>Trafik…</p>

<p>Ulaşım…</p>

<p>Öğrencilerin barınma sorunu…</p>

<p>Yaya ve engelli erişimi…</p>

<p>Altyapı…</p>

<p>Çevre…</p>

<p>İznik Gölü…</p>

<p>Eğitim…</p>

<p>Gençlerin geleceği…</p>

<p>Ve elbette vatandaşın geçim sıkıntısı.</p>

<p>Bunların hiçbirisi bir siyasi partinin tekelinde değildir.</p>

<p>Bunlar Orhangazi'nin meseleleridir.</p>

<p>Bu nedenle artık sadece “kim yaptı?” sorusunu değil, “neden hâlâ yapılmadı?” sorusunu da sormamız gerekiyor.</p>

<p>Bir ilçenin geleceği yalnızca festival programlarıyla, açılışlarla ve protokol fotoğraflarıyla ölçülemez.</p>

<p>Şehrin gerçek fotoğrafı sabah işe giden vatandaşın yolunda, öğrencinin kaldığı evde, yaşlının hastaneye ulaşımında, engelli vatandaşın kaldırıma çıkabilmesinde, esnafın kepenk açtığında yaşadığı ekonomik tabloda görülür.</p>

<p>Asıl başarı, vatandaşın hayatını kolaylaştırmaktır.</p>

<p>Ben bundan sonra da yazmaya devam edeceğim.</p>

<p>Bazen sert olacak.</p>

<p>Bazen düşündürecek.</p>

<p>Bazen rahatsız edecek.</p>

<p>Ama kişiselleştirmeden…</p>

<p>Hakaret etmeden…</p>

<p>Önyargıyla hareket etmeden…</p>

<p>Ve mümkün olduğunca çözümü de göstererek.</p>

<p>Çünkü bu şehir hepimizin.</p>

<p>Bu ülke hepimizin.</p>

<p>Ve gazetecinin görevi, kendisine alkış tutacak insanları çoğaltmak değil; halkın sesini duyurmaktır.</p>

<p>Ben kimsenin gazetecisi değilim.</p>

<p>Ben herhangi bir makamın sözcüsü değilim.</p>

<p>Ben herhangi bir siyasi partinin kalemi değilim.</p>

<p>Ben gördüğünü yazan, duyduğunu araştıran ve doğru bildiğini kamuoyuyla paylaşan bir gazeteci olmaya devam edeceğim.</p>

<p>Çünkü bazen bir köşe yazısı yalnızca bir yazı değildir.</p>

<p>Bir vatandaşın sesidir.</p>

<p>Bir annenin feryadıdır.</p>

<p>Bir öğrencinin beklentisidir.</p>

<p>Bir esnafın derdidir.</p>

<p>Bir yaşlının talebidir.</p>

<p>Bir çocuğun geleceğidir.</p>

<p>Ve eğer bir yazı bunlardan birinin sesini duyurabiliyorsa, işte o zaman gerçek anlamda bir işe yaramış demektir.</p>

<p>Doğruya doğru, yanlışa yanlış.</p>

<p>Gerisi teferruat.</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
GAZETECİ KÖŞE YAZARI</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 20:19:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ EĞİTİM YILI BAŞLIYOR…</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yeni-egitim-yili-basliyor-148</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yeni-egitim-yili-basliyor-148</guid>
                <description><![CDATA[YENİ EĞİTİM YILI BAŞLIYOR…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım, değerli takipçilerim…</p>

<p>Yeni bir eğitim-öğretim yılı daha başlıyor. Okullar yeniden çocuklarımızın sesiyle, öğretmenlerimizin emeğiyle ve velilerimizin umutlarıyla dolacak.</p>

<p>Ama hepimizin kendimize sorması gereken bir soru var:</p>

<p>Çocuklarımızı sadece okula mı gönderiyoruz, yoksa geleceğe mi hazırlıyoruz?</p>

<p>Eğitim yalnızca sınavlardan, notlardan ve diplomalardan ibaret değildir. Çocuklarımıza bilgiyi, sorgulamayı, adaleti, vicdanı, ahlakı ve özgüveni de öğretmeliyiz.</p>

<p>Öğretmenlerimizin üzerindeki yükü azaltmak, öğrencilerimizin ihtiyaçlarını karşılamak ve eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak hepimizin sorumluluğudur.</p>

<p>Yeni eğitim yılında tüm öğrencilerimize başarı, öğretmenlerimize kolaylık, velilerimize sabır diliyorum.</p>

<p>Dilerim bu yıl çocuklarımızın daha çok güldüğü, daha çok öğrendiği ve geleceğe daha umutla baktığı bir yıl olur.</p>

<p>Çünkü eğitim, bir ülkenin geleceğine yapılan en büyük yatırımdır.</p>

<p>Yeni eğitim-öğretim yılı tüm eğitim camiamıza hayırlı olsun.&nbsp;</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar &amp; şair</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:58:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siyaset İp, Halk Kukla… Peki Adalet Nerede?</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/siyaset-ip-halk-kukla-peki-adalet-nerede-147</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/siyaset-ip-halk-kukla-peki-adalet-nerede-147</guid>
                <description><![CDATA[Siyaset İp, Halk Kukla… Peki Adalet Nerede?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Efendiler!</p>

<p>Meclis; halkın kararlarının, iradesinin ve temsilinin kabul edildiği, millet adına görev yapılan yerdir. Orada oturanlar emekli memur, işçi ya da sıradan bir vatandaşın sahip olmadığı imkânlarla yaşayan ayrıcalıklı kişiler değil; milletin iradesiyle o koltuklara oturmuş temsilcilerdir.</p>

<p>Peki bugün halka, emekliye, memura, işçiye reva görülen yaşam nedir?</p>

<p>Halkın refahı, geçimi ve geleceği için yetki veren milletin getirildiği noktaya bir bakın!</p>

<p>Kaşıkla verip kepçeyle aldınız. Hep birlikte yemeye doymadınız. Sıra halka, emekliye, memura ve işçiye gelince ise nedense kaynaklar tükeniverdi!</p>

<p>İnsanlara adeta “idare edin” deniliyor. Kira almış başını gitmiş, faturalar ateş pahası, mutfak masrafı her geçen gün artmış… İnsanlar ay sonunu nasıl getireceğini düşünürken, siz hâlâ halkın gerçek yaşam koşullarını görmezden geliyor ya da görmemeyi tercih ediyorsunuz.</p>

<p>Peki halkın derdini gerçekten biliyor musunuz?</p>

<p>Bir emeklinin ay sonunu nasıl getirdiğini, bir asgari ücretlinin kira ve faturaları nasıl ödediğini, bir annenin çocuğunun okul masrafını nasıl karşılamaya çalıştığını biliyor musunuz?</p>

<p>Bence asıl soru budur.</p>

<p>Meclis Lokantası ile Halkın Sofrası Arasında</p>

<p>Bir de Meclis lokantaları meselesi var ki bunu es geçmek mümkün değil.</p>

<p>Halkın çocuğu 130 liralık kaşarlı tost ve ayranla karnını doyurmaya çalışırken, milletvekillerinin yararlandığı Meclis lokantalarındaki fiyatlar ve sunulan imkânlar konusunda toplumda ciddi bir adalet sorgulaması oluşuyor.</p>

<p>Şimdi soruyorum:</p>

<p>Adalet nerede?</p>

<p>Milletin sırtından geçinmek için seçilmediniz. Milletin vergileriyle ayakta duran bir devletin kurumlarında, milletin temsilcileri olarak görev yapmak için seçildiniz.</p>

<p>Ama vatandaşın çocuğuna gelince imkân yok; kendi çocuklarınıza gelince akan sular duruyor.</p>

<p>Halkın çocuğu sizin için neden daha az değerli?</p>

<p>Emeklinin çocuğu, işçinin çocuğu, memurun çocuğu neden ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmek zorunda?</p>

<p>Sandık Gelince Halk Yeniden Hatırlanacak mı?</p>

<p>Şimdi gerçekten merak ediyorum:</p>

<p>Seçim zamanı geldiğinde hangi yüzle halkın karşısına çıkacaksınız?</p>

<p>Yıllardır geçim sıkıntısı yaşayan, borçla hayatını sürdürmeye çalışan, emekli maaşıyla ayakta kalmaya çalışan insanların karşısına çıkıp yeniden oy isteyecek misiniz?</p>

<p>Elbette isteyeceksiniz.</p>

<p>Peki halk da size şunu sormayacak mı?</p>

<p>“Bunca yıl benim için ne yaptınız?”</p>

<p>Ama benim merak ettiğim bir başka konu daha var:</p>

<p>Size oy verenler de hiç kendilerini sorgulamayacak mı?</p>

<p>Çünkü ortaya çıkan tablo ortada. Bir tarafta ekonomik sıkıntılarla boğuşan milyonlar, diğer tarafta halktan kopuk bir siyasi düzen algısı…</p>

<p>Kimi suçlayacağız?</p>

<p>Siyasetçiyi mi?</p>

<p>Seçmeni mi?</p>

<p>Sistemi mi?</p>

<p>Belki de hepimizi.</p>

<p>Çünkü herkes kendince haklı bir gerekçe buluyor. Fakat sonuç değişmiyor: Halkın alım gücü düşüyor, geçim derdi büyüyor, adalet duygusu zedeleniyor.</p>

<p>Siyaset İp, Halk Kukla mı?</p>

<p>Bazen ülkenin siyasetine bakıyorum ve aklıma tek bir cümle geliyor:</p>

<p>Siyaset ip, halk kukla!</p>

<p>Sağa çekiliyor, sola çevriliyor, ortada oynatılıyor; adeta zil taktırılıyor.</p>

<p>Ama bütün bu savrulmalara rağmen halkın bir kısmı hâlâ:</p>

<p>“Yarabbim şükür.”</p>

<p>diyor.</p>

<p>Belki de en acı tarafı tam olarak budur.</p>

<p>İnsanlar sahip oldukları hakları istemek yerine, sahip olamadıklarına şükretmeye alıştırılıyor.</p>

<p>Oysa vatandaşın hakkı lütuf değildir.</p>

<p>Emeklinin insanca yaşaması lütuf değildir.<br />
İşçinin hakkını alması lütuf değildir.<br />
Memurun geçinebilecek bir ücret alması lütuf değildir.<br />
Çocuğun nitelikli eğitim alması lütuf değildir.<br />
Vatandaşın adalet istemesi hiç değildir.</p>

<p>Bunlar anayasal ve insani haklardır.</p>

<p>Siyasetçinin görevi halkı kendisine muhtaç etmek değil, halkın kendi ayakları üzerinde onurlu bir şekilde yaşayabileceği düzeni kurmaktır.</p>

<p><br />
Gülper Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:11:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanoğlu Kendi Dünyasına Düşman Olur mu?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/insanoglu-kendi-dunyasina-dusman-olur-mu-146</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/insanoglu-kendi-dunyasina-dusman-olur-mu-146</guid>
                <description><![CDATA[İnsanoğlu Kendi Dünyasına Düşman Olur mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu dünyada hiçbir canlı, insanoğlunun yaptığını yapmadı.</p>

<p>Bir aslan avlanır ama ormanı yakmaz.<br />
Bir timsah saldırır ama sırf keyfi için bir canlı türünü yok etmeye çalışmaz.<br />
Bir zebra yaşamak için mücadele eder ama yaşadığı doğayı ateşe vermez.</p>

<p>Doğadaki canlılar, yaşamın kendi kuralları içerisinde var olmaya çalışır. Öldürürler, çünkü hayatta kalmaları gerekir. Saldırırlar, çünkü tehdit altındadırlar. Ama insanoğlu…</p>

<p>İnsanoğlu aklı, zekâsı, vicdanı ve muhakeme yeteneğiyle diğer canlılardan ayrılır.</p>

<p>Peki biz bu aklı ne için kullanıyoruz?</p>

<p>Ormanları yakıyoruz.<br />
Doğayı talan ediyoruz.<br />
Hayvanların yaşam alanlarını yok ediyoruz.<br />
İnsanların evlerini, tarlalarını, iş yerlerini ateşe teslim ediyoruz.<br />
Bir öfke, bir çıkar, bir kavga, bir dava uğruna kendi insanımızı hedef alıyoruz.</p>

<p>Sonra da kendimize “en akıllı canlı” diyoruz.</p>

<p>Hangi akıl?</p>

<p>Kendi evini ateşe veren bir insan ne kadar akıllıdır?</p>

<p>Bugün ülkemizde yaşanan orman yangınlarına baktığımızda insanın içi yanıyor. Çünkü yanan sadece ağaç değil.</p>

<p>Bir ağacın yıllarca büyümesiyle oluşan orman yanıyor.<br />
Hayvanların yuvası yanıyor.<br />
Kuşların kanadı yanıyor.<br />
Toprağın hafızası yanıyor.<br />
İnsanların emeği yanıyor.<br />
Evler, tarlalar, geçim kaynakları yanıyor.</p>

<p>Ve bazı durumlarda bütün bunların arkasında yine insan eli bulunuyor.</p>

<p>İşte insanın aklı burada duruyor.</p>

<p>Bir insan, kendi yaşadığı ülkenin ormanını neden yakar?</p>

<p>Bir insan, başka insanların canını ve malını neden tehlikeye atar?</p>

<p>Bir insan, kendisinden sonra çocuklarının yaşayacağı doğayı neden yok eder?</p>

<p>Hangi dava, hangi öfke, hangi çıkar; bir ormanı yakmayı, canlıları öldürmeyi, insanları mağdur etmeyi haklı çıkarabilir?</p>

<p>Hiçbiri!</p>

<p>Artık şunu anlamamız gerekiyor:</p>

<p>Bu dünya bize miras kalmadı; bizden sonraki nesillerden emanet.</p>

<p>Ormanlar bizim tapulu malımız değildir.<br />
Dereler, göller, dağlar, hayvanlar ve toprak sadece bugünün insanına ait değildir.</p>

<p>Biz sadece bu dünyanın geçici sahipleriyiz.</p>

<p>Ama öyle davranıyoruz ki sanki bizden sonra kimse yaşamayacakmış gibi…</p>

<p>Birileri bir kibrit çakıyor, binlerce yıllık doğa yok oluyor.</p>

<p>Birileri öfkesine yeniliyor, masum insanlar bedel ödüyor.</p>

<p>Birileri kendi çıkarı için hareket ediyor, toplumun tamamı zarar görüyor.</p>

<p>Artık insanoğlu kendi kendine şu soruyu sormalı:</p>

<p>Biz gerçekten akıllandık mı, yoksa sadece daha tehlikeli hale mi geldik?</p>

<p>Çünkü hayvan doğaya zarar verdiğinde bunu çoğunlukla hayatta kalmak için yapar.</p>

<p>İnsanoğlu ise bazen doğayı, başka insanları ve hatta kendi geleceğini bile bile yok ediyor.</p>

<p>İşte asıl tehlike budur.</p>

<p>Ormanı yakan sadece ağacı yakmaz.</p>

<p>Kendi geleceğini yakar.</p>

<p>Bir canlının yuvasını yok eden sadece bir yuvayı yok etmez.</p>

<p>Kendi vicdanını da yok eder.</p>

<p>Ve unutmayalım:</p>

<p>Bu dünyayı bize yaşanmaz hale getirecek olan ne aslan ne timsah ne de başka bir hayvandır.</p>

<p>Eğer aklımızı, vicdanımızı ve insanlığımızı kaybedersek…</p>

<p>Bunu yine insan yapacaktır.</p>

<p>Erkan sezgin&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar şair</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 22:23:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ORMAN YANGINLARI ARTIK ULUSAL BİR MESELEDİR</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/orman-yanginlari-artik-ulusal-bir-meseledir-145</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/orman-yanginlari-artik-ulusal-bir-meseledir-145</guid>
                <description><![CDATA[ORMAN YANGINLARI ARTIK ULUSAL BİR MESELEDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz ayları geldiğinde artık içimizde farklı bir korku oluşuyor.<br />
Gökyüzünden yükselen dumanları gördüğümüzde hepimizin aklına aynı soru geliyor:</p>

<p>“Bu kez hangi ormanımız yanıyor?”</p>

<p>Her yıl aynı manzaralarla karşılaşıyoruz. Alevlere teslim olan ormanlar, çaresizce yangını izleyen vatandaşlar, gece gündüz mücadele eden ekipler ve ardından geride kalan simsiyah bir doğa...</p>

<p>Bir ağacın yetişmesi yıllar, hatta onlarca yıl sürüyor. Ancak bir ormanın kül olması bazen yalnızca birkaç saat alıyor.</p>

<p>İşte bu nedenle artık orman yangınlarına yalnızca bir doğa olayı veya belli bir bölgenin sorunu olarak bakamayız.</p>

<p>Orman yangınları artık ulusal bir meseledir.</p>

<p>Çünkü ormanlarımız yalnızca ağaçlardan oluşmuyor. Orman; su demektir, oksijen demektir, canlı yaşamı demektir, tarım demektir, iklim demektir. Ormanda yaşayan canlıların yuvasıdır. Çocuklarımıza bırakacağımız geleceğin bir parçasıdır.</p>

<p>Bir orman yandığında yalnızca bugünü kaybetmiyoruz; geleceğimizden de bir parça kaybediyoruz.</p>

<p>Peki neden hâlâ aynı sorunları yaşıyoruz?</p>

<p>Yangın çıktıktan sonra müdahale etmek elbette hayati önem taşıyor. Orman teşkilatımız, itfaiyecilerimiz, jandarmamız, belediye ekiplerimiz ve gönüllülerimiz büyük bir fedakârlıkla mücadele ediyor.</p>

<p>Onlara minnettarız.</p>

<p>Fakat artık yalnızca yangın çıktıktan sonraki mücadeleyi değil, yangından önce yapılması gerekenleri konuşmamız gerekiyor.</p>

<p>Yangın riski yüksek bölgelerde denetimler artırılmalı, erken uyarı ve gözetleme sistemleri daha da güçlendirilmeli, yangın yolları sürekli hazır tutulmalı, su kaynakları ve müdahale noktaları önceden planlanmalıdır.</p>

<p>Ayrıca yerel yönetimler ile merkezi kurumlar arasında güçlü bir koordinasyon kurulmalıdır.</p>

<p>Çünkü yangın başladığında “Bu benim görev alanım değil” anlayışına yer olmamalıdır.</p>

<p>Orman söz konusu olduğunda kurumların tamamı aynı masada olmalı, aynı hedefe odaklanmalıdır:</p>

<p>Bir tek ağacı daha kurtarmak.</p>

<p>Vatandaşın da sorumluluğu var</p>

<p>Ancak bütün sorumluluğu devlete veya belediyelere yüklemek de doğru değildir.</p>

<p>Piknik alanında söndürülmeden bırakılan ateş, ormana atılan cam şişe, yere atılan sigara izmariti, kontrolsüz yakılan anız ve yapılan en küçük dikkatsizlik büyük bir felakete dönüşebilir.</p>

<p>Bu nedenle toplum olarak da bilinçlenmek zorundayız.</p>

<p>Ormana girerken nasıl davranacağımızı, yangın gördüğümüzde kimi arayacağımızı, hangi davranışların büyük risk oluşturduğunu çocuklarımıza öğretmeliyiz.</p>

<p>Çünkü ormanı korumak sadece kurumların değil, toplumun ortak görevidir.</p>

<p>Yanan ormanın yerine sadece fidan dikmek yeterli mi?</p>

<p>Yangından sonra “Binlerce fidan dikeceğiz” demek elbette değerlidir.</p>

<p>Ama mesele yalnızca fidan dikmek değildir.</p>

<p>Yanan bir ormanın ekosisteminin yeniden oluşması yıllar alır. Toprağın, bitki örtüsünün ve orada yaşayan canlıların yeniden hayat bulması zaman ister.</p>

<p>Bu nedenle asıl hedefimiz yangından sonra yeniden ağaçlandırmak değil, yangın çıkmasını mümkün olduğunca engellemek olmalıdır.</p>

<p>Artık yangınlara müdahale kapasitemiz kadar yangını önleme kapasitemizi de konuşmalıyız.</p>

<p>Bu mesele siyaset üstüdür</p>

<p>Orman yangınları üzerinden birbirimizi suçlamak yerine çözüm üretmeliyiz.</p>

<p>Bugün hangi parti iktidarda olursa olsun, hangi belediye hangi siyasi görüş tarafından yönetilirse yönetilsin fark etmez.</p>

<p>Çünkü ormanların siyasi görüşü yoktur.</p>

<p>Yanan ağacın partisi yoktur.</p>

<p>Kül olan ormanın ideolojisi yoktur.</p>

<p>Kaybolan canlının siyasi kimliği yoktur.</p>

<p>Bu nedenle orman yangınları konusunda siyaset üstü, uzun vadeli ve ulusal bir mücadele politikası oluşturulmalıdır.</p>

<p>Bugün alınmayan bir önlemin bedelini yarın çocuklarımız ödeyebilir.</p>

<p>Artık her yangından sonra aynı cümleleri kurmak istemiyoruz.</p>

<p>“Keşke daha erken müdahale edilseydi.”</p>

<p>“Keşke gerekli tedbir alınsaydı.”</p>

<p>“Keşke o bölge denetlenseydi.”</p>

<p>Bunların yerine artık şunu söylemeliyiz:</p>

<p>“Gerekli önlemleri zamanında aldık.”</p>

<p>Çünkü mesele sadece bugünün yangınını söndürmek değildir.</p>

<p>Mesele, yarının yangınını önlemektir.</p>

<p>Ve unutmayalım:</p>

<p>Bir orman kolay yetişmiyor.</p>

<p>Bir orman yalnızca ağaçlardan oluşmuyor.</p>

<p>Bir orman; nefesimiz, suyumuz, toprağımız, canlılarımız ve geleceğimizdir.</p>

<p>Bu nedenle artık açıkça söylüyorum:</p>

<p>Orman yangınları yerel bir sorun değildir.<br />
Orman yangınları artık ulusal bir meseledir.</p>

<p>Ve bu mesele için hep birlikte, daha ciddi, daha kararlı ve daha hazırlıklı olmak zorundayız.</p>

<p>Çünkü kaybedecek tek bir ağacımız bile yok.</p>

<p>Erkan Sezgin<br />
Gazeteci Köşeyazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 22:22:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gece Yarısı</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gece-yarisi-144</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gece-yarisi-144</guid>
                <description><![CDATA[Gece Yarısı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yine gece.<br />
Yine içimde<br />
kimsenin duymadığı bir sessizlik.</p>

<p>Mısranın sessizi ne kötüymüş;<br />
kelimeler susunca<br />
insan kendini duyuyor.</p>

<p>Bir şeyin bitmesi<br />
belirsiz kalmasından daha kolaymış meğer.<br />
İnsan, sonu bilince<br />
beklemeyi bırakabiliyor.</p>

<p>Bu gece mısralar yazıyorum.<br />
Ama ne garip.&nbsp;<br />
Ben onları yazmıyorum da<br />
onlar beni anlatıyor.</p>

<p>Her kelime biraz çığlık,<br />
her çığlık biraz sen.<br />
Ve ben sustukça<br />
sana biraz daha yaklaşıyorum.</p>

<p>Mürekkebim gözyaşına karışmış,<br />
bazı kelimeler iç çekiyor.<br />
Bazılarıysa<br />
dilimden çıkmaya korkuyor.</p>

<p>En çok da iki kelime<br />
takılıp kalıyor kalemimin ucunda:</p>

<p>Gitme.</p>

<p>Biraz susuyorum.</p>

<p>Sonra,<br />
sanki hiç gitmemişsin gibi<br />
fısıldıyorum:</p>

<p>Yine gel.</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 01:45:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YOLLAR ÖZELLEŞİYOR, PEKİ BEDELİNİ KİM ÖDEYECEK?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yollar-ozellesiyor-peki-bedelini-kim-odeyecek-143</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yollar-ozellesiyor-peki-bedelini-kim-odeyecek-143</guid>
                <description><![CDATA[YOLLAR ÖZELLEŞİYOR, PEKİ BEDELİNİ KİM ÖDEYECEK?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde kamuoyuna yansıyan bir konu var ki, üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekiyor: Bazı otoyol ve köprülerin özelleştirme kapsamına alınması.</p>

<p>Bursa Çevre Otoyolu’ndan İstanbul’daki köprülere, İzmir-Aydın Otoyolu’ndan Tarsus-Adana-Gaziantep hattına kadar birçok önemli ulaşım güzergâhının adı geçiyor.</p>

<p>Şimdi vatandaşın aklındaki soru çok basit:</p>

<p>Bu yolların işletmesi özelleştiğinde, geçiş ücretleri ne olacak?</p>

<p>Zaten akaryakıt pahalı, ulaşım pahalı, araç kullanmanın maliyeti her geçen gün artıyor. Bir de temel ulaşım güzergâhlarına yeni ücret yükleri eklenirse, bunun adı sadece özelleştirme olmaz; vatandaşın cebine yeni bir yük daha gelir.</p>

<p>Elbette devlet kaynaklarını verimli kullanmak ve işletmeleri farklı modellerle yönetmek tartışılabilir.</p>

<p>Ama unutulmaması gereken bir gerçek var:</p>

<p>Yollar sadece asfalt değildir. Yollar; işe giden vatandaşın, ürününü taşıyan esnafın, ailesini ziyaret eden insanın hayat damarlarıdır.</p>

<p>Özelleştirme yapılacaksa şartları, süreleri ve özellikle vatandaşa yansıyacak maliyet açıkça anlatılmalıdır.</p>

<p>Çünkü vatandaş artık aynı soruyu soruyor:</p>

<p>“Yol kimin olursa olsun, faturayı yine biz mi ödeyeceğiz?”</p>

<p>Bu sorunun cevabı kamuoyuna açık ve net verilmelidir.</p>

<p>Erkan Sezgin<br />
Gazeteci &nbsp;köşeyazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 01:44:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Yılda Asgari Ücret Ne Kadar Olacak? Emekçinin Beklentisi Ne?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yeni-yilda-asgari-ucret-ne-kadar-olacak-emekcinin-beklentisi-ne-142</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yeni-yilda-asgari-ucret-ne-kadar-olacak-emekcinin-beklentisi-ne-142</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Yılda Asgari Ücret Ne Kadar Olacak? Emekçinin Beklentisi Ne?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yıl yaklaşırken milyonlarca çalışanın gözü kulağı yine asgari ücrette…</p>

<p>Her yıl aynı soru soruluyor: “Asgari ücret ne kadar olacak?”</p>

<p>Ancak bu yıl sorunun ağırlığı biraz daha farklı. Çünkü mesele yalnızca maaşın kaç lira olacağı değil; açıklanacak rakamın çalışanın sofrasına, kirasına, faturasına ve yaşam standardına ne kadar yansıyacağı.</p>

<p>2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak uygulanıyor. Bir önceki yıla göre artış yüzde 27 oldu.</p>

<p>Fakat bugün gelinen noktada asgari ücretlinin temel sorusu şu:</p>

<p>“Maaşım arttı ama alım gücüm ne kadar arttı?”</p>

<p>Çünkü enflasyon yalnızca market etiketlerinde değil; kirada, ulaşımda, eğitimde, enerjide ve günlük hayatın neredeyse her alanında kendisini hissettiriyor.</p>

<p>Üstelik Ağustos 2026 itibarıyla piyasa katılımcılarının yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,43 seviyesine yükselmiş durumda.</p>

<p>İşte tam da burada yeni asgari ücret tartışmasının en önemli noktası ortaya çıkıyor.</p>

<p>İşçi ne bekliyor?</p>

<p>İşçinin beklentisi yalnızca “yüzde kaç zam?” sorusundan ibaret değil.</p>

<p>Emekçi artık geçinebileceği, insanca yaşayabileceği ve ay sonunu borçlanmadan getirebileceği bir ücret istiyor.</p>

<p>Bugün asgari ücretle çalışan bir vatandaş için maaş hesabı yapmak, yalnızca matematik hesabı değildir. Kira, elektrik, doğalgaz, su, mutfak masrafı, ulaşım ve çocukların ihtiyaçları hesaba katıldığında birkaç bin liralık farkın bile aile bütçesinde ciddi karşılığı var.</p>

<p>Bu nedenle 2027 yılında yapılacak artışın yalnızca geçmiş enflasyonu telafi eden bir rakam olarak değil, çalışanın geleceğe dair umudunu da güçlendiren bir ücret politikası olarak değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Sendikalar ne söylüyor?</p>

<p>Sendikaların yaklaşımı da tartışmanın önemli başlıklarından biri.</p>

<p>DİSK, daha önce 2026 yılı için asgari ücretin en az 45 bin TL olması gerektiğini savunmuştu.</p>

<p>TÜRK-İŞ ise uzun süredir Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun yapısına ve işçi temsilinin etkinliğine ilişkin eleştirilerini gündeme getiriyor.</p>

<p>Burada asıl mesele şu:</p>

<p>Asgari ücret masasında işçinin sesi ne kadar güçlü çıkacak?</p>

<p>Çünkü asgari ücret, sadece bir ücret rakamı değildir. Aynı zamanda Türkiye'de milyonlarca insanın yaşam standardını belirleyen ekonomik ve sosyal bir göstergedir.</p>

<p>Peki 2027'de rakam ne olabilir?</p>

<p>Bugünden kesin bir rakam söylemek elbette mümkün değil. Çünkü 2027 asgari ücret henüz belirlenmiş değil ve karar sürecinde enflasyon, büyüme, işveren maliyetleri, istihdam ve ekonomik program gibi birçok unsur masaya gelecek.</p>

<p>Ancak mevcut 28 bin 75 lira 50 kuruş üzerinden farklı zam senaryolarına baktığımızda tablo şöyle:</p>

<p>Yüzde 25 zam: yaklaşık 35.094 TL<br />
Yüzde 30 zam: yaklaşık 36.498 TL<br />
Yüzde 35 zam: yaklaşık 37.902 TL<br />
Yüzde 40 zam: yaklaşık 39.306 TL<br />
Yüzde 50 zam: yaklaşık 42.113 TL</p>

<p>Nitekim son günlerde yüzde 50 zam ve yaklaşık 42 bin TL seviyesindeki rakamlar üzerinden çeşitli kulis iddiaları da gündeme geliyor; ancak bunların şu aşamada resmî bir karar veya kesinleşmiş hükümet teklifi olmadığının altını çizmek gerekiyor.</p>

<p>Asıl mesele rakam değil, satın alma gücü</p>

<p>Bence önümüzdeki dönemin en önemli tartışması burada başlamalı.</p>

<p>40 bin lira asgari ücret verildiğinde eğer kira, gıda, enerji ve diğer temel giderler de aynı hızla yükseliyorsa, açıklanan rakamın çalışan açısından gerçek anlamı sınırlı kalır.</p>

<p>Çünkü maaşın rakamsal olarak büyümesi başka, vatandaşın cebinin büyümesi başka şeydir.</p>

<p>İşçi artık yalnızca bordrosundaki rakama bakmıyor.</p>

<p>Markete gittiğinde kaç kilo et alabildiğine, ev kirasını ödedikten sonra elinde ne kaldığına, çocuğunun okul masrafını karşılayıp karşılayamadığına bakıyor.</p>

<p>Bu nedenle yeni asgari ücret belirlenirken sadece “kaç TL zam yaptık?” denilmemeli.</p>

<p>“Bu ücretle bir çalışan ailesini nasıl geçindirebilir?” sorusu da sorulmalı.</p>

<p>Yeni yılda milyonlarca emekçinin beklentisi aslında çok açık:</p>

<p>İnsanca yaşayabilecekleri bir ücret, erimeyen bir maaş ve yıl boyunca değerini koruyabilecek bir alım gücü.</p>

<p>Şimdi gözler Aralık ayında kurulacak masada olacak.</p>

<p>O masada milyonlarca işçinin beklentisi konuşulacak.</p>

<p>Ve milyonlarca emekçi aynı sorunun cevabını bekleyecek:</p>

<p>“Yeni yılda asgari ücret ne kadar olacak?”</p>

<p>Ama belki de daha önemli soru şu:</p>

<p>“Açıklanacak asgari ücret, gerçekten geçinmeye yetecek mi?”</p>

<p>Erkan Sezgin&nbsp;<br />
Gazeteci, Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:59:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NEFSE HAKİMİYET VE SAĞLIK</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/nefse-hakimiyet-ve-saglik-141</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/nefse-hakimiyet-ve-saglik-141</guid>
                <description><![CDATA[NEFSE HAKİMİYET VE SAĞLIK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geleneksel öğretilerdeki "nefse hakimiyet", "irade" veya "çilecilik" kavramları, günümüz modern tıbbında ve nörobiyolojisinde Dopamin, İnsülin, Kortizol ve Prefrontal Korteks aksındaki hormonal mekanizmalarla birebir örtüşür. Dogmaları bilimsel formüllerle doldurmak, genç zihinlerin ve Onur Kalesi bileşenlerinin körü körüne bir disipline değil, bilinçli bir biyolojik hakimiyete ulaşmasını sağlar.</p>

<p>Bu vizyon doğrultusunda, SAĞLIK KURULUNUN hazırladığı Onur Kalesi gençliğine ve kendini yeniden inşa etmek isteyen herkese hitap eden makale taslağını bilgilerinize sunuyorum:</p>

<p>NEFSİN HORMONAL FORMÜLÜ: İrade Bir Doğan Mı, Yoksa Biyokimyasal Bir Komut Mu?</p>

<p>Tarih boyunca askerlik disiplininin, kadim felsefelerin ve dinsel öğretilerin merkezinde tek bir kavram yer almıştır: Nefse hakimiyet. Geleneksel kültürler bunu soyut bir "ruh-beden çatışması" olarak tanımlarken, modern nörobiyoloji bize çok daha somut bir gerçeklik sunar: Nefs, hormonların ve nörotransmitterlerin yönettiği biyokimyasal bir döngüdür. İrade ise bu döngüyü Prefrontal Korteks (ön beyin) ile komuta etme sanatıdır.</p>

<p>İnsanların büyük bir kısmının "baskın bir beden" tarafından yönetilmesinin ve anlık dürtülere yenik düşmesinin arkasında yatan biyolojik denklemler şunlardır:</p>

<p>1. İnsülin ve Dopamin Kapanı: Bedenin Zihni Esir Alması</p>

<p>Günün her saati atıştıran, yüksek karbonhidrat tüketen ve sürekli dijital uyaranlara maruz kalan bir bireyde İnsülin ve Dopamin dalgaları hakimdir.</p>

<p>* Şeker/Glikoz Bağımlılığı: Kan şekeri her yükseldiğinde salgılanan yüksek insülin, kısa süre sonra kan şekerini aniden düşürür. Beynin ilkel bölgesi (Limbik Sistem), bunu bir "hayatta kalma krizi" olarak algılar ve bireye “Hemen ye, durma, tüket!” emri verir. Bu anda kişi iradesiz değildir; hormonlarının esiridir.</p>

<p>* Hızlı Dopamin Tüketimi: Çaba harcamadan elde edilen her gıda ve uyaran, beyni ucuz dopaminden bir batağa sürükler. Beden, zihni kendi konfor alanının kölesi yapar.</p>

<p>2. Ketozis, Autophagy ve Prefrontal Korteks: Zihnin Bedene Hükmetmesi</p>

<p>Açlık (OMAD), disiplinli fiziki efor ve ketojenik adaptasyon devreye girdiğinde biyokimya tamamen el değiştirir:</p>

<p>* İnsülinin Susturulması ve Berraklık: Kan şekeri ve insülin diplere indiğinde, vücut ana yakıt olarak Keton Cisimciklerini kullanmaya başlar. Ketonlar, beyin-kan bariyerini geçerek prefrontal korteksi (karar verme, stratejik düşünme ve irade merkezini) besler. Zihinsel sis dağılır; kararları dürtüler değil, stratejik akıl vermeye başlar.</p>

<p>* Otofajik Temizlik ve Hücresel Zafer: Hücrelerin kendi atıklarını temizlediği otofaji süreci, zihne şu mesajı gönderir: “Dışarıdan gelecek ucuz uyarana muhtaç değilsin; kendi öz kaynaklarınla ayaktasın.”</p>

<p>* Nöro-Gelişim (BDNF): Zorlu eforlar ve açlık, beyinde türetilen nörotrofik faktörü (BDNF) fırlatır. Bu madde, irade kasını kelimenin tam anlamıyla fiziki olarak güçlendirir.</p>

<p>3. Nefsi Yönetmenin Biyokimyasal Reçetesi (Gençliğe Çağrı)</p>

<p>Genç bir zihnin veya bir saha sorumlusunun "Kendi Bedeninin Komutanı" olabilmesi için takip edeceği hormonal formül basittir:</p>

<p>1. Glikoz Prangasını Kırın: Karbonhidrat ve şeker bağımlılığını keserek insülin dalgalanmalarına son verin. Bedeninizin açlık çığlıklarının gerçek bir ihtiyaç değil, hormonal bir manipülasyon olduğunu fark edin.<br />
2. Ucuz Dopamini Reddedin: Çaba harcanmadan kazanılan hiçbir hazzı kabullenmeyin. Dopamini zorlu yürüyüşlerden, tamamlanmış görevlerden ve zihinsel üretimden elde edin.<br />
3. Soğuk ve Efor Stresi (Hormesis): Bedeninizi konfor alanından çıkarın. Kas ağrısı, soğuk, uzun yürüyüş ve açlık; bedenin zihne boyun eğdiği anlardır.<br />
4. Otonom Sinir Sistemini Yönetin: Öfke, korku ve sabırsızlık anında devreye giren sempatik baskıyı (kortizol/adrenalin), derin nefes ve zihinsel rölanti ile dizginleyin.</p>

<p>Son Söz:</p>

<p>Bir insanın heveslerinin, iştahının ve tembelliğinin peşinden gitmesi bir "özgürlük" değil; hormonların kölesi olmaktır. Gerçek özgürlük ve üstün liderlik; kendi biyokimyasını tanıyan, insülinini, dopaminini ve kortizolünü aklın emrine veren zihnin "Bedene Komuta Etme" zaferidir.</p>

<p>KATKILARINIZ İÇİN ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER.</p>

<p>ONUR KALESİ SAĞLIK GRUBU</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 23:25:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Apartman ve Site Yönetimlerinde Denetim Şart</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/apartman-ve-site-yonetimlerinde-denetim-sart-140</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/apartman-ve-site-yonetimlerinde-denetim-sart-140</guid>
                <description><![CDATA[Apartman ve Site Yönetimlerinde Denetim Şart]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Apartman ve site yönetimleriyle ilgili vatandaşlardan gelen şikâyetler her geçen gün artıyor. Bize ulaşan okuyucularımız; yüksek aidatlardan, kendilerine bildirilmeden alınan kararlardan, sözleşmelerden ve yönetim uygulamalarından ciddi şekilde rahatsız olduklarını dile getiriyor.</p>

<p>Burada mesele yalnızca aidat değil. Mesele şeffaflık, denetim ve vatandaşın hakkının korunmasıdır.</p>

<p>Bir apartmanda veya sitede yaşayan vatandaş, ödediği aidatın nereye harcandığını bilmek, alınan kararların nasıl alındığını görmek ve yapılan sözleşmeler konusunda açıkça bilgilendirilmek istiyor. Bu en doğal haktır.</p>

<p>Özellikle bazı yönetimlerin, yeterli katılım ve bilgilendirme olmadan kararlar aldığı yönündeki iddialar mutlaka ciddiyetle incelenmelidir. Vatandaşın kendi yaşam alanında söz sahibi olabilmesi için yönetim süreçlerinin daha şeffaf ve denetlenebilir hale getirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bugün zaten ekonomik şartlar vatandaşın belini büküyor. Elektrik, su, doğalgaz, kira ve temel ihtiyaç giderleri artarken bir de yüksek ve açıklanmayan aidat yükü insanların karşısına çıkıyor. Emekli, asgari ücretli ve dar gelirli vatandaş için aidat artık ciddi bir ekonomik yük haline gelebiliyor.</p>

<p>Buradan ilgili kurumlara açık bir çağrı yapmak istiyorum:</p>

<p>Apartman ve site yönetimleri konusunda denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, vatandaşın mağduriyet iddiaları hızlı şekilde incelenmeli ve mevzuata aykırı uygulamalara karşı gerekli adımlar atılmalıdır.</p>

<p>Biz de bize ulaşan her şikâyeti gündeme taşımaya, vatandaşın sesi olmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Sizlerin de apartman veya site yönetimleriyle ilgili yaşadığı bir sorun varsa yorumlarda paylaşın ya da WhatsApp hattımız üzerinden bize ulaştırın.</p>

<p>Çünkü sorunlar konuşulmadıkça büyür.<br />
Vatandaşın sesi duyuldukça çözüm mümkün olur.</p>

<p>Erkan Sezgin<br />
Gazeteci – Köşe Yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 23:02:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Senden Sonra</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/senden-sonra-139</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/senden-sonra-139</guid>
                <description><![CDATA[Senden Sonra]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Senden sonra çok şehir gezdim.<br />
Gittiğim her yerde senden bir iz aradım.<br />
Çok içtim,<br />
ölecek kadar sarhoş;<br />
seni tanıyacak kadar ayıktım.</p>

<p>Yaralıydım,<br />
yaramı saracak bir sen bulamadım.<br />
Acıtmaya başladı sensizlik canımı...<br />
İlk defa ölüme bu kadar yakındım.</p>

<p>Yakındım sensizlikten Yaradan'a.<br />
Kabul eder mi bilmiyorum.<br />
Gerçi senden sonra aram açıldı.<br />
Ben bile kendimi tanımazken,<br />
tanır mı beni bilmiyorum...</p>

<p>Göz altlarım mor,<br />
tenim sapsarı uykusuzluktan.<br />
Senden sonra saldım kendimi,<br />
ayakta duracak mecalim kalmadı.<br />
Seni görür mü gözlerim, meçhul.<br />
Zaten senden sonra, neyi görür ki gözlerim...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 22:37:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>17 Ağustos’u Unutmadık, Unutmayacağız</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/17-agustosu-unutmadik-unutmayacagiz-138</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/17-agustosu-unutmadik-unutmayacagiz-138</guid>
                <description><![CDATA[17 Ağustos’u Unutmadık, Unutmayacağız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>17 Ağustos 1999…</p>

<p>Takvimler o günü gösterdiğinde yalnızca toprak sarsılmadı; milyonlarca insanın yüreği de sarsıldı. Gecenin karanlığında enkazların altında umut aradık, sevdiklerimizi kaybettik. Kimi annesini, kimi babasını, kimi kardeşini, kimi evladını toprağa verdi. Ocaklara ateş düştü, şehirler sustu, yürekler yandı.</p>

<p>Ama biz o acıyı hiç unutmadık.</p>

<p>Aradan yıllar geçti. Zaman bazı yaraların üzerini örttü belki ama hiçbir acıyı tamamen silemedi. 17 Ağustos'un ardından 6 Şubat'ı yaşadık. Yine evler yıkıldı, yine hayatlar yarım kaldı, yine anneler evlatsız, evlatlar anne babasız kaldı.</p>

<p>Fakat her büyük acının karşısında bu milletin başka bir yüzünü de gördük: Dayanışmayı.</p>

<p>Enkaz başında birbirimizin elinden tuttuk. Aşımızı, ekmeğimizi, battaniyemizi, umudumuzu paylaştık. Yaralarımızı birlikte sardık. Ağlarken birbirimize omuz olduk. Çünkü biz, zor zamanlarda birbirine sırtını dönmeyen büyük bir milletiz.</p>

<p>Bugün 17 Ağustos'u anarken yalnızca geçmişi hatırlamamalıyız. Geleceğe de ders çıkarmalıyız.</p>

<p>Deprem gerçeğini unutmamalı, şehirlerimizi daha güvenli hale getirmeli, sağlam yapılaşmayı ve bilimsel şehir planlamasını her şeyin önüne koymalıyız. Çünkü deprem değil, ihmaller öldürür.</p>

<p>17 Ağustos'ta canımız yandı. 6 Şubat'ta yüreğimiz yeniden parçalandı.</p>

<p>Ama biz hâlâ buradayız.</p>

<p>Bu bayrağın altında, bu vatanın dört bir yanında, acılarımızı paylaşarak ve yaralarımızı birlikte sararak yolumuza devam ediyoruz.</p>

<p>Çünkü biz yalnızca zor günlerde bir araya gelen bir toplum değiliz; biz, acıda da sevinçte de birbirine kenetlenen koskoca bir Türkiye'yiz.</p>

<p>17 Ağustos'u unutmadık, unutmayacağız.</p>

<p>Hayatını kaybeden tüm deprem şehitlerimizi rahmet, özlem ve dualarla anıyorum.</p>

<p>Ruhları şad olsun.</p>

<p>Bir daha aynı acıları yaşamamak dileğiyle…</p>

<p>Erkan Sezgin<br />
Gazeteci Köşeyazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 22:11:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zamların Gölgesinde Bir Hayat: Nereye Kadar?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/zamlarin-golgesinde-bir-hayat-nereye-kadar-137</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/zamlarin-golgesinde-bir-hayat-nereye-kadar-137</guid>
                <description><![CDATA[Zamların Gölgesinde Bir Hayat: Nereye Kadar?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zamların üst üste gelmesi, artık hepimizin hayatında derin izler bırakıyor. Artan fiyatlar yalnızca cebimizi değil, yaşam kalitemizi de etkiliyor. Geçim her geçen gün daha da zorlaşırken, özellikle dar gelirli aileler, emekliler ve sabit ücretliler bu yükün altında eziliyor.<br />
Gıda, enerji ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarda yaşanan fiyat artışları, vatandaşları tasarruf yapmaya değil, temel ihtiyaçlarından vazgeçmeye zorluyor. Sofralar küçülüyor, market poşetleri hafifliyor, faturalar kabarıyor. Bu durum, toplumsal adaleti ve sosyal huzuru tehdit eden ciddi bir sorun haline geliyor.<br />
Sadece vatandaş mı etkileniyor? Hayır. İşletmeler de bu artan maliyet baskısı altında ayakta kalmaya çalışıyor. Artan giderler, üretimi ve istihdamı olumsuz etkiliyor. Kar marjları düşüyor, kimi zaman çalışan sayıları azalıyor, kimi zaman ücretler geriliyor.<br />
Peki çözüm ne?<br />
Ekonomik dengelerin yeniden kurulması şart. Gelir adaletsizliğinin giderilmesi, vergi politikalarının adil hale getirilmesi, enflasyonla mücadelede somut ve etkili adımlar atılması gerekiyor. Aynı zamanda tüketici hakları korunmalı, denetimler sıklaştırılmalı ve fiyat istikrarı sağlanmalıdır.<br />
Unutulmamalıdır ki zamlar sadece sayılardan ibaret değil, insanların hayatına dokunan gerçeklerdir. Ve bu gerçekler karşısında duyarsız kalınmamalıdır.<br />
Artık bu yükün hafifletilmesi için bireyler ve kurumlar birlikte hareket etmeli; geçim derdinin değil, yaşamın konuşulduğu bir ülke hep birlikte inşa edilmelidir.</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 21:38:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİLİTSİZ KAPILARIN BEKÇİSİ</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kilitsiz-kapilarin-bekcisi-136</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kilitsiz-kapilarin-bekcisi-136</guid>
                <description><![CDATA[KİLİTSİZ KAPILARIN BEKÇİSİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Koca bir kalabalık ceplerindeki paslı anahtarlarla, aslında hiç kilitlenmemiş kapıları açmaya çalışırken; ben toprağa çakılmanın o sert ve dürüst ağırlığına sığınıyorum. Aidiyet denilen o yaldızlı tuzak, boynuma kendi rızamla geçirdiğim en sağlam kement oldu. Bir yere, bir fikre yahut bir silüete sıkı sıkıya tutunma telaşıyla; içimde esen o hırçın kasırgayı dört duvar arasına usulca gömdüm.</p>

<p>Kaybetmekten, düşmekten, sıradanlaşmaktan korktukça, aslında hiç sahip olmadığım bir düzenin gönüllü bekçisine dönüştüm. Dayatılan alkışları toplamak uğruna, o dikbaşlı sessizliğimi vitrinlerde bozuk para gibi harcadım. Oysa gövdemin konfor bulduğu her sıcak köşenin, içimdeki o huzursuz serseri için daracık bir mezar olduğunu çok geç anladım. Kök saldığımı zannettiğim, uysalca oturduğum her toprak parçası, vakti geldiğinde beni yavaşça yutan bir bataklığa döndü. Kanatlarını bizzat kendi elleriyle koparıp, sonra da uçamıyor diye gökyüzüne küfreden o acınası figür aslında bendim.</p>

<p>Bu boğucu kurgunun içinde gerçekten nefes alabilmek için, hiçbir yere ait olmamanın o tekinsiz boşluğunu göğüslemem gerektiğini artık biliyorum. Bütün unvanları, omuzlarıma yüklenen beklentileri ve başkalarının gözündeki o "doğru adam" imajını bir kenara fırlattığımda geriye kalan o çıplak, o ıssız hâlimle yüzleşiyorum şimdi. Çünkü zincirlerin eridiği, ruhumun asıl ayaklandığı yegâne zemin orası.</p>

<p>Sığınacak tek bir limanım bile kalmadığında, denizin tamamının benim olduğunu yeni fark ediyorum.</p>

<p>MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 22:37:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YOL KENARINDA BAŞLAYAN DERS</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yol-kenarinda-baslayan-ders-135</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yol-kenarinda-baslayan-ders-135</guid>
                <description><![CDATA[YOL KENARINDA BAŞLAYAN DERS]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı dersler sınıfta başlamaz. Ne tahtası vardır o derslerin ne sırası ne de yoklaması… Bazen bir yol kenarında başparmağınızı kaldırdığınız anda başlar. Bazen tanımadığınız bir insanın aracına bindiğinizde bazen de hiç tanımadığınız birinin hayat hikâyesini dinlerken anlarsınız &nbsp;eğitimin aslında okul binasından çok daha büyük olduğunu.</p>

<p>Ben bunu otostopta öğrendim.</p>

<p>Yol kenarında beklerken gelen her araç durmadı. Kimi hızlandı kimi görmezden geldi kimi uzaktan bakıp geçti. Ama bazıları durdu. İşte eğitim de biraz böyle değil mi?</p>

<p>Her çocuğun kapısını aynı yöntemle çalamazsınız. Bir öğrenciniz anlattığınız ilk cümlede sizi anlar bir diğeri için aynı cümleyi defalarca kurmanız gerekir. Bir çocuk sorularla açılır bir başkası sessizlikle…</p>

<p>Otostopun bana öğrettiği en önemli şeylerden biri şuydu. İnsanları ilk bakışta tanıyamazsınız. Direksiyon başındaki bir insanın birkaç dakika içinde hayatının en zor dönemini anlattığına şahit olabilirsiniz. Geçim mücadelesinden çocuklarının eğitiminden hayallerinden kaybettiklerinden söz edebilir. Siz ise bir anda fark edersiniz. İnsanların yüzlerinde görünmeyen hikâyeler vardır.</p>

<p>Çocukların da…</p>

<p>Sınıfta konuşmayan bir öğrencinin evinde neler yaşadığını bilmiyorsunuzdur. Ödevini yapmayan öğrencinin tembel olduğunu düşünürken belki de bütün gece kardeşine bakmıştır. Ders sırasında dalıp giden çocuğun ilgisiz olduğunu sanırken belki zihninde bambaşka bir mücadele vardır.</p>

<p>Bu yüzden iyi öğretmen yalnızca anlatan öğretmen değildir. İyi öğretmen, fark eden öğretmendir.</p>

<p>Eğitim sistemimiz zaman zaman çocuklara aynı soruyu soruyor: “Kaç aldın?” Oysa belki de sormamız gereken soru şudur.“Bu puana gelene kadar neler yaşadın?”</p>

<p>Çünkü eğitim yalnızca sonuçtan ibaret değildir. Bir öğrencinin 90 alması kadar 40'tan 60'a çıkması da değerlidir. Derse hiç katılmayan bir çocuğun ilk kez parmak kaldırması da bir başarıdır. Kitap okumayan bir öğrencinin ilk kitabını bitirmesi de…</p>

<p>Otostopta bazen hedeflediğiniz yere giden aracı bulamazsınız. Başka bir araç gelir ve sizi yolun başka bir noktasına bırakır. Ama o yol da size bir şey öğretir.</p>

<p>Çocuklar da böyledir. Her çocuk aynı hızda ilerlemez. Her çocuğun yolu aynı değildir. Öğretmenin görevi bütün çocukları aynı hızda yürütmek değil her çocuğun kendi yolunda ilerleyebilmesine eşlik etmektir.</p>

<p>Otostopta yolculuk ettiğiniz kişiyle çoğu zaman kısa süreli bir ilişkiniz vardır. Belki yarım saat belki iki saat… Ama bazen o kısa yolculukta kurulan bir cümle yıllarca aklınızda kalır.</p>

<p>Öğretmenlikte de böyledir.</p>

<p>Bir öğrencinize söylediğiniz tek bir cümle onun hayatında yıllarca yaşayabilir.</p>

<p>Sen yapamazsın.</p>

<p>Ya da</p>

<p>Bir daha dene.</p>

<p>İki cümle… Ama iki farklı gelecek.</p>

<p>Bu yüzden öğretmenin ağzından çıkan kelimeler sıradan değildir. Çünkü çocuklar bazen öğretmenlerinin kendileri hakkında söylediklerine kendi söylediklerinden daha fazla inanırlar.</p>

<p>Bir öğretmen çocuğun geleceğine yalnızca ders anlatarak değil ona kendisi hakkında nasıl düşünmesi gerektiğini göstererek dokunur.</p>

<p>Otostop bana bir şey daha öğretti Güven....</p>

<p>Yol kenarında beklerken önünüzde bir tercih vardır. Gelen araca güvenecek misiniz?</p>

<p>Eğitimde de benzer bir durum vardır.</p>

<p>Bir çocuk öğretmenine güvenmeden kendini açmaz. Hata yapmaktan korkan çocuk soru sormaz. Yanlış cevap verdiğinde arkadaşlarının güleceğini düşünen çocuk el kaldırmaz. Kendini yetersiz hisseden çocuk denemekten vazgeçer.</p>

<p>Oysa öğrenmenligin ilk şartlarından biri çocuklara güvenli bir ortam saglamaktir. Çocuk, “Yanlış yapabilirim ama öğretmenim beni dinler ve beni yönlendirir diyebilmelidir.</p>

<p>Çünkü hata yapmanın suç olmadığı sınıflarda öğrenme daha cesur gerçekleşir.</p>

<p>Belki de eğitimin en büyük sorunlarından biri çocuklara yolu değil yalnızca hedefi göstermemizdir.</p>

<p>Sınav puan okul meslek üniversite &nbsp;kariyer…</p>

<p>Çocuklara sürekli hedefler koyuyoruz. Fakat bazen onlara yolculuğun kendisini unutturuyoruz.</p>

<p>Oysa insan yolda büyür. Yolda yanılır. Yolda tanışır. Yolda kaybolur. Yolda yeniden yönünü bulur.</p>

<p>Otostop bana bunu öğretti.<br />
Bazen planladığınız araç gelmez. Bazen yanlış yöne gidersiniz. Bazen saatlerce beklersiniz. Ama yol devam eder.<br />
Eğitim de devam eder.<br />
Bir öğrencinin bugün başarısız olması hikâyenin sonu değildir. Belki sadece henüz doğru aracı bulamamıştır. Belki doğru öğretmeni belki doğru yöntemi belki de kendine inanacağı doğru cümleyi…<br />
Sınıfa girdiğimde tahtaya yalnızca konu başlığını yazmıyorum. Karşımda her biri farklı bir yoldan gelen çocuklar olduğunu yazıyorum&nbsp;<br />
Kiminin yolu uzun. Kiminin yolu taşlı. Kiminin yolu kalabalık. Kimininki ise henüz başlamış.<br />
Benim görevim onların yerine yürümek değil.<br />
Onlara yolu göstermek bazen yanlarında yürümek bazen geride kalıp beklemek bazen düştüklerinde kaldırmak ve bazen sadece şunu söylemek ;</p>

<p>Devam et. Daha yolun başındasın.</p>

<p>Çünkü eğitim çocuğu bir hedefe taşıma işi değildir. Eğitim çocuğa kendi yolunu bulabileceğine inanmayı öğretme işidir.</p>

<p>Belki de bu yüzden bazı öğretmenler öğrencilerinin hayatından geçip gider bazıları ise yıllar sonra bile hatırlanır.</p>

<p>Çünkü bazı öğretmenler ders anlatır.</p>

<p>Bazıları ise yol gösterir.</p>

<p>Ben otostop yaparken şunu öğrendim</p>

<p>Hayatta sizi hedefinize götüren insanlar kadar yolda size eşlik eden insanlar da önemlidir.</p>

<p>Ve öğretmen belki de bir çocuğun hayatındaki en önemli yol arkadaşlarından biridir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:11:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BELKİDE</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/belkide-134</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/belkide-134</guid>
                <description><![CDATA[BELKİDE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vaz mı geçtin benden,<br />
Son paket sigaramı yakarken?<br />
Sevgin yine kaldı belkilerde,<br />
Kararsızım ben her gidişte.</p>

<p>Yalnızlık alın yazısı olmuş,<br />
Sevdanın uçup gidişiyle.<br />
Belki son bir şarkı daha,<br />
Dinlersin sen her gidişte.</p>

<p>Gece yine çöker pencereme,<br />
Adını fısıldar sessizce.<br />
Ben seni beklemem derken,<br />
Gözlerim bakar kapıya gizlice.</p>

<p>Bir fotoğraf kalır elimde,<br />
Bir de yarım kalmış cümle.<br />
Sen gittin, ben sustum yine,<br />
Aşk kaldı eski bir türküde.</p>

<p>Kumral hatun, elveda…<br />
Bir gün uğrarsın yine evime.<br />
Belki hiçbir şey konuşmayız,<br />
Sarılırsın sessizce.</p>

<p>Ben yine aynı yerde olurum,<br />
Sen yine biraz geç kalırsın.<br />
Bazı aşklar bitmez aslında,<br />
Sadece susmayı öğrenir insan.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:06:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şiddeti Önlemenin En Güçlü Anahtarı Sosyal Bilgiler Dersi</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/siddeti-onlemenin-en-guclu-anahtari-sosyal-bilgiler-dersi-133</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/siddeti-onlemenin-en-guclu-anahtari-sosyal-bilgiler-dersi-133</guid>
                <description><![CDATA[Şiddeti Önlemenin En Güçlü Anahtarı Sosyal Bilgiler Dersi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir toplumu ayakta tutan yalnızca yolları köprüleri ya da teknolojisi değildir. Asıl güç birbirine saygı duyan hakkaniyetli davranan farklılıklarla birlikte yaşamayı bilen insanlardır. Eğer bu değerler zayıflarsa toplumun en sağlam görünen yapıları bile sarsılır. İşte tam da bu nedenle şiddeti önleme mücadelesi yalnızca adliyelerde ya da emniyet koridorlarında değil okul sıralarında başlamalıdır. Ve bu mücadelenin en güçlü derslerinden biri hiç şüphesiz Sosyal Bilgiler dersidir.</p>

<p>Ne yazık ki yıllardır Sosyal Bilgiler dersi çoğu zaman sadece tarih anlatan harita öğreten veya sınavlarda soru çıkan bir ders olarak görülüyor. Oysa bu bakış dersin gerçek misyonunu gölgelemektedir. Sosyal Bilgiler insan haklarını demokrasiyi adaleti sorumluluğu empatiyi toplumsal dayanışmayı ve birlikte yaşama kültürünü çocuklara kazandıran en temel derslerden biridir. Başka bir ifadeyle şiddetin panzehiri olan değerlerin en sistemli biçimde işlendiği eğitim alanıdır.</p>

<p>Bir çocuk farklı düşüncelere saygı duymayı ilk kez Sosyal Bilgiler dersinde öğrenir. Hak aramanın yolunun kavga değil hukuk olduğunu bu derste keşfeder. Uzlaşmayı ve ortak karar almayı yine bu ders sayesinde kavrar. İnsan haklarının yalnızca kitaplarda yazan kavramlar olmadığını günlük hayatın vazgeçilmez ilkeleri olduğunu Sosyal Bilgiler öğretir.</p>

<p>Şiddetin en önemli nedenlerinden biri empati eksikliğidir. Kendini başkasının yerine koyamayan birey karşısındaki insanın acısını hissedemez. İşte Sosyal Bilgiler dersi tam da bu noktada devreye girer. Farklı kültürleri tanıtır farklı yaşam hikâyelerini anlatır ve öğrencinin dünyaya yalnızca kendi penceresinden bakmamasını sağlar. Empati geliştikçe önyargılar azalır önyargılar azaldıkça şiddetin beslendiği zemin daralır.</p>

<p>Sosyal Bilgiler aynı zamanda aktif vatandaşlık eğitimidir. Haklarını bilen kadar sorumluluklarını da bilen bireyler yetiştirir. Çünkü gerçek vatandaşlık sadece hak talep etmek değil başkasının hakkına da saygı göstermektir. Trafikte sabırlı olmak okulda arkadaşını dışlamamak çevreyi korumak ortak yaşam kurallarına uymak... Bunların tamamı Sosyal Bilgiler dersinin kazandırmaya çalıştığı davranışlardır. Aslında bunların her biri şiddeti önleyen görünmez birer kalkandır.</p>

<p>Bugün okullarda yaşanan akran zorbalığını konuşuyoruz. Dijital ortamda artan nefret söylemlerini tartışıyoruz. Toplumdaki kutuplaşmadan kaygı duyuyoruz. Oysa bu sorunların çözümünde elimizde çok güçlü bir eğitim aracı var. Sosyal Bilgiler dersi &nbsp;Çünkü bu ders çocuklara sadece bilgi yüklemez birlikte yaşamanın ahlakını öğretir. Sadece geçmişi anlatmaz geleceğin huzurlu toplumunu inşa edecek değerleri kazandırır.</p>

<p>Sosyal Bilgiler öğretmeni yalnızca ders anlatan kişi değildir.Sınıfta adalet duygusunu güçlendiren demokrasi kültürünü yaşatan farklı görüşlerin saygıyla dinlenmesini sağlayan ve öğrencilerine barışçıl çözüm yollarını gösteren bir rehberdir. Bu nedenle Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin sınıfta kurduğu her diyalog aslında şiddetsiz bir toplumun temeline atılan sessiz ama güçlü bir tuğladır.</p>

<p>Bugün çocuklara insan haklarını anlatmazsak yarın hak ihlallerini konuşuruz. Bugün adalet duygusunu geliştirmezsek yarın adaletsizlikten yakınırız. Bugün empatiyi öğretmezsek yarın şiddetin neden arttığını sorgularız. Bu nedenle Sosyal Bilgiler dersine yapılan her yatırım aslında toplumun huzuruna ve geleceğine yapılan yatırımdır.</p>

<p>Şiddetin olmadığı bir toplum tesadüfen ortaya çıkmaz. O toplum adaletin öğretildiği demokrasinin yaşatıldığı insan haklarının benimsendiği ve empati kültürünün güçlendirildiği sınıflarda yetişir. İşte bu sınıfların en güçlü sesi ise Sosyal Bilgiler dersidir.</p>

<p>Belki de artık şu gerçeği yüksek sesle dile getirmenin zamanı gelmiştir Şiddeti azaltmak istiyorsak Sosyal Bilgiler dersini yalnızca bir müfredat dersi olarak değil toplumsal barışın ve güçlü bir geleceğin en stratejik yatırımlarından biri olarak görmek zorundayız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 19:11:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güç Kimin İçin?</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/guc-kimin-icin-132</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/guc-kimin-icin-132</guid>
                <description><![CDATA[Güç Kimin İçin?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk milleti artık şunu açıkça sorguluyor: Siyaset gerçekten millet için mi yapılıyor, yoksa iktidar ve güç hesapları için mi?</p>

<p>Son dönemde yaşanan gelişmeler, muhalefetin de iktidarın da attığı adımların samimiyetini tartışmaya açmıştır. Dün sert söylemler kullananların bugün farklı bir dil benimsemesi, ilkelerin mi yoksa siyasi hesapların mı belirleyici olduğu sorusunu beraberinde getiriyor.</p>

<p>Bir siyasetçi, millet adına konuştuğunu söylüyorsa önce milletin güvenini korumak zorundadır. Güven kaybedildiği anda geriye yalnızca koltuk hesapları kalır. Siyaset, ilkesiz pazarlıkların değil; omurgalı duruşun adıdır.</p>

<p>Kamuoyunda sıkça dile getirilen iddialar ve siyasi baskı tartışmaları da bu güven bunalımını derinleştiriyor. Eğer bir siyasetçi kararlarını özgür iradesiyle değil, üzerinde oluşturulduğu öne sürülen baskılar nedeniyle veriyorsa, bunun adı demokrasi değil, siyasi vesayet tartışmasıdır. Bu tür iddiaların doğru olup olmadığını ortaya koyacak olan elbette bağımsız yargıdır. Ancak toplumda böyle bir kuşkunun oluşması bile başlı başına ciddi bir sorundur.</p>

<p>Türkiye'nin geleceği; günü kurtaran siyasi manevralarla değil, ilkelere bağlı siyasetle inşa edilir. Milletin beklentisi, birbirine benzemeye başlayan siyasi aktörler değil; sözünün arkasında duran, hesap verebilen ve milletin iradesini her şeyin üstünde tutan bir anlayıştır.</p>

<p>Hiç kimse unutmamalıdır ki bu ülkenin gerçek sahibi ne siyasi partilerdir ne de geçici makam sahipleri. Bu ülkenin gerçek sahibi, ay yıldızlı bayrağın altında yaşayan aziz Türk milletidir.</p>

<p>Siyasetçiler gelir, siyasetçiler gider. Makamlar değişir, koltuklar el değiştirir. Ama Türkiye Cumhuriyeti kalır. Tarih de milletin güvenini koruyanları yazar; günü kurtarmak için ilkesinden vazgeçenleri değil.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 19:10:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Parti vatandaşa ne verecek?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yeni-parti-vatandasa-ne-verecek-131</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yeni-parti-vatandasa-ne-verecek-131</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Parti vatandaşa ne verecek?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye siyasetinde yeni bir sayfa açıldı. Özgür Özel’in Genel Başkanlığında kurulan YENİ Parti, siyasetin dengelerini değiştirebilecek yeni bir aktör olarak ortaya çıktı.</p>

<p>Peki asıl soru şu:</p>

<p>Vatandaş bu yeni partiden ne bekliyor?</p>

<p>Çünkü artık vatandaşın siyasi partilerden beklentisi sadece güzel sözler, kürsü konuşmaları ve seçim dönemlerinde verilen vaatler değil.</p>

<p>Vatandaş geçim derdine çözüm, emekli için insanca yaşam, gençler için iş ve gelecek, esnaf için ayakta kalabileceği ekonomik şartlar, çalışan için alın terinin karşılığını, çiftçi için üretimin sürdürülebilir olmasını istiyor.</p>

<p>Bugün bir vatandaşın en temel sorusu çok basit:</p>

<p>“Ben yarın nasıl geçineceğim?”</p>

<p>Yeni bir parti kurulması elbette siyasete hareketlilik getirir. Ancak yeni bir isim, yeni bir logo veya yeni bir teşkilatlanma tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Önemli olan, yeni siyasetin eski sorunlara gerçekten yeni çözümler getirip getiremeyeceğidir.</p>

<p>YENİ Parti’nin ideolojik ve siyasi çizgisinin; parlamenter sistem, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, bağımsız yargı, sosyal devlet, eşit vatandaşlık, ekonomik kalkınma ve Türkiye İttifakı anlayışı üzerinden şekillendiği görülüyor.</p>

<p>Fakat vatandaşın burada da önemli bir beklentisi var:</p>

<p>“Peki bunları nasıl gerçekleştireceksiniz?”</p>

<p>Çünkü Türkiye'nin artık yalnızca siyasi sloganlara değil, uygulanabilir politikalara ihtiyacı var.</p>

<p>Gençler üniversiteyi bitirdiğinde iş bulabilmek, kendi hayatını kurabilmek ve başka ülkelerde gelecek aramak zorunda kalmamak istiyor.</p>

<p>Emekliler yıllarca çalıştıktan sonra pazara giderken hesabını yapmak istemiyor.</p>

<p>Esnaf yüksek maliyetler, vergiler, kira ve ekonomik belirsizlik arasında nefes almak istiyor.</p>

<p>Çiftçi ürettiği ürünün karşılığını almak, işçi emeğinin değerini görmek, memur ise geleceğini güven içinde planlamak istiyor.</p>

<p>Kadınlar ve çocuklar güvenli bir ülkede yaşamak istiyor.</p>

<p>Vatandaşın beklentisi aslında çok açık:</p>

<p>Adalet, liyakat, güven, ekonomik istikrar, özgürlük ve huzur.</p>

<p>Yeni Parti’nin önündeki en büyük sınav da burada başlayacak.</p>

<p>Bu oluşum yalnızca mevcut siyasi yapıdan kopan isimlerin bir araya geldiği yeni bir parti olarak mı kalacak, yoksa toplumun farklı kesimlerini ortak bir gelecek fikri etrafında buluşturabilecek mi?</p>

<p>Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca “yeni bir parti” değil, yeni bir siyaset anlayışıdır.</p>

<p>Vatandaş artık kendisine yukarıdan konuşan siyasetçi istemiyor. Vatandaşın sokağına gelen, esnafın derdini dinleyen, emeklinin sofrasına oturan, gençlerin gelecek kaygısını anlayan ve verdiği sözün arkasında duran siyasetçi istiyor.</p>

<p>Siyasette güvenin yeniden inşa edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Ve bu güven, yalnızca seçim meydanlarında değil; sandık kapandıktan sonra verilen sözlerin tutulmasıyla kazanılır.</p>

<p>YENİ Parti gerçekten yeni bir siyaset iddiasındaysa, bunun karşılığı sadece söylemlerinde değil, ortaya koyacağı projelerde ve vatandaşın hayatına dokunacak icraatlarda görülmelidir.</p>

<p>Çünkü vatandaş artık şunu çok iyi biliyor:</p>

<p>Siyasetçinin söylediği değil, yaptığı önemlidir.</p>

<p>Yeni Parti için önümüzdeki süreç bir fırsat olduğu kadar büyük bir sorumluluk da taşıyor.</p>

<p>Türkiye'nin yeni bir umuda ihtiyacı var mı?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Ama o umut, sadece parti tabelasında değil; vatandaşın mutfağında, cebinde, iş yerinde, adalet duygusunda ve geleceğe olan inancında karşılık bulmalıdır.</p>

<p>Son sözü yine vatandaş söyleyecek.</p>

<p>Çünkü siyasetin sahibi siyasetçiler değil, milletin kendisidir.</p>

<p>Erkan Sezgin&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 19:07:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİZ NE ZAMAN İNSANLIĞIMIZI KAYBETTİK?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/biz-ne-zaman-insanligimizi-kaybettik-130</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/biz-ne-zaman-insanligimizi-kaybettik-130</guid>
                <description><![CDATA[BİZ NE ZAMAN İNSANLIĞIMIZI KAYBETTİK?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde sosyal medyada karşıma çıkan görüntüler, duyduğum haberler ve yaşanan olaylar gerçekten içimi acıtıyor.</p>

<p>Allah’ın yarattığı dilsiz canlıları poşetlere bağlayan, boğazına tasma takıp direğe bağlayan, boynuna ekmek asarak açlığıyla mücadele etmeye mahkûm eden insanların görüntülerini görüyoruz.</p>

<p>Soruyorum: Biz ne zaman bu kadar kötü olduk? Biz ne zaman merhametimizi, vicdanımızı ve insanlığımızı kaybettik?</p>

<p>Artık sadece hayvanlara değil, insana da tahammülümüz kalmamış gibi.</p>

<p>Kadına şiddet…</p>

<p>Çocuğa şiddet…</p>

<p>Erkeğe şiddet…</p>

<p>Aile içinde şiddet, sokakta şiddet, trafikte şiddet, iş yerinde psikolojik şiddet…</p>

<p>Şiddet hayatımızın her tarafına nasıl bu kadar yayıldı?</p>

<p>Bir anne çocuğundan, bir çocuk ailesinden, bir kadın eşinden, bir erkek kendi çevresinden korkar hâle geliyorsa burada ciddi bir toplumsal sorun var demektir.</p>

<p>Bazen düşünüyorum ve gerçekten acıyorum.</p>

<p>Biz ne zaman bu hâle geldik?</p>

<p>Birbirimize selam vermiyoruz. Komşumuzun kapısını çalmıyoruz. Derdini sormuyoruz. Sevincini paylaşmıyoruz.</p>

<p>Birisi bir şey alıyor, “Neden onun var da benim yok?” diyoruz.</p>

<p>Birisi başarılı oluyor, gurur duymak yerine açığını arıyoruz.</p>

<p>Komşu komşuya, arkadaş arkadaşa, insan insana yabancılaşıyor.</p>

<p>Sosyal medyada ise herkes birbirini yargılıyor, küçümsüyor, aşağılıyor.</p>

<p>Peki biz nereye gidiyoruz?</p>

<p>Üstelik “Biz Müslümanız” diyoruz.</p>

<p>Oysa bize merhamet, sevgi, yardımlaşma, hoşgörü ve kul hakkı öğretilmedi mi?</p>

<p>İyilik yapıyoruz; sonra yaptığımız iyiliği insanların arkasından konuşuyor, dedikoduya malzeme ediyor, hatta sosyal medyada gösterişe dönüştürüyoruz.</p>

<p>İyilik gösteriş için yapılmaz. Merhamet paylaşım yapmak için değil, yürekte taşımak içindir.</p>

<p>Artık gerçekten durup kendimize bakmamız gerekiyor.</p>

<p>Ben ne yapıyorum?</p>

<p>Karşımdakine nasıl davranıyorum?</p>

<p>Bir kadını, çocuğu veya erkeği incitiyor muyum?</p>

<p>Bir canlının canını yakıyor muyum?</p>

<p>Komşumun derdini biliyor muyum?</p>

<p>Bir insanın düşmesine seviniyor muyum, yoksa elinden tutuyor muyum?</p>

<p>Kendimize gelelim artık!</p>

<p>İnsan olmak; güçlü olanın zayıfı ezmesi değildir. İnsan olmak; gücün yettiğine zulmetmek hiç değildir.</p>

<p>İnsan olmak merhamettir.</p>

<p>İnsan olmak vicdandır.</p>

<p>İnsan olmak paylaşmaktır.</p>

<p>İnsan olmak affedebilmektir.</p>

<p>İnsan olmak, dili olmayan bir canlının bile acısını hissedebilmektir.</p>

<p>Kadına şiddete de, çocuğa şiddete de, erkeğe şiddete de, hayvana yönelik zulme de karşı çıkmak zorundayız.</p>

<p>Çünkü şiddetin mağduru kim olursa olsun, şiddetin kendisi yanlıştır.</p>

<p>Bugün bir hayvanın acısına duyarsız kalan, yarın bir çocuğun gözyaşını da görmezden gelebilir.</p>

<p>Bugün bir kadının çığlığını duymayan, yarın bir erkeğin sessiz yardım çağrısını da fark etmeyebilir.</p>

<p>Vicdanımızı kaybedersek geriye ne insanlığımız kalır?</p>

<p>Birbirimize yeniden “Merhaba” diyelim.</p>

<p>Birbirimizi yeniden dinleyelim.</p>

<p>Komşumuzu yeniden hatırlayalım.</p>

<p>Çocuklarımızı korkuyla değil sevgiyle büyütelim.</p>

<p>Kadına, erkeğe, çocuğa ve tüm canlılara saygı duyalım.</p>

<p>Merhameti, sevgiyi ve vicdanı yeniden hayatımızın merkezine koyalım.</p>

<p>Çünkü artık hepimizin kendimize sorması gereken tek bir soru var:</p>

<p>BİZ NEREYE GİDİYORUZ?</p>

<p>Kendimize gelelim arkadaşlar…<br />
Çünkü insanlığımızı kaybedersek, kaybedecek başka hiçbir şeyimizin anlamı kalmaz.</p>

<p>ErkanSezgin&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 20:10:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Bebek İçin Yer Bulunamıyorsa, Hepimiz Durup Düşünmeliyiz</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-bebek-icin-yer-bulunamiyorsa-hepimiz-durup-dusunmeliyiz-129</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-bebek-icin-yer-bulunamiyorsa-hepimiz-durup-dusunmeliyiz-129</guid>
                <description><![CDATA[Bir Bebek İçin Yer Bulunamıyorsa, Hepimiz Durup Düşünmeliyiz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="/images/files/ChatGPT%20Image%201%20A%C4%9Fu%202026%2013_47_43.png" /></p>

<p>Bir ülkenin sağlık sistemi, en çok en savunmasız insanlara nasıl davrandığıyla ölçülür. Yeni doğmuş bir bebeğe, yaşlı bir insana, acil müdahale bekleyen bir hastaya...</p>

<p>Bugün karşımızda yalnızca bir haber yok. Karşımızda, yaşam mücadelesi veren 7 aylık prematüre bir bebek var.</p>

<p>Haticenur Baylan...</p>

<p>Doğduğu günden bu yana yoğun bakımda.</p>

<p>Safra yollarındaki tıkanıklık nedeniyle ileri düzey tedaviye ihtiyaç duyuyor. Ailesinin aktardığına göre günlerdir uygun hastane aranıyor. Bu süre içinde sağlık durumu ağırlaşıyor; bağırsak enfeksiyonu gelişiyor, beslenemiyor, cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyuyor.</p>

<p>Ve en acı soru şu:</p>

<p><strong>Bir bebeğin zamanı tükenirken, sistem neden hâlâ yer arıyor?</strong></p>

<p>Elbette sağlık sisteminin kapasite sorunları olabilir. Yoğun bakım yatakları dolabilir. Branş eksiklikleri yaşanabilir. Ancak söz konusu olan bir bebeğin yaşamıysa, "uygun yer bulunamadı" cümlesi toplum vicdanını rahatlatmaya yetmez.</p>

<p>Çünkü saatler bile önemliyken günlerin geçmesi, yalnızca bir takvim yaprağının eksilmesi değildir. Her geçen gün, tedavi şansının azalması anlamına gelebilir.</p>

<p>Bugün Haticenur...</p>

<p>Yarın başka bir bebek...</p>

<p>Sonra başka bir aile...</p>

<p>Bu nedenle mesele sadece Baylan ailesinin yaşadığı dram değildir. Bu olay, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunların da sorgulanması gereken bir örnektir.</p>

<p>Bir anne ve babanın hastane koridorlarında umut beklemesi normal değildir.</p>

<p>"Yer bulunamadı."</p>

<p>"Bekliyoruz."</p>

<p>"Arayış sürüyor."</p>

<p>Hiçbir anne ve baba, çocuğunun hayatı söz konusu olduğunda bu cümlelerle baş başa bırakılmamalıdır.</p>

<p>Yetkililerin bu süreçte gerekli değerlendirmeleri yapacağına inanmak istiyoruz. Ancak aynı zamanda bu olayın tüm yönleriyle incelenmesi, sevk süreçlerinde yaşanan gecikmelerin nedenlerinin ortaya konulması ve benzer durumların tekrar yaşanmaması için kalıcı çözümler üretilmesi gerekiyor.</p>

<p>Çünkü sağlıkta başarı; yalnızca yapılan hastanelerle değil, ihtiyaç duyulan anda o hastanelere ulaşabilmekle ölçülür.</p>

<p>Haticenur'un yaşadığı süreç, sadece bir ailenin değil, hepimizin vicdanını ilgilendiriyor.</p>

<p>Bugün konuşulması gereken şey suçlu aramak değil; çözüm üretmektir.</p>

<p>Çünkü bir bebeğin hayata tutunma mücadelesi, hiçbir bürokratik sürecin, hiçbir koordinasyon eksikliğinin ve hiçbir gecikmenin gölgesinde kalmamalıdır.</p>

<p><strong>Umut ediyoruz ki Haticenur, ihtiyaç duyduğu tedaviye en kısa sürede kavuşur. Ancak bu olay, bir bebeğin yaşamı söz konusu olduğunda dakikaların bile ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hepimize hatırlatmalıdır.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:57:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sokakların Pedagojisi</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sokaklarin-pedagojisi-128</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sokaklarin-pedagojisi-128</guid>
                <description><![CDATA[Sokakların Pedagojisi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir toplumun geleceği yalnızca okul sıralarında şekillenmez. Çocukların yürüdüğü kaldırımlar oynadığı parklar paylaştığı mahalleler ve birlikte vakit geçirdiği sokaklar da en az okul kadar öğreticidir. Çünkü eğitim ders zilinin çalmasıyla başlayıp son dersin bitmesiyle sona eren bir süreç değildir. Eğitim hayatın içinde sessizce devam eden uzun bir yolculuktur.</p>

<p>Sokaklar çocukların dünyayla ilk gerçek temas kurduğu alanlardır. Burada kurallar çoğu zaman yazılı değildir birlikte yaşamanın doğal akışı içinde oluşur. Bir oyun kurarken iş birliği yapılır anlaşmazlık çıktığında çözüm aranır hata yapıldığında sonuçlarıyla yüzleşilir. Bunlar küçük gibi görünen deneyimlerdir &nbsp;ancak bireyin karakterini şekillendiren önemli adımlardır.</p>

<p>Bugün çocukların bilgiye ulaşması hiç olmadığı kadar kolaydır. Birkaç saniye içinde binlerce kaynağa erişebilen bir nesil yetişiyor. Buna rağmen empati kurmak sabretmek paylaşmak uzlaşmak ve farklılıklara saygı göstermek gibi beceriler &nbsp;ancak yaşanarak öğrenilebiliyor. Bu nedenle eğitimin yalnızca akademik başarıya indirgenmesi insan yetiştirmenin en önemli boyutlarından birini gözden kaçırmak anlamına gelir.</p>

<p>Modern yaşamın getirdiği değişimler çocukların günlük yaşamını da önemli ölçüde dönüştürdü. Güvenlik kaygıları ekranların hayatın merkezine yerleşmesi ve şehirleşme çocukların serbest oyun alanlarını giderek azalttı. Oysa oyun yalnızca eğlenmek değildir problem çözmenin yaratıcılığın iletişimin ve duygusal gelişimin doğal laboratuvarıdır.</p>

<p>Çocukların her anını planlamak her sorununu yetişkinlerin çözmesi ve her adımlarını kontrol altında tutmak kısa vadede güvenli bir ortam oluşturabilir. Ancak uzun vadede kendi kararlarını alabilen sorumluluk üstlenebilen ve karşılaştığı güçlüklerle baş edebilen bireyler yetiştirmeyi zorlaştırabilir. Çünkü yaşamın kendisi her zaman planlanmış bir ders programına uymaz.</p>

<p>Eğitim yalnızca öğretmenlerin sorumluluğunda değildir. Aileler mahalle kültürü ve sosyal çevre de bu sürecin önemli parçalarıdır. Çocukların güven içinde hareket edebileceği birlikte oynayabileceği ve sosyal ilişkilerini geliştirebileceği alanlar oluşturmak geleceğe yapılacak en değerli yatırımlardan biridir.</p>

<p>Belki de bugün yeniden şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir. Çocuklarımızı bilgiyle donatırken onları hayatın kendisiyle yeterince buluşturabiliyor muyuz?</p>

<p>Çünkü iyi bir eğitim sadece doğru cevapları bilen bireyler yetiştirmez. Aynı zamanda doğru soruları sorabilen farklı düşüncelere saygı duyan birlikte yaşamayı başarabilen ve sorumluluk alabilen insanlar yetiştirir.</p>

<p>Sokakların pedagojisi tam da bu noktada önem kazanır. Çünkü bazı değerler anlatılarak değil yaşanarak öğrenilir. Saygı dayanışma sabır paylaşma ve aidiyet duygusu hayatın doğal akışı içinde anlam kazanır.</p>

<p>Belki de geleceğin eğitim anlayışı okul ile hayat arasındaki mesafeyi biraz daha kısaltabilen anlayış olacaktır. Çünkü çocuk yalnızca sınıfta değil yürüdüğü yolda oynadığı parkta yaşadığı mahallede ve kurduğu her ilişkide büyür.</p>

<p>Unutmamak gerekir ki güçlü bir toplum yalnızca başarılı öğrencilerle değil iyi yetişmiş sorumluluk sahibi ve birbirini anlayabilen bireylerle kurulur. Bunun yolu ise eğitimi dört duvar arasına hapsetmeden hayatın tamamına yayabilmekten geçer.</p>

<p>Cem Fatih Ayyürek</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 21:28:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşkın Tuzağı</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/askin-tuzagi-127</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/askin-tuzagi-127</guid>
                <description><![CDATA[Aşkın Tuzağı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sana deli gibi âşık olduğunu söyleyen<br />
Elbet biri çıkar karşına.<br />
Bu aşk, bir tuzak sevgili;<br />
Aldanma gülüşü güzel olana.</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Acı çeker, hayıflanırsın.<br />
Aşk seni esir alırken<br />
Kendini kaybedersin.</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yavaşça içini kemirir kuşkular:<br />
"Beni seviyor mu?"<br />
"Bırakıp gider mi?"</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Terk edilmenin korkusunu yaşarsın inceden.<br />
Çalmayan telefonlar,<br />
"Bitti." diyen mesajlar<br />
İçini sızlatır.</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnsanlardan soğursun.<br />
Odalara kapatırsın kendini.<br />
Dar gelir şehir yüreğine.<br />
Yalnızlaşırsın.</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kendinle kavgaya tutuşursun.<br />
"Neden beni bıraktı?" diye<br />
Defalarca suçlarsın kendini.<br />
Cevapsız kalır soruların.<br />
Sonra en ağır cezayı kendine kesersin.</span></span></div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 22:54:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUL HAKKI DİYORUZ AMA HAK YEMEKTEN DE GERİ DURMUYORUZ!</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kul-hakki-diyoruz-ama-hak-yemekten-de-geri-durmuyoruz-126</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kul-hakki-diyoruz-ama-hak-yemekten-de-geri-durmuyoruz-126</guid>
                <description><![CDATA[KUL HAKKI DİYORUZ AMA HAK YEMEKTEN DE GERİ DURMUYORUZ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kul hakkı deyince çoğumuzun aklına büyük haksızlıklar geliyor. Oysa kul hakkı, sadece büyük meselelerde karşımıza çıkmıyor. Asıl mesele, farkına varmadan ya da farkında olduğumuz halde günlük hayatımızda yaptığımız küçük haksızlıklar…</p>

<p>Trafikte bir aracın önüne kırmak…</p>

<p>Ambulans arkamızdan siren çalarak gelirken yol vermemek…</p>

<p>Bir yerde sıra bekleyen insanların önüne geçmek…</p>

<p>İş yerinde bir arkadaşımızın emeğini görmezden gelmek, hakkını gasp etmek…</p>

<p>Bir başkasının zamanını, emeğini, sabrını ve hakkını kendi çıkarımız için hiçe saymak…</p>

<p>Bunların hepsi üzerinde düşünmemiz gereken meseleler.</p>

<p>Fakat ne yazık ki toplum olarak bazı yanlışları o kadar normalleştirdik ki artık haksızlık yaptığımızın bile farkına varmıyoruz.</p>

<p>“Bir şey olmaz.”</p>

<p>“Herkes yapıyor.”</p>

<p>“Benim işim acildi.”</p>

<p>“Bir kişiden ne çıkar?”</p>

<p>İşte tehlike tam da burada!</p>

<p>Herkes yapıyor diye yanlış, doğru olmaz.</p>

<p>Bir insanın hakkını yemek için onun cebinden parasını almak gerekmiyor. Bazen önüne geçmek, bazen emeğini yok saymak, bazen hakkı olanı vermemek de kul hakkıdır.</p>

<p>Peki biz ne yapıyoruz?</p>

<p>Başkalarının hakkını savunurken çok hassasız ama konu kendi yaptıklarımıza gelince nedense birçok şeyi görmezden geliyoruz.</p>

<p>Oysa gerçek adalet, başkasından beklediğimiz hakkaniyeti kendimiz de gösterebildiğimiz zaman başlar.</p>

<p>Birbirimize biraz daha saygı gösterelim.</p>

<p>Birbirimizi biraz daha anlayalım.</p>

<p>Birbirimizin hakkına, emeğine ve zamanına biraz daha dikkat edelim.</p>

<p>Çünkü toplumun huzuru sadece kanunlarla sağlanmaz.</p>

<p>Vicdanla sağlanır.</p>

<p>Ve unutmayalım:</p>

<p>Kul hakkı, sadece konuşulacak bir konu değildir. Her gün, her yerde ve her davranışımızda karşımıza çıkan bir vicdan meselesidir.</p>

<p>Bugün başkasının hakkını görmezden gelen, yarın kendi hakkı yenildiğinde adalet aramasın.</p>

<p>Önce kendimize bakalım.<br />
Sonra başkasını eleştirelim.</p>

<p>Erkan Sezgin<br />
Gazeteci – Köşe Yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 14:43:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VAKİT</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/vakit-125</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/vakit-125</guid>
                <description><![CDATA[VAKİT]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tahta pencerenin demir kulpunu çevirip,<br />
dışarıyı izlesem.&nbsp;</p>

<p>Belki gelirsin,<br />
seni bir ömür boyu beklesem.&nbsp;<br />
Geç gelsen de daha çok özlesem.&nbsp;<br />
Nerede kaldığını bilmesem.&nbsp;</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 23:27:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BUGÜN ALMAZSAN YARIN ZAMLANACAK! Peki Bu Algı Kimin İşine Yarıyor?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bugun-almazsan-yarin-zamlanacak-peki-bu-algi-kimin-isine-yariyor-124</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bugun-almazsan-yarin-zamlanacak-peki-bu-algi-kimin-isine-yariyor-124</guid>
                <description><![CDATA[BUGÜN ALMAZSAN YARIN ZAMLANACAK! Peki Bu Algı Kimin İşine Yarıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım…</p>

<p>Son dönemde marketlerde ve alışveriş merkezlerinde vatandaşın zihnine adeta tek bir cümle yerleştiriliyor:</p>

<p>“Bugün almazsan yarın daha pahalı olacak!”</p>

<p>İşte bu algı, vatandaşın cebini sessizce boşaltıyor.</p>

<p>İhtiyacınız olmayan ürünleri alıyorsunuz. Evde bulunan ürünlerin yenisini alıyorsunuz. Daha bitmeden stok yapıyorsunuz. Çünkü sürekli aynı korku pompalanıyor:</p>

<p>“Yarın zam gelecek!”</p>

<p>Peki gerçekten ihtiyacınız var mı?</p>

<p>Çoğu zaman hayır!</p>

<p>Ama artık vatandaş, ihtiyacından çok zam korkusuyla alışveriş yapıyor.</p>

<p>İşte asıl mesele de burada başlıyor.</p>

<p>Bugün bir deterjan alıyorsunuz. Sonra “Nasıl olsa zamlanacak” diyerek bir tane daha alıyorsunuz. Ardından bir tane daha…</p>

<p>Bir bakıyorsunuz, eviniz depo olmuş!</p>

<p>Aynı şey gıdada, temizlik ürünlerinde ve birçok temel tüketim ürününde yaşanıyor.</p>

<p>Şunu artık açıkça söylemek gerekiyor:</p>

<p>İhtiyacınız olmayan ürünü almayın!</p>

<p>Alışverişe çıkmadan önce evinizde ne var, ne yok kontrol edin. İhtiyacınızı belirleyin. Listenizi hazırlayın ve sadece ihtiyacınız kadar alışveriş yapın.</p>

<p>Çünkü vatandaş bilinçlenmedikçe, bu tüketim çılgınlığı devam eder.</p>

<p>Biz her zam gelecek korkusuyla alışveriş yaptıkça, tüketim arttıkça ve ihtiyacımız olmayan ürünleri stokladıkça bu düzenin değişmesi kolay değil.</p>

<p>Kimse kusura bakmasın ama artık tüketici olarak bizim de sorumluluğumuz var.</p>

<p>Her gördüğümüzü almak zorunda değiliz.</p>

<p>Her “zam gelecek” söylemine inanmak zorunda değiliz.</p>

<p>İhtiyacımız olmayan ürünü satın almak zorunda hiç değiliz!</p>

<p>Bilinçli tüketici olursak, alışveriş alışkanlıklarımızı değiştirirsek ve gereksiz tüketimi azaltırsak, piyasada oluşan bu yapay talep de azalır.</p>

<p>Unutmayın…</p>

<p>Sizin paranız, sizin emeğinizdir.</p>

<p>Cebinizden çıkan her kuruşu düşünmeden harcamayın.</p>

<p>Bugün bir ürün alırken kendinize şu soruyu sorun:</p>

<p>“Benim buna gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa sadece zam korkusuyla mı alıyorum?”</p>

<p>Cevap sizi şaşırtabilir.</p>

<p>İhtiyacınız kadar alın. Gereksiz tüketimden uzak durun. Bilinçli tüketici olun.</p>

<p>Çünkü bazen cebimizi boşaltan şey yalnızca zamlar değil, bize oluşturulan algılardır.</p>

<p>Erkan Sezgin&nbsp;<br />
Gazeteci &nbsp;yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 23:25:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ŞİDDETİN KADINI, ERKEĞİ OLMAZ!</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/siddetin-kadini-erkegi-olmaz-123</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/siddetin-kadini-erkegi-olmaz-123</guid>
                <description><![CDATA[ŞİDDETİN KADINI, ERKEĞİ OLMAZ!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde sosyal medyada kadına yönelik şiddetle ilgili birçok yazı kaleme aldım. Bugün de aynı noktadayım: Kadına yönelik şiddetin her türlüsüne karşıyım. Bir kadının fiziksel, psikolojik, ekonomik ya da herhangi bir başka şiddet biçimine maruz kalmasını asla kabul etmiyorum.</p>

<p>Ancak son günlerde sosyal medyada sıkça karşıma çıkan bazı görüntüler üzerine bu konuyu daha derinlemesine araştırdım. Şunu bir kez daha gördüm: Şiddetin yalnızca kadınlara yöneldiğini düşünmek, meselenin tamamını görmemektir. Erkekler de şiddete maruz kalıyor. Üstelik bazı durumlarda erkeklerin yaşadığı şiddet, toplum tarafından görmezden geliniyor, küçümseniyor ya da “erkektir, dayanır” anlayışıyla normalleştiriliyor.</p>

<p>İşte asıl mücadele etmemiz gereken anlayış budur.</p>

<p>Bir kadın erkeğe şiddet uyguladığında, bu şiddet görmezden gelinmemelidir. Bir erkek kadına şiddet uyguladığında nasıl hukuk önünde hesap vermesi gerekiyorsa, kadın da erkeğe şiddet uyguladığında aynı şekilde hukuk önünde hesap vermelidir.</p>

<p>Çünkü şiddetin cinsiyeti olmaz.</p>

<p>Kadına şiddet uygulayan erkek suçludur. Erkeğe şiddet uygulayan kadın da suçludur. Şiddetin faili kadın ya da erkek olduğuna göre değil, yaptığı eyleme göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kadınlar bizim için değerlidir. Annelerimiz, eşlerimiz, kız kardeşlerimiz, kızlarımız ve hayatımızdaki tüm kadınlar değerlidir. Ancak erkekler de değerlidir. Benim hemcinslerim de şiddeti hak etmiyor.</p>

<p>Bu meseleyi erkek egemenliği ya da kadın egemenliği üzerinden tartışmak yerine, insanlık ve hukuk temelinde ele almalıyız. Kadını koruyalım derken erkeğe uygulanan şiddeti görmezden gelmemeliyiz. Erkeği savunalım derken kadına yönelik şiddeti de asla küçümsememeliyiz.</p>

<p>Çünkü gerçek adalet, mağdurun kim olduğuna bakmaz.</p>

<p>Şiddetin her türlüsüne karşıyım. Kadına da erkeğe de şiddete hayır!</p>

<p>Erkan Sezgin&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:20:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Değişen Biz miydik, Değerler mi?</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/degisen-biz-miydik-degerler-mi-122</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/degisen-biz-miydik-degerler-mi-122</guid>
                <description><![CDATA[Değişen Biz miydik, Değerler mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div style="text-align:justify"><img alt="" src="/images/files/ChatGPT%20Image%2023%20Tem%202026%2015_11_58.png" /></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Bize sevmeyi öğrettiler. Karşılıksız, kırmadan, dökmeden, insanca sevmeyi öğrettiler. Peki, ne oldu? Sevdik de başımız göğe mi erdi? Hayır… Seven, sevgisiyle baş başa kaldı. Sevilen ise bambaşka bir âleme daldı. Aradan uzun zaman geçti. Ne o eski seven kaldı ne de o eski sevilen… Seven, istemese de kendine yeni bir hayat kurdu; yeniden mutlu olmayı denedi. Sevilen ise yaşanan her şeyden habersiz, kendi yolunda yürümeye devam etti. &nbsp;Hayat bu ya, bazen planlar alt üst olur; kader, kendi çizgisini çizer. O yolda eskiye dair ne varsa silinir. Bir zamanlar uğruna her şeyi göze aldığın kişi, gün gelir sadece içini sızlatan bir hatıraya dönüşür.</span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Mesele aslında ne seven ne de sevilen. Belki de asıl mesele, farkına varmadan değiştirdiğimiz değerlerdi. Gerisi, o değişimin kaçınılmaz sonucuydu. Yolun bir yerinde, kimsenin fark etmediği bir dönüşüm başladı. Belki de kimse fark etmek istemedi. <strong>Çünkü bazı şeyler yavaş yavaş ölür; ses çıkarmaz.</strong> Bir gün dönüp baktığında ise geriye ne eski duygular kalır ne de o duyguların taşıdığı anlam…&nbsp;</span></span><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif; font-size:11pt">Sonra insan kendi kendine sormaya başlıyor: Gerçekten biten bir sevda mıydı, yoksa sevmeye yüklediğimiz anlam mı değişti? <strong>Belki de hiçbir şey bir anda olmadı. Bir bakış eksildi, bir söz unutuldu, bir bekleyiş uzadı… Ve kimse fark etmeden, bir zamanlar birbirine "ömür" diyen iki insan, iki yabancıya dönüştü.</strong></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="font-size:11pt">Belki de bu yüzden bazı hikâyelerin bir sonu yoktur. Sadece anlatanı değişir. Bir gün sen anlatırsın, bir gün başkası… Ama cümleler hep birbirine benzer. <strong>Seven değişir, sevilen değişir; zaman değişir, insanlar değişir. Değişmeyen tek şey ise insanın içinde sessizce taşıdığı o eksik sorudur.</strong> Belki de bazı soruların cevabı yoktur. İnsan, zamanla sadece o sorularla yaşamayı öğrenir.</span></span></div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:09:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜRK HARP TARİHİ İLE İLGİLENENLERE; ÖNCESİ İLE BİRLİKTE KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI-1</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/turk-harp-tarihi-ile-ilgilenenlere-oncesi-ile-birlikte-kibris-baris-harekati-1-121</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/turk-harp-tarihi-ile-ilgilenenlere-oncesi-ile-birlikte-kibris-baris-harekati-1-121</guid>
                <description><![CDATA[TÜRK HARP TARİHİ İLE İLGİLENENLERE; ÖNCESİ İLE BİRLİKTE KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI-1]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, 20 Temmuz 1974 tarihinde başlayan Kıbrıs Barış Harekâtının 52’nci yıldönümü. Bu vesile ile hazırladığımız iki bölümlük yazının, bugünkü birinci bölümünde, &nbsp;şanlı bir zaferle sonuçlanan bu harekâtımızın ilk günü icra edilen faaliyet ve yaşanan çatışmalar hakkındaki özet bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum (Harekat &nbsp;öncesi hazırlıklar ve 20 Temmuz’daki muharebelerin anlatım bütünlüğünü bozmayınca, yazın kısmen uzun oldu; buna rağmen, konu ile ilgilenenlerin okumaları önerilir.).</p>

<p>15 Temmuz 1974 sabahı, Nikos SAMPSON liderliğinde Rum Milli Muhafız Ordusu'nun (RMMO), Kıbrıs'ta yaptığı &nbsp;darbe haberi Türkiye'de duyulur duyulmaz, Başbakan Bülent ECEVİT, "Kıbrıs'ta, hiçbir OLDU-BİTTİNİN kabul edilmeyeceğini," açıkladı; gerekli siyasi ve diplomatik görüşme ve değerlendirmeler yapıldıktan sonra, 1959 Zürih ve Londra Antlaşmalarının, GARANTÖR DEVLET olarak Türkiye'ye verdiği yetkiye istinaden, Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunulmasına karar verildi. 15 Temmuz tarihi itibarıyla Genelkurmay Başkanlığı'nın, hazırlıkların tamamlanması için "beş günlük bir süreye ihtiyaç duyulduğunu," belirtmesi üzerine, 20 Temmuz 1974 sabahı, Kıbrıs'ta askeri harekâta başlanması kararlaştırıldı (Aslında, 1963 ve 1967 olaylarından sonra hazırlanan adaya yönelik müdahale planlarında, bu süre 20 gün &nbsp;olarak belirlenmişti.)</p>

<p>Hükümetin verdiği direktif üzerine, &nbsp;zaten 15 Temmuz'da gerek planlama, gerekse icraata yönelik hazırlıklara başlamış olan Genelkurmay, Kuvvet Komutanlıkları ile gerekli koordinasyonu yaparak, hem harekât planına son şeklini verdi, hem de harekâta katılacak birlikleri belirledi. Çok özet olarak MÜŞTEREK HAREKÂT PLANI aşağıda sunulmuştur ("Yıldız Atma-4 Planı." Başka planlarımız da vardı.);<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Birinci Safha; Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı (KTKA), Lefkoşa ve Boğaz Sancaklarının Mücahitleri ile, Girne Boğazı-Gönyeli-Lefkoşa bölgesinin emniyetini almayı müteakip, Hava İndirme Tugayı (Kayseri) ve Komando Tugayı (Bolu) bu bölgeye indirilecek,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Çıkarma Grubu/Çakmak<br />
Özel Görev Kuvveti (Foça'daki Amfibi Deniz Piyade Alayı+50'nci Piyade Alayı), denizden, Girne batısında kıyıya çıkarılacak,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; -Bilahare, havadan inen kuvvetlerin bir kısmı KUZEYE TAARRUZ EDEREK, DENİZDEN ÇIKAN BİRLİKLERLE BİRLEŞME SAĞLANACAK.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-İkinci Safha; Durum gerektirirse; daha sonra denizden çıkarılacak iki tümenle (39'ncu Piyade Tümen ve 28'nci Motorlu Piyade Tümen), Kıbrıs Türkleri için güvenlik &nbsp;sağlayan "ŞAHİN SAFHA HATTINA" kadar (Batıda, Lefke kuzey batısı- Lefke güneyi- Lefkoşa-Magosa güneyinden geçen hat; bir dereceye kadar bugünkü hat) KUZEY KIBRIS ELE GEÇİRİLECEK. ( Bazı kaynaklarda, harekât 4 safhalı olarak verilmektedir)</p>

<p>Deniz ve Hava Kuvvetleri; Kara Kuvvetlerinin Kıbrıs'a intikalinin güvenliğini sağlayacak ve Kıbrıs'daki harekâtta da, deniz ve havadan yakın ateş desteğini sağlayacak (İbrahim ARTUÇ, Kıbrıs'ta Savaş ve Barış, Syf;169, KASTAŞ Yayını, 1989).<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Kıbrıs'daki Türk Mukavemet Teşkilâtı (TMT) unsurları da, esas olarak, TSK &nbsp;Birlikleri adaya gelinceye kadar kendi bölgelerindeki Türk soydaşlarımızın güvenliğini sağlayacaklardı.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bu planın icrası için aşağıdaki birlikler tahsis edilmiştir;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; -"Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı (KTBK)" olarak, Adana'da bulunan 6'ncı Kolordu Komutanlığı,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; - 28'nci Piyade Tümeni (Ankara/Mamak), 39'ncu Piyade Tümeni (İskenderun) ve Zırhlı Alay (Ankara/Etimesgut; Etimesgut'taki Gösteri ve Tatbikat Alayı),<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Hava İndirme Tugayı (Kayseri),<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Komando Tugayı (Bolu),<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Amfibi Deniz Piyade Alayı (İzmir/Foça),<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Jandarma Komando Taburu (Nevşehir).&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Yukarıdaki birliklerin bünyesindeki unsurlarından teşkil edilen Çakmak Özel Görev Kuvveti (ÖG/K); 50'nci Piyade Alayı Muharebe Grubu+ Amfibi Deniz Piyade Alayı,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilâtı (TMT), (Komutanı, Türkiye'den görevlendirilen bir Kurmay Albay olup, Karargâhı Lefkoşa'dadır. 10 ayrı ilçede, kendisine bağlı ve Alay teşkilatında olan &nbsp;Sancakları vardır. Sancak'ların Komutanı olan &nbsp;SANCAKTAR da Albay veya Yarbay rütbesinde bir subaydır. Her Sancak da, kendisine bağlı Tabur ve Bağımsız Bölüklerden oluşuyordu (Oğuz KALELİOĞLU, Kıbrıs Barış Harekatı ve Gazi Magosa Savunması, S.; 26, EK-13, Çetin Matbaacılık, 2011) 20 Temmuz 1974 tarihi itibariyle, SAMPSON darbesinden sonra yapılan seferberlikle, TMT'nin &nbsp;mücahit mevcudu 18.000'e yaklaşmaktaydı (9.000 muvazzaf, 9.000 yedek); &nbsp;ancak, TMT'nin topçusu ve zırhlı aracı yoktu. (İ.ARTUÇ, a.g.e., S.;177)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Harekâta:<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;- Deniz Kuvvetleri Komutanlığı; Harp Filosu'nu ve yukarıda belirtilen Amfibi Deniz Piyade Alayı'nı,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; - Hava Kuvvetleri Komutanlığı da Ankara, Konya, Antalya ve İncirlik'ten 5 Filo'yu tahsis etmiştir (İncirlik ve Antalya'daki Filo'lar, bu üslere başka garnizonlardan intikal etmişlerdir). (Oğuz KALELİOĞLU, a.g.e. S.; 26-40 ).<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
"Başkomutanlık" Karargâhı Lefkoşa'da bulunan RUM MİLLİ MUHAFIZ ORDUSU (RMMO) ise, esas olarak (Komutanı bir Yunan Korgeneral ve kritik birçok birliğin komutanı da Yunanlı subaylardı);<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; -5 adet "Yüksek Askeri Taktik Komutanlık" (Tugay seviyesinde),<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;- 1 Zırhlı Alay, 4 Komd. Tb.,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-10 adet Taktik Grup Komutanlığı (Alay seviyesinde),<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; -Seferde kuruluşlarını tamamlayacak olan ve "Home Guard (HG) adı verilen 25 Piyade Taburu,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; -6 adet Topçu Taburu (Toplam; muhtelif çapta 463 topçu silahı var).<br />
RMMO'nun 25.000 civarında olan personel mevcudu, seferde silah altına alınacaklarla birlikte 55.000'i buluyordu. RMMO'nun savunma planı; esas olarak, kuvvet çoğunluğu MAGOSA bölgesinde olmak üzere, adayı &nbsp;TSK unsurlarına karşı savunma esasına istinat etmekteydi (Muhtemel Türk çıkarma bölgelerine göre, farklı planları vardı).<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
MÜŞTEREK &nbsp;HAREKÂTIN BAŞLAMASI VE CEREYAN TARZI;</p>

<p>&nbsp;Başbakan Bülent ECEVİT'in talimatı ile "KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI" olarak adlandırılan harekât için, 19 Temmuz 1974 Cuma günü saat; 11.30'da; &nbsp;Koramiral Nejat TÜMER komutasında filonun ÇIKARMA GEMİLERİ, Tuğg. Süleyman &nbsp;TUNCER komutasındaki ÇAKMAK ÖG/K unsurları yüklenmiş olarak Mersin'den yola çıktı. Toplam 33 &nbsp;çıkarma gemisi bulunan konvoyu; TÇG Çakmak, Adatepe, Kocatepe, Tınaztepe Muhripleri ile Berk Fırkateyni himaye edecekti. Ayrıca, aynı maksatla iki adet de denizaltı görevlendirilmişti. Konvoy, 19/20 Temmuz gecesini, denizde seyirle geçirdi.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
20 Temmuz sabahı saat; 05.00'da, 30 astsubaydan oluşan Su Altı Taarruz ve Savunma Timleri (SAT ve SAS'lar), &nbsp;çıkarmanın yapılacağı, Girne'nin 10 km. batısında bulunan "PLADİNİ PLAJI" Bugünkü Karaoğlanoğlu Çıkarma Plajı), kıyısında, su altındaki engelleri ve mayınları &nbsp;temizlemeye/kontrol etmeye başladılar. Ancak Rumlar, SAS ve SAT'ları bölgeye getiren Jandarma Botlarına, ilk HAVAN ATEŞİNİ açtılar ve botlardan birisi isabet aldı. Bununla birlikte himaye görevindeki Çakmak ve Kocatepe Muhripleri; Rum ağır silah mevzileri ile Girne istikametinden gelen ve Jandarma Botlarına ateş açan 3 Rum devriye botuna ateşle karşılık vererek, &nbsp;hem Rum mevziilerini susturdular, hem 3 RUM &nbsp;BOTUNU TAHRİP ETTİLER.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Bu arada, Türk savaş uçakları 20 Temmuz 1974 saat; 05.20'de, Rum mevziilerine karşı "yumuşatma harekâtına" başlarken, saat; 06.05'te de, Kayseri/Erkilet'den kalkış yapan Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na ait nakliye uçakları ile bölgeye getirilen Hava İndirme Tugayı'nın İLK PARAŞÜTÇÜLERİ, KTKA'nın emniyete aldığı GÖNYELİ bölgesine inmeye başladı. 14 yıldır adada bulunan KTKA hariç tutulduğunda, İLK TÜRK ASKERİ, anılan saatte KIBRIS'A AYAK BASMIŞ OLUYORDU (İ. ARTUÇ, a.g.e.,S.;181).<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Diğer taraftan, Bolu'da konuşlu olan ve Mersin/Taşucu Ovacık bölgesine gelen Komando Tugayı emrine, &nbsp;NEVŞEHİR JANDARMA KOMANDO TABURU ve 230'ncu Piyade Alayı'nın 1'nci Piyade Taburu da verilmiş ve anılan Tugay 5 taburlu olmuştu.</p>

<p>İşte bu Tugay'ın 1'nci Komando Taburu'nu, Taşucu/Ovacık bölgesinden alan 72 adet helikopterimiz de, 20 Temmuz saat; 08.20'den itibaren, &nbsp;Beşparmak Dağları'nın güney yamaçlarında bulunan KIRNI (Bugünkü PINARBAŞI) Havalanı bölgesine "konmaya" ve komandoları indirmeye başladı. Burada şu bilgiyi de sizinle paylaşmak istiyorum; 1967 yılında TSK envanterinde 6 adet helikopter bulunuyordu. Şimdi ise, gelinen noktada, TSK, 72 helikopteri ile bir Komanda Taburu'nu, bir seferde havadan taşıyabilecek duruma gelmişti. Bu harekâtta 2'nci Ordu Komutanı olan ve Karargâhı ile Mersin/Taşucu Ovacık bölgesine &nbsp;gelen Orgeneral Suat AKTULGA'nın ifadesi ile (mealen), "AKDENİZ'İN ÜZERİ TÜRK HELİKOPTERLERİ İLE KAPLANMIŞTI." Yani, 1963 ve 1967 olaylarının müsebbibi olan "KÖTÜ KOMŞU" &nbsp;Yunanistan ve Kıbrıs'daki "uşağı" &nbsp;Makarios-Grivas "liderliğindeki" Rumlar, bizi, KARA HAVACILIK yönünden bu seviyeye getirmişti...<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Diğer &nbsp;taraftan ÇAKMAK ÖG/K unsurlarını taşıyan Çıkarma Gemilerimizin ilki, 20 Temmuz sabahı saat; 08.50'de, "PLADİNİ Plajı'nda" SAHİLE KAPAK ATTI ve Amfibi Deniz Piyade Alayı'nın askerleri karaya çıkmaya başladılar. Böylece, Kıbrıs'a havadan indirme/uçarbirlik harekâtı ile inecek ve denizden çıkarma harekâtı ile çıkacak birliklerin ilk unsurları, belirtilen saatlerde Kıbrıs'a ayak basmış oldular. Bu arada, KTBK Komutanı Korg. Nurettin ERSİN ve Taktik Komuta Grubu da, helikopterle saat; 11.00 sularında adaya gelerek, Kırnı kuzeyine indi ve komutayı alarak, çalışmalarına başladı. &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Bilahare ilk gün (20 Temmuz) harekâtı, aşağıda sunulduğu şekilde gelişti;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
-KTKA unsurları, daha 19 Temmuz 1974 geceyarısı, kışlalarını terketmiş ve önceden hazırlanmış olan savunma hattını tutmuşlardı. Alayın görevi, Lefkoşa kuzeyindeki Gönyeli, Ortaköy ve Hamitköy &nbsp;bölgelerini savunmaktı. Alay, 20 Temmuz sabahı, Kayseri Hava İndirme Tugayı'nın havadan atlayacak &nbsp;paraşütçülerinin ve &nbsp;Bolu Komando Tugayı'nın helikopterlerle getirilecek komandolarının emniyetini sağlayacaktı. Alay bu maksatla, atlama ve inme yerlerini havadan görünecek şekilde işaretledi ve yukarıda belirtilen bölgeleri, çepeçevre olacak şekilde emniyete aldı. Kırnı Havaalanı &nbsp;ve çevresinin emniyetini de Boğaz Sancaktarlığı sağlayacaktı.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
-Pladini Plajı'na gelen ÇAKMAK ÖG/K unsurları, saat; 12.00 &nbsp;sularında, zayiat vermeden bütün unsurları ile kıyıya çıktılar ve Beşparmak Dağlarının kuzey yamaçlarındaki ilk tepeleri ele geçirerek, KIYIBAŞINI tuttular. Ö/GK, &nbsp;esas olarak Amfibi Deniz Piyade Alayı (İki Taburlu), 50'nci Piyade Alayı, bir Topçu Taburu, birer adet Tank, Mekanize Piyade ve İstihkam Bölüğü ile Muharebe Destek Unsurlarından (Muhabere, Sıhhiye, Levazım) oluşuyordu.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Burada, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından uygulanan ve çok başarılı olan bir TAKTİK ÖRTÜ VE ALDATMA HAREKÂTI'ndan &nbsp;bahsetmek istiyorum. Dz. K.K.lığı Harekât Başkanı Tüma. Nejat SERİM, harekât öncesinde &nbsp;Mersin'e giderek, orada TİCARET GEMİLERİNİN kaptanları ile toplantı yaptı ve &nbsp;bir "YALANCI/SAHTE ASKERİ GEMİ KONVOYU" oluşturma planını kendilerine açıkladı. Bu kapsamda, anılan gemi kaptanlarına, "HAREKÂT BAŞLAMADAN ÖNCE MAGOSA ÖNLERİNE GİDEREK, O BÖLGEDE SAHTE BİR 'ASKERİ' GEMİ GRUBU &nbsp;GÖRÜNTÜSÜ OLUŞTURACAKLARINI, BÖYLECE DÜŞMANA, ÇIKARMANIN, MAGOSA BÖLGESİNDEN &nbsp; YAPILACAĞI MESAJI VERECEKLERİNİ," söyledi. Her bir sivil kaptana, görevini tek tek anlattı, kendilerine birer kroki verdi ve bu "sahte konvoya," bir Dz. Albayımız da, "KOMODOR" olarak görevlendirildi. Bu konvoy, 19 Temmuz akşamı, Magosa önlerine gönderildi ve gerçekten Rumlar, bu ticaret gemilerini "askeri konvoy/asker getiren konvoy" zannettiler ve bu kapsamda, &nbsp;çıkarmanın Magosa civarından yapılacağına inandılar, o bölgedeki kuvvetlerini, GİRNE bölgesinden gönderdikleri bir Alay ile de takviye ettiler. Bu uygulama, ÇAKMAK ÖK/K unsurlarının, Girne batısındaki PLADİNİ PLAJINA, büyük ölçüde emniyetle çıkmalarını sağladı. Yani, söz konusu ALDATMA PLANI, "Girne bölgesinde tam olarak BASKIN yapmamızı mümkün kıldı," diyebiliriz.</p>

<p>Çünkü, ÇAKMAK ÖG/K, Girne bölgesinde çıkarma harekatına başlayıncaya kadar, RMMO ihtiyatlarını hareket ettirememiştir.</p>

<p>Bu arada, ilk unsurları, saat; 06.05'de Gönyeli'ye inmeye başlayan HAVA İNDİRME TUGAYI'nın (Kayseri) &nbsp;2’nci &nbsp;ve 4’ncü Taburları anılan bölgeye (Gönyeli), 1’nci ve 3’ncü Taburları da Kırnı Havaalanı yakınına, iki seferde uçaklarla nakledildiler ve &nbsp;paraşütçülerimiz, atlayarak anılan mevkilere indiler; göreve de hazır hale geldiler. İnmenin tamamlanmasını müteakip, KTBK K.lığı tarafından, Hv. İnd. Tugayı'na verilen esas görev, St. Hilarion-Girne Boğazı bölgesindeki düşmanı temizlemek idi. Bu kapsamda, Hv. İnd. Tug.'nın 1’nci ve 4’ncü Hv. İnd. (Paraşüt) Taburları, KTKA bölgesinde emniyeti sağlarken, 2’nci ve 3’ncü Hv. İnd. Taburları da, Girne Boğazı'ndaki Rum kuvvetlerine taarruza edeceklerdi; görevleri Boğaz'ın doğusunu kontrol altına almaktı. Ancak, 2’nci Hv.İnd.Tb., indiği Kırnı bölgesinde, düşmanla temastan sıyrılamadı ve Boğaz'a doğru harekete geçemedi; 3. Hv. İnd. Tb., buna rağmen &nbsp;Boğaz doğusuna doğru ilerlemeye başladı.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
-Bolu KOMANDO TUGAYI'nın 3 Komd. Tb.ve Tugay emrine verilen Nevşehir J.Komd. Tb., sabah saat; 07.40 ile akşam saat; 18.45 arasında, &nbsp;her seferinde bir Tb. olacak şekilde, toplam 4 sortide, helikopterler ile Kıbrıs'a intikal ettirildiler (Her sortide 70 civarında helikopter vardı). 1’nci ve 2’nci Tb'lar Kırnı bölgesi, diğer 2 Tb. da, Gönyeli-Hamitköy kuzeyine indirildiler.Tugay emrindeki 230'ncu Piyade Alayı 1’nci &nbsp;Taburu'nun Kıbrıs'a nakli, ertesi güne kaldı. Tugay'ın 1'nci ve 2'nci Komd. Taburları, &nbsp;Yunan Komd. Taburları tarafından ele geçirilen ve Boğaz'ın batısında yer alan DOĞRUYOL TEPE ve &nbsp;ve Atak bölgelerine taarruz için İLERİ (kuzeye doğru) HAREKETE BAŞLADILAR.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
-TMT Sancaktarlıkları, kuvvet ve ateş desteği yetersizliklerine rağmen, kendi bölgelerini kahramanca savunmuşlar, ancak Limasol Sancağı, bugün (20 Temmuz) saat; 14.00'da düşmana teslim olmak zorunda kalmıştır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Böylece, savaşın bu ilk günü olan 20 TEMMUZ 1974 &nbsp;AKŞAMINDA, BOĞAZ ile LEFKOŞA arasındaki uzunluğu 18-20 kilometre, genişliği 3 kilometreden 10 kilometreye kadar değişen DAR BİR BÖLGE;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Hava İndirme Tugayı,<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Komando Tugayı (-230'ncu Piyade Alayı 1'nci Piyade Taburu),<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; -Kıbrıs Türk Alayı'ndan oluşan yaklaşık 10.000 asker ve Lefkoşa ile &nbsp;Boğaz Sancakları'nın takriben 4.000 Mücahidi tarafından kontrol altında idi. Gün boyunca devam eden atlamalar/inmeler esnasında doğan karışıklıktan sonra, anılan birliklerimiz ve Mücahitler, toparlanmaya çalışmaktaydı.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Girne'nin 10 km. kadar batısındaki PLADİNİ Plajı bölgesine çıkan Çakmak ÖG/K de, karşısındaki düşmanı geriye atmaya çalışıyordu. Burada durum daha da "sıkışık" durumdaydı. 3.500 civarındaki kara ve deniz askeri, 1.5-3 km. genişliğindeki DAR bir kıyı şeridinde, âdeta "üst üste idi." BEŞPARMAK DAĞLARI, hemen önlerini kapıyordu ve arkaları da DENİZ idi. Havanın kararması ile, Türk savaş uçaklarının, Kıbrıs semalarından ayrılacak olması da, gece gelecek olan Rum taarruzlarının habercisi idi. Nitekim, gece boyunca düşmanın topçu, havan ve roket atışları hiç kesilmedi. Bereket ki, Çakmak ÖG/K desteğinde bir Topçu Taburu vardı ve bu Tabur, sabaha kadar, tabiri caizse gözlerini kırpmadı ve &nbsp;düşman ateş mevziilerinin baskı altında tutulmasında ve bastırılmasında çok başarılı oldu. Buna rağmen Çakmak ÖG/K, &nbsp;bir TALİHSİZLİK yaşadı! Gece yarısı, nereden geldiği belirlenemeyen bir ROKET ATEŞİ ile, 50. Piyade Alay Komutanı Piyade Albay İbrahim KARAOĞLANOĞLU ve yanında bulunan ve Hava İrtibat Subayı Hava Pilot Binbaşı Fehmi ERCAN şehit olurken, Alay Komutan Yardımcısı da yaralandı!</p>

<p>20/21 Temmuz 1974 gecesi, gerek Boğaz bölgesinde, gerekse KTKA bölgesinde, çok şiddetli çatışmalar cereyan etti. Bunda, Rumların, havadan indirme/uçarbirlik harekâtı ile inen birliklerimizin bulunduğu bölgelerin yakın civarlarına kuvvet kaydırmaları ve havanın kararmasını müteakip, Türk savaş uçaklarının, Kıbrıs semalarını boşaltması esas etkili faktör oldu. Rumlar, Türk Hava Kuvvetleri unsurlarının yokluğundan &nbsp;ve gecenin sağladığı karanlıktan yararlanarak, hem KTKA unsurlarını, hem de komanda birliklerimizi imha etmek istediler.</p>

<p>Bu maksadın "tahakkuku" için de, RMMO birlikleri; Türk birliklerinin indirme bölgesinin her yanından HÜCUMA geçerken, Ada’daki Yunan Alayı da, aldığı takviyelerle birlikte, KTKA'na karşı şiddetli bir TAARRUZ başlattı. Yunan Alayı, emrindeki tanklarla birlikte, KTKA'na; Gönyeli'yi kuzeyinden kuşatacak şekilde taarruz etti -böylece Alayımızın, inen Komd. birliklerimizle irtibatını da kesmek istiyordu- ve bu taarruzu da başlangıçta gelişerek, Gönyeli kuzey yamaçlarına kadar ulaştı. Bu durum karşısında, KTBK Komutanı, Hv. İnd. Tugayı'nın 4.Taburu'nu &nbsp;KTKA'nın emrine verdi. Buna rağmen Yunan Alayı'nın taarruzları devam etti. Bu durum üzerine, TMT Bayraktarı'nın (Kur. Alb. Arif ERYILMAZ), Genelkurmay'a ulaşan, "Ne pahasına olursa olsun, çok ivedi olarak KTKA'na hava desteği sağlanması," yönündeki talebi çerçevesinde, gece, bölgeye Türk savaş uçakları gönderildi ve uçaklarımızın yoğun hava bombardımanı sonucunda, Yunan Alayı'nın unsurları panik içinde dağıldılar ve 21 Temmuz sabahı da eski mevziilerine çekildiler. Böylece, KTKA daha fazla zayiat vermekten kurtuldu ve "toparlanma" imkânı buldu.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Diğer taraftan, Girne-Lefkoşa yolunun batısında bulunan "DOĞRUYOL TEPE”ve doğusunda yer alan "TÜRK BOZDAĞI TEPE,” boğaza ve anılan yola hakim durumda olan kritik ve hatta "kilit" arazi kesimleridir. Saat; 22.00'den sonra, doğudan, ormanlık araziden sızarak bölgeye gelen 33’ncü Rum Komd. Tb, Doğruyol Tepe'yi savunmakta olan Mücahit Bölüğü'ne, baskın tarzında bir saldırı düzenledi ve 28 Mücahidi ŞEHİT ederek, anılan tepeyi ele geçirdi! Böylece BOĞAZ'ın bu bölümü Rumların kontrolüne geçmiş oldu. Aynı Rum Taburu, bilahare, kuzeye yönelerek, St. Hilarion bölgesindeki Bolu Komando Tugayı'nın 1’nci ve 2’nci Komd. Tb.larını kuşatmaya başladı. Anılan Komd. Taburlarımız, Kırnı ve güneyine indikten sonra, kendilerine verilen emir çerçevesinde, &nbsp;kuzeye doğru ilerleyerek Boğaz'ı geçmiş ve akşam saatlerinde bölgeye ulaşmışlardı. ASIL GÖREVLERİ, GECE YARISINDAN SONRA KUZEYE DOĞRU TAARRUZ EDEREK, PLADİNİ PLAJI'NA ÇIKAN BİRLİKLERİMİZLE BİRLEŞMEYİ SAĞLAMAKTI. Ancak, Rum Komd. Tb. tarafından kuşatılmaya başlandıkları yönünde istihbarat alınca, her iki Taburun Komutanı da, Tug. ve Kor. Komutanı ile irtibat kurarak, yeni duruma göre emir almak istediler; fakat, telli ve telsiz bağlantısı kuramadılar. Bunun üzerine, inisiyatif kullanıp, &nbsp;PLADİNİ Plajı bölgesine taarruzdan vazgeçerek, BOĞAZ'I TEKRAR ELE GEÇİRMEYE KARAR VERDİLER. Bu karar çerçevesinde, 1'nci Komd. Tb.'unun, DOĞRUYOL TEPESİ'ne karşı başlattığı taarruz, ormanlık alanda TESADÜF MUHAREBESİ şeklinde gelişti ve bölgedeki Rum Komandoları geri atılarak, anılan kritik tepe geri alındı. &nbsp;2’nci Komd. Tb.da, sabahtan önce, Boğaz'ın kuzey sırtlarını düşmandan temizleyerek, Girne-Lefkoşa yolunu güvenlik altına aldı.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Bu arada, geceyarısı Boğaz'a ulaşabilen &nbsp;Hv. İnd. Tug.'nın 3’ncü Tb.da, Komd. Tug.'nın 1’nci ve 2’nci Komd. Tb.larının da yardımı ile BOĞAZ'IN DOĞU YAKASINI doğu yakasını tekrar ele geçirdi (İ.ARTUÇ, a.g.e., S.; 216-217).<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Boğaz'daki bu "dalgalanmalar," Boğaz Güneyindeki Boğaz Sancağı komuta yerine taşınmış olan KTBK (6'ncı Kolordu) Komuta Yeri'ni de etkilemiş olup, &nbsp;herhangi bir baskın ihtimali dikkate alınarak ve Komutan Korgeneral Nurettin ERSİN'in emriyle, tüm şifreler, haritalar ve emirler yakılmış, bütün karargâh subayları ve erleri de YAKIN DÖĞÜŞE hazırlanmışlardı. Gerçekten de o saatlerde, bölgeye sızan Rum komandoları, Kolordu Komuta Yeri'nin hemen yakınına ulaşmış bulunuyorlardı! Ama, unsurlarımızın müdahalesi sonucu daha fazla ilerleyemediler ve tehlike şimdilik atlatılmış oldu.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Bugünkü muhabere esnasında önemli bir muhabere sahası fonksiyon alanındaki eksikliğimiz ortaya çıktı; MUHABERE, Bugünkü muhaberelerde; KTBK Karargâhi'nin; gerek Genelkurmay, gerekse Tugay Komutanlıklari arasında telli telsiz irtibatları çoğu zaman saglanmadi. Aynı sorun, ast Komutanliklar arasinda da yaşandı. (Bu konuya tekrar değinilecektir). Diğer taraftan, TCG KOCATEPE muhabirimizin batması ile sonuçlanan ilk istihbari bilgi de bugün, saat; 19.30 alınmıştı.<br />
&nbsp;(Devam edecek)<br />
&nbsp;(20 Temmuz 2026)</p>

<p>Nihayet ÜNLÜ&nbsp;</p>

<p>NOT. Yazı alıntı olup Gülper Yılmaz Tarafından Düzenlenmiştir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 16:24:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Bir Hafta, Yeni Umutlar...</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yeni-bir-hafta-yeni-umutlar-120</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yeni-bir-hafta-yeni-umutlar-120</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Bir Hafta, Yeni Umutlar...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir haftaya başlamak…</p>

<p>Takvimde değişen yalnızca birkaç rakam gibi görünür belki. Oysa her yeni hafta, hayatın bize sunduğu yeni bir fırsattır. Geride kalan günlerin yorgunluğunu, kırgınlıklarını ve hayal kırıklıklarını bir kenara bırakıp yeniden başlayabilme cesaretidir.</p>

<p>Bazen bir pazartesi sabahı, insanın içindeki umudu yeniden uyandırır.</p>

<p>Yeni bir hafta; yeni kararlar demektir. Yeni hedefler, yeni başlangıçlar, yeni karşılaşmalar… Belki uzun zamandır ertelediğimiz bir adımı atmak, belki bir telefon açmak, belki de kendimize yeniden inanmak için güzel bir fırsattır.</p>

<p>Hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemeyebilir. Önümüze engeller çıkabilir, planlarımız bozulabilir, bazı insanlar hayatımızdan çıkabilir. Fakat her bitişin içinde yeni bir başlangıç saklıdır. Önemli olan, yaşadıklarımızın bizi durdurmasına izin vermemektir.</p>

<p>Çünkü umut, insanın en güçlü dayanağıdır.</p>

<p>Yeni bir haftaya başlarken geçmişin yükünü değil, geleceğin ihtimallerini taşımak gerekir. Her sabah güneş yeniden doğuyorsa, bizim için de yeniden başlamak mümkündür.</p>

<p>Belki bu hafta hayatımızda her şey değişmeyecek.</p>

<p>Ama biz bir şeyleri değiştirebiliriz.</p>

<p>Bakış açımızı, kararlarımızı, cesaretimizi ve kendimize olan inancımızı…</p>

<p>Yeni hafta; hepimize sağlık, huzur, bereket ve güzel haberler getirsin. Yüreğimizde umut, yüzümüzde tebessüm, yolumuzda güzel insanlar eksik olmasın.</p>

<p>Unutmayalım:</p>

<p>Her yeni hafta, hayatın bize verdiği yeni bir sayfadır. O sayfaya ne yazacağımız ise bizim elimizdedir.</p>

<p>Yeni bir haftaya, yeni umutlarla başlayalım.</p>

<p>Çünkü bazen güzel bir hayat, sadece güzel bir başlangıç yapmaya karar vermekle başlar.</p>

<p>Erkan Sezgin&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 21:37:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>80 Yıl Geçti, Aynı Soru: Siverek Gerçekten Hak Ettiği Yerde mi?</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/80-yil-gecti-ayni-soru-siverek-gercekten-hak-ettigi-yerde-mi-119</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/80-yil-gecti-ayni-soru-siverek-gercekten-hak-ettigi-yerde-mi-119</guid>
                <description><![CDATA[80 Yıl Geçti, Aynı Soru: Siverek Gerçekten Hak Ettiği Yerde mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazen bir gazete arşivinde karşılaştığınız birkaç satır, bugünü anlamak için saatlerce yapılan analizlerden daha güçlü bir etki bırakır. Geçtiğimiz günlerde yaklaşık 80 yıl öncesine ait bir ulusal gazete haberini incelerken gözüme çarpan ifade şuydu: "İhmale uğramış bir kaza merkezi: Siverek." Aradan neredeyse bir asır geçmiş... Takvimler değişmiş, hükümetler değişmiş, belediye başkanları değişmiş, kurumlar yenilenmiş, nüfus katlanarak artmış. Ama o eski haberin satırlarını okurken insan ister istemez bugünü düşünmeden edemiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><img alt="" src="/images/files/WhatsApp%20Image%202026-06-24%20at%2015_43_23.jpeg" style="height:835px; width:974px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Elbette bugünün Siverek'i, 1940'ların Siverek'i değil.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün ilçemizde modern hastaneler var, yeni okul binaları var, genişleyen ulaşım ağı var, sıcak asfalt çalışmaları var, parklar, sosyal alanlar ve geçmişe kıyasla çok daha gelişmiş kamu hizmetleri bulunuyor. Son yıllarda belediye başta olmak üzere birçok kurumun yaptığı yatırımları görmezden gelmek doğru olmaz. Şehrin birçok noktasında önemli değişimler yaşandığı inkâr edilemez. Fakat gelişim ile tamamlanmışlık aynı şey değildir. Bugün hâlâ bazı mahallelerde vatandaşın altyapı sorunu konuştuğunu duyuyoruz. Kimi yerde içme suyu sıkıntısı yaşanıyor, kimi yerde yol ve kaldırım eksikliği gündeme geliyor. Şehrin büyüme hızı, yapılan hizmetlerin de aynı hızla devam etmesini zorunlu kılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aslında mesele yalnızca asfalt ya da kaldırım meselesi değildir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir şehrin geleceği; planlamasıyla, sanayisiyle, istihdamıyla, kültürüyle, eğitimiyle ve vizyonuyla şekillenir. Siverek gibi tarihî, ekonomik ve nüfus açısından güçlü bir ilçenin artık günü kurtaran çözümlerden çok, gelecek nesilleri ilgilendiren projeleri konuşması gerekiyor. <strong>Geçmişte gazeteler Siverek'i "ihmale uğramış" diye yazıyordu. </strong>Bugün aynı cümleyi kurmak haksızlık olur. Çünkü emek veren insanlar var, çalışan kurumlar var, yapılan yatırımlar var. Ancak şu gerçeği de görmezden gelemeyiz:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siverek'in potansiyeli, bugünkü seviyesinin çok daha üzerinde. Bizler gazeteciyiz. Görevimiz ne yalnızca alkışlamak ne de sürekli eleştirmektir. Görevimiz; yapılan doğru işleri kamuoyuna duyururken eksikleri de yapıcı bir dille gündeme taşımaktır. Çünkü eleştiri, çözüm üretme niyeti taşıdığı sürece kıymetlidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün dönüp 80 yıl önce yazılmış bir haberi okuduğumuzda, bazı sorunların tarihte kaldığını görmek sevindiriyor. Fakat aynı zamanda, hâlâ benzer başlıkların konuşuluyor olması da hepimize önemli bir sorumluluk yüklüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siverek büyük bir ilçedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tarihiyle büyüktür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnsanıyla büyüktür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Potansiyeliyle büyüktür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu potansiyelin tam anlamıyla ortaya çıkması ise yalnızca kamu kurumlarının değil; yerel yönetimlerin, sivil toplumun, iş dünyasının ve en önemlisi bu şehirde yaşayan herkesin ortak gayretiyle mümkün olacaktır. Ben inanıyorum ki yıllar sonra bir başka gazeteci bugünün arşivlerini açtığında, Siverek'i eksikleriyle değil; örnek projeleriyle, güçlü altyapısıyla, üretimiyle ve yaşam kalitesiyle anacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Asıl hedefimiz de bu olmalıdır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 16:59:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>15 Temmuz: Darbe mi, Senaryo mu? Sorular Hâlâ Cevabını Bekliyor</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/15-temmuz-darbe-mi-senaryo-mu-sorular-hala-cevabini-bekliyor-118</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/15-temmuz-darbe-mi-senaryo-mu-sorular-hala-cevabini-bekliyor-118</guid>
                <description><![CDATA[15 Temmuz: Darbe mi, Senaryo mu? Sorular Hâlâ Cevabını Bekliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz 2016, Türkiye'nin en acı gecelerinden biri olarak tarihe geçti. O gece yüzlerce insan hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı. Meclis bombalandı, güvenlik güçleri ve siviller yaşamını yitirdi. Yaşanan acılar hepimizin ortak acısıdır.</p>

<p>Ancak aradan geçen yıllara rağmen toplumun bir kesimi hâlâ bazı soruların yeterince açıklığa kavuşmadığını düşünüyor. Bu soruları sormak, demokratik bir toplumda herkesin hakkıdır. Bir olayı sorgulamak ya da farklı değerlendirmek, tek başına bir suçlama veya bir örgüte destek anlamına gelmemelidir.</p>

<p>Fethullah Gülen yapılanması ile geçmişte iktidar arasında yaşanan yakınlık kamuoyunun uzun yıllar boyunca konuştuğu bir gerçektir. Daha sonra bu ortaklığın büyük bir çatışmaya dönüştüğü de bilinmektedir. Bu nedenle birçok vatandaş, "Bu noktaya nasıl gelindi?", "Kimler sorumluydu?", "Neden bazı kişiler hesap verirken bazıları vermedi?" sorularını sormaktadır.</p>

<p>Bugün de kamuoyunda, geçmişte bu yapıyla ilişkili olduğu iddia edilen bazı kişilerin hâlâ önemli görevlerde bulunduğuna yönelik eleştiriler dile getirilmektedir. Eğer suç işleyenler varsa, hukuk önünde ayrım yapılmadan yargılanmaları gerekir. Adalet, kişiye veya siyasi görüşe göre değişmemelidir.</p>

<p>15 Temmuz'un ardından yaşanan süreçte farklı görüş ifade edenlerin zaman zaman ağır ithamlarla karşılaşması da toplumda endişe oluşturmaktadır. Demokrasi, yalnızca aynı fikirde olanların değil, farklı düşünenlerin de düşüncelerini özgürce ifade edebilmesiyle güçlenir.</p>

<p>Bizim isteğimiz ne bir kaos ne de yeni acılardır. İstediğimiz; şeffaflık, adalet ve cevap bekleyen soruların hukukun ışığında açıklığa kavuşmasıdır. Çünkü güçlü devlet, soruların yasaklandığı değil; cevapların verildiği devlettir.</p>

<p>Ülkemizin bu noktaya gelmesine sebep olan herkes, hangi makamda olursa olsun, vicdan ve hukuk önünde hesap vermelidir. Türkiye'nin ihtiyacı ayrışmak değil; adalet, hukuk ve toplumsal güveni yeniden tesis etmektir.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;<br />
Gülper Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 18:52:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trafikte Kaybettiğimiz Sadece Sabır Değil, İnsanlığımız</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/trafikte-kaybettigimiz-sadece-sabir-degil-insanligimiz-117</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/trafikte-kaybettigimiz-sadece-sabir-degil-insanligimiz-117</guid>
                <description><![CDATA[Trafikte Kaybettiğimiz Sadece Sabır Değil, İnsanlığımız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her geçen gün trafikte biraz daha tahammülsüz, biraz daha öfkeli ve biraz daha bencil hale geliyoruz. Eskiden yol vermek nezaketti, bugün ise adeta zayıflık olarak görülüyor. Bir korna sesiyle başlayan tartışmalar yumruklaşmaya, hatta silahlı kavgalara kadar uzanıyor. Peki, gerçekten bu kadar öfkeli olmamızın sebebi nedir?</p>

<p>Sorun sadece yoğun trafik değil. Sorun, toplum olarak birbirimize olan saygımızı kaybetmeye başlamamızdır. Direksiyon başına geçtiğimiz anda sanki bütün kurallar bizim için ortadan kalkıyor. Kırmızı ışıkta geçmek, emniyet şeridini işgal etmek, sinyal vermeden şerit değiştirmek ve yayaların hakkını gasp etmek sıradan davranışlar haline geliyor.</p>

<p>Kimse kendine dönüp bakmıyor. Herkes karşısındakini suçluyor. Oysa trafikte yaşanan her kural ihlalinin, her saygısızlığın ve her öfke patlamasının arkasında bizler varız. Çünkü trafik, toplumun en net fotoğrafıdır.</p>

<p>Bir dakika erken varmak uğruna insanların hayatını tehlikeye atmaya değer mi? Bir yol verme tartışması yüzünden bir ailenin ocağını söndürmeye değer mi? Öfkeyle verilen kararların sonunda pişmanlık var, gözyaşı var, ceza var; ama geri getirilemeyen canlar da var.</p>

<p>Elbette denetimler artırılmalı, cezalar caydırıcı olmalı. Ancak asıl ihtiyaç duyduğumuz şey vicdandır. Trafik kurallarına sadece ceza korkusuyla değil, insan hayatına duyulan saygıyla uymayı öğrenmeliyiz.</p>

<p>Unutmayalım ki direksiyonun başındaki karakterimiz, gerçek karakterimizdir. Trafikte gösterdiğimiz saygı da, sabır da, öfke de aslında nasıl bir toplum olduğumuzu ortaya koyuyor.</p>

<p>Bugün trafikte birbirimize biraz daha anlayış gösterirsek, yarın çocuklarımıza daha güvenli ve daha huzurlu bir ülke bırakabiliriz. Aksi halde direksiyon başındaki öfke, sadece yolları değil, geleceğimizi de tüketmeye devam edecektir.</p>

<p>Erkan Sezgin&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 20:57:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ayrışarak Değil, Birleşerek Güçleniriz</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ayrisarak-degil-birleserek-gucleniriz-116</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ayrisarak-degil-birleserek-gucleniriz-116</guid>
                <description><![CDATA[Ayrışarak Değil, Birleşerek Güçleniriz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda toplumda en çok ihtiyaç duyduğumuz kavramların başında birlik, beraberlik ve hoşgörü geliyor. Ne yazık ki tam da bu değerlere en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemde, ayrıştırıcı söylemler giderek daha fazla hayatımızın içine sokuluyor.</p>

<p>Oysa bu ülkenin insanı aynı bayrağın gölgesinde büyüyor. Aynı ezanı dinliyor, aynı camilerde omuz omuza saf tutuyor, düğünlerde birlikte seviniyor, cenazelerde aynı acıyı paylaşıyor. Sevinçte de kederde de yan yana duran bir milletin, siyasi hesaplarla birbirine düşman gösterilmesi ne vicdana ne de toplumsal barışa hizmet eder.</p>

<p>Siyasetin de bürokrasinin de asli görevi insanları ayrıştırmak değil, ortak değerler etrafında buluşturmaktır. Makamlar geçicidir, ancak geride bırakılan sözler ve oluşturulan toplumsal iklim kalıcıdır. Kullanılan her cümle, ya kardeşliği güçlendirir ya da kutuplaşmayı derinleştirir.</p>

<p>Farklı düşünmek düşman olmak değildir. Farklı fikirlere sahip olabiliriz, farklı siyasi görüşleri savunabiliriz. Ancak hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız. Bizi biz yapan da bu farklılıklar içinde ortak paydada buluşabilme olgunluğudur.</p>

<p>Yüce kitabımızın ilk emri "İkra" yani "Oku"dur. Okuyan insan araştırır, sorgular, anlamaya çalışır. Ön yargılarla değil bilgiyle hareket eder. Çünkü insanlık, ayrıştıran değil anlamaya çalışan zihinlerle gelişir.</p>

<p>Bugün ihtiyacımız olan şey öfkeyi büyütmek değil, kardeşliği büyütmektir. Bu ülkenin kazanmaya ihtiyacı var; bunun yolu da birbirimizi ötekileştirmekten değil, birbirimizi anlamaktan geçiyor.</p>

<p>Çünkü bu ülkede "sen, ben, onlar" değil; biz varız.</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 14:53:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kumar ve Uyuşturucuyla Mücadele: Benzer Yaklaşımlar, Ortak Hedefler</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kumar-ve-uyusturucuyla-mucadele-benzer-yaklasimlar-ortak-hedefler-115</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kumar-ve-uyusturucuyla-mucadele-benzer-yaklasimlar-ortak-hedefler-115</guid>
                <description><![CDATA[Kumar ve Uyuşturucuyla Mücadele: Benzer Yaklaşımlar, Ortak Hedefler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kumar ve uyuşturucu bağımlılığı, modern toplumların karşılaştığı en büyük sorunlardan ikisi. Her ikisi de bireyleri, aileleri ve toplumu derinden etkileyen bağımlılık türleri. Kumar, genellikle "eğlence" kisvesi altında başlar ve finansal yıkıma yol açarken; uyuşturucu ise fiziksel ve zihinsel sağlığı doğrudan hedef alır. Peki, neden kumarla mücadelede kullanılan stratejiler, uyuşturucuyla mücadelede de uygulanmalı? Gelin, bu konuyu adım adım inceleyelim.</p>

<p>1. Benzerlikler: Bağımlılığın Kökeni ve Etkileri<br />
Kumar ve uyuşturucu bağımlılıkları, beyindeki ödül sistemini benzer şekilde tetikler. Kumar oynarken kazanç heyecanı, dopamin salınımını artırır – tıpkı uyuşturucu maddelerin yaptığı gibi. Her ikisi de bağımlılığa yol açar: Kumar, borçlanma, aile parçalanması ve intihar riskini artırırken; uyuşturucu, sağlık sorunları, suç oranlarının yükselmesi ve ölümcül doz aşımına neden olur.<br />
Toplumsal açıdan bakarsak, her iki sorun da ekonomiye yük getirir. Örneğin, kumar bağımlıları nedeniyle kaybedilen iş gücü ve tedavi maliyetleri milyarlarca doları bulurken, uyuşturucu salgını da benzer şekilde kaynakları tüketir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, bağımlılıklar küresel bir kriz ve her yıl milyonlarca hayatı etkiliyor. Bu benzerlikler, mücadele stratejilerinin ortaklaşa kullanılmasını zorunlu kılıyor.</p>

<p>2. Kumarla Mücadelede Başarılı Yöntemler<br />
Kumarla mücadelede birçok ülke etkili politikalar uyguluyor. Örneğin:<br />
Yasal Düzenlemeler: Kumarhaneler ve bahis siteleri sıkı denetim altında tutuluyor. Yaş sınırı, reklam kısıtlamaları ve zorunlu uyarı mesajları gibi önlemler yaygın.<br />
Eğitim ve Farkındalık Kampanyaları: Okullarda ve medyada kumarın riskleri anlatılıyor. "Kumar oynamak bağımlılık yapabilir" gibi sloganlar, insanları bilinçlendiriyor.<br />
Tedavi ve Destek Sistemleri: Bağımlılar için ücretsiz danışmanlık hatları, rehabilitasyon merkezleri ve destek grupları mevcut. Bazı ülkelerde, kumar şirketleri tedavi fonlarına katkıda bulunmak zorunda</p>

<p>Teknolojik Çözümler: Çevrimiçi bahis platformlarında, harcama limitleri ve kendi kendini dışlama seçenekleri gibi araçlar kullanılıyor.<br />
Bu yöntemler, kumar bağımlılığını azaltmada etkili oldu. Örneğin, İngiltere'de reklam kısıtlamaları sayesinde gençler arasındaki kumar oranı düştü.</p>

<p>3. Uyuşturucuyla Mücadelede Benzer Yaklaşımlar Uygulanmalı<br />
Uyuşturucuyla mücadele, genellikle cezai yaptırımlara odaklanıyor – ki bu önemli ama yetersiz. Kumarla mücadeledeki başarılar, uyuşturucuya da uyarlanabilir:<br />
Yasal ve Düzenleyici Önlemler: Kumar gibi, uyuşturucu ticaretini kısıtlamak için daha sıkı sınır kontrolleri ve dijital izleme sistemleri kurulmalı. Ancak, sadece ceza değil; tıbbi kullanım için kontrollü erişim (örneğin, tıbbi esrar) gibi modeller düşünülebilir.<br />
Eğitim Kampanyaları: Okullarda ve topluluklarda uyuşturucunun risklerini anlatan programlar artırılmalı. Kumar farkındalığı gibi, "Uyuşturucu bağımlılığı hayatını mahveder" temalı kampanyalar gençleri koruyabilir.<br />
Tedavi Odaklı Yaklaşım: Ceza yerine rehabilitasyon ön planda olmalı. Kumar destek hatları gibi, uyuşturucu bağımlıları için 7/24 yardım hatları ve ücretsiz tedavi merkezleri kurulmalı. Portekiz modeli gibi, bağımlılığı suç olmaktan çıkarıp sağlık sorunu olarak ele almak başarı getiriyor.</p>

<p>4. Neden Aynı Ciddiyetle Ele Alınmalı?<br />
Her iki bağımlılık da önlenebilir. Kumar, "masum eğlence" olarak görülürken uyuşturucu "suç" damgası yiyor – ama ikisi de aynı yıkıcı potansiyele sahip. Toplum olarak, bu sorunları ayrıştırmak yerine entegre bir mücadele stratejisi geliştirmeliyiz. Hükümetler, STK'lar ve bireyler işbirliği yapmalı: Kumar vergilerinden elde edilen gelirler, uyuşturucu rehabilitasyonuna aktarılabilir.</p>

<p>Sonuç olarak, kumar ve uyuşturucuyla mücadele, aynı madalyonun iki yüzü. Başarılı kumar stratejilerini uyuşturucuya uyarlamak, daha sağlıklı bir toplum yaratır..</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 23:09:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kaybolan Manevi Kültür: Bilinçsizlikle Aşınan Değerler</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kaybolan-manevi-kultur-bilincsizlikle-asinan-degerler-114</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kaybolan-manevi-kultur-bilincsizlikle-asinan-degerler-114</guid>
                <description><![CDATA[Kaybolan Manevi Kültür: Bilinçsizlikle Aşınan Değerler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yaşadığımız yüzyılda insanlar, manevi ve kültürel değerlere karşı farkında olmadan büyük bir duyarsızlık geliştirmektedir. Bu durum planlı ya da sistemli bir saldırıdan ziyade, bilinçsizce yapılan tercihlerle ortaya çıkmaktadır. Ancak bilinçsiz olmak, verilen zararı masum hâle getirmez. Aksine, sonuçları itibarıyla çok daha yıkıcıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu duyarsızlık en çok düğün ve müzik sektöründe kendini göstermektedir. Bir zamanlar saygı ve huşu ile dinlenen ilahilerin, bugün ne söylediği dahi düşünülmeden oyun havasına çevrilmesi ciddi bir kültürel kırılmadır. Aynı şekilde, savaşların, felaketlerin ve toplumsal acıların ardından yazılan ağıtların eğlence aracı hâline getirilmesi, farkında olunmadan maneviyata vurulan ağır bir darbedir. Bu eserler bir eğlence ürünü değil, birer hatıra ve vicdan kaydıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sorun müziğin kendisi değildir. Sorun; her eserin bir anlamı, bir zamanı ve bir bağlamı olduğunu göz ardı eden bilinçsiz yaklaşımdır. Acı ile neşeyi ayırt edemeyen, kutsal ile sıradan arasındaki sınırı göremeyen bir anlayış, zamanla toplumsal hafızayı da silikleştirir. Bugün normal karşılanan bu tavırlar, yarın değer yitimini kalıcı hâle getirecektir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu noktaya gelinmesinde popüler kültürün dayattığı hız ve tüketim anlayışı önemli bir etkendir. İnsanlar eğlenmek isterken durup düşünmemekte, “ne dinliyoruz” sorusunu sormamaktadır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Daha da endişe verici olan, bu durumun giderek sıradanlaşmasıdır. Yanlışın sürekli tekrar edilmesi, onu doğruya dönüştürmez; sadece duyarlılığı köreltir. Manevi değerlerin bu şekilde aşındığı bir toplumda, saygı kavramı da zamanla anlamını yitirir. Böylece ne kutsal kalır ne de acının ağırlığı hissedilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu nedenle mesele bireysel zevk meselesi değildir. Herkes bilmelidir ki ilahi de, ağıt da rastgele tüketilecek bir ses değil; kültürel ve manevi bir mirastır. Bu mirasa gösterilecek en küçük özensizlik bile, farkında olmadan büyük bir tahribata yol açar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:51:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NATO Zirvesi İçin Yapılanlar, Vatandaş İçin Ne Zaman?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/nato-zirvesi-icin-yapilanlar-vatandas-icin-ne-zaman-113</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/nato-zirvesi-icin-yapilanlar-vatandas-icin-ne-zaman-113</guid>
                <description><![CDATA[NATO Zirvesi İçin Yapılanlar, Vatandaş İçin Ne Zaman?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara bir kez daha dünya siyasetinin merkezlerinden biri oldu. NATO Zirvesi kapsamında başkentte yoğun güvenlik önlemleri alındı, yollar elden geçirildi, çevre düzenlemeleri hızla tamamlandı ve adeta kusursuz bir görüntü oluşturuldu. Türkiye'nin uluslararası arenada güçlü bir şekilde temsil edilmesi hepimiz için gurur vericidir. Devletin itibarını koruyacak her türlü çalışmayı elbette destekliyoruz.</p>

<p>Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var.</p>

<p>Yıllardır bozuk yolları, çökmüş kaldırımları, eksik altyapıyı ve çözülemeyen şehir sorunlarını dile getiren vatandaşlar bugün ister istemez şu soruyu soruyor: "Demek ki istenince oluyormuş. Peki bu hizmetler neden ancak yabancı devlet adamları geldiğinde bu kadar hızlı hayata geçiriliyor?"</p>

<p>Bu soru eleştiri olsun diye değil, vatandaşın yaşadığı gerçekliği anlatmak için soruluyor.</p>

<p>Çünkü bu ülkenin insanı da güvenli, temiz, düzenli ve yaşanabilir şehirlerde yaşamayı hak ediyor. Sadece uluslararası zirveler öncesinde değil, yılın her günü aynı özen gösterilmeli. Devlet, vatandaşına verdiği değeri yalnızca büyük organizasyonlarda değil, günlük yaşamın her anında hissettirmelidir.</p>

<p>Bugün Ankara'da yapılan çalışmalar, aslında ülkemizin neler başarabileceğinin en güzel örneğidir. Demek ki imkân var, irade oluştuğunda işler kısa sürede tamamlanabiliyor. O halde aynı kararlılığı Anadolu'nun dört bir yanında görmek de vatandaşın en doğal beklentisidir.</p>

<p>Elbette güvenlik gerekçeleriyle alınan önlemler, yapılan hazırlıklar ve uluslararası misafirlerin en iyi şekilde ağırlanması önemlidir. Ancak devletin gerçek gücü, yalnızca yabancı konuklarına sunduğu görüntüyle değil; kendi vatandaşına sunduğu hizmet kalitesiyle ölçülür.</p>

<p>Bugün zirve biter, konuklar ülkelerine döner. Kameralar söner, protokoller sona erer. Fakat vatandaş aynı sokakta yürümeye, aynı yolları kullanmaya ve aynı sorunlarla yaşamaya devam eder. İşte asıl mesele de budur.</p>

<p>Temennimiz odur ki NATO Zirvesi için ortaya konulan çalışma disiplini, hız ve koordinasyon sadece böyle önemli organizasyonlarla sınırlı kalmasın. Türkiye'nin her şehri, her ilçesi ve her mahallesi aynı anlayışla hizmet alsın. Çünkü bu ülkenin gerçek sahibi, her sabah işine giden, vergisini ödeyen, üretmeye devam eden vatandaşlardır.</p>

<p>Vatandaş, ayrıcalık istemiyor; eşit hizmet istiyor. Gösteriş değil, kalıcı çözümler bekliyor. Umudumuz, zirveler için gösterilen hassasiyetin bundan sonra milletin günlük yaşamına da aynı kararlılıkla yansımasıdır.</p>

<p>Erkan Sezgin<br />
Gazeteci – Köşe Yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 12:09:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çalan Son Zil Biten Eğitim Değil</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/calan-son-zil-biten-egitim-degil-112</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/calan-son-zil-biten-egitim-degil-112</guid>
                <description><![CDATA[Çalan Son Zil Biten Eğitim Değil]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son ders zili çaldığında sınıflarda büyük bir sevinç yaşanır. Defterler kapanır çantalar omuzlara takılır ve okul bahçelerinde neşeli seslerle yaşasın tatil başladı sözleri yankılanır . O an öğrenciler için uzun bir tatilin başlangıcıdır. Bir öğretmen olarak onların mutluluğunu görmek beni de sevindiriyor. Fakat aklımda her yıl aynı soru. Okul kapıları kapanınca öğrenmek de sona mı eriyor?</p>

<p>&nbsp;Eğitim okulun açıldığı gün başlayıp karne günü biten bir süreç değildir. İnsan hayatı boyu öğrenir. Bazen okuduğu bir kitaptan bazen çıktığı bir yolculuktan bazen de yaptığı bir hatadan çok değerli dersler çıkarabilir. Bu sebeple &nbsp;yaz tatilini öğrenmeye ara verilen bir dönem olarak görmek doğru olmaz.</p>

<p>Yaz ayları öğrencilerin kendilerini keşfetmeleri için önemli bir fırsattır. Okul döneminde zaman bulamadıkları ilgi alanlarına yönelik calismalar yapabilir &nbsp;yeni hobiler edinebilir ve farklı deneyimler yaşayabilirler. Bir enstrüman calmayi öğrenebilir resim yapabilir &nbsp;sporla ilgilenebilir veya &nbsp;doğada vakit geçirebilirsiniz. Bu etkinlikler &nbsp;sadece boş zamanı değerlendirmek değil kişisel gelişime katkı sağlamaktır.</p>

<p>Son yıllarda dikkatimi çeken bir başka konu ise çocukların zamanlarının büyük bölümünü ekran karşısında geçirmesi. Elbette teknoloji hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Ancak yaz tatili sanal dünyadan biraz uzaklaşıp gerçek hayatın güzelliklerini fark etmek için de bir fırsat olmalı. Bir ağacın gölgesinde kitap okumak arkadaşlarla açık havada oyun oynamak veya okul döneminde ailemiz &nbsp;ile geçiremedigimiz zamanı telafi etmek hiçbir ekran bunların yerini tutamaz</p>

<p>Yaz tatili öğrencilerin yalnızca kendileri için değil çevreleri için de faydalı olabilecekleri bir dönemdir. Bir fidan dikmek sokak hayvanlarına su bırakmak yaşlı komşulara yardım etmek ya da evde sorumluluk almak küçük gibi görünen ama insanı olgunlaştıran davranışlardır. Okullarda kazandırmaya çalıştığımız paylaşma saygı ve sorumluluk gibi değerler en iyi günlük yaşamın içinde tecrübe edilebilir&nbsp;</p>

<p>Elbette dinlenmek de tatilin en doğal hakkıdır. Kimse bütün yazını ders çalışarak geçirmemelidir. Ancak her gün birkaç sayfa kitap okumak geçen yıl öğrenilen bilgileri ara sıra tekrar etmek ve merak edilen konular üzerine araştırmalar yapmak yeni eğitim yılına daha hazır başlamayı sağlayacaktır. Küçük ama düzenli adımlar uzun vadede büyük farklar oluşturur.</p>

<p>Eylül ayında öğrencilerim sınıfa döndüğünde onlara ilk olarak kaç soru çözdüklerini değil yaz boyunca neler yaşadıklarını sormayı tercih ederim. Çünkü bazen bir gezi bir kitap ya da yeni edinilen bir dostluk &nbsp;sayfalarca ders notundan daha kalıcı izler bırakır. Eğitim, yalnızca bilgi kazandırmak &nbsp;değil &nbsp;hayata anlam katacak deneyimler kazanmaktır.</p>

<p>Bu yüzden son ders zilini öğrenmenin sonu olarak değil farklı bir öğrenme yolculuğunun başlangıcı olarak görmek gerekir. Yaz tatili bittiğinde geriye sadece geçen günler değil edinilen alışkanlıklar yaşanan güzel anılar ve edinilen bilgiler olduğunu göreceğiz.İşte o zaman çalan son zil gerçekten eğitimin değil yeni bir öğrenme döneminin habercisi olur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 12:06:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çivisi Çıkmış Bir Düzen</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/civisi-cikmis-bir-duzen-111</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/civisi-cikmis-bir-duzen-111</guid>
                <description><![CDATA[Çivisi Çıkmış Bir Düzen]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gündemi takip ettikçe insanın içi sızlıyor. Ülkem, sanki alkollü bir masada oturup kalkamamış bir insanın hâline benziyor; ne denge kalmış ne de istikamet. Disiplin zayıflamış, had bilen azalmış, örfünü ve atasını bilen nesillerin yerini bambaşka bir anlayış almaya başlamış.</p>

<p>Televizyon ekranlarını açıyoruz. Toplumu bir arada tutacak değerler yerine, ahlaki yozlaşmayı sıradanlaştıran programlarla karşılaşıyoruz. Edep, haya ve mahremiyet, reyting uğruna göz ardı ediliyor. Sanki bunlar büyük bir başarıymış gibi ekranlarda teşhir ediliyor.</p>

<p>Bir yanda milyonlar geçim sıkıntısıyla mücadele ederken, sofralara öyle programlar hazırlanıyor ki hayatında o sofraları görmemiş insanlar, ekran başında yalnızca izlemekle yetiniyor. Diğer yanda magazinleşen haber anlayışı, toplumun gerçek sorunlarını geri plana itiyor. Tartışma programları, adalet ve güven duygusunu zedeleyen senaryolarla insanların hayatlarını ekranlarda tüketiyor.</p>

<p>Yemek yarışmaları, gelin-kaynana rekabetleri, yapay tartışmalar... Topluma ne kazandırıyor? Bir kaynananın gelinine not verdiği, insanların birbirini aşağılamasının eğlenceye dönüştüğü yayınlar, aile yapımıza nasıl katkı sağlayabilir?</p>

<p>Siyasete baktığımızda da tablo farklı değil. İktidarın eksikleri konuşulmuyor, muhalefetin yanlışları ise günlerce gündemde tutuluyor. Oysa demokrasinin temel şartı; doğruları alkışlamak, yanlışları ise kim yaparsa yapsın eleştirebilmektir. İktidar da eleştirilebilir, muhalefet de. Çünkü mesele kişiler değil, memleket meselesidir.</p>

<p>Ekonomik sıkıntılar ise toplumun en ağır yüklerinden biri hâline geldi. Dar gelirli vatandaş ay sonunu getirmekte zorlanırken, büyük sermaye sahiplerinin biraz daha sosyal sorumluluk göstermesi gerekmez mi? Daha adil ücretler, daha yüksek sosyal haklar, çalışanına değer veren bir anlayış... Bunlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda vicdani sorumluluklardır.</p>

<p>Bugün toplumda en büyük tehlike, insanların umutsuzluğa alışmasıdır. Tepkisizlik normalleşiyor, sessizlik erdem sanılıyor. Makam için susanlar, çıkarı için konuşmayanlar, geleceğini düşünmeden günü kurtarmaya çalışanlar çoğalıyor. Adeta toplumun üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi.</p>

<p>Sonra dönüp kendi kendimize soruyoruz: Gerçeği gören yalnızca biz miyiz? Hayır. Bu vatanı seven, doğruyu yanlıştan ayırabilen milyonlar var. Ancak görmek yetmez; düşünmek, konuşmak ve çözüm üretmek de gerekir.</p>

<p>Unutmamak gerekir ki bir ülke yalnızca silahla işgal edilmez. Ahlaki değerlerini kaybeden, ekonomik olarak zayıflayan ve toplumsal birlik duygusunu yitiren milletler de zamanla çöker. Bu nedenle vatanı korumak sadece sınırda nöbet tutmak değildir; değerlerine, adaletine, üretimine, ahlakına ve birlik ruhuna sahip çıkmaktır.</p>

<p>Ben yalnızca deve kulağındaki dikeni gösterdim. Asıl mesele, o dikenin neden orada olduğunu görmek ve çözüm aramaktır.</p>

<p>Kalın sağlıcakla.</p>

<p>Gülper Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 21:11:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KREDİ KARTINDA YETİŞKİNLER YETMEDİ, ŞİMDİ DE ÇOCUKLAR MI?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kredi-kartinda-yetiskinler-yetmedi-simdi-de-cocuklar-mi-110</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kredi-kartinda-yetiskinler-yetmedi-simdi-de-cocuklar-mi-110</guid>
                <description><![CDATA[KREDİ KARTINDA YETİŞKİNLER YETMEDİ, ŞİMDİ DE ÇOCUKLAR MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir bankanın reklamını izledim. Reklamdaki mesaj düşündürücüydü: "Havası onda olsun, kontrolü sende olsun."</p>

<p>Peki gerçekten kontrol kimde olacak?</p>

<p>Bugün aileler geçim derdiyle mücadele ederken, borç yükü her geçen gün artarken, kredi kartı kullanımı toplumun en büyük ekonomik sorunlarından biri hâline gelmişken, çocukları bu kültürün içine çekmeye çalışmak hangi toplumsal faydaya hizmet ediyor?</p>

<p>Çocuklar; tasarrufu, emeği ve üretmeyi öğrenmesi gereken yaşta, tüketim ve kredi kartı kavramlarıyla tanıştırılıyor. Bu, sadece bir pazarlama stratejisi olarak görülemez. Çünkü çocuklar reklamların en kolay etkilediği kesimdir.</p>

<p>Kredi kartı bir oyuncak değildir. Bir statü göstergesi hiç değildir. Hele ki çocukların özeneceği bir aksesuar asla olmamalıdır.</p>

<p>Yıllardır yetişkinleri harcamaya teşvik eden sistem şimdi gözünü çocuklara mı çevirdi? "Alışkanlık küçük yaşta başlar" anlayışıyla yeni nesli tüketime bağımlı hâle getirmek kabul edilemez.</p>

<p>Çocukların ihtiyacı daha fazla kredi kartı değil; daha fazla eğitim, daha fazla kitap, daha fazla spor ve daha güçlü bir tasarruf bilincidir.</p>

<p>Toplumun geleceğini borç kültürü üzerine inşa edemeyiz. Reklamlar sadece satış kaygısıyla değil, toplumsal sorumluluk bilinciyle de hazırlanmalıdır.</p>

<p>Çocuklarımız tüketimin değil, üretimin; borcun değil, birikimin; gösterişin değil, değerlerin temsilcisi olmalıdır.</p>

<p>Çünkü bir toplumun geleceği, çocuklarına verdiği kredi kartıyla değil; kazandırdığı ahlak, eğitim ve bilinçle şekillenir.</p>

<p>ErkanSezgin<br />
Köşe yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 21:02:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İKİ AYDA</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iki-ayda-109</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iki-ayda-109</guid>
                <description><![CDATA[İKİ AYDA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sekseniki defa “seni seviyorum” demişiz birbirimize.<br />
Dile kolay…<br />
Seksen iki kez kalbim elini tutmuş,<br />
sekseniki güne bölünmeyecek kadar gerçek,<br />
bir ömür kadar hızlı çarpmış.</p>

<p>Sonra…<br />
Bir gün,<br />
bir kelime,<br />
bir sessizlik…<br />
Ayrıldık.</p>

<p>Ama bilmem,<br />
sanki sadece sen gittin…<br />
Ben olduğum yerde kaldım.<br />
Aynı nefeste,<br />
aynı evin hayalinde,<br />
aynı masanın kenarında su bardağı gibi.</p>

<p>Ve şimdi,<br />
şiirimin yarısı sende,<br />
yarısı içimde.<br />
Geri kalanıysa&nbsp;<br />
belki yirmi yıl sonra,<br />
bir akşamüstü,<br />
penceresi denize bakan evimizde.&nbsp;<br />
Kırmızı bir koltuğun ucunda sessizce tamamlanacak.</p>

<p>Sen gitsen de…<br />
Ben hâlâ aynı mısranın ortasında duruyorum.</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 12:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye\&#039;de Son 24 Saat: Gürültü Çok, Çözüm Yok!</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/turkiyede-son-24-saat-gurultu-cok-cozum-yok-108</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/turkiyede-son-24-saat-gurultu-cok-cozum-yok-108</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye\'de Son 24 Saat: Gürültü Çok, Çözüm Yok!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de siyaset yine hareketli bir günü geride bıraktı. TBMM'de grup toplantıları, Meclis çalışmaları ve yargı süreçleri gündemin ilk sıralarında yer aldı. Muhalefet cephesinde yapılan açıklamalar ile iktidarın verdiği mesajlar, siyasetin tansiyonunun önümüzdeki günlerde de yüksek seyredeceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak vatandaşın gündemi, siyasetçilerin gündeminden oldukça farklı. İnsanlar artık polemik değil; ekonomik istikrar, adalet, güvenlik ve gelecek kaygılarına çözüm bekliyor. Her yeni açıklama, her yeni tartışma, toplumun gerçek sorunlarını ikinci plana itmemeli.</p>

<p>Demokrasinin en önemli gücü, farklı görüşlerin konuşabilmesidir. Fakat siyaset, yalnızca birbirini eleştiren söylemlerden ibaret olmamalıdır. Millet; üretim, istihdam, eğitim ve hukuk alanlarında somut adımlar görmek istiyor.</p>

<p>Son 24 saat bize bir kez daha gösterdi ki Türkiye'de siyasi gündem hızla değişiyor. Ancak değişmeyen tek gerçek, vatandaşın beklentileridir. Sandığın sahibi millettir ve millet günü geldiğinde söylenen sözleri de yapılan icraatları da unutmaz.</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 23:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İYİ Parti\&#039;nin Tandoğan Çıkarması: Coşku Vardı, Organizasyon Eksikleri de...</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iyi-partinin-tandogan-cikarmasi-cosku-vardi-organizasyon-eksikleri-de-107</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iyi-partinin-tandogan-cikarmasi-cosku-vardi-organizasyon-eksikleri-de-107</guid>
                <description><![CDATA[İYİ Parti\'nin Tandoğan Çıkarması: Coşku Vardı, Organizasyon Eksikleri de...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Erkan Sezgin Kaleminden</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ankara Tandoğan Meydanı, İYİ Parti'nin düzenlediği mitingle bir kez daha siyasetin önemli buluşma noktalarından biri oldu. Türkiye'nin dört bir yanından gelen vatandaşlar meydanı doldurdu, parti yönetimi önemli mesajlar verdi. Katılımın yüksek olması, İYİ Parti açısından moral veren bir tablo oluşturdu.<img alt="" src="/images/files/WhatsApp%20Image%202026-06-28%20at%2012_16_07.jpeg" style="height:720px; width:1600px" /></span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ancak başarılı bir miting yalnızca kalabalıkla ölçülmez. Vatandaşın alandaki memnuniyeti de en az verilen siyasi mesajlar kadar önemlidir.</span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Miting alanında dikkat çeken en önemli eksikliklerden biri ikram organizasyonuydu. Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından getirilen simitlerin büyük bölümü vatandaşlara ulaşmadı...Uzun süre bekleyen birçok kişi simit alamadan alandan ayrıldı. Özellikle sabahın erken saatlerinden itibaren meydanda bulunan vatandaşlar açısından bu durum ciddi bir organizasyon eksikliği olarak değerlendirildi.</span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir diğer sorun ise su dağıtımıydı. Yaz sıcağında binlerce insanın bulunduğu bir meydanda suyun geç ulaştırılması, vatandaşların haklı eleştirilerine neden oldu. Böylesine büyük organizasyonlarda temel ihtiyaçların zamanında karşılanması, başarılı bir planlamanın vazgeçilmez unsurudur.</span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><img alt="" src="/images/files/WhatsApp%20Image%202026-06-28%20at%2012_16_07%20(1).jpeg" style="height:720px; width:1600px" /></span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Benzer aksaklıkların İYİ Parti'nin daha önce düzenlediği programlarda da yaşanmış olması, organizasyon konusunda hâlâ bazı eksikliklerin bulunduğunu düşündürüyor. Siyasi mesajlar ne kadar güçlü olursa olsun, sahadaki planlama yetersiz kaldığında bu eksikler vatandaşın hafızasında daha fazla yer edinebiliyor.</span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Elbette eleştiri, yapılan güzel işleri görmezden gelmek değildir. Ama eksikler dile getirilmezse, aynı hatalar tekrar eder. İYİ Parti'nin bundan sonraki organizasyonlarında bu tecrübelerden ders çıkararak daha planlı ve daha güçlü bir hazırlık yapması hem parti hem de vatandaş açısından önemli olacaktır.</span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siyasette meydanları doldurmak kadar, o meydanlara gelen insanların memnuniyetini sağlamak da başarının ayrılmaz bir parçasıdır.</span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><img alt="" src="/images/files/WhatsApp%20Image%202026-06-28%20at%2012_16_07%20(2).jpeg" style="height:1200px; width:902px" /></span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Erkan Sezgin</span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Köşe Yazarı</span></span></div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 14:46:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Düş Bahçesi</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/dus-bahcesi-106</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/dus-bahcesi-106</guid>
                <description><![CDATA[Düş Bahçesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir düş bahçesinde gördüm seni </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ellerin çiçeklerle doluydu</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kendi halinde, yalnızlığın başköşesindeydin</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yüreğine değdi yüreğim </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bunu hissetmedin </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tülden ince bir perde vardı aramızda </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sende hapsolmuş gibi hissettim kendimi</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yürüdüm, yürüdüm…</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yürüdüm de varamadım, varlığının olduğu yere</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aramızda bir şeyler var gibiydi</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aramızın olmadığı yerde </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir düş bahçesindeydin sen </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bense gerçeklerle örülü cehennem çukurundaydım </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aramızda tülden ince bir perde vardı</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İsa Demiroğlu</span></span></div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 17:02:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KANAMAYAN YARA İZİ</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kanamayan-yara-izi-105</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kanamayan-yara-izi-105</guid>
                <description><![CDATA[KANAMAYAN YARA İZİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın en ağır yanılgısı/yenilgisi, zedelenmezliğini bir kalkan sanıp kuşanmasıdır. Birine, ruhunun asla çizilmeyeceğine, etten ve kemikten değil de aşınmaz bir kayadan olduğuna inandırdığın an, aslında en büyük esaretin kapısını aralarsın. Oysa örülen o kalın duvarlar sadece dışarıdan gelen darbeleri engellemez; içeride kopan o sessiz kıyametin duyulmasına da mâni olur.</p>

<p>İlişkilerin o ince terazisinde, göğse çarpan her ağır cümleyi veya keskin tavrı serin bir umursamazlıkla karşılamak, muhataba tehlikeli bir imtiyaz sunmaktır: Seni pervasızca incitme hürriyeti. Kimse kırılmaz olduğuna inandığı bir nesneye şefkatle dokunmaz. İnsan, ince camdan bir kadehi masaya bırakırken parmaklarının ucunda titrer; fakat bir taşı yere fırlatırken onun yara alacağından zerre kadar endişe etmez. En büyük hatamız, o hoyrat ellere, gönül rahatlığıyla yere çalabilecekleri o taş olduğumuzu kanıtlamak için yıllarımızı ve en derin susuşlarımızı harcamak olmuştur.</p>

<p>Bu öyle sinsi bir yıkımdır ki, taşı atan ne kadar kanattığını bilmez, darbeyi alan da kanadığını asla itiraf edemez. Çünkü o yenilmezlik zırhı bir kez giyildiğinde, "İşte tam burası acıdı" demek, konuşmayı unutmuş bir dilde lisan aramaya benzer. Zamanla bu ihtişamlı dik duruş, bedene batan paslı bir çiviye, nefes aldırmayan bir zindana dönüşür. Mesele, karşımızdakinin özel bir zalimlikle saldırması değildir; mesele, kendi yaramızı saklamaktaki o kusursuz, o kahredici ustalığımızdır.</p>

<p>Bu zehirli ve çürütücü döngüyü kırmanın yolu, karşı taraftan mucizevi bir incelik beklemekten geçmiyor. Çözüm, o soğuk taştan heykeli kendi ellerimizle parçalamaya cüret etmektir. Karşındakinin gözünün içine bakıp, "Burası kanıyor, o kelimeyi bir daha kullanma" diyebilmek bir zayıflık veya mağlubiyet değil; aksine, sahteliğin ortasında hakiki bir zemin inşa etmektir. Çatlamaya, kırılmaya ve kanamaya cesareti olmayan bir ruhun, sevgisinin veya varlığının sahiciliğine kimse inanmaz. Kusursuz bir heykelin gölgesinde belki dinlenilebilir, ama onunla asla omuz omuza yürünmez. İnsan olmak, biraz da yara almayı omuzlayabilmektir.</p>

<p>MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 15:46:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baba bir çınardır</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/baba-bir-cinardir-104</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/baba-bir-cinardir-104</guid>
                <description><![CDATA[Baba bir çınardır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Baba bir çınardır; gölgesi yeter.<br />
Baba bir kalkandır; güç verir.<br />
Baba bir hayat ağacıdır; can verir, umut verir.</p>

<p>Tüm babalarımızın Babalar Günü kutlu olsun.</p>

<p>Gülper Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:06:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sözleriniz Kadar Yaşayabiliyor Musunuz?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sozleriniz-kadar-yasayabiliyor-musunuz-103</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sozleriniz-kadar-yasayabiliyor-musunuz-103</guid>
                <description><![CDATA[Sözleriniz Kadar Yaşayabiliyor Musunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım,</p>

<p>Yaşadığımız çağın en büyük sorunlarından biri, insanların söyledikleriyle yaşadıkları arasındaki mesafenin her geçen gün biraz daha açılmasıdır. Artık herkes konuşuyor, herkes anlatıyor, herkes doğrulardan bahsediyor. Fakat iş hayatın gerçeklerine geldiğinde, kurulan cümlelerin çoğu havada kalıyor.</p>

<p>Keşke kurduğumuz cümleler kadar hayatı da görebilsek... Keşke anlattığımız değerleri yaşayabilsek... Çünkü insanı tanıtan şey ne kullandığı kelimelerdir ne de verdiği nutuklardır. İnsan, karakterini en çok davranışlarıyla ortaya koyar.</p>

<p>Bugün birçok kişi süslü cümlelerin arkasına sığınarak kendini olduğundan farklı göstermeye çalışıyor. Ancak hayat, sosyal medya paylaşımlarından, gösterişli sözlerden ve dikkat çekici ifadelerden çok daha gerçek bir yerdir. Hayatın tam merkezine baktığınızda insanların kim olduğunu, neyi savunduğunu ve hangi değerlere sahip olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.</p>

<p>Bir insanın karakteri, zor zamanlarda verdiği mücadelede saklıdır. Menfaat karşısındaki duruşunda saklıdır. Güçlüye karşı tavrında, güçsüzün yanında olup olmamasında saklıdır. Bunları görmek için uzun cümlelere değil, dikkatli bir gözleme ihtiyaç vardır.</p>

<p>Bu nedenle kimse kendini kelimelerle kandırmasın. Çünkü sözler yalnızca birer araçtır. Onlara değer kazandıran ise o sözlerin arkasındaki hayattır. Anlayanlar için kelimeler büyük anlam taşır; fakat yaşanmayan sözler, anlamını çoktan kaybetmiştir.</p>

<p>Unutmayalım ki insanlar bir gün söylediklerini değil, yaşadıklarını hatırlar. Ve hayat, her zaman en doğru cevabı verir.</p>

<p>Kalın sağlıcakla...</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci/Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 10:38:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sevgiyle Oyalamak: Duygusal Belirsizliğin Görünmeyen Yüzü</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sevgiyle-oyalamak-duygusal-belirsizligin-gorunmeyen-yuzu-102</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sevgiyle-oyalamak-duygusal-belirsizligin-gorunmeyen-yuzu-102</guid>
                <description><![CDATA[Sevgiyle Oyalamak: Duygusal Belirsizliğin Görünmeyen Yüzü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ilişkilerinde en yıpratıcı deneyimlerden biri açık bir reddedilme değil, belirsizlik içinde bırakılmaktır. Bazı kişiler sevgi, ilgi ve yakınlık gösterirken aynı zamanda ilişkiye dair net bir sorumluluk almaktan kaçınırlar. Bu durum, karşı tarafta umut ile hayal kırıklığı arasında gidip gelen duygusal bir döngü yaratır.<br />
Psikolojik açıdan bakıldığında, sevgiyle oyalamak; kişinin karşısındakinin duygusal yatırımından yararlanırken ilişkiyi tanımlamaması, netleştirmemesi ve sürekli ertelenen beklentiler oluşturmasıdır. Bu süreçte kişi zaman zaman ilgi gösterir, yakınlaşır, umut verir; ancak ilişkinin gerektirdiği bağlılık, tutarlılık ve sorumluluktan uzak durur. Böylece karşı taraf, ilişkinin gerçekliğinden çok ihtimaline bağlanmaya başlar.<br />
Duygusal belirsizlik, açık bir ayrılıktan daha fazla psikolojik yük oluşturabilir. Çünkü insan zihni kesinlikten çok belirsizlikle mücadele etmekte zorlanır. Beklemek, anlamlandırmaya çalışmak ve sürekli "belki"lere tutunmak zamanla özsaygıyı, güven duygusunu ve duygusal dengeyi zedeleyebilir.<br />
Sağlıklı sevgi ise belirsizlik değil güven üretir. Kişiyi değersizleştirmez, görünmez kılmaz ve sürekli bir sorgulama içinde bırakmaz. Sevgi; netlik, tutarlılık, saygı ve sorumlulukla kendini gösterir.<br />
Unutulmamalıdır ki; gerçek sevgi insanın hayatına huzur getirir, belirsizlik değil. Sizi sürekli bekleten, kararsız bırakan ve duygularınızı askıda tutan şey sevgi değil; sevginin gölgesine saklanmış bir oyalanma biçimidir. İnsan, kendisini seçmeyeni bekledikçe değil, kendi değerini seçtiğinde özgürleşir.<br />
Uzm. Psk. Emine Çiçek<br />
Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 16:38:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD\&#039;DEN GELEN HER \&quot;ÖPÜCÜK\&quot;, YARININ HESABINI TAŞIR MI?</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/abdden-gelen-her-opucuk-yarinin-hesabini-tasir-mi-101</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/abdden-gelen-her-opucuk-yarinin-hesabini-tasir-mi-101</guid>
                <description><![CDATA[ABD\'DEN GELEN HER \"ÖPÜCÜK\", YARININ HESABINI TAŞIR MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Devletlerin dostlukları değil, çıkarları vardır. Tarih de bize gösteriyor ki büyük güçlerin attığı her adımın arkasında, görünenin ötesinde bazı stratejik hesaplar olabilir. Son günlerde konuşulan olası SWAP anlaşması ve ABD'nin bölgeye yönelik yeni diplomatik mesajları da bu gözle değerlendirilmeli."</p>

<p>Malum, 2 Haziran 2026 tarihli bazı açık kaynaklarda, Bloomberg'e dayandırılan haberlerde, seçimlerden önce ABD'nin Türkiye'ye 20 milyar dolarlık bir SWAP hattı açabileceği, hatta bu rakamın 50 milyar dolara kadar çıkabileceği iddia edildi.</p>

<p>Bugünün dünyasında küresel güç mücadelesinin en önemli aktörlerinden biri olan ABD'nin, Türkiye'ye böyle bir finansal destek sağlaması durumunda bunun karşılığında siyasi ya da stratejik bazı beklentiler içinde olabileceği ihtimali de göz ardı edilmemeli.</p>

<p>Aynı dönemde ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın, Irak, Suriye ve Türkiye'yi "tek bir stratejik eksen" içinde değerlendiren açıklamaları da dikkat çekti. Bu sözler, bazı kesimler tarafından ABD'nin bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme isteğinin bir yansıması olarak yorumlanıyor.</p>

<p>Elbette SWAP mekanizması teknik olarak bir finans aracıdır. Ancak devletler arasındaki ilişkilerde ekonomik adımların zaman zaman siyasi ve jeopolitik sonuçlar doğurduğunu da biliyoruz. Tarihte bunun pek çok örneği var.</p>

<p>Türkiye ile ABD ilişkileri de zaten inişli çıkışlı bir geçmişe sahip. Johnson Mektubu'ndan silah ambargosuna, Muavenet muhribi olayından çuval hadisesine, F-35 programından CAATSA yaptırımlarına kadar birçok gelişme, iki ülke arasında zaman zaman ciddi güven sorunları oluşturdu.</p>

<p>İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'nin Batı ittifakı içinde yer alması ve NATO çatısı altında bulunması önemli güvenlik avantajları sağladı. Ancak aynı dönemde hazırlanan ve Türk ekonomi politikalarını etkileyen bazı yabancı uzman raporlarının uzun vadeli etkileri bugün bile tartışılıyor.</p>

<p>Devletler geçmişte yaşananlardan ders çıkararak geleceğe yön verir. Bu yüzden ekonomik açıdan rahatlatıcı görünen her teklifin sadece maddi yönüyle değil, olası siyasi ve stratejik sonuçlarıyla da değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Sonuçta uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklardan çok kalıcı çıkarlar vardır. Türkiye'nin de kendi milli menfaatlerini ön planda tutarak, kısa vadeli kazançlarla uzun vadeli dengeler arasında iyi bir hesap yapması önemlidir.</p>

<p>Gülper Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 16:32:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aynı Gün</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ayni-gun-100</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ayni-gun-100</guid>
                <description><![CDATA[Aynı Gün]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin gecesi başka uzar,<br />
Kimi Şubat der, kimi adını anar.<br />
Ben bir günde kaldım, hiç geçmedi,<br />
Takvimimde aynı yaprak yanar.</p>

<p>Yıllar geçti, bayramlar değişti,<br />
Kapımdan nice sevinçler geçti.<br />
Ama duvarımda duran o gün<br />
Bir milim yerinden kıpırdamadı.</p>

<p>Sabah erken kalkarım usulca,<br />
Sen yedi dersin, ben derim sekiz.<br />
Yüzümü yıkar, aynaya bakmam,<br />
Gözlerim yorgun, içim sessiz.</p>

<p>Bazen mektuplar yazarım gece,<br />
Kime gider bilmem adresi yok.<br />
Zaten yolunu kaybeder hepsi,<br />
Yalnızlık derin, dönüşü yok.</p>

<p>Kuşlarım vardı, öterdi sabah,<br />
Sesleri dolardı boş odama.<br />
Şimdi sustular, ben de sustum,<br />
Gece çöker iç dünyama.</p>

<p>Ağlayamam sandım gündüz vakti,<br />
Gözlerim inat, kalbim yorgun.<br />
Meğer uykuda çözülürmüş insan,<br />
Geceyle olurmuş hesap sorgun.</p>

<p>Hayat böyledir, hükmü keskin:<br />
Gelen kalmaz, giden dönmez.<br />
Takvim değişir herkes için.<br />
Benim günüm asla bitmez.</p>

<p>Ve bil ki artık şunu öğrendim:<br />
Bazı ayrılıklar ölmez,<br />
Sadece insanı yaşarken<br />
Yavaş yavaş eksiltir, tüketir, siler.</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:09:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞAMAK UMRUMDADIR</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamak-umrumdadir-99</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamak-umrumdadir-99</guid>
                <description><![CDATA[YAŞAMAK UMRUMDADIR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zihin yorulduğunda, dünyanın bütün o sağır edici gürültüsü insanın göğüs kafesine amansızca çöktüğünde, hiçliğin o beyaz ve serin koynu nasıl da davetkâr görünür göze... İnsan, kendi kimsesizliğinin o dondurucu ayazında titrerken, ölmeyi bir kurtuluş, afili bir veda, usulca çekilip gidilen sessiz bir uyku sanır. O yaldızlı zehir, aklın o yorgun avlusunda sinsi sinsi dolaşır durur.</p>

<p>Fakat o uçurumun kıyısında saatlerce oturup aşağıya bakanların, o karanlık suyu arzulayanların unuttuğu çok ağır, çok çıplak bir hakikat vardır. Ölmek, o fiyakalı mısralarda yazıldığı ya da hüzünlü filmlerde gösterildiği gibi zarif bir eylem değildir; insanın fıtratına, yaradılışın o ilkel direncine yapılmış en kaba ihanettir. Sen zihnindeki yangını söndürmek için ölümü çağırdığında, o geri dönüşü olmayan saniyenin içinde bedenin bütün hücreleriyle hayata tutunmak için vahşi bir savaşa başlar. Nefes borun havayı arar, kalbin o son atımı yapabilmek için göğsünü parçalar; o an anlarsın ki ölmek bir huzur değil, etin ve kemiğin yaşamak için kopardığı o en korkunç, en sağır edici feryattır. Lakin artık çok geçtir.</p>

<p>O ipin ucu, o hapların dibi veya namlunun o buz gibi metali sana sükût vadetmez; sadece kendini kırıp dökmeni ve o devasa enkazı sevdiklerinin omuzlarına bir ömürlük enfeksiyon gibi bırakmanı sağlar. İşte İsmet Özel'in "Yaşamak Umrumdadır" deyişi tam da bu yüzdendir. Kalemi eline alan, o evcil acılarıyla masaya oturan şair, ölmenin bu bayağı ve çirkin yüzünü bildiği için harflere sığınır. Biz şiirleri ölüme koşmak için değil, intiharı bir gün daha, bir mısra daha ertelemek ve o çorak topraklarda dilsiz kalmamak için yazarız.</p>

<p>Bırak, gökyüzü omuzlarını çürütsün; o muazzam yakınlıklar, o keskin yalnızlıklar göğsünde cam kırıkları gibi batsın. Dağınık kalsın yatağın, masada çayın soğusun, yaranı kendi kanınla sarmaya çalışıp becereme ama yine de bu masada kal. Çünkü insanın asıl haysiyeti o uçurumdan atlamasında değil; o uçurumun kenarında oturup, bütün o dondurucu ayaza rağmen titreyerek güneşi beklemesindedir. Yaşamak denen bu ağır işçiliği bırakıp kaçma; kal ve yaşamaya devam et.</p>

<p>&nbsp;MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:04:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sevginin Dilencisi Değil, Kendi Bahçenizin Hükümdarı Olun!</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sevginin-dilencisi-degil-kendi-bahcenizin-hukumdari-olun-98</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sevginin-dilencisi-degil-kendi-bahcenizin-hukumdari-olun-98</guid>
                <description><![CDATA[Sevginin Dilencisi Değil, Kendi Bahçenizin Hükümdarı Olun!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Hayatın karmaşası içinde çoğumuz, ruhumuzun karanlık bir köşesinde görünmez bir bekleme odasında oturur gibiyizdir. Üzerimizde en güzel kelimelerimiz, kalbimizde biriktirdiğimiz onca duyguyla, birinin kapıyı açıp içeri girmesini, bizi fark etmesini ve o büyülü cümleyi söylemesini bekleriz: "Seni görüyorum, seni seviyorum ve sen değerlisin."<br />
​Sevilmeyi beklemek, insan ruhunun en masum ama ne yazık ki en edilgen, en köleleştirici halidir. Çünkü sevgi, dışarıdan gelecek bir onay dalgası olarak beklendiğinde, insanı kendi hayatının başrolünden çıkarıp başkalarının lütfunu gözleyen bir seyirci konumuna düşürür. Anahtarı başkasının cebine teslim edilmiş bu esaret odasından çıkmanın vakti gelmedi mi?...</p>

<p>​Dünya, Kendinize Attığınız Tokadın ya da Verdiğiniz Değerin Aynasıdır<br />
​Psikolojik süreçlerde sıkça karşılaştığımız sarsıcı bir kural vardır: Dünya, bizim kendimize verdiğimiz değerin bir aynasıdır. Kendine şefkat göstermeyen, sınırlarını net çizemeyen ve kendi ihtiyaçlarını sürekli olarak başkalarının arkasına iten bir insan, farkında olmadan dünyaya şu alt metni fısıldar: "Benim varlığım önemsiz, ben son sırada gelebilirim."</p>

<p>​Bu durumdayken dışarıdan yoğun bir sevgi, saygı ve ihtimam beklemek, toprağa tek bir tohum ekmeden hasat zamanı ambar doldurmayı ummaya benzer. İlişkilerde sıkça duyduğumuz "Neden yeterince sevilmiyorum?" ya da "Neden değer görmüyorum?" serzenişleri, çoğunlukla kişinin kendi içindeki öz-değer kıtlığının dışarıya yansımasıdır. Başkalarının sevgisiyle dolmasını umduğumuz o içsel boşluk, dibi delik bir kovaya benzer; dışarıdan ne kadar aşk, ne kadar takdir dökülürse dökülsün, kova bir türlü dolmaz. Çünkü sorun dışarıdaki suyun azlığı değil, kovanın kendi sızıntısıdır.<br />
​Kendi Bahçenizin Bahçıvanı Olmak<br />
​Sevilmeyi pasif bir şekilde beklemek yerine, sevgiyi aktif bir eyleme dönüştürmek gerekir. Bunu bir metaforla ele alalım:<br />
​Bir çiçeğin açması için birinin gelip ona "Seni seviyorum" demesine gerek yoktur. Çiçek, köklerindeki suya, toprağın zenginliğine ve güneşin sıcaklığına odaklanır. Kendi doğasını yaşar, büyür ve zamanı geldiğinde tüm ihtişamıyla açar. Onun güzelliğini ve kokusunu fark edenler ise zaten etrafında birikir.<br />
​İnsan ruhu da tıpkı bir çiçek gibidir. Kendi iç dünyasını güzelleştiren, kendi sınırlarını bir kale gibi koruyan ve kendine şefkatle yaklaşan bir birey, etrafına doğal bir çekim alanı yayar. Bu bir bencillik değil; aksine, en temel psikolojik dayanıklılık adımıdır. Siz kendi bahçenizi sulamaya başladığınızda, orayı yeşerttiğinizde, o bahçenin gölgesinde dinlenmek isteyecek doğru ve sağlıklı insanlar hayatınıza zaten kendiliğinden yönelecektir.</p>

<p>​Son Söz: Esareti Bitirin<br />
​Unutmayın; başkalarının sevgisi hayatımızı güzelleştiren harika birer misafirdir, ama ev sahibi değildir. Kendi varlığınızın tapusunu, sizi sevip sevmeyeceği meçhul olan insanların eline bırakamazsınız. Bir başkasının kalbinde yer bulmak için kendi kalbinizi çiğnemekten vazgeçin.<br />
​Bugün o kasvetli bekleme odasının kapısını kilitleyin, sevilmeyi beklemeyi bırakın ve kendi bahçenizin hükümdarı olun. Çünkü siz kendinizi layığıyla sevmediğiniz sürece, tüm dünya sizi sevse bile hep bir kişi eksik kalacaksınız: Kendiniz....</p>

<p>​Uzm. Psk. Dr. Emine Çiçek&nbsp;<br />
Göyce Zengezur Üniversitesi Rektör Yrd.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 13:50:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bugün cuma...</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bugun-cuma-97</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bugun-cuma-97</guid>
                <description><![CDATA[Bugün cuma...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her zamanki gibi elime gazeteyi aldım. Sayfaları şöyle bir karıştırırken, sadece haberleri değil, sanki ülkemin son yıllardaki hâlini de okuyordum. İlk defa bu kadar derin bir umutsuzluk ve garip bir hüzün hissettim.</p>

<p>Eskiden insanlar "sağcı", "solcu" diye ayrılırdı. Bugün ise ortada sağ ya da sol meselesinden çok daha büyük bir sorun var. Ülkemde bir yıkım, bir tahribat ve her geçen gün artan bir kan kaybı görüyorum. Değerlerimiz aşınıyor, insanlar birbirine olan güvenini kaybediyor, umutlar tükeniyor.</p>

<p>"Bu ülke bu hâle nasıl geldi?" diye düşünürken, gözüme düşen bir haber dikkatimi çekti. Siyasi hesaplarla alınan kararlar, halkın iradesinin tartışıldığı süreçler ve yıllardır ülkeyi yöneten ya da yönetmeye talip olanların birbirlerini suçlamaları... Bugün yaşadığımız tabloya katkısı olan herkesin, milletin vicdanında bir hesabı olduğunu düşünüyorum.</p>

<p>Sayfayı çevirdim. Bu kez gündem diploma tartışmalarıydı. Bir an için, "Galiba bu ülkede herkes birbirinin diplomasını sorguluyor." diye geçirdim içimden. Oysa asıl sorulması gereken soru belki de şudur: Bu diplomalar kimler tarafından, hangi şartlarda ve hangi liyakat anlayışıyla verildi?</p>

<p>Çünkü bugün yaşadığımız sorunların temelinde liyakatin yerini sadakatin alması yatmıyor mu? Birileri ekonomik reçeteler sunduğunu söylüyor, ama vatandaş her geçen gün daha da yoksullaşıyor. Birileri halk adına konuştuğunu iddia ediyor, ama çoğu zaman kendi siyasi geleceğini düşünüyor. İktidarıyla muhalefetiyle herkes kendi hesabının peşindeymiş gibi görünüyor.</p>

<p>Peki ya halk?</p>

<p>Geçim sıkıntısıyla mücadele eden, iş bulamayan, geleceğe dair umutlarını kaybeden milyonlarca insanın sesini gerçekten kim duyuyor? Bu milletin açlığa, yoksulluğa, işsizliğe ve adaletsizlik hissine ne kadar daha dayanabileceğini bilmiyorum.</p>

<p>Bugün bir kenara not etmek istediğim asıl mesele ise şudur:</p>

<p>Anayasadan seçim sistemine, ittifaklardan siyasi hesaplara kadar yaşanan tüm gelişmeleri izlerken, ülkenin geleceğine dair ciddi kaygılar taşıyorum. Devleti yönetenlerin de, muhalefet edenlerin de tarih önünde büyük bir sorumluluğu olduğuna inanıyorum.</p>

<p>Ben bu ülkenin sıradan bir vatandaşı olarak, iktidarıyla muhalefetiyle bütün siyasi yapıların millet için değil de kendi çıkarları için hareket ettiği görüntüsünün giderek güçlenmesini büyük bir üzüntüyle izliyorum.</p>

<p>Bazen kendi kendime düşünüyorum; sanki koca bir sarayın içinde, kapalı kapılar ardında ülkenin geleceği konuşuluyor ve millet sadece olup biteni uzaktan seyrediyor.</p>

<p>Kısacası, fragmanı çoktan gördük. Dileğim odur ki filmin sonu, korktuğumuz gibi olmasın ve bu millet yeniden birlik, adalet ve liyakat etrafında ayağa kalksın.</p>

<p>Sevgi ile kalın</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 13:46:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’de Yeni Dönem Arayışı ve Ankara Kulisi...</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/chpde-yeni-donem-arayisi-ve-ankara-kulisi-96</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/chpde-yeni-donem-arayisi-ve-ankara-kulisi-96</guid>
                <description><![CDATA[CHP’de Yeni Dönem Arayışı ve Ankara Kulisi...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bayram sonrasının son günleriyle birlikte Ankara siyasetinde yeniden hareketli bir süreç başladı. Özellikle CHP cephesinde yaşanan gelişmeler, kulislerin en çok konuşulan başlıkları arasında yer alıyor. Ankara’da siyasetin havası yeniden ısınırken, parti içerisindeki dengelerin de değişmeye başladığı açık şekilde görülüyor.<br />
Bir tarafta mevcut Genel Başkan &nbsp;etrafında şekillenen yeni yönetim anlayışı, diğer tarafta ise partide uzun yıllar etkili olmuş ’nun siyasi ağırlığı dikkat çekiyor. CHP içerisinde yaşanan bu tablo, parti tabanında da iki farklı yaklaşımın ortaya çıkmasına neden olmuş durumda.<br />
Ankara kulislerinde konuşulan en önemli detaylardan biri ise önümüzdeki süreçte CHP kanadında daha aktif ve sert siyasi hamlelerin geleceği yönünde. Özellikle yerel seçim sonrası oluşan siyasi atmosferin, parti yönetimi tarafından yeni bir stratejiye dönüştürülmek istendiği ifade ediliyor. Ancak bu süreçte parti içindeki görüş ayrılıklarının nasıl yönetileceği büyük önem taşıyor.<br />
Siyasette en kritik meselelerden biri yalnızca seçim kazanmak değil, aynı zamanda parti içerisindeki birlik görüntüsünü koruyabilmektir. CHP bugün tam da bu sınavın içerisinde bulunuyor. Bir kesim değişim sürecinin devam etmesi gerektiğini savunurken, diğer kesim ise eski siyasi reflekslerin tamamen terk edilmemesi gerektiğini düşünüyor.<br />
Önümüzdeki günlerde yapılacak açıklamalar, olası toplantılar ve siyasi hamleler yalnızca CHP’nin geleceğini değil, Türkiye’de muhalefetin genel yönünü de belirleyecek gibi görünüyor. Ankara’da kulisler hareketli, siyaset ise yeniden şekillenmeye hazırlanıyor.</p>

<p>Gazeteci Yazar&nbsp;<br />
Erkan Sezgin</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 16:14:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayram Gelmiş Hoş Gelmiş</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bayram-gelmis-hos-gelmis-95</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bayram-gelmis-hos-gelmis-95</guid>
                <description><![CDATA[Bayram Gelmiş Hoş Gelmiş]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bayram…</p>

<p>Sadece takvimde işaretlenen birkaç gün değildir. Bayram; kırgınlıkların sustuğu, gönüllerin konuştuğu, sofraların bereketle dolduğu, kapıların umutla açıldığı müstesna zamanlardır.</p>

<p>Bugün yine bir bayrama ulaştık.</p>

<p>Kimimiz anne ocağına koşmanın heyecanını taşıyor, kimimiz çocuk kahkahalarının arasında geçmişin özlemini yaşıyor. Kimi sevdiklerine kavuşmanın sevincinde, kimi ise artık aramızda olmayanların yokluğunda sessizce dua ediyor. Çünkü bayram; hem mutluluğun hem de özlemin aynı sofrada buluştuğu en özel zamandır.</p>

<p>Modern hayatın telaşı içerisinde birbirimize yabancılaştığımız şu günlerde, bayramlar bizlere insan olduğumuzu yeniden hatırlatıyor. Bir mesajın, bir ziyaretin, samimi bir sarılmanın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden anlıyoruz. Çünkü bayramın özü; gösterişte değil, gönüldedir.</p>

<p>Bugün bir yetimin başını okşayabiliyorsak, bir yaşlının duasını alabiliyorsak, kırdığımız bir kalbi onarabiliyorsak işte o zaman gerçek bayramı yaşayabiliyoruz. Bayram; sadece yeni kıyafetler giymek değil, eski kırgınlıkları çıkarmaktır yüreğimizden.</p>

<p>Unutmayalım…</p>

<p>Bir toplumun en büyük zenginliği; sevgisi, merhameti ve birlik ruhudur. Bayramlar da bu ruhu diri tutan en güçlü köprülerdir. Ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklaştıran bir anlayışa bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.</p>

<p>O yüzden bu bayramda;</p>

<p>Bir telefon açalım uzun zamandır konuşmadığımız dostlara…</p>

<p>Bir kapıyı çalalım yalnız kalanlara…</p>

<p>Bir tebessümü çok görmeyelim çocuklara…</p>

<p>Ve en önemlisi; kalbimizi kin ve öfkeden arındıralım.</p>

<p>Çünkü bayram gelmişse, umut da gelmiştir.</p>

<p>Bayram gelmişse, kardeşlik yeniden kapımızı çalmıştır.</p>

<p>Bayram gelmiş…</p>

<p>Hoş gelmiş…</p>

<p>Gönüllerimize huzur, sofralarımıza bereket, ülkemize birlik ve beraberlik getirmiş olsun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 May 2026 13:21:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SESLENİŞ</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/seslenis-94</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/seslenis-94</guid>
                <description><![CDATA[SESLENİŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ruhum iki dünyanın arasında bir yankı<br />
Bir ölü değildim fakat bir diri de<br />
Artık süt değil hep rahmet isterim<br />
Rüzgâr bile fısıldamaz bana artık<br />
Çünkü ben duyulmayan duanın sesiyim</p>

<p>Tenim toprağa secde etmiş,<br />
Ruhum ise “Elest” bezminde hâlâ mesttir.</p>

<p>Ak kaşık sanırlar,<br />
Oysa zâhir beyaz, bâtın karadır.</p>

<p>Leylâ’mı değil,<br />
Leylâ’da gizlenmiş Hakk’ı ararım.</p>

<p>Ne varım ne yokum&nbsp;<br />
Bekleyen bir derviş gibiyim&nbsp;</p>

<p>Hızır’ı görmüş Ademoğlunu ararım<br />
Bekleyen bir derviş gibiyim&nbsp;</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 17:02:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayatı Anlama Toplumu Okuma ve Geleceği İnşa Etme Sanatı Sosyal Bilgiler</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/hayati-anlama-toplumu-okuma-ve-gelecegi-insa-etme-sanati-sosyal-bilgiler-93</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/hayati-anlama-toplumu-okuma-ve-gelecegi-insa-etme-sanati-sosyal-bilgiler-93</guid>
                <description><![CDATA[Hayatı Anlama Toplumu Okuma ve Geleceği İnşa Etme Sanatı Sosyal Bilgiler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Eğitim sistemi içerisinde her dersin ayrı bir önemi vardır. Matematik analitik düşünmeyi geliştirir fen bilimleri doğayı anlamayı sağlar dil dersleri iletişim becerilerini güçlendirir. Ancak bazı dersler vardır ki yalnızca akademik başarıya değil insanın yaşamı algılayış biçimine de doğrudan etki eder. Sosyal bilgiler dersi işte tam olarak böyle bir alandır. Çünkü sosyal bilgiler bireyin kendisini&nbsp; toplumunu geçmişini çevresini ve dünyayı anlamasına yardımcı olan çok yönlü bir yaşam dersidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bugün birçok öğrenci okul sıralarında şu soruyu sormaktadır<strong> Bu ders gerçek hayatta ne işime yarayacak?</strong>Aslında bu sorunun en güçlü cevaplarından biri sosyal bilgiler dersinin içerisinde saklıdır. Çünkü sosyal bilgiler yalnızca kitaplarda kalan teorik bilgilerden oluşmaz. Aksine insanın günlük yaşamında karşılaştığı hemen her olayla doğrudan ilişkilidir. Bir haber izlerken seçim sonuçlarını değerlendirirken doğal afetleri konuşurken ekonomik gelişmeleri anlamaya çalışırken ya da toplumsal bir olay hakkında fikir yürütürken aslında sosyal bilgiler dersinin kazanimlari içerisinde yüzmekteyiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sosyal bilgiler dersinin temel amacı sadece bilgi öğretmek değildir. Bu dersin asıl hedefi düşünen sorgulayan araştıran toplumsal sorunlara duyarlı ve çözüm üretebilen bireyler yetiştirmektir. Çünkü günümüzde bilgiye ulaşmak artık çok kolaydır. Önemli olan doğru bilgiyi ayırt edebilmek bilgiyi analiz edebilmek ve olaylara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşabilmektir. Sosyal bilgiler eğitimi tam da bu noktada bireylere önemli beceriler kazandırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bir öğrenci tarih konularını öğrenirken yalnızca savaş tarihlerini ya da önemli kişilerin isimlerini ezberlemez. Aynı zamanda toplumların nasıl değiştiğini medeniyetlerin hangi süreçlerden geçtiğini insanların özgürlük ve adalet için nasıl mücadele ettiğini öğrenir. Geçmişte yapılan hataları gören bireyler &nbsp;gelecekte daha bilinçli kararlar verebilirler. Bu nedenle tarih geçmişi öğrenmekten çok geleceği doğru kurabilmenin anahtarlarından biridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Coğrafya konuları da sosyal bilgiler dersinin hayata dokunan önemli parçalarından biridir. Öğrenciler yaşadıkları çevreyi doğal kaynakları iklim özelliklerini ve insan doğa ilişkisini öğrenirken aslında dünyayı&nbsp; okumayı öğrenir. Günümüzde &nbsp;çevre sorunlarının giderek arttığı düşünüldüğünde çevre bilinci kazanmış bireyler yetiştirmenin önemi daha net anlaşılmaktadır. Küresel ısınma su kaynaklarının azalması orman yangınları ve çevre kirliliği gibi sorunlar yalnızca bilim insanlarının değil toplumun tamamının farkında olması gereken konulardır. Sosyal bilgiler eğitimi bu farkındalığın oluşmasında büyük rol oynar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sosyal bilgiler dersinin en güçlü yönlerinden biri de vatandaşlık bilinci kazandırmasıdır. Bir toplumun gelişebilmesi için yalnızca ekonomik büyüme yeterli değildir. Aynı zamanda haklarını bilen sorumluluklarını yerine getiren demokratik değerlere sahip çıkan bireylere ihtiyaç vardır. Demokrasi insan hakları özgürlük eşitlik ve adalet gibi kavramlar öğrencilerin zihninde ilk kez&nbsp; sosyal bilgiler derslerinde şekillenmeye başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bugün toplumsal olaylara baktığımızda insanların birbirini dinlemekte zorlandığını farklı düşüncelere karşı tahammülün azaldığını görebiliyoruz. Oysa sosyal bilgiler eğitimi bireylere empati kurmayı farklı görüşlere saygı duymayı ve birlikte yaşama kültürünü öğretir. Çünkü bu ders yalnızca bilgi aktarmaz aynı zamanda insani değerleri de besler. Farklı kültürleri yaşam biçimlerini ve toplumsal yapıları öğrenen öğrenciler dünyaya daha geniş bir pencereden bakmaya başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Özellikle dijital çağın etkisiyle çocukların bilgiye ulaşma biçimi değişmiştir. Sosyal medya internet ve dijital platformlar sayesinde öğrenciler her gün çok büyük bir bilgi akışıyla karşı karşıya kalmaktadır. Ancak bu bilgilerin tamamı doğru değildir. Yalan haberler ve bilgi kirliliği günümüzün önemli problemleri arasında yer almaktadır. Sosyal bilgiler dersi öğrencilerin medya okuryazarlığı becerilerini geliştirerek doğru bilgiye ulaşma konusunda bilinç kazanmalarını sağlar. Bir haberi sorgulamak kaynağını araştırmak ve eleştirel düşünmek artık çağımızın en önemli becerilerinden biridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sosyal bilgiler eğitiminin bir diğer önemli yönü de öğrencilerin problem çözme becerilerini geliştirmesidir. Toplumsal sorunları tartışan öğrenciler yalnızca sorunları görmekle kalmaz aynı zamanda çözüm yolu bulmaya çalışır .Örneğin çevre kirliliği göç veya doğal afetler gibi konular sınıf ortamında tartışıldığında öğrenciler hem düşünme becerilerini geliştirir hem de toplumsal duyarlılık kazanırlar. Böylece eğitim&nbsp;&nbsp; yaşamın gerçekleriyle bağlantılı hâle gelir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ne yazık ki zaman zaman sosyal bilgiler dersi “ezber dersi” olarak görülur. Oysa doğru yöntemlerle işlendiğinde sosyal bilgiler öğrencilerin en çok ilgisini çeken derslerden biri olabilir. Güncel olayların sınıfa taşınması tartışma ortamlarının oluşturulması drama etkinlikleri &nbsp;belgeseller haritalar ve dijital içeriklerin kullanılması öğrencilerin derse olan ilgisini artırır. Dogru bir yaklaşım benimsendiğinde sosyal bilgiler dersi yalnızca öğrenilen değil aynı zamanda yaşanan bir derse dönüşür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ayrıca sosyal bilgiler dersleri öğrencilerin aidiyet duygularını da güçlendirir. Kültürel mirasın korunması milli değerlerin anlaşılması ve toplumsal birlik duygusunun gelişmesi açısından sosyal bilgiler eğitimi önemli bir köprü görevi görür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Öğretmenlerin bu süreçteki rolü ise oldukça büyüktür. Sosyal bilgiler öğretmeni yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Aynı zamanda öğrencileri düşünmeye yönlendiren onları araştırmaya teşvik eden ve toplumsal farkındalık oluşturan bir rehberdir. Öğretmenin kullandığı dil öğrencilerle kurduğu iletişim ve sınıf içerisindeki demokratik yaklaşımı öğrencilerin karakter gelişimini doğrudan etkiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bugünün dünyasında teknoloji gelişebilir şehirler büyüyebilir ekonomik sistemler değişebilir ancak toplumu ayakta tutan en önemli unsur bilinçli insan yetiştirebilmektir. İşte sosyal bilgiler eğitimi tam da bu noktada büyük bir sorumluluk üstlenmektedir. Çünkü bu ders yalnızca akademik bilgi kazandırmaz aynı zamanda bireyin topluma karşı sorumluluklarını fark etmesini sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sonuç olarak Neden Sosyal Bilgiler?sorusunun cevabı aslında hayatın içerisindedir. Çünkü sosyal bilgiler geçmişi anlamayı bugünü yorumlamayı ve geleceği doğru inşa etmeyi öğretir. İnsan ilişkilerini anlamayı toplumsal olayları sorgulamayı çevreye duyarlı olmayı ve demokratik değerleri benimsemeyi sağlar. Kısacası sosyal bilgiler öğrenciyi yalnızca sınavlara değil hayata hazırlayan en önemli derslerden biridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ve unutulmamalıdır ki bir toplumun geleceği yalnızca bilgi sahibi bireylerle değilb bilinçli duyarlı sorgulayan ve sorumluluk sahibi bireylerle şekillenir. Sosyal bilgiler eğitiminin gerçek gücü de tam olarak burada ortaya çıkar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 16:54:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KÜRESEL KÖYÜN MUHTARI</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kuresel-koyun-muhtari-92</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kuresel-koyun-muhtari-92</guid>
                <description><![CDATA[KÜRESEL KÖYÜN MUHTARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar dünya düzeni denildiğinde akla ordular, işgaller, darbeler ve sıcak savaşlar gelirdi. Güç dediğimiz şey; tankın namlusunda, savaş uçaklarının gölgesinde aranırdı. Bugün ise dünyanın düzeni artık başka bir merkezden yönetiliyor. Yeni çağın silahı petrol kadar değerli olan veri, yeni ordusu yapay zekâ, yeni sömürgesi ise dijital bağımlılık haline geldi.</p>

<p>Dünya artık klasik emperyalizm dönemindeki gibi yönetilmiyor. Çünkü modern sistemde bir ülkeyi işgal etmek, ona asker göndermek ya da sınırına bayrak dikmek gerekmiyor. Eğer o ülkenin bankacılık sistemi sizin altyapınızı kullanıyorsa, devlet kurumları sizin yazılımlarınıza bağlıysa, iletişim ağları sizin sunucularınızdan geçiyorsa zaten o ülkenin sinir sistemini elinizde tutuyorsunuz demektir.</p>

<p>Bugün Amerika Birleşik Devletleri tam da bunu yapıyor.</p>

<p>Eskiden “dünyanın jandarması” rolüyle hareket eden ABD, artık daha düşük maliyetli fakat çok daha etkili bir yöntem izliyor. Asker göndermek yerine teknoloji satıyor. İşgal etmek yerine sistem kuruyor. Yönetmek yerine bağımlı hale getiriyor.</p>

<p>Bulut sistemleri, yapay zekâ altyapıları, sosyal medya ağları, dijital ödeme mekanizmaları, yazılım abonelikleri… Dünyanın büyük bölümü artık Amerikan merkezli dijital sistemlere bağlı yaşıyor. Avrupa Birliği bile yapay zekâ yasaları çıkarıp teknoloji devlerini sınırlamaya çalışsa da kendi küresel teknoloji markalarını oluşturamadığı için aynı sistemin içinde kalmaya devam ediyor.</p>

<p>İşte tam bu noktada yeni dünya düzeninin gerçek yüzü ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bize anlatılan “çok kutuplu dünya” söylemi gerçekte tam anlamıyla eşit güçlerin bulunduğu özgür bir sistem değildir. Çin üretim merkezi olabilir, Rusya askeri güç gösterebilir, Avrupa ekonomik blok oluşturabilir; ancak dijital omurga, finans sistemi ve küresel veri akışı hâlâ büyük ölçüde Washington merkezli yapıların kontrolünde ilerlemektedir.</p>

<p>Yani dünya değişiyor ama oyunun sahibi tamamen değişmiyor.</p>

<p>Artık yeni model; doğrudan yöneten bir imparatorluk değil, uzaktan kontrol eden bir merkez modeli üzerine kuruluyor. Bölgesel güçler kendi alanlarında düzeni sağlıyor, enerji hatlarını koruyor, lojistik akışı sürdürüyor. Ancak sistemin ana anahtarı yine küresel merkezde tutuluyor.</p>

<p>Bir başka ifadeyle; ülkeler serbest gibi görünse de bağlı oldukları dijital zincirler giderek büyüyor.</p>

<p>Bugün savaşlar yalnızca cephede kazanılmıyor. Veri merkezlerinde, uydu ağlarında, yapay zekâ laboratuvarlarında ve finans koridorlarında kazanılıyor. Geleceğin en güçlü devleti; en büyük orduya sahip olan değil, en büyük veri ağını yöneten devlet olacak.</p>

<p>Belki de insanlık tarihinde ilk kez görünmeyen zincirler, görünen zincirlerden daha güçlü hale geldi.</p>

<p>Ve bütün bu tabloya uzaktan baktığımızda karşımıza şu gerçek çıkıyor:</p>

<p>Kısacası, küresel düzende her koyunun bir çobanı olduğu gibi; ABD de elinde kavalıyla sistemi yönlendiren baş aktör olmaya devam etmektedir.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;</p>

<p>Gülper YILMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 May 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gerçek Değer: Seni Eksiltmeden Çoğaltabilme Sanatı</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gercek-deger-seni-eksiltmeden-cogaltabilme-sanati-91</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gercek-deger-seni-eksiltmeden-cogaltabilme-sanati-91</guid>
                <description><![CDATA[Gerçek Değer: Seni Eksiltmeden Çoğaltabilme Sanatı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Modern insan ilişkilerinin en temel paradokslarından biri, “değer vermek” kavramının sıklıkla fedakârlık, sahiplenme ya da kendinden vazgeçme ile karıştırılmasıdır. Oysa psikolojik açıdan gerçek değer; bireyin kimliğini, sınırlarını ve öz benliğini aşındırmadan ilişki içinde karşılıklı gelişimi destekleyebilmektir. Sağlıklı bir ilişkinin temel göstergesi, bireyin o ilişkinin içinde küçülmesi değil; aksine psikolojik olarak güçlenmesi, kendilik algısının beslenmesi ve duygusal kapasitesinin genişlemesidir.<br />
İnsan, doğası gereği bağ kurmaya ihtiyaç duyan sosyal bir varlıktır. Ancak bağ kurma ihtiyacı ile bağımlı hale gelme arasındaki çizgi çoğu zaman fark edilmeden silikleşebilir. Özellikle duygusal ilişkilerde “vermek” kavramı, bazen sağlıklı paylaşımın ötesine geçerek kişinin kendi ihtiyaçlarını sistematik biçimde geri plana attığı bir öz silinmeye dönüşebilir. Bu durum psikoloji literatüründe duygusal tükenme, sınır ihlali ve eş bağımlılık (codependency) gibi kavramlarla açıklanır.<br />
Sağlıklı ilişkilerde sevgi, bireyin bireyselliğini tehdit etmez; aksine onu destekler. Çünkü gerçek yakınlık, kişinin kendiliğinden vazgeçmesini değil, kendilik bütünlüğünü koruyarak ilişki kurabilmesini gerektirir. Carl Rogers’ın insancıl psikoloji yaklaşımında vurguladığı gibi, bireyin koşulsuz kabul gördüğü ilişkiler psikolojik gelişimi destekler. Kabul görmek, değişmeye zorlanmadan anlaşılabilmek; bireyin özsaygısını güçlendirir ve içsel güvenlik duygusunu artırır.<br />
Buna karşılık sağlıksız ilişkilerde sevgi; kontrol, suçluluk, manipülasyon ya da görünmez duygusal borçlarla örülü hale gelebilir. Kişi sürekli veren, anlayan, alttan alan, düzenleyen taraf haline geldikçe kendi psikolojik sınırlarını kaybetmeye başlar. Başlangıçta “fedakârlık” olarak tanımlanan bu süreç, zaman içinde kimlik erozyonuna neden olabilir. Çünkü sürekli başkasının ihtiyaçlarına odaklanan birey, bir noktadan sonra kendi duygularını tanımlamakta dahi zorlanır.<br />
Gerçek değer tam da burada farklılaşır.<br />
Gerçek değer, bir insanı kendine bağımlı kılmak değil; onun psikolojik özerkliğini desteklemektir. Onu küçülterek yanında tutmak değil; güçlenmesine eşlik edebilmektir. Bir kişinin ışığından rahatsız olmamak, gelişimini tehdit olarak algılamamak ve başarılarını ilişkinin kaybı olarak görmemek, duygusal olgunluğun göstergesidir.<br />
Psikolojik sağlamlık açısından bakıldığında, sağlıklı ilişkiler bireyin stresle baş etme kapasitesini artırır, aidiyet duygusunu güçlendirir ve duygusal düzenleme becerilerini destekler. İlişki, bir yük değil; psikolojik dayanıklılığı artıran güvenli bir alan haline gelir. Çünkü gerçek bağ, bireyin kendilik değerini azaltmaz; onu daha görünür hale getirir.<br />
Bu nedenle belki de ilişkilerimizi değerlendirirken en temel soruyu sormamız gerekir:<br />
Bu ilişki beni ben olmaktan uzaklaştırıyor mu, yoksa kendimin daha sağlıklı bir versiyonuna mı dönüştürüyor?<br />
Çünkü gerçek değer; bireyi eksilterek değil, psikolojik olarak çoğaltarak var olur.</p>

<p>Özden öze..<br />
Uzm. Psk. Emine Çiçek<br />
Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 01:06:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erkan Sezgin kaleminden 19 Mayıs’ın Işığında Gençliğe Güven</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/erkan-sezgin-kaleminden-19-mayisin-isiginda-genclige-guven-90</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/erkan-sezgin-kaleminden-19-mayisin-isiginda-genclige-guven-90</guid>
                <description><![CDATA[Erkan Sezgin kaleminden 19 Mayıs’ın Işığında Gençliğe Güven]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>19 Mayıs 1919…<br />
Bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun ilk adımı…<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak başlattığı bağımsızlık mücadelesi, yalnızca bir tarih değil; Türk milletinin azmini, kararlılığını ve özgürlüğe olan inancını tüm dünyaya gösteren büyük bir dönüm noktasıdır.</p>

<p>Bugün bizlere düşen görev ise, o ruhu yaşatmak ve gelecek nesillere aynı inançla aktarmaktır. Çünkü gençlik; bir milletin umudu, yarını ve en büyük güvencesidir. Atatürk’ün gençlere emanet ettiği bu vatan, onların azmi, çalışkanlığı ve milli değerlerine sahip çıkmasıyla daha güçlü yarınlara taşınacaktır.</p>

<p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı; sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda birlik ve beraberliğimizi hatırlatan önemli bir milli değerdir. Türk milleti tarih boyunca milli ve manevi değerlerine sahip çıkmış, bayramlarını ortak bir gönül bağıyla kutlamayı bilmiştir. Bugün de aynı ruhla; gençlerimize güvenerek, onların hayallerine destek olarak ve ülkemizin geleceğine umutla bakarak bu anlamlı günü hep birlikte kutluyoruz.</p>

<p>Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı yürekten kutluyorum.</p>

<p><br />
ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Köşe yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 01:05:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EKSİKLİĞİN COĞRAFYASI</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/eksikligin-cografyasi-89</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/eksikligin-cografyasi-89</guid>
                <description><![CDATA[EKSİKLİĞİN COĞRAFYASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birini kaybetmek, sadece bir sesin susması ya da bir yüzün silinmesi değildir; insanın kendi içindeki o silik haritanın paramparça olmasıdır. Artık her adımda bastığınız yer boşluk, her nefeste soluduğunuz hava biraz daha eksiktir. Bir ceketin boş kalan kollarında, bir masanın yetim duran köşesinde hep o aynı sızı: "Buradaydı." Daktilonun mürekkebi bitse dert değil, kağıdı değiştiririz; ama gidenin bıraktığı o sessizliği hangi kelimeyle doldurabiliriz, hangi cümleyle ayağa kaldırırız ?&nbsp;</p>

<p>İnsanlar birer yabancı gibi izliyorlar bu yangını. Teselli niyetine kurdukları her cümle, aslında o yokluğu bir kez daha yüzümüze çarpan birer tokat. "Zamanla geçer," diyorlar, sanki kalbimizdeki o koca gedik bir mevsimlikmiş gibi. Gözleriyle ölçüyorlar bizi; "Bak, hâlâ eksik, hâlâ toparlanamadı," diyen o iğneleyici acıma duygusuyla... Her sustuğumuz yerde onlar o kaybın adını anıyor, her gülmeye yeltendiğimiz an o eksikliği bir idam hükmü gibi boynumuza asıyorlar. Kimse de demiyor ki; bu omuzlar bu enkazı kaldırmaya yetmez.</p>

<p>Şimdi pencere kenarında, her türlü hatıraya amade bir halde beklerken anlıyorum; gidenin yeri dolmuyor, sadece o boşlukla yaşamanın, o buz gibi sanatına alışılıyor. İnsan, sevdiğini kaybettiğinde sadece bir kişiyi değil, kendi dünyasının yarısını da toprağa veriyormuş.</p>

<p>Onun eksikliğini bir ayıp gibi yüzümüze vuranlara inat, o boşluğun kutsallığını bir hırka gibi sırtımıza geçirip yürümek zorundayız.. Çünkü bazen birinin yokluğu, geri kalan herkesin varlığından daha büyük bir yer kaplıyor insanın kalbinde. Ve bizler, o görünmez mezarları içimizde taşıyan, her adımda o ağırlıkla biraz daha eğilen ama asla yıkılmayan o mahzun yolcularız.</p>

<p>MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 12:52:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Dün Muhalif, Bugün İktidar: Siyasette Omurga mı Kaldı, Yoksa Sadece Koltuk Hesabı mı?”</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/dun-muhalif-bugun-iktidar-siyasette-omurga-mi-kaldi-yoksa-sadece-koltuk-hesabi-mi-88</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/dun-muhalif-bugun-iktidar-siyasette-omurga-mi-kaldi-yoksa-sadece-koltuk-hesabi-mi-88</guid>
                <description><![CDATA[“Dün Muhalif, Bugün İktidar: Siyasette Omurga mı Kaldı, Yoksa Sadece Koltuk Hesabı mı?”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Düne kadar en ağır eleştirileri yaptığı bir siyasi yapının bugün yanında saf tutmak, siyasette fikir değişikliği değil; düpedüz siyasi hafızayla alay etmektir. Millet artık bu senaryoları ezbere biliyor. Seçim zamanı başka konuşup, güç dengesi değişince başka kapılara yönelen siyaset anlayışı toplumda karşılık değil, tepki üretir.<br />
Burcu Köksal’ın AK Parti saflarına geçmesi, kamuoyunda “ilke siyaseti” değil, “kişisel siyasi kariyer hesabı” olarak okunacaktır. Çünkü insanlar şunu unutmaz: Dün meydanlarda sert sözler söylediğin bir yapıya bugün hiçbir mahcubiyet göstermeden katılıyorsan, ortada sorgulanması gereken ciddi bir tutarsızlık vardır.<br />
Siyasetçinin en büyük sermayesi güvendir. Güvenini kaybeden bir siyasetçi, makam kazansa da itibarı kaybeder. Vatandaş artık parti değiştirenleri değil, duruşunu değiştirmeyenleri takdir ediyor. Çünkü omurgalı siyaset; menfaat nereye eserse oraya savrulmak değil, gerektiğinde yalnız kalmayı göze almaktır.<br />
Bugün toplumun büyük bir kısmı şu soruyu soruyor: “Dün yanlış dediklerin bugün nasıl doğru oldu?” Eğer bu sorunun net ve vicdani bir cevabı yoksa, yapılan şey siyasi tercih değil; koltuk uğruna geçmiş söylemleri inkâr etmektir.<br />
Türk siyaseti artık transfer pazarlığı görüntüsünden yoruldu. Halk; ilkesi olan, sözüne sadık kalan, dün ne dediyse bugün de arkasında duran isimler görmek istiyor. Çünkü siyasette en tehlikeli şey fikir değiştirmek değil, çıkar uğruna karakter değiştirmektir.</p>

<p>Erkan Sezgin&nbsp;<br />
Köşe yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 12:50:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU VATAN SAHİPSİZ DEĞİLDİR</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bu-vatan-sahipsiz-degildir-87</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bu-vatan-sahipsiz-degildir-87</guid>
                <description><![CDATA[BU VATAN SAHİPSİZ DEĞİLDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de son yıllarda tehlikeli bir alışkanlık oluşturulmaya çalışılıyor. Önce milli değerleri önemsizleştiriyorlar, ardından buna “özgürlük” adı veriyorlar. Bugün geldiğimiz noktada öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki; bazı spor müsabakalarında Türk bayrağı yok, İstiklal Marşı yok, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak değerlerine saygı yok. İnsan sormadan edemiyor: Burası Türkiye Cumhuriyeti değil mi?</p>

<p>Diyarbakır da bu milletindir, İzmir de, Ankara da, Hakkâri de… Hiç kimse herhangi bir şehri Türkiye’den kopuk bir yapı gibi göstermeye kalkamaz. Bu toprakların her karışı, şehit kanıyla vatan olmuştur. Kimse bu gerçeği unutturamaz.</p>

<p>Bugün “özgürlük” diyerek milli birlik duygusunu aşındırmaya çalışanlar şunu iyi bilmelidir: Özgürlük; devlete, bayrağa, İstiklal Marşı’na ve milletin ortak hafızasına düşmanlık etmek değildir. Demokratik haklarla bölücülüğü aynı kefeye koyanlar, bu millete en büyük kötülüğü yapmaktadır.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin çatısı altında yaşayan herkesin ortak sorumluluğu vardır. Bu devletin kimliğini taşıyan herkes; ay yıldızlı bayrağa, İstiklal Marşı’na ve bu milletin birliğine saygı göstermek zorundadır. Çünkü bu değerler herhangi bir siyasi görüşün değil, doğrudan devletin ve milletin varlık sembolleridir.</p>

<p>Bugün bazı çevreler etnik kimlikler üzerinden toplumu kutuplaştırarak siyasi çıkar elde etmeye çalışıyor. İnsanları birbirine düşürmekten medet umanlar bilsin ki; bu millet, tarih boyunca nice oyunu bozmuştur. Türk ile Kürdü karşı karşıya getirmeye çalışan anlayış dün başarılı olamadı, bugün de olamayacaktır.</p>

<p>Ancak kimse şunu da yanlış anlamasın: Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğine, anayasal yapısına ve milli bütünlüğüne yönelik hiçbir dayatma bu millet tarafından kabul edilmeyecektir. Bu ülke üzerinde hesap yapanlar, önce bu milletin iradesini hesaba katmak zorundadır.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti bir bütündür; bölünemez, parçalanamaz, pazarlık konusu yapılamaz.</p>

<p>Ve unutulmasın:<br />
Bu vatan sahipsiz değildir.<br />
Bu bayrak sahipsiz değildir.<br />
Bu millet diz çökecek bir millet hiç değildir.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;</p>

<p>Gülper DAĞ YALMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 May 2026 20:58:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile İçi İletişimin Sınıftaki Görünmeyen Gücü</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/aile-ici-iletisimin-siniftaki-gorunmeyen-gucu-86</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/aile-ici-iletisimin-siniftaki-gorunmeyen-gucu-86</guid>
                <description><![CDATA[Aile İçi İletişimin Sınıftaki Görünmeyen Gücü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bir öğrencinin sınıftaki davranışlarını anlamaya çalışırken çoğu zaman gözümüz defterine ödevine ya da sınav sonuçlarına gider. Oysa asıl ipuçları çoğu zaman görünmeyen bir yerde saklıdır. Evde kurulan cümlelerde kullanılan ses tonunda paylaşılan ya da paylaşılmayan duygularda cünkü çocuk sabah okula gelirken yalnızca çantasını değil evde öğrendiği iletişim dilini gördüğü ilişki biçimlerini ve hissettiği duygusal iklimi de beraberinde getirir. Ve o dil sınıfta kurduğu her ilişkinin temelini oluşturur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Aile içi iletişim çocuğun kendilik algısının ilk aynasıdır. Evde dinlenen bir çocuk sınıfta da dinlemeyi öğrenir. Söz hakkı verilen bir çocuk düşüncelerini ifade etmekten çekinmez. Hata yaptığında yargılanmak yerine desteklenen bir çocuk öğrenmenin doğal bir süreç olduğunu içselleştirir. Ancak bunun tam tersi bir iletişim ortamında büyüyen çocuklar için sınıf çoğu zaman bir öğrenme alanından ziyade bir kendini koruma alanına &nbsp;dönüşür. Bu çocuklar ya sessizleşir ya da duyulabilmek için aşırı tepkiler verir. Kimisi görünmez olmayı seçer kimisi ise görülmek için sınırları zorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sınıfta sıkça karşılaştığımız pek çok davranışın kökeni aslında evdeki iletişim alışkanlıklarına dayanır. Sürekli söz kesen bir öğrenci belki de evde hiç dinlenmemiştir. Eleştiriye tahammül edemeyen bir çocuk yalnızca eleştirilerek büyümüş olabilir. Arkadaşlarına karşı empati kurmakta zorlanan bir öğrenci ise duyguların konuşulmadığı bir ortamda yetişmiş olabilir. Aşırı rekabetçi ya da kıyaslama odaklı bir tutum sergileyen çocuklar çoğu zaman evde sürekli başkalarıyla karşılaştırılmıştır. Sorumluluk almaktan kaçınan bir öğrenci ise hatalarının bedelini ağır şekilde ödemiş ya da tam tersi hiç sorumluluk verilmemiş bir ortamdan geliyor olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Öğretmenin sınıfta kullandığı dil bu noktada hayati bir rol oynar. Çünkü öğretmen birçok çocuk için ikinci bir iletişim modeli sunar. Seni anlıyorum Bu zor bir durum olabilir Birlikte çözebiliriz gibi cümleler bazı öğrenciler için hayatlarında ilk kez duydukları bir yaklaşımı temsil eder. Öğretmenin sabrı ses tonu ve yaklaşımı yalnızca dersin akışını değil çocuğun kendine bakışını da şekillendirir. Bazen bir öğretmenin tek bir cümlesi bir çocuğun yıllardır taşıdığı olumsuz iç sesi olumlu bir iç sese dönüştürebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ancak burada önemli bir gerçek var Öğretmen ne kadar çabalarsa çabalasın evdeki iletişim diliyle sürekli çatışan bir ortamda kalıcı değişim sağlamak oldukça zordur. Bu nedenle eğitim yalnızca okulun değil ailenin de aktif bir parçası olduğu bir süreçtir. Ev ve okul aynı dili konuştuğunda çocuk için güçlü bir gelişim zemini oluşur. Tutarlılık çocuğun güven duygusunu besler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Aile içi iletişimin akademik başarı üzerindeki etkisi de oldukça derindir. Öğrenme yalnızca bilgiyle değil güven ve değer duygusuyla beslenir. Kendini güvende hisseden bir çocuk hata yapmaktan korkmaz. Soru sorar merak eder ve &nbsp;araştırır. Oysa sürekli eleştirilen ya da yetersiz hissettirilen bir çocuk için öğrenme süreci kaygı dolu bir alana dönüşür. Bu kaygı zamanla dikkat dağınıklığına öğrenmeden kaçınmaya ve özgüven kaybına yol açar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bugün sıkça dile getirilen “dikkat dağınıklığı” meselesine de bu açıdan bakmak gerekir. Çoğu zaman dikkat sorunu olarak tanımlanan durum aslında duygusal bir kopukluğun yansımasıdır. Kendini değerli hissetmeyen banlaşılmadığını düşünen bir çocuk zihnini derse veremez. Çünkü zihin önce güvende olmak ister. Bu yüzden sınıfta dikkati artırmanın yolu yalnızca yöntem değiştirmekten değil çocuğun duygusal ihtiyaçlarını anlamaktan geçer.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ailelere düşen görev mükemmel ebeveyn olmak değil farkında ve ilgili ebeveyn olmaktır. Çocuğunuzla kurduğunuz iletişimde küçük değişiklikler büyük etkiler yaratabilir. Onu dinlemek sözünü kesmemek duygularını küçümsememek ve en önemlisi koşulsuz sevgi. Bunlar basit gibi görünen ama derin izler bırakan davranışlardır. Unutmayalım ki çocuklar en çok duyduklarına değil en çok hissettiklerine dönüşürler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Öğretmen aile iş birliği ise bu sürecin bel kemiğidir. Bir öğrencinin gelişimi yalnızca sınıf içindeki performansıyla değil evdeki destekle de doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle velilerle kurulan sağlıklı iletişim öğrencinin başarısını artıran en önemli unsurlardan biridir. Öğretmen ve veli aynı hedefte buluştuğunda çocuk kendini daha güvende ve desteklenmiş hisseder.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Belki de en çarpıcı gerçek şudur. Bir çocuğun sınıfta kurduğu cümleler çoğu zaman evde duyduklarının yankısıdır. O yankı bazen cesaret verir, bazen korku üretir. Bazen bir çocuğu ayağa kaldırır bazen sessizliğe iter. Bu nedenle her ebeveynin ve her eğitimcinin kendine sorması gereken bir soru vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ben bu çocuğun iç sesine ne katıyorum? &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Çünkü günün sonunda çocuk en çok duyduğu sesi içselleştirir. Ve o ses yalnızca bugünün sınıfında değil yarının hayatında da onunla birlikte konuşmaya devam eder.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Son söz olarak unutmamak gerekir ki &nbsp;Eğitim sadece bilgi aktarmak değil bir insanın iç dünyasını inşa etmektir. Ve bu inşanın temeli evde atılır sınıfta şekillenir hayat boyu devam eder. Eğer güçlü özgüvenli ve sağlıklı bireyler yetiştirmek istiyorsak işe önce kurduğumuz cümlelerden başlamalıyız. Çünkü bazen bir çocuğun kaderi ona nasıl hitap edildiğinde gizlidir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Çocukla bağ kurmanın gücüne inanan bir eğitimci </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 May 2026 20:05:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessiz Yüzleriyle Siverek</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-yuzleriyle-siverek-85</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-yuzleriyle-siverek-85</guid>
                <description><![CDATA[Sessiz Yüzleriyle Siverek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Şimdilerde dilime dolaşmış bir şarkı var. Ne zaman dinlesem ya da mırıldansam beni memleketimin sokaklarına götürür. Kendi iç dünyam kadar değerli, kadim ve eşsiz bir şehir. Kimileri için dert yığını olsa bile aslında tarihi ve kültürel bir dokusu var memleketimin. Bir ucu Fırat nehrine diğer bir ucu Karacadağ’ın eteklerine uzanır. Kendine has yemek, giyim kuşam, sokak yapısı, doğal güzelliği olan bir şehir. Adı Siverek. Resmiyete göre Şanlıurfa’ya bağlı ama yıllarca il olma mücadelesi içinde geçmiş bir kent. İnsanları mert, havası sert bir şehirdir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazen bir şehri anlatan şey, yüksek sesle söylenen cümleler değildir. Tekrarlana tekrarlana yer eden kelimeler, zamanla bir hissin önüne geçebilir. Aynı manzaraya hep aynı açıdan bakıldığında, geride kalan ayrıntılar görünmez olur. Oysa her şehir, anlatılandan ibaret değildir; bazı yüzleri sessizdir, bazı güzellikleri ise ancak dikkatle bakıldığında fark edilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siverek de böyle bir yer. Günlük telaşın içinde kaybolan ama hâlâ diri duran bir tarafı var. Akrabalık bağlarının kolay kolay kopmadığı, insanların birbirini ismen tanıdığı bir şehir. Akşamları bir evin kapısı çalınır, içeride çay vardır. Sıra geceleri yapılır, sesler yükselir ama kimse kimseyi bastırmaz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu topraklar yalnızca geçmişle anılan bir yer de değildir. Aynı zamanda geleceğe dair sessiz emeklerin verildiği bir şehir burası. Bir salonda, birkaç öğrencinin ekran başında kurduğu hayaller, ülke çapında yankı bulabiliyor. Yazılımla uğraşan gençlerin aldığı dereceler, çoğu zaman büyük gürültüler koparmadan, kendi yolunu buluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aynı şekilde kelimelerle düşünen, yazdıklarıyla bu şehrin hafızasını diri tutan insanlar da var. Yaşanmışlıkları, sokakları, insan hikâyelerini satır satır kayda geçiren yazarlar… Onların metinlerinde Siverek yalnızca bir mekân değil, yaşayan bir karakter gibi durur. Bu şehir, kendi içinden çıkan sözü yine kendi kültürüne armağan eder.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sözü olan gelir, sazı olan uğrar. Daha kısa süre önce Şükrü Erbaş ve Mehmet Atlı bu şehirdeydi. Yakında Yılmaz Odabaşı ve Ali Doğan Gönültaş’ın adımları düşecek bu sokaklara. Bir de bu kentin içinden çıkmış bir yönetmenin kamerası var; bildiği hikâyeleri, tanıdığı insanları beyaz perdeye taşıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kent dediğimiz şey biraz da budur. Aynı anda hem eksik hem tamam olabilmek. Hem yorucu hem de vazgeçilmez olmak. Elbette aksayan yanlar vardır, hayat pürüzsüz akmaz. Ama bir şehri yalnızca pürüzlerinden ibaret sanmak, onun ruhunu ıskalamaktır. Siverek’i anlatırken mesele, neyi söylediğimizden çok, neyi görmezden geldiğimizdir. Çünkü bu şehir, yalnızca anlatılan kadar değildir; anlatılmayı bekleyen başka yüzleri de vardır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 21:11:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fikirlerin Aynası: Söylemden Eyleme Toplumsal İz Bırakmak</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/fikirlerin-aynasi-soylemden-eyleme-toplumsal-iz-birakmak-84</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/fikirlerin-aynasi-soylemden-eyleme-toplumsal-iz-birakmak-84</guid>
                <description><![CDATA[Fikirlerin Aynası: Söylemden Eyleme Toplumsal İz Bırakmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Düşünmek, insanı diğer canlılardan ayıran en temel vasıftır; ancak düşüncelerin gerçek değeri, onların zihnimizin koridorlarından çıkıp topluma nasıl ulaştığıyla ölçülür. Bir fikre sahip olmak yolun sadece başlangıcıdır. Eğer o fikirleri tam anlamıyla aktaramıyor, daha da önemlisi bu fikirlerle topluma dokunacak bir şeyler yapamıyorsak, elimizde kalan sadece yankısız bir sestir.</p>

<p>Karakterin İmzası: Eylemler ve Söylemler<br />
Bir insanın karakteri, savunduğu fikirlerle hayata geçirdiği eylemlerin arasındaki o ince çizgide gizlidir. Toplum, bir bireyi sadece ağzından çıkan etkileyici cümlelerle değil, bu cümlelerin hayat bulmuş haliyle değerlendirir. "Eylemlerle söylemlerin uyumu," bir nevi kişinin toplumsal güvenilirliğinin tapusudur. Söylediği ile yaptığı bir olmayan kişinin fikirleri, ne kadar parlak olursa olsun, toplum nezdinde karşılık bulamaz. Karakter, düşüncelerin eyleme dökülmüş halidir.</p>

<p>Toplumun Aynasına Bakmak<br />
Herkes fikir beyan etme özgürlüğüne sahiptir; fakat asıl mesele, bu fikirlerin toplumun süzgecinden nasıl geçtiğidir. Şunu kendimize sormalıyız:<br />
Beyan ettiğim bu fikirle toplumda nasıl bir iz bırakıyorum?<br />
İnsanlar bu düşüncelerin arkasındaki niyeti ve samimiyeti görebiliyor mu?<br />
Fikirlerim bir çözüm mü sunuyor, yoksa sadece kalabalık mı yapıyor?</p>

<p>Toplumun hakkımızda ne düşündüğü, sadece bir popülarite meselesi değil, fikirlerimizin ulaştığı menzilin bir göstergesidir. Eğer toplumun düşüncelerini ve ihtiyaçlarını doğru analiz edemiyorsak, en doğru fikri bile yanlış bir zamanda veya yanlış bir üslupla sunabiliriz.<br />
Analiz ve Etki</p>

<p>Toplumsal analiz, sadece verileri okumak değildir; sokağın sesini duymak, insanların kaygılarını anlamak ve beklentilerine dokunabilmektir. Bir fikir adamı veya bir toplum öncüsü için "analiz yeteneği," rüzgarın nereden estiğini bilmek gibidir. Rüzgarı arkasına alamayan bir fikir, fırtınada kaybolmaya mahkumdur.</p>

<p>Sonuç olarak; fikirler paylaşıldıkça çoğalır, eyleme dönüştükçe değer kazanır. Sadece konuşan değil, konuştuğunu yaşayan ve yaşatan bireyler topluma yön verebilir. Bugün kendimize şu soruyu soralım: Söylediklerimizle mi anılıyoruz, yoksa bıraktığımız izlerle mi?</p>

<p>ERKAN SEZGİN<br />
KÖŞE YAZARI..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 20:21:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AKVARYUM</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/akvaryum-83</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/akvaryum-83</guid>
                <description><![CDATA[AKVARYUM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir hayal biterken bir başka hayal başlar,<br />
insan sanki camın ardında bir balık gibi,<br />
biten hayallerin yerine yenileri gelir,<br />
hiçbir hayal tam bitmez,<br />
acı eksilmez, sadece yer değiştirir.</p>

<p>Zor mu gerçekten bu kadar sürüp gitmesi?<br />
İnsan hep yalnız mıdır,<br />
yoksa yalnızlık Tanrı’dan saklı bir hediye mi?<br />
Sahi, neden hep yalnız hayal ettim?<br />
Annemin dizinde otururken hiç şiir düşmezdi aklıma,<br />
ama şimdi bir mezar kazıp içine mısra gömüyorum.</p>

<p>Hayalim ölmek mi?<br />
Göğsünde süt bitmiş, dudağı kurumuş bir annenin<br />
kokusuna mı dönmek ister içim?<br />
Sahi, insan mı akvaryumda?<br />
Yoksa balık mı insanın akvaryumunda habersiz yüzüp durur?</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 14:12:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlişkilerde \&quot;Laissez-Faire\&quot; Dinamiği: Duygusal Otonomi ve Kontrol Paradoksu</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iliskilerde-laissez-faire-dinamigi-duygusal-otonomi-ve-kontrol-paradoksu-82</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iliskilerde-laissez-faire-dinamigi-duygusal-otonomi-ve-kontrol-paradoksu-82</guid>
                <description><![CDATA[İlişkilerde \"Laissez-Faire\" Dinamiği: Duygusal Otonomi ve Kontrol Paradoksu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Hayatın her alanında bir şeyleri yönetmeye, düzeltmeye ve manipüle etmeye ne kadar da programlıyız... Özellikle en yakınımızdakileri, yani partnerlerimizi. Oysa ekonomi biliminden ödünç aldığımız, modern psikolojide "duygusal otonomi" kavramıyla karşılık bulan o meşhur "Laissez-faire" yani "Bırak yapsınlar" doktrini, sağlıklı bir ilişkinin sürdürülebilirliği için en kritik anahtardır.<br />
​Pek çoğumuz ikili ilişkilerde partnerimizi adeta bir "restorasyon projesi" gibi ele alıyoruz. Klinik düzlemde bu durum, bireyin kendi içsel boşluklarını ve kaygılarını partneri üzerinden onarma çabasıdır. Ancak sormamız gereken can alıcı bir soru var: Biz bir özneyi mi seviyoruz, yoksa kendi zihnimizde yontmaya çalıştığımız o idealize edilmiş nesneyi mi?<br />
​Gerçeği Görmek İçin Özgür Bırakın<br />
​İlişki dinamiğinde partnerin davranışlarını sürekli denetlemek, aslında bir "kontrol illüzyonu" yaratır. Karşı tarafı kontrol ettiğinizde, onun size gösterdiği davranışlar artık birer samimiyet göstergesi değil, sizin baskınızın birer savunma mekanizması haline gelir. Sosyal psikoloji literatüründe "psikolojik reaktans" olarak bilinen bu durum, baskı gören bireyin özgürlüğünü geri kazanmak için tam tersi yönde hareket etmesine neden olur. Zorla yaptırılan bir romantizm veya talimatla gelen bir ilgi, duygusal bir yatırım değil, sadece bir protokoldür.<br />
​İlişkilerde "bırak yapsınlar" demek, karşı tarafı tüm seçimleriyle baş başa bırakmak; yani ona kendisi olma hakkını iade etmektir. Çünkü birini özgür bıraktığınızda, onun gerçek doğasını ve bağlanma stilini izleme şansı yakalarsınız.<br />
​Beklentiler ve Sınırların Psikolojisi<br />
​İlişkilerdeki en ağır yük, partnerimize yüklediğimiz "beni tamamlama" zorunluluğudur. Bu durum, bireyin kendi öz-düzenleme (self-regulation) becerisini partnerine devretmesi demektir. Beklentilerimizi partnerimizin kişiliğine değil, kendi sınırlarımıza koymayı öğrenmeliyiz. "Ona dürüst olmasını dayatıyorum" demek bir hükümranlık çabasıyken; "Ben dürüstlüğün olmadığı bir alanda var olmayı reddediyorum" diyebilmek, sağlıklı bir benlik sınırıdır.<br />
​Klinik Bir Perspektif: Kabulün Dönüştürücü Gücü<br />
​Klinik bir perspektiften baktığımızda, partnerimizi değiştirme arzusu genellikle belirsizliğe tahammülsüzlükten ve düşük öz-yeterlilik algısından beslenir. Psikoterapide sıkça vurguladığımız gibi; değişim, ancak kişi kendisini olduğu gibi kabul edilmiş hissettiğinde filizlenir. Carl Rogers’ın da belirttiği üzere; "Birini olduğu gibi kabul ettiğimde, o zaman değişmeye başlar."<br />
​Karar anı ise burada gizlidir: Siz partnerinizin karakterini rehabilite etmekle mükellef bir uzman değil, bu karakterle bir ömür paylaşıp paylaşamayacağını tartan bir hayat yolcususunuz. Eğer partnerinizin sergilediği gerçek tablo sizin ruhsal sağlığınıza, değerlerinize ve ontolojik varlığınıza hizmet etmiyorsa; enerjinizi onu dönüştürmeye değil, kendi sınırlarınızı korumaya ve belki de veda etmeye harcamalısınız.<br />
​Son Söz: Yaşamın Mimarı mı, Bekçisi misiniz?<br />
​Gerçek sevgi, birini kafesleyerek değil, kapıyı ardına kadar açık bırakıp onun hala sizin yanınızda kalmayı tercih etmesiyle taçlanır. Bırakın; önceliklerini kendileri belirlesinler, karakterlerini serbestçe sergilesinler. Ancak o zaman kimin sizinle yürümeyi "seçtiğini", kimin ise sadece sizin iteklemenizle yanınızda "durduğunu" anlayabilirsiniz.<br />
​Unutmayın; hiç kimse bir başkasının değişim laboratuvarı değildir. Birini değiştirmeye çalışmak büyük bir kibir, onu olduğu gibi kabul edip yoluna devam etmek ise en büyük özgürlüktür. Hayat, başkalarını yontmak için çok kısa; kendi bütünlüğünüzü korumak içinse fazlasıyla kıymetlidir.<br />
​Dr. Emine Çiçek Uzman Klinik Psikolog &amp;Akademisyen Göyçe Zengezur Üniversitesi Rektör yardimcısı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 12:16:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sığınak</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/siginak-81</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/siginak-81</guid>
                <description><![CDATA[Sığınak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İçimde bir yerlerdesin<br />
Saklanıyorsun<br />
Kimden kaçıyorsun bilmiyorum<br />
Ya da kaçıyor musun?</p>

<p>Acıların var, korkuyorsun biliyorum.<br />
Günyüzü görmekten utanıyorsun<br />
Bu yüzden, içimde bir yerlerdesin<br />
Açığa verince kendini<br />
Öldürülmekten korkuyorsun<br />
Ah, bir anlatabilsen kendini<br />
Ne hikâyeler dökülür dilinden…</p>

<p>Korkma çocuk,<br />
İçimdekinden, sana zarar gelmez…<br />
Ne vakit ölmekten korkmaz isen;<br />
Anlat ve kurtul yüklerinden.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 00:14:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BÜYÜK ATATÜRK’ÜN, TÜRK GENÇLİĞİ MUTLAKA OKUMALIDIR DEDİĞİ BİR KİTAPTA AYDIN BİR ADAM MİLLETİNE ŞÖYLE SESLENİYOR…</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/buyuk-ataturkun-turk-gencligi-mutlaka-okumalidir-dedigi-bir-kitapta-aydin-bir-adam-milletine-soyle-sesleniyor-80</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/buyuk-ataturkun-turk-gencligi-mutlaka-okumalidir-dedigi-bir-kitapta-aydin-bir-adam-milletine-soyle-sesleniyor-80</guid>
                <description><![CDATA[BÜYÜK ATATÜRK’ÜN, TÜRK GENÇLİĞİ MUTLAKA OKUMALIDIR DEDİĞİ BİR KİTAPTA AYDIN BİR ADAM MİLLETİNE ŞÖYLE SESLENİYOR…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aydın olmak; modaya uygun elbise ve şapka giymek, kolalı gömlek taşımak değildir. Aydın zümre, ulusun başı ve başındaki beyni sayılır. Ulus sizi, iyi bir eğitim aldıktan sonra iyi bir maaş alın, akşamları kahvehanelerde iskambil veya domino masalarının başına geçip eğlenin diye okutmamıştır. Böyle yapanlar gerçek aydınlar değildir. Onlar, aydınların küflenmiş hâlidir.</p>

<p>Okumuş olan herkes; ulusal zekâyı geliştirmeye, ulusal vicdanı uyandırmaya ve ulusal iradeyi güçlendirmeye zorunludur. Köylülere, işçilere ve halkın alt tabakalarına nasıl daha iyi yaşayabileceklerini gösterin. Halka, hayatın değerini bilmeyi ve onu korumayı öğretin. Bizim çorak vatanımızda da her köylü ve işçinin daha rahat, daha sağlam ve akla daha uygun bir hayat yaşayabileceğini anlatın.</p>

<p>Halka nasıl çalışmak gerektiğini öğretin. Ucuz ve sade olmakla birlikte daha iyi evlerin nasıl inşa edilebileceğini gösterin. Kendilerinin ve çocuklarının sağlıklarının nasıl korunacağını anlatın. Mutlu bir ailenin nasıl kurulabileceğini; erkeğin kadına, kadının erkeğe nasıl davranması gerektiğini ve çocukların nasıl eğitileceğini öğretin.</p>

<p>Halkı, her işi zamanında yapmaya, disiplinli ve düzenli çalışmaya alıştırın. Kendisinin ve başkalarının haklarına saygılı olmayı öğretin. Bütün bu işlerde halka bizzat kendiniz örnek olun. Kendi aranızda ve halkla görüşmelerinizde halkın eğitmeni olun. Bütün ülkeyi büyük bir aile olarak görün ve vatana da o gözle bakın.</p>

<p>Unutmayın ki en yoksul işçi, köylü, hizmetçi, dul kadın dâhil olmak üzere bütün ulusun bireyleri sizin kardeşlerinizdir. Onları eğitmek ve kültür alanında bizden daha ileri olan ulusların seviyesine ulaştırmak sizin görevinizdir. Unutmayın ki halkın bilgisizliği, kabalığı, sarhoşluğu, hastalıkları ve yoksulluğu; bunların hepsi sizin ayıbınız, sizin sorumluluğunuzdur.</p>

<p>Bizler hep ileri taşımak isterken, sizler hep cahil ve yoksul bir halk istediniz. Bu da sizin istediğiniz halktır; bizim toplum olarak benimsediğimiz bir anlayış değildir.</p>

<p><br />
Sevgi ile kalın&nbsp;<br />
Gülper Dağ Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 16:19:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gayrimenkulde Alarm Zilleri Çalıyor</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gayrimenkulde-alarm-zilleri-caliyor-79</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gayrimenkulde-alarm-zilleri-caliyor-79</guid>
                <description><![CDATA[Gayrimenkulde Alarm Zilleri Çalıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım, değerli takipçilerim…</p>

<p>Yaklaşık 25 yıldır gayrimenkul sektörünün içindeyim. Hem sahadaki tecrübelerimle hem de köşe yazılarım ve sosyal medya paylaşımlarımla sektörü yakından takip ediyorum. Ancak bugün görünen tablo ne yazık ki çok iç açıcı değil.</p>

<p>Sektörün büyük markalarından birinin satılması, piyasadaki daralmanın önemli bir işareti. Sahada hem emlak danışmanları hem de firmalar ciddi zorluklar yaşıyor. Zaten durgun olan piyasada yaklaşık 40 bin liralık mali yük, sektör üzerindeki baskıyı daha da artırıyor.</p>

<p>Öte yandan yeni sisteme geçilmiş olsa da uygulamanın tam anlamıyla oturmadığı görülüyor. Özellikle e-Devlet üzerinden ilan onayı konusunda vatandaşlarımızın çekingen davranması, ilanların sisteme girilmesini zorlaştırıyor. Bu da emlak firmalarının müşterilere ulaşmasını güçleştiriyor ve iş potansiyelini düşürüyor.</p>

<p>Elbette denetim ve düzen önemlidir. Ancak sistem, sahadaki gerçeklerle uyumlu olmalıdır. Bu nedenle ilan süreçlerinin yeniden değerlendirilmesi, uygulamada daha pratik ve hakkaniyetli bir yol bulunması gerekiyor.<br />
Buradan yetkili kurumlara çağrım nettir: Gayrimenkul sektörü ülke ekonomisinin önemli bir parçasıdır. Sahadaki sorunlar görülmeli ve bu sürece mutlaka çözüm üretilmelidir</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci köşe yazarı&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 16:18:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Düşünmenin En Eğlenceli Yolu Akıl Ve Zeka Oyunlari</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/dusunmenin-en-eglenceli-yolu-akil-ve-zeka-oyunlari-78</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/dusunmenin-en-eglenceli-yolu-akil-ve-zeka-oyunlari-78</guid>
                <description><![CDATA[Düşünmenin En Eğlenceli Yolu Akıl Ve Zeka Oyunlari]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde eğitim anlayışı hızla değişiyor. Artık yalnızca bilgi aktarmak değil bireyin düşünme becerilerini geliştirmek de en az bilgi kadar önemli. Bu noktada akıl ve zekâ oyunları öğrenmenin en etkili ve keyifli yollarından biri olarak öne çıkıyor. Çünkü bu oyunlar bireyin zihnini aktif tutarken aynı zamanda öğrenmeyi doğal ve eğlenceli bir sürece dönüştürüyor. Akıl ve zekâ oyunları problem çözme strateji geliştirme dikkat hafıza ve analitik düşünme gibi birçok önemli beceriyi destekler. Matematiksel oyunlar olan Kakurodan futosikiye staretiji oyunu mangalaya dikkat oyunlarına kadar geniş bir yelpazeye yayılan bu etkinlikler bireyin farklı düşünme yollarını keşfetmesine yardımcı olur. Her oyunun kendine özgü kuralları ve dinamikleri vardır. Bu da bireyin esnek düşünme becerisini geliştirir ve farklı durumlara uyum sağlamasını kolaylaştırır. Özellikle çocuklar için bu oyunlar büyük bir fırsattır. Oyun yoluyla öğrenme klasik ezbere dayalı yöntemlere göre çok daha kalıcıdır. Çocuklar oyun oynarken farkında olmadan analiz yapmayı plan kurmayı ve sonuçları değerlendirmeyi öğrenir. Yanlış yaptıklarında bunu bir başarısızlık olarak değil yeni bir öğrenme fırsatı olarak görürler. Bu yaklaşım onların özgüvenini artırır ve denemekten korkmayan bireyler olmalarını sağlar. Akıl ve zekâ oyunları aynı zamanda sabır ve odaklanma becerilerini de güçlendirir. Günümüzde dikkat süresinin giderek azaldığı düşünüldüğünde bu oyunlar zihinsel disiplin kazandırmak açısından oldukça değerlidir. Bir problemi çözmek için uzun süre düşünmek farklı ihtimalleri değerlendirmek ve en doğru sonuca ulaşmak bireyin zihinsel dayanıklılığını artırır. Bunun yanı sıra bu oyunlar sosyal becerilerin gelişimine de katkı sağlar. Grup halinde oynanan oyunlar bireylerin iletişim kurmasını iş birliği yapmasını ve farklı bakış açılarına saygı duymasını destekler. Kazanmak kadar kaybetmeyi de öğrenmek duygusal gelişimin önemli bir parçasıdır. Bu süreçte bireyler empati kurmayı ve duygularını yönetmeyi öğrenir. Akıl ve zekâ oyunlarının bir diğer önemli yönü ise günlük yaşam becerilerine katkı sağlamasıdır. Hayatın her alanında karşılaşılan problemler aslında birer “oyun” gibi düşünülebilir. Doğru stratejiyi belirlemek seçenekleri değerlendirmek ve en uygun kararı vermek bu oyunlar sayesinde gelişen becerilerdir. Bu nedenle akıl ve zeka oyunları sadece bir eğlence aracı değil aynı zamanda yaşamı kolaylaştıran bir öğrenme yöntemidir. Üstelik bu oyunlar yalnızca çocuklara hitap etmez. Her yaş grubundan birey için zihni aktif tutmanın unutkanlığı azaltmanın ve bilişsel sağlığı korumanın etkili bir yoludur. Özellikle yetişkinler için stresle başa çıkmada ve zihinsel yorgunluğu azaltmada önemli bir rol oynar. Kısa bir bulmaca çözmek ya da strateji oyunu oynamak bile zihni yenilemeye yardımcı olabilir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte akıl ve zekâ oyunları dijital ortamlara da taşınmıştır. Mobil uygulamalar çevrim içi platformlar ve dijital oyunlar sayesinde bu tür etkinliklere ulaşmak artık çok daha kolaydır. Ancak burada önemli olan ekran süresini dengeli tutmaktır. Geleneksel oyunlarla dijital oyunların dengeli bir şekilde kullanılmasıben verimli sonucu sağlayacaktır. Akıl ve zekâ oyunları bireylerin sadece bilgiyle değil düşünme becerileriyle de donanmasını sağlar. Eğlenerek öğrenmenin en etkili yollarından biri olan bu oyunlar her yaştan insan için vazgeçilmez bir gelişim aracıdır. Zihni canlı tutmanın düşünmeyi derinleştirmenin ve hayata farklı açılardan bakabilmenin en keyifli yolu belki de bir oyunun içinde saklıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 21:31:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İYİ DEĞİLİM</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iyi-degilim-77</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iyi-degilim-77</guid>
                <description><![CDATA[İYİ DEĞİLİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım, değerli takipçilerim…<br />
Hep birbirimize aynı soruyu sorarız: “Nasılsın, iyi misin?”<br />
Ama gelin dürüst olalım… Bu sorunun gerçek cevabını kaçımız verebiliyor?<br />
Ben veremiyorum.<br />
Çünkü iyi değilim.<br />
Her gün artan kadın cinayetlerini gördükçe iyi değilim.<br />
Çocuklarımızın karıştığı ya da maruz kaldığı olayları izledikçe iyi değilim.<br />
Ekonomik sıkıntılar her geçen gün daha da derinleşirken iyi değilim.<br />
Bir annenin çocuğuna bir simit alamayışını gördüğümde…<br />
Bir babanın evladına marketten küçük bir çikolata bile alamayışına şahit olduğumda…<br />
İçim sızlıyor. İşte bu yüzden iyi değilim.<br />
Emeklinin halini gördükçe, kendi geleceğimi düşündükçe iyi değilim.<br />
“Ben yarın ne olacağım?” sorusu zihnimi kemirirken iyi değilim.<br />
Çocuklarımı nasıl bir geleceğin beklediğini düşündükçe iyi değilim.<br />
Bitmeyen sorunlar, tükenmeyen dedikodular…<br />
Trafikteki tahammülsüzlük, sokaktaki öfke…<br />
Çifte standartlar, adaletsizlikler…<br />
Bunların hepsi bir araya gelince insan nasıl iyi olabilir?<br />
Okullarda yaşanan olaylar, öğretmenlerin yorgunluğu,<br />
Eğitimin içinde bulunduğu o derin ve sessiz kriz…<br />
Bunları gördükçe de iyi değilim.<br />
Simit 20 lira olmuşken, çay 15 liraya dayanmışken…<br />
İnsanlar evine ekmek götürmekte zorlanırken…<br />
Fakir fukara geçim derdindeyken…<br />
Ben iyi değilim. İyi de olmayacağım.<br />
Eskiden hayalini kurduğumuz tatiller artık birer uzak anı.<br />
Fotoğraflara bakmak bile içimizi acıtıyorsa…<br />
Bu bir yorgunluk değil, bu bir tükenmişliktir.<br />
Dedeler, nineler torunlarına bir pamuk şeker alamıyorsa…<br />
İnsanlar sessizce gözyaşı döküyorsa…<br />
Ve biz buna alışıyorsak…<br />
İşte en çok da bu yüzden iyi değilim.<br />
Çünkü mesele sadece benim iyi olup olmamam değil.<br />
Mesele, bir toplumun giderek “iyi olmamaya” alışmasıdır.<br />
Ve ben buna alışmak istemiyorum.</p>

<p>Erkan Sezgin</p>

<p>Gazeteci – Köşe Yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 10:37:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Teslimiyet</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/teslimiyet-76</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/teslimiyet-76</guid>
                <description><![CDATA[Teslimiyet]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorum, bir gün geleceksin<br />
Yanıma oturup, saatlerce belki günlerce<br />
Tek kelime etmeden içini dökeceksin.<br />
Ellerimden tutmayacaksın ama<br />
Gözlerime bakıp derinlere dalacaksın.<br />
Usulca şifalı ellerinle ruhumu saracaksın.</p>

<p>Biliyorum, bir gün geleceksin<br />
Geldiğinde, vaktimin dolmasından korkuyorum<br />
Son nefesimde yanımda olacaksın<br />
Sana teslim edeceğim ruhumu<br />
Gün ufukta ağarmadan…</p>

<p>Gözlerinden başka&nbsp;<br />
Dünyaya dair hiçbir şey hatırlamayacağım.<br />
Sessizce çıkıp gideceğiz buralardan…<br />
Biliyor musun, bu anı ne çok beklediğimi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 20:12:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NE OLDU BÖYLE BİZE</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ne-oldu-boyle-bize-75</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ne-oldu-boyle-bize-75</guid>
                <description><![CDATA[NE OLDU BÖYLE BİZE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ne oldu bize, bu kadar birbirimize düşmanca davranır olduk? Eskiden aynı sokakta top oynadığımız, aynı çamurdan arabalarla oynadığımız çocukluk arkadaşları bile birbirine düşman oldu sanki. Ne oldu bize, bu kadar öfkede olduk? Trafikte saygıyı kaybettik, hastanede sıra beklerken yaşlıya sıra vermeyi unuttuk. Otobüste, dolmuşta yaşlıya oturduğumuz yeri vermeyi unuttuk. Ne oldu bize? Önümüzde bir yaşlı varken, ona yardım etmeyi unuttuk. Ne oldu bize? Küçücük bir çocuğun saçını okşamayı unuttuk. Ne oldu bize? Kadını sevmeyi unuttuk. Ne oldu bize? Sosyal medyalara gömüldük, TV ekranları içinde kaldık sanki. Nedendir, ne oldu bize de biz bu hale geldik? Bayramların eski tadı kalmadı, komşuların eski muhabbeti kalmadı. Çayda eski sıcaklık, eski muhabbet kalmadı. Söyleyin, ne oldu bize? Dost, dosta selam vermeyi unuttu; komşu, komşunun külüne muhtaç olmayı unuttu. Eskiden daire alırken "Ev alma, komşu al" derlerdi, o bile yalan oldu. Söyleyin, ne oldu bize? Söyleyin, ne oldu bize?&nbsp;</p>

<p>ERKAN SEZGİN</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 20:08:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR ŞAİRİN AYNASI</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-sairin-aynasi-74</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-sairin-aynasi-74</guid>
                <description><![CDATA[BİR ŞAİRİN AYNASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu dünyaya gözlerini açtığında, alnına kendi seçmediği bir isim mühürlenir. Hayat boyu bu ismin ağırlığı altında ezilir; toplumun o isme yüklediği rollerle şekilleniriz. Ancak bazı ruhlar vardır ki kendisine biçilen bu dar elbiseyi yırtıp atmak, kendi sesini yine kendi seçtiği bir yankıyla duyurmak ister. İşte "mahlas" dediğimiz o şiirsel kimlik, tam da bu noktada devreye girer. Bir şairin kendine taktığı o isim; aslında bir saklanma telaşı değil, aksine gündelik hayatın kalabalığından ve sahteliğinden asıl kimliğine doğru gerçekleştirdiği bir hicrettir.</p>

<p>İsimlerin arkasına saklanmak çoğu zaman bir korkaklık gibi algılansa da edebiyatın o dervişane ikliminde durum tam tersidir. Mahlas, bir maske olmaktan ziyade ruhun üzerindeki tozları silkeleyen bir aynadır. İnsan, kendi gerçek ismiyle konuştuğunda toplumsal kaygıların, unvanların ve dünyevi bağların esiri olurken mahlasının zırhına büründüğünde en sert hakikatleri haykıracak cesareti bulur. Bu süreçte maskeler bizi bizden uzaklaştırmaz; aksine bizi başkaları için yarattığımız o "vitrin benlikten" koparıp içimizdeki o en katı ve en dokunulmaz çekirdeğe yaklaştırır.&nbsp;</p>

<p>Asabe gibi bir kimlik altına giren şair; aslında kendi isminin taşıdığı insani zaafları tasfiye ederek kelimelerin o mutlak hâkimiyetine sığınır. Mahlasın sunduğu bu görece özgürlük alanı, yazarın kendi iç dökümlerini birer itirafnameye dönüştürür. Gündelik kimliğin utançları, korkuları ve sınırlamaları bu yeni ismin gölgesinde erir. Şair, daktilosunun başına geçtiğinde artık sadece bir "isim" değil, bir "tavır" hâlini alır. Bu tavır; bazen bir dervişin sabrı, bazen de bir devrimcinin öfkesidir. Kendi adıyla söyleyemediği her şeyi, seçtiği mahlasın zırhına bürünerek daha rasyonel, daha sert ve daha duygulu bir şekilde kâğıda döker. Böylece yaratılan her eser, şairin kendi asıl kimliğine vurduğu birer mühür hâline gelir; maske düştüğünde ortaya çıkan şey yabancı değil, ruhun en saf ve işlenmemiş hâlidir.</p>

<p>Sonuç olarak insanın kendine taktığı isimler bir perde değil, hakikate açılan bir kapıdır. Aynadaki o tanıdık yüzün yabancılığına ancak bu şiirsel maskelerle cevap verilebilir. Mahlas kullanmak, dış dünyaya karşı bir savunma mekanizması kurmaktan öte ruhun kendi içinde verdiği savaşı bir haysiyet davasına dönüştürmektir. Şair, mahlasının gölgesine çekildiğinde aslında kaybolmaz; bilakis isimlerin ötesindeki o dilsiz ve görkemli ülkesinde, asıl kendisi olarak ilk kez ayağa kalkar.</p>

<p>MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 15:58:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BEN AĞLAR OLDUM</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ben-aglar-oldum-73</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ben-aglar-oldum-73</guid>
                <description><![CDATA[BEN AĞLAR OLDUM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mutluluklar dilerim sana.&nbsp;<br />
Ben ağlarken, arkamdan gülenler oldu.</p>

<p>Yüzüm yas tutarken,<br />
Sırtımı hançerleyen bir gülüş oldu.</p>

<p>Keşke çekmeseydim kakülünü gözlerinden…<br />
Ben severken, avare gezenler oldu.</p>

<p>Kokuna hasret kaldı içim,<br />
Gözlerim görmez oldu.</p>

<p>Ne ara bu kadar çok iç çektim,<br />
Gönlüm bir nefese muhtaç oldu?</p>

<p>Gözlerimi seninle doldururken,<br />
Gözlerin ne ara bana doyar oldu?</p>

<p>Güzel gözlü sanırlar seni…<br />
Beni bir bakışla boğar oldu.</p>

<p>Dertlerim birer birer birikti.&nbsp;<br />
Bu ıssız şehirde derya oldu.&nbsp;</p>

<p>Bir sürme nasıl bağladı gönlümü?<br />
Sen gülerken Âşık ağlar oldu.</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 15:19:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal Bilgiler Dersinde Değerler Eğitimi</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sosyal-bilgiler-dersinde-degerler-egitimi-72</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sosyal-bilgiler-dersinde-degerler-egitimi-72</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal Bilgiler Dersinde Değerler Eğitimi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Eğitim denildiğinde çoğu zaman akla ilk gelen bilgi aktarımı sınav başarısı ve akademik yeterlilik olur. Oysa bir toplumun asıl gücünü belirleyen bireylerin ne bildiğinden çok nasıl davrandığıdır. İşte bu noktada sosyal bilgiler dersi yalnızca tarihsel olayları coğrafi bilgileri ya da vatandaşlık haklarını öğretmekle kalmaz aynı zamanda bireyin karakterini inşa eden değerlerin de taşıyıcısı olur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Değerler eğitimi saygı sorumluluk adalet dürüstlük empati ve vatanseverlik gibi temel insani ilkelerin çocuklara kazandırılmasını amaçlar. Ancak bu değerler ezberlenerek öğrenilen kavramlar değildir. Bir öğrenciye “adil ol” demek kolaydır fakat adaletin ne olduğunu hissettirmek yaşatmak ve içselleştirmesini sağlamak gerçek eğitimin kendisidir. Sosyal bilgiler dersi bu açıdan eşsiz bir fırsat sunar. Çünkü bu ders hayatın ta kendisini sınıfa taşır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bir tarih konusunu işlerken adalet kavramı tartışılabilir bir coğrafya konusuyla sorumluluk bilinci geliştirilebilir bir vatandaşlık ünitesiyle hak ve özgürlükler üzerinden empati kurulabilir. Örneğin Kurtuluş Savaşı anlatılırken sadece askeri başarılar değil fedakârlık dayanışma ve vatan sevgisi üzerinde de durulmalıdır. Göç konuları işlenirken yalnızca nüfus hareketleri değil insanların yaşadığı zorluklar uyum süreçleri ve empati duygusu ele alınmalıdır. Böylece öğrenci konuları sadece öğrenmekle kalmaz aynı zamanda hisseder ve anlamlandırır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ancak burada kritik bir nokta var Değerler anlatılmaz yaşatılır. Öğretmenin sınıf içindeki tutumu kullandığı dil öğrencilere yaklaşımı anlattığı tüm değerlerden daha güçlü bir etki bırakır. Saygıyı anlatan ama öğrencisini dinlemeyen bir öğretmen en büyük çelişkiyi üretir. Adaleti anlatan ama sınıf içinde eşit davranmayan bir öğretmen öğrencinin zihninde güven duygusunu zedeler. Bu nedenle değerler eğitimi önce öğretmenin kendi davranışlarında hayat bulmalıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sınıf ortamı değerlerin uygulama alanıdır. Grup çalışmaları tartışmalar rol yapma etkinlikleri öğrencilerin değerleri deneyimleyerek öğrenmesine katkı sağlar. Bir grup çalışmasında görev paylaşımı yapan öğrenci sorumluluğu öğrenir farklı fikirleri dinleyen öğrenci saygıyı içselleştirir ortak bir sonuca ulaşmaya çalışan birey ise iş birliğinin önemini kavrar. Bu süreçler kitaplarda yazan değerleri gerçek hayata taşır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Değerler eğitiminin bir diğer önemli boyutu da ölçme ve değerlendirme sürecidir. Ne yazık ki değerler çoğu zaman sadece sözlü ifadelerle sınırlı kalmakta ve somut olarak takip edilmemektedir. Oysa öğrencilerin davranışlarındaki değişim gözlem formları öz değerlendirme çalışmaları ve akran değerlendirmeleri ile izlenebilir. Bu sayede değerler eğitimi daha sistemli ve sürdürülebilir bir hale getirilebilir. Öğrencinin sadece “ne bildiği” değil “nasıl davrandığı” da eğitim sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Veliler de bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Okulda kazandırılmaya çalışılan değerler evde desteklenmediğinde eksik kalır. Çocuk, okulda dürüstlüğü öğrenirken evde bunun aksi davranışlara şahit oluyorsa zihninde ciddi bir karmaşa oluşur. Bu yüzden değerler eğitimi okul aile ve toplum iş birliğiyle yürütülmesi gereken bir süreçtir. Ailelerin çocuklarıyla kurduğu iletişim onlara sunduğu rol model ve günlük hayattaki tutumları en az okul kadar etkilidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Öte yandan günümüz dijital çağında değerler eğitimi daha da önemli hale gelmiştir. Sosyal medya hızlı bilgi akışı ve sanal etkileşimler çocukların doğru ile yanlışı ayırt etmesini zorlaştırabilmektedir. Bu noktada sosyal bilgiler dersi eleştirel düşünme becerisi ile değerler eğitimini bir arada sunarak öğrencilerin bilinçli bireyler olmasına katkı sağlar. Dijital ortamlarda saygılı iletişim kurma doğru bilgiye ulaşma ve etik davranışlar sergileme gibi konular da artık değerler eğitiminin bir parçasıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ayrıca küreselleşen dünyada farklı kültürlerle etkileşim artmış bu durum değerler eğitiminin kapsamını daha da genişletmiştir. Hoşgörü kültürel çeşitliliğe saygı ve birlikte yaşama becerisi sosyal bilgiler dersinin vazgeçilmez kazanımları haline gelmiştir. Öğrencilerin yalnızca kendi toplumlarını değil farklı toplumları da anlayabilmesi barışçıl bir dünya için önemli bir adımdır. Bu da ancak güçlü bir değerler eğitimi ile mümkündür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Değerler eğitimi aynı zamanda çevre bilinci ile de doğrudan ilişkilidir. Doğaya saygı duyan kaynakları bilinçli kullanan ve gelecek nesillere karşı sorumluluk hisseden bireyler yetiştirmek sosyal bilgiler dersinin önemli hedeflerinden biridir. Bugün küçük yaşta kazanılan bir çevre duyarlılığı yarın daha yaşanabilir bir dünyanın temelini oluşturacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Son olarak değerler eğitiminin süreklilik gerektiren bir süreç olduğunu unutmamak gerekir. Bu eğitim ders saatiyle sınırlı kalama okulun her alanında her anında yaşatılmalıdır. Koridorda bahçede sınıfta ve hatta okul dışındaki etkinliklerde bile değerler eğitimi devam eder. Çünkü değerler hayatın her anında kendini gösterir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Unutmamak gerekir ki iyi bir öğrenci yetiştirmek bir başarıdır ama iyi bir insan yetiştirmek bir medeniyet inşa etmektir. Sosyal bilgiler dersinde verilen her değer, aslında geleceğe atılan sağlam bir adımdır. Bugünün sınıflarında filizlenen değerler yarının toplumunu şekillendirecektir. Bu nedenle sosyal bilgiler dersine sadece bir müfredat gözüyle değil insan yetiştirme sanatı olarak bakmak gerekir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 15:12:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hiç Olmamış Bir Hikâyenin İçinde</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/hic-olmamis-bir-hikayenin-icinde-71</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/hic-olmamis-bir-hikayenin-icinde-71</guid>
                <description><![CDATA[Hiç Olmamış Bir Hikâyenin İçinde]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günlerdir, başımı yastıktan kaldıramıyorum. İçim biraz buruk biraz darmadağın… Kafamın içini kemiren sorular, sonsuz ihtimaller, biraz pişmanlık ve çok da boş vermişlik… Hep aynı senaryo aynı insanlar dönüp dolaşıyor zihnimde. Nedense değişmeyen hep bâki kalan sen varsın bir köşede. Zihnimi yoruyor bu paradoks. Kendimi sende bulmaktan başka bir çözüm bulamıyorum. Aradığım bütün ihtimallerde sen varsın ama sen, aslında hiç var olmamış bir hikâyenin içindesin. Seni aramakla meşgul zihnim. Biliyorum bulunamayacak kadar uzaklardasın. Keşke bulabilseydim seni. Sana soracak çokça sorular; vereceğin tonlarca hesaplar birikti içimde. Gelsen içime su serpsen biraz. Belki bu karmaşa çözülür, dağılır bulutlar. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazen “keşke hiç karşıma çıkmasaydın” diyorum. Belki bu kadar bağlanmazdım sana. Gerçi seni bir defa uzaktan gördüm. Adını bile bilmiyorum. Varlığımdan bile haberin yoktur, buna adım gibi eminim. Keşke tanışsaydık. İlk adımı ben atardım. Seni yormazdım bile. Pişmanlıktan bahsettim ya en büyük pişmanlığım bu işte. Adını bilseydim belki akrostiş şiir yazardım ya da yazılmış bir şiir çalardım. &nbsp;Karşılıklı çay ya da kahve içseydik şehrin en güzel manzarasına karşı. Biraz seni seyrederdim biraz manzarayı. Usulca ciğerlerime çekerdim sigaramı. İlk nefesten sonra başlardım konuşmaya. Kendimi anlatırdım, seni gördüğüm yeri… Usulca ekerdim aşk tohumlarını içine. Tanışsaydık eğer. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 23:03:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>23 Nisan’da Çocuk Olmak: Bayramın Ruhu ve Değişmesi Gereken Yaklaşımlarımız</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/23-nisanda-cocuk-olmak-bayramin-ruhu-ve-degismesi-gereken-yaklasimlarimiz-70</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/23-nisanda-cocuk-olmak-bayramin-ruhu-ve-degismesi-gereken-yaklasimlarimiz-70</guid>
                <description><![CDATA[23 Nisan’da Çocuk Olmak: Bayramın Ruhu ve Değişmesi Gereken Yaklaşımlarımız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>23 Nisan, yalnızca bir takvim günü değil; bir toplumun çocuklarına verdiği değerin, geleceğe dair umutlarının ve kolektif bilincinin sembolüdür. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk ve tek bayram olma özelliğiyle, yalnızca ulusal değil evrensel bir anlam taşımaktadır.<br />
Ancak bugün bu özel günü yalnızca törenlerle, gösterilerle ve yüzeysel bir coşkuyla kutlamak yeterli midir?<br />
Asıl soru şudur: Biz çocuklara gerçekten nasıl bir dünya bırakıyoruz?<br />
Çocuk Olmak: Bir Hak mı, Bir Mücadele mi?<br />
Çocukluk; oyunla, merakla, güvenle ve koşulsuz kabul görmeyle tanımlanması gereken bir yaşam evresidir. Oysa günümüzde pek çok çocuk için bu tanım giderek uzaklaşmaktadır.<br />
Artan akademik baskılar, dijital bağımlılık, aile içi iletişim sorunları, görünmeyen duygusal ihmal ve akran zorbalığı gibi faktörler; çocukların ruhsal dünyasını derinden etkilemektedir.<br />
Psikolojik açıdan bakıldığında çocukluk, bireyin temel güven duygusunun, benlik algısının ve duygusal düzenleme becerilerinin şekillendiği en kritik dönemdir. Bu dönemde yaşanan her deneyim, yalnızca o anı değil, yetişkinlikteki ruhsal yapıyı da belirler.<br />
Bu nedenle çocuk olmak bir ayrıcalık değil, korunması gereken bir haktır.<br />
Bayramın Ruhu: Sadece Kutlamak mı, Anlamak mı?<br />
23 Nisan’ın özü; çocuklara sadece bir gün armağan etmek değil, onların sesini duymak ve varlıklarını kabul etmektir.<br />
Bayramın gerçek anlamı;<br />
çocukları sahneye çıkarmak değil, onları anlamak,<br />
başarıyı ödüllendirmek değil, duyguyu görmek,<br />
disiplin öğretmek değil, güven inşa etmektir.<br />
Çünkü bir çocuk için en büyük bayram, kendini güvende hissettiği bir ortamdır.<br />
Değişmesi Gereken Yaklaşımlarımız<br />
Günümüz dünyasında çocuklara yönelik bakış açımızı yeniden değerlendirmek zorundayız. Çünkü değişen dünya, çocukların ihtiyaçlarını da dönüştürmektedir.<br />
1. Başarı Odaklı Değil, İyi Oluş Odaklı Yaklaşım<br />
Çocukları yalnızca akademik başarılarıyla değerlendirmek, onların duygusal dünyasını görmezden gelmek anlamına gelir. Oysa sağlıklı bireyler, yalnızca başarılı olanlar değil; kendini tanıyan, ifade edebilen ve duygularını düzenleyebilen bireylerdir.<br />
2. Dinleyen Yetişkin Olabilmek<br />
Çocuklar en çok anlaşılmak ister. Onlara öğüt vermekten önce dinlemek, eleştirmekten önce anlamak gerekir.<br />
3. Koşullu Değil, Koşulsuz Kabul<br />
“Başarılıysan seviliyorsun” mesajı, çocukta derin bir yetersizlik duygusu yaratır. Oysa çocuk, olduğu haliyle değerli olduğunu hissetmelidir.<br />
4. Duygusal Güven Alanı Oluşturmak<br />
Çocukların hata yapabileceği, duygularını ifade edebileceği ve yargılanmadan var olabileceği alanlara ihtiyacı vardır.<br />
5. Ekran Değil, İlişki Merkezli Büyüme<br />
Dijital dünya çocukların hayatında yer alabilir; ancak yerini insan ilişkilerinin önüne geçmemelidir. Bir çocuğun en büyük gelişim alanı, kurduğu sağlıklı bağlardır.<br />
Psikolojik Bir Gerçeklik: Çocuk, Gördüğünü Yaşar<br />
Çocuklar söyleneni değil, yaşananı öğrenir.<br />
Sevgi gören sevmeyi,<br />
saygı gören saygıyı,<br />
değer gören kendine değer vermeyi öğrenir.<br />
Bu nedenle çocuklara bırakılacak en büyük miras;<br />
onlara verilen eğitim değil, yaşatılan duygudur.<br />
Sonuç Yerine: Gerçek Bayram Nerede Başlar?<br />
23 Nisan, çocuklara armağan edilmiş bir bayramdır.<br />
Ama asıl armağan, onların ruhuna verdiğimiz değerdir.<br />
Eğer bir çocuk;<br />
kendini güvende hissediyorsa,<br />
duygularını ifade edebiliyorsa,<br />
olduğu haliyle kabul görüyorsa…<br />
İşte gerçek bayram orada başlar.<br />
Çünkü çocukluk korunabildiği sürece,<br />
gelecek de korunur.<br />
Uzm. Psk. Emine Çiçek<br />
Aile Danışmanı &amp; Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 13:16:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Unuturum Elbet</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/unuturum-elbet-69</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/unuturum-elbet-69</guid>
                <description><![CDATA[Unuturum Elbet]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ben de unuturum elbet…<br />
En sevdiğin rengin kırmızı olduğunu,<br />
Vişneye çocuk gibi sevindiğini.</p>

<p>Unuturum elbet<br />
Göğün mavi oluşunu,<br />
Aşkın bir zamanlar var olduğunu.</p>

<p>Kahveyi çok severdin…<br />
Hele o Fransız şarkıları yok mu,<br />
Sanki başka bir hayatın kapısını aralardı sana.</p>

<p>Anadolu deseler,<br />
İnsanların aklına sen gelirdin.<br />
“Rock, rock, rock” diye sevinirdin,<br />
Sanki kalbin o ritimde atardı.</p>

<p>Kar yağsa bile<br />
topuklu ayakkabı giyerdin.&nbsp;<br />
İnadına, kendin gibi.</p>

<p>Sabahları biraz kırgın,<br />
biraz uzak…<br />
Elinde kahveyle uyanırdın hayata.</p>

<p>“Kahvaltı yapalım” derdim,<br />
“Yok” derdin.<br />
Ama bir Americano’ya<br />
Asla “yok” demezdin.</p>

<p>Bir sigara yakardın,<br />
Bir yudum kahve…<br />
Dumanla karışırdı içim.</p>

<p>Ben ise<br />
Sessizce beklerdim.&nbsp;<br />
Belki dönüp bakarsın diye,<br />
Belki bir kez daha<br />
Öpersin diye…</p>

<p>Ben de unuturum elbet.&nbsp;<br />
Merak etme.<br />
Seni değil belki…<br />
Ama seni sevdiğim o hâlimi<br />
Gömerim içimde bir çocuk gibi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 21:15:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gerçeği Değil, Hayalimizi Severiz</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gercegi-degil-hayalimizi-severiz-68</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gercegi-degil-hayalimizi-severiz-68</guid>
                <description><![CDATA[Gerçeği Değil, Hayalimizi Severiz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ilişkilerinde en büyük yanılgı, karşımızdaki kişiyi olduğu gibi görmek yerine, görmek istediğimiz gibi algılamamızdır. Çoğu zaman sevdiğimiz kişi, aslında karşımızda duran gerçek insan değil; zihnimizde inşa ettiğimiz bir hayaldir.<br />
Bu hayal, eksikleri örter, hataları yumuşatır, hatta bazen hiç var olmayan özellikler ekler. Çünkü insan, sevdiğinde kusursuz bir bütün görmek ister. Oysa gerçek insan, her zaman biraz eksik, biraz yarım ve bazen de beklentilerimizin çok dışındadır.<br />
İlişkilerde sıkça yapılan en temel hata da burada başlar. Karşımızdaki kişinin davranışlarını olduğu gibi değerlendirmek yerine, onları kendi içimizde yeniden yorumlarız. Kırıldığımızda “aslında öyle demek istemedi” deriz. Görmek istemediğimiz gerçekleri “zamanla düzelir” diye erteleriz. Böylece gerçeklik ile hayal arasında görünmez bir köprü kurarız.<br />
Fakat bu köprü, çoğu zaman sağlam değildir.<br />
Görmezden gelinen her detay, bastırılan her gerçek, bir süre sonra daha büyük bir kırılmanın habercisi olur. Çünkü gerçek, ne kadar ötelenirse ötelensin, bir noktada kendini hatırlatır. Ve o an geldiğinde, yaşanan şey sadece bir hayal kırıklığı değil; aynı zamanda kendimizle yüzleşmedir.<br />
Aslında mesele, karşımızdaki kişinin kim olduğu değil, bizim onu nasıl görmek istediğimizdir. İnsan, bazen gerçeği değil; ihtiyacını sever. İlgiye ihtiyaç duyan biri, küçük bir ilgiyi büyütür. Sevilmek isteyen biri, en küçük yakınlığı derin bir bağ sanır.<br />
Oysa sağlıklı bir ilişki, hayaller üzerine değil; gerçekler üzerine kurulur.<br />
Sevgi, gerçeği çarpıtmak değildir. Sevgi, gerçeği görebilecek kadar güçlü olmaktır. Karşımızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmadan, onu hayalimizde yeniden yazmadan, olduğu haliyle kabul edebilmektir.<br />
Ve belki de en önemlisi…<br />
Onu olduğu haliyle kabul edemiyorsak, kendimizi kandırmayı bırakabilmektir.<br />
Çünkü insan, en çok başkasına değil…<br />
Kendi yarattığı hayale yenilir.<br />
Özden öze..</p>

<p>Uzm. Psk. Emine Çiçek<br />
Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 21:11:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İŞGAL ALTINDA BİR MİLLET VE YENİDEN DOĞUŞUN HİKÂYESİ</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/isgal-altinda-bir-millet-ve-yeniden-dogusun-hikayesi-67</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/isgal-altinda-bir-millet-ve-yeniden-dogusun-hikayesi-67</guid>
                <description><![CDATA[İŞGAL ALTINDA BİR MİLLET VE YENİDEN DOĞUŞUN HİKÂYESİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu kez size bir şey anlatmayacağım.<br />
Sorular soracağım.<br />
Cevapları vicdanınızda bulacaksınız.</p>

<p>Bir devlet düşünün…<br />
Yüzyıllar boyunca üç kıtaya hükmetmiş, adalet dağıtmış, cihan devleti olmuş.<br />
Ama sonra…</p>

<p>İçten çürümeye başlamış.<br />
Yönetim zayıflamış, ekonomi çökmüş, ordu yorgun düşmüş.<br />
Ve en sonunda…</p>

<p>Toprakları işgal edilmiş.</p>

<p>1918…<br />
Sokaklarında yabancı askerlerin gezdiği bir İstanbul.<br />
Anadolu’da parçalanmayı bekleyen bir vatan.<br />
Kadınların korkuyla yaşadığı, insanların kendi yurdunda sorgulandığı bir dönem.</p>

<p>Şimdi dürüstçe cevap verin:<br />
Bu bir “yıkım” mıydı, yoksa zaten başlamış bir çöküş mü?</p>

<p>Peki o günlerde bir subay çıkıyor…<br />
Elinde ne bir saray gücü var, ne bir taht, ne de arkasında hazır bir ordu.<br />
Ama elinde bir şey var:<br />
İnanç.</p>

<p>Ve o inançla diyor ki:<br />
“Ya istiklal ya ölüm.”</p>

<p>Bugün bazıları soruyor:<br />
“Mustafa Kemal ne yaptı?”</p>

<p>Cevap basit ama ağırdır:<br />
İşgal altındaki bir millete, yeniden ayağa kalkmayı öğretti.</p>

<p>Bir millet düşünün:<br />
Yorgun, fakir, umutsuz…<br />
Ama bir lider çıkıyor ve diyor ki:<br />
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”</p>

<p>İşte kırılma noktası budur.</p>

<p>Saltanatın çöktüğü yerde,<br />
Bir halkın iradesi doğmuştur.</p>

<p>Kadınların yok sayıldığı bir düzenden,<br />
Seçme ve seçilme hakkına uzanan bir yol açılmıştır.</p>

<p>Korkunun hüküm sürdüğü bir coğrafyada,<br />
Laik bir hukuk sistemi kurulmuştur.</p>

<p>Bugün etrafınıza bakın…<br />
Hâlâ özgürlük için mücadele eden ülkeler var.<br />
Hâlâ kadınların ikinci sınıf sayıldığı toplumlar var.<br />
Hâlâ çocukların geleceğinin karanlığa teslim edildiği yerler var.</p>

<p>Ve kendinize sorun:<br />
Bu coğrafyada doğmuş bir kadın olarak,<br />
Bu haklara nasıl sahip oldunuz?</p>

<p>Cevap tarih kitaplarında değil,<br />
Gerçeklerde saklıdır.</p>

<p>Ama asıl soru şu:<br />
Bunca kazanıma rağmen bu öfke neden?</p>

<p>Bir lider düşünün;<br />
Sizlere bir vatan bırakmış,<br />
Bir kimlik kazandırmış,<br />
Özgürlüğü bir lütuf değil, hak haline getirmiş.</p>

<p>Ve sonra…<br />
O lidere hakaret ediliyor.</p>

<p>İşte burada durup düşünmek gerekir.</p>

<p>Eleştiri başka şeydir,<br />
Nankörlük başka.</p>

<p>Tarih, duygularla değil gerçeklerle yazılır.<br />
Ama vicdan…<br />
Vicdan her şeyi kaydeder.</p>

<p>Ve bazen bir şair, bir cümleyle bütün gerçeği yüzünüze çarpar:</p>

<p><br />
“Geldikleri gibi gitmediler; kimi itini bıraktı, kimi bitini. Kimi de piçini bıraktı!.. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil!”<br />
— Neyzen Tevfik</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 20:58:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geç Kalan Yürekler</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gec-kalan-yurekler-66</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gec-kalan-yurekler-66</guid>
                <description><![CDATA[Geç Kalan Yürekler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Keşke dilimizin anlattığı kadar<br />
yüreğimiz de anlatabilseydi içimizdekini…<br />
Kelimeler dökülürken dudaklarımızdan,<br />
sessiz kalmasaydı kalbimiz.</p>

<p>Keşke gözlerimizin gördüğünü<br />
yüreğimiz de görebilseydi aynı açıklıkla…<br />
Bakıp da geçmeseydik güzelliklerin yanından,<br />
biraz da içimize bakabilseydik.</p>

<p>Keşke ellerimizin tutabildiğini<br />
yüreğimizde de tutabilseydik sımsıkı…<br />
Kaybolup gitmeseydi iyilik,<br />
yitip gitmeseydi samimiyet, hoşgörü.</p>

<p>Dokunduk sandığımız anlarda bile<br />
belki hiç değmedi kalbimiz…<br />
Gördük ama hissetmedik,<br />
bildik ama yaşayamadık.</p>

<p>Şimdi içimizde ağır bir sızıyla<br />
kendimize soruyoruz usulca:<br />
Biz…<br />
çok şey için geç mi kaldık?</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 20:08:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alışmaya Dair</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/alismaya-dair-65</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/alismaya-dair-65</guid>
                <description><![CDATA[Alışmaya Dair]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yanı başımdasın,<br />
gözlerindeki derin boşluğu görüyorum.<br />
İçinde bana dair olmayan bir ışık parıltısı var.<br />
Anlıyorum, bizim için bir umudun kalmadığını.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne acı,<br />
gözle görünür bir mesafeden;<br />
yabancıya bakar gibi<br />
bakmak sevgiliye…<br />
Çaresizlik nedir diye sorulsa,<br />
bunu anlatırım şüphesiz.<br />
Tarif edilir mi böylesi bir acı<br />
şüpheli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İçimde bize dair şüpheler doğuyor,<br />
korkuyorum.<br />
Korkum, seni görememekten değil.<br />
Sensizliğe alışmaktan.<br />
Ellerimi sana uzatıyorum;<br />
boşlukla temas ettiğini umursamadan<br />
yoluna devam ediyorsun.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">En büyük korku bu.<br />
Bununla yaşamaya çalışıyorum.<br />
Yiyorum, içiyorum, gülüyorum hatta.<br />
Her gülüşümde kendimden tiksiniyorum.<br />
Aklıma geldiğinde küfrediyor, beddua okuyorum<br />
sensizliğe alışan kendime.<br />
Sonra yoluma devam ediyorum.<br />
Karşıma çıkıyor hayalin.<br />
Hayaline sarılıyorum.<br />
Deli gibi, bir hayale sarılan kendime kızıyorum.<br />
Hatta yerin dibine vuruyorum kendimi.<br />
Korkuyorum öfkemden.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 16:32:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SIRRIN KAYBOLAN İHTİŞAMI</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sirrin-kaybolan-ihtisami-64</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sirrin-kaybolan-ihtisami-64</guid>
                <description><![CDATA[SIRRIN KAYBOLAN İHTİŞAMI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlunun göğüs kafesi, eskiden ulaşılamaz bir kaleden farksızdı. İçeride kopan fırtınaları, kanayan yaraları yahut filizlenen umutları uluorta faş etmek, ruhun namusuna ihanet sayılırdı. Bugün ise o mahrem kapılar ardına kadar kırılmış, herkes kendi uçurumunu meydanlarda sergilemenin telaşına düşmüş durumda. Saklamanın, gizlemenin ve içe atmanın o vakur duruşu; yerini doymak bilmez bir teşhir krizine bıraktı. Acısını bağırmayanın dertli olduğuna, sevdasını yedi düvele ilan etmeyenin yürekten sevdiğine inanılmıyor artık.</p>

<p>Dışarıdan bakıldığında kusursuz işleyen, parıltılı bir çark var ortada. Lakin bu çark, insanın iç dünyasını öğüterek besleniyor. Yaşanan her anı, dökülen her gözyaşını birilerinin onayına sunmak, kendi varlığını başkasının bakışlarıyla ispat etmeye çalışmak nasıl bir yoksulluktur? Oysa hakiki keder, dilsizdir. Gerçek bir yara, kalabalıkların önüne çıkıp merhamet dilenmez; o kendi köşesinde, kendi kanıyla kabuk bağlamayı seçer. İnsanlar sahip oldukları sırları anlattıkça hafifleyeceklerini sanıyorlar; bilakis, ağızdan çıkan her mahrem kelime, sahibinin haysiyetinden koparılmış bir parçadır.</p>

<p>Gözden kaçırılan en büyük hakikat şudur: Bir adamın şahsiyetini kurduğu cümleler değil, yutkunduğu kelimeler inşa eder. Dillendirilmeyen o keskin sızı, başkalarından sakınılan o kıymetli tebessüm, insanın asıl omurgasıdır. Göğüs denilen yer, sadece nefes alıp vermeye yarayan etten bir körük değildir; orası, kimseye söylenmemiş yeminlerin, ihanete uğramış emellerin gömüldüğü eşsiz bir mahzendir. Rüzgâra savrulan sözler havada asılı kalıp buharlaşır ama yutkunarak o mahzene indirdiğin her dert, seni biraz daha sen yapar.</p>

<p>Kalemin asıl kudreti de işte tam bu noktada başlar. Usta bir kalem erbabı, gördüğü yahut hissettiği her şeyi arsızca kâğıda döken basit bir tutanakçısı olamaz. Edebiyat, neyi yazacağından çok, neyin üstünü çizeceğini ve neyi kendine saklayacağını bilme sanatıdır. Bazen sayfalar dolusu feryadın yapamadığını, sonuna konulmuş üç noktanın o dilsiz acısı yapar. Bizler, o gürültülü caddelerden başımız öne eğik geçerken, aslında ceplerimizde kimsenin ağırlığını tahmin bile edemeyeceği o kimsesiz sırları taşırız. Kavgamız, her şeyi kaba bir aydınlığa boğan bu düzene karşı, gölgenin ve gizemin asaletini koruma kavgasıdır.</p>

<p>Bırakalım, o doymak bilmez kalabalıklar kendi yankılarında ve sahte tebessümlerinde boğulsunlar. Onlar bir alkışın ve anlık bir onayın peşinde koşarken, biz kilit vurulmuş o kapıların ardında kendi karanlığımızla yüzleşmeye devam edeceğiz. Çünkü sokağa dökülmüş bir sevincin ömrü kelebek kadardır; lakin saklanmış bir hüznün ihtişamı, sahibinin nefesi tükenene dek bâki kalır.</p>

<p>MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 20:21:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İki Alışkanlık: Sen ve Cem Karaca</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iki-aliskanlik-sen-ve-cem-karaca-63</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iki-aliskanlik-sen-ve-cem-karaca-63</guid>
                <description><![CDATA[İki Alışkanlık: Sen ve Cem Karaca]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir Cem Karaca’yı dinlerim,<br />
bir de seni severim …</p>

<p>Son kez kokladım tenini,<br />
bilmem esti seher yeli…<br />
Sanırsın yıllarım geçti,<br />
aynı sigarayı içeli…</p>

<p>Ruhum bir seni sevdi,<br />
bir de şarkılarda seni.</p>

<p>Beni duysana ey sevgili,<br />
bazen en sevdiğin oldum,<br />
bazen de sahipsiz bir serseri…</p>

<p>Sen ki en güzel şiirlerimin<br />
en anlamlı dizesi…<br />
“Gel kadeh tokuşturalım” dersin,<br />
ben hâlâ aynı yerdeyim:</p>

<p>Bir Cem Karaca’yı dinlerim,<br />
bir de seni severim…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 14:16:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekranların Gündüz Yüzü: Tepkiler Ne Anlatıyor?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekranlarin-gunduz-yuzu-tepkiler-ne-anlatiyor-62</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekranlarin-gunduz-yuzu-tepkiler-ne-anlatiyor-62</guid>
                <description><![CDATA[Ekranların Gündüz Yüzü: Tepkiler Ne Anlatıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım, değerli takipçilerim… Gündüz kuşağı televizyon programları uzun süredir tartışmaların odağında. Her geçen gün artan eleştiriler artık sadece sosyal medyada dile getirilen bireysel görüşler olmaktan çıktı; siyaset dünyasından da bu programların kaldırılması ya da sınırlandırılması yönünde çağrılar yükseliyor. Biz de bu tartışmayı yerinde görmek istedik. Sokağa indik, mikrofonu vatandaşa uzattık. Ortaya çıkan tablo ise oldukça düşündürücüydü. Konuştuğumuz birçok vatandaş, bu programların toplumun değer yargılarına zarar verdiğini düşünüyor. Aile içi meselelerin ekran önünde tartışılması, özel hayatın ifşa edilmesi ve dramatik olayların adeta bir gösteriye dönüştürülmesi en çok eleştirilen başlıklar arasında yer alıyor. Özellikle “reyting uğruna sınır tanınmıyor” görüşü, farklı kesimlerden insanların ortak noktası oldu. Öte yandan, daha temkinli yaklaşan bir kesim de yok değil. Onlara göre bu programlar, toplumda zaten var olan sorunları görünür hale getiriyor. Yani ortada bir “gerçeklik” var ve bu gerçeklik ekranlara taşınıyor. Ancak burada şu soru kaçınılmaz hale geliyor: Gerçekleri göstermek mi amaç, yoksa onları dramatize ederek izlenir kılmak mı? Tam da bu noktada mesele derinleşiyor. Çünkü medya sadece olanı aktaran bir araç değildir; aynı zamanda algıyı şekillendiren güçlü bir etkendir. Sürekli olarak kriz, tartışma ve kaos üzerinden ilerleyen yayınların, izleyici üzerinde bıraktığı izleri görmezden gelmek mümkün değildir. Hele ki bu içeriklerin günün en çok izlenen saatlerinde yayınlandığını düşündüğümüzde, etkisinin ne kadar geniş olduğu daha net anlaşılır. Sokaktaki vatandaşın beklentisi ise oldukça açık: Daha bilinçli, daha saygılı ve topluma katkı sağlayan yayınlar. Peki çözüm ne olmalı? Bu programları tamamen kaldırmak mı, yoksa belirli bir çerçeveye oturtmak mı? Kesin olan şu ki; yasaklar tek başına çözüm değildir. Ancak denetimin artırılması, yayın ilkelerinin netleştirilmesi ve etik sınırların ihlal edilmemesi konusunda daha kararlı bir duruş sergilenmesi şart. Bununla birlikte izleyicinin tercihleri de bu sürecin en önemli belirleyicilerinden biri. Çünkü ekranı şekillendiren sadece yayıncılar değil, izleyicilerdir de. Sonuç olarak… Gündüz kuşağı programlarına yönelik tepkiler, basit bir memnuniyetsizlikten çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu tepkiler, toplumun kendine dönüp bakma ihtiyacının bir yansımasıdır. Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Ekranlarda gördüğümüz tablo, gerçekten görmek istediğimiz bir toplumun yansıması mı?&nbsp;<br />
Erkan Sezgin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 14:14:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zorbalık Okulda Değil, Evde Başlar</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/zorbalik-okulda-degil-evde-baslar-61</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/zorbalik-okulda-degil-evde-baslar-61</guid>
                <description><![CDATA[Zorbalık Okulda Değil, Evde Başlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram var: akran zorbalığı…<br />
Okullarda artan şiddet, çocukların birbirine karşı daha sert, daha kırıcı ve daha tahammülsüz hale gelmesi…<br />
Her olayın ardından aynı soru soruluyor:<br />
“Bu çocuklar neden böyle?”<br />
Oysa asıl sorulması gereken soru biraz daha derin:<br />
Bir çocuk neden zorba olur?<br />
Çünkü hiçbir çocuk zorba olarak doğmaz.<br />
Zorbalık, öğrenilen bir davranıştır.<br />
Ve çoğu zaman bu öğrenme, okul sıralarında değil, evin sessiz köşelerinde başlar.<br />
Bir çocuğun ilk okulu evidir.<br />
Sevginin ne olduğunu, saygının sınırlarını, gücün nasıl kullanılacağını ilk orada öğrenir. Bu nedenle evde yaşanan her duygu, çocuğun dış dünyadaki davranışlarına bir yansıma olarak geri döner.<br />
Ancak burada çoğu zaman fark edilmeyen bir gerçek vardır: Şiddet her zaman görünür değildir.<br />
Bağırmak, cezalandırmak ya da fiziksel müdahale… bunlar şiddetin en bilinen yüzleridir. Oysa bir de daha sessiz, daha incelikli ama çok daha derin izler bırakan bir türü vardır: görünmeyen şiddet.<br />
Sürekli eleştirilen, kıyaslanan, duyguları yok sayılan, değersiz hissettirilen bir çocuk… zamanla kendi iç dünyasında bir kırılma yaşar. Sevilmenin koşullara bağlı olduğunu öğrenir. Kabul görmek için ya kendini bastırır ya da gücü yanlış yerde aramaya başlar.<br />
İşte bu noktada zorbalık bir davranış olmaktan çıkar, bir mesaj haline gelir.<br />
Zorbalık yapan çocuk çoğu zaman güçlü değildir. Aksine, kırılgandır. İçinde biriken öfkeyi, değersizlik hissini ve görülmeme duygusunu taşıyamadığı için, bunu başkası üzerinden ifade eder. Çünkü öğrendiği şey şudur:<br />
“Güçlü olmak için başkasını küçültmeliyim.”<br />
Oysa bu bir güç değil, bir savunma biçimidir.<br />
Bu nedenle zorbalığı yalnızca okulda çözmeye çalışmak, sorunun kökünü görmemek anlamına gelir. Disiplin cezaları ya da yüzeysel müdahaleler, davranışı geçici olarak durdurabilir; ancak altında yatan duyguyu değiştirmez.<br />
Çünkü mesele davranış değil, duygudur.<br />
Ve o duygu çoğu zaman evde şekillenir.<br />
Çözüm de bu yüzden yine evde başlar.<br />
Bir çocuğu gerçekten dinlemek…<br />
Onu olduğu haliyle kabul etmek…<br />
Sevgiyi şartlara bağlamamak…<br />
Sınır koyarken incitmemek…<br />
Bunlar küçük gibi görünen ama bir çocuğun yaşamını ve dolayısıyla bir toplumun geleceğini belirleyen büyük adımlardır.<br />
Unutulmamalıdır ki, sevgiyle büyüyen bir çocuk, başkasına zarar vererek kendini var etmeye ihtiyaç duymaz.<br />
Bugünün çocukları, yarının yetişkinleridir.<br />
Onların kalbine ne ekersek, toplumda onun karşılığını görürüz.<br />
Eğer evde sevgi varsa, okulda zorbalık değil empati büyür.<br />
Eğer evde anlayış varsa, toplumda şiddet değil merhamet çoğalır.<br />
Ve belki de en önemli gerçek şudur:<br />
Zorbalık bir davranış değildir; bir çağrıdır.<br />
Ve o çağrının sesi, çoğu zaman evden gelir.</p>

<p>Özden öze..<br />
E.Çicek<br />
Uzm.Psk.&amp;Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 14:11:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Cumhuriyeti Ve Tek Rejimi Sistemi</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/turkiye-cumhuriyeti-ve-tek-rejimi-sistemi-60</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/turkiye-cumhuriyeti-ve-tek-rejimi-sistemi-60</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti Ve Tek Rejimi Sistemi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, tarihinin en kritik kırılma noktalarından birinde yanlış bir tercih yapmış; kuvvetler ayrılığını zayıflatan, denge ve denetimi ortadan kaldıran “tek merkezli” bir yönetim anlayışına sürüklenmiştir. Bugün yaşanan ekonomik daralma, toplumsal huzursuzluk ve kurumsal çöküş; bu tercihin kaçınılmaz sonucudur.</p>

<p>Eğer mutlak güç tek elde toplanmanın adı “ideal yönetim” olsaydı, Mustafa Kemal Atatürk millet egemenliğine dayalı bir cumhuriyet inşa etmezdi. O, yetkinin bir kişide değil; milletin iradesinde vücut bulması gerektiğini biliyordu. Çünkü tarih göstermiştir ki; sınırsız yetki, sınırsız hatayı beraberinde getirir.</p>

<p>Bugün ise gerçekler nettir:<br />
Başkanlık sistemi, vaat ettiği hiçbir istikrarı sağlayamamış; aksine devleti zayıflatmış, halkı yoksullaştırmış, geleceği belirsizliğe sürüklemiştir. Ülkenin üretim gücü gerilemiş, tarım ve hayvancılık çökme noktasına itilmiş, doğal kaynaklar hoyratça tüketilmiş, milli varlıklar adeta elden çıkarılmak için yarışa sokulmuştur.</p>

<p>Daha da vahimi; adalet duygusu aşınmış, ifade özgürlüğü daralmış, vatandaşın canı ve malı üzerindeki güven duygusu zedelenmiştir. Bir devlet, kendi halkını koruyamıyorsa; o sistemin meşruiyeti tartışmaya açılmış demektir.</p>

<p>Bu yalnızca bugünün iktidarının sorunu değildir. Bu sistem; yarın kim gelirse gelsin aynı tıkanmayı, aynı keyfiyeti ve aynı savrulmayı üretmeye mahkûmdur. Çünkü sorun kişiler değil, sistemin kendisidir.</p>

<p>Devlet yönetimi keyfiyetle değil; ilkeyle, hukukla ve akılla yürütülür. Laiklik ise bu düzenin teminatıdır. Din ile devlet işlerinin iç içe geçtiği her yerde, adalet yara alır, toplum bölünür, devlet zayıflar. Bu, tarihin defalarca kanıtladığı bir gerçektir.</p>

<p>Artık açıkça görülmelidir:<br />
Bu sistem sürdürülebilir değildir.<br />
Bu sistem adil değildir.<br />
Bu sistem Türkiye’yi ileriye taşımaz.</p>

<p>Yapılması gereken bellidir:<br />
Güçlendirilmiş parlamenter sisteme derhal dönülmeli, kurumlar yeniden ayağa kaldırılmalı, denge ve denetim mekanizmaları işler hale getirilmelidir.</p>

<p>Aksi halde; bu ülke, yönetim adı altında kurulan bu dar yapının içinde nefessiz kalacak, ekonomik, sosyal ve ahlaki çöküş daha da derinleşecektir.</p>

<p>Ve son olarak:<br />
Yaşanan acılar karşısında sorumluluk makamında bulunanların sessiz kalması kabul edilemez. İhmalin, liyakatsizliğin ve denetimsizliğin bedelini masum insanlar öderken; görevde kalmak bir hak değil, açık bir sorumluluktan kaçıştır.</p>

<p>İstifa bir zayıflık değil, erdemdir.<br />
Hesap vermek bir lütuf değil, zorunluluktur.</p>

<p>Bu millet sahipsiz değildir.<br />
Ve bu düzen değişmek zorundadır.</p>

<p>Gülper YILMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 18:02:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kayıp Çocukluk</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kayip-cocukluk-59</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kayip-cocukluk-59</guid>
                <description><![CDATA[Kayıp Çocukluk]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Burada saçlarım bitlendi yine,<br />
Ekmek sert, su da soğuk içilene.<br />
En büyüğümüz on altı yaşında,<br />
Ben benden korkarım bazen, bile.</p>

<p>Bir de yaşlı biri var, nöbet tutar,<br />
Kılları beyaz, suratı duvar.<br />
Her sabah bağırır, küfreder bana,<br />
Gardiyan amca, nere bura ?</p>

<p>Bir annem vardı, gözleri yeşil,<br />
Beni severdi, şimdi sessiz mi?<br />
Rüyama giriyor bazen gizli,<br />
“Üşüme oğlum” diyor, gerçek mi?</p>

<p>Bu duvarlar konuşmaz, taş donmuş,<br />
Zincirler paslı, umut solmuş.<br />
Küçüğüm daha, suçum ne olmuş?<br />
Gardiyan amca, söylesene, olmuş mu?</p>

<p>Pencere yok, ama gök aklımda,<br />
Bir kuş geçer bazen, uzak, hızla.<br />
Belki özgür, belki benim yerime,<br />
Uçar gider annemin yanına.</p>

<p>Gardiyan amca, ses ver bana,<br />
Var mı dışarıda bir dünya?<br />
Ben büyür müyüm bu karanlıkta,<br />
Yoksa çocuk kalır mı yürek, burada?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 13:31:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞAMIN HIZI ÖLÇÜLMEZ</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamin-hizi-olculmez-58</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamin-hizi-olculmez-58</guid>
                <description><![CDATA[YAŞAMIN HIZI ÖLÇÜLMEZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yavaşlamak mümkün mü?</p>

<p>İnsan, hayatın hızına kapılmış bir pervane gibi dönüp duruyor. Aynı daire içinde, aynı telaşla… Ne gerçek bir haz alabiliyor, ne mutluluğu tadabiliyor, ne de huzuru bulabiliyor. Peki neden?</p>

<p>Çünkü insanoğlu azla yetinmeyi unuttu. Göz doymadı, gönül doymadı. “Daha fazla” hırsı, “daha çok” isteğiyle birleşti; mal dedi, mülk dedi, para dedi… Ve en acısı, sadece kendisi için yaşarken başkalarının hayatını da zorlaştırdı.</p>

<p>Oysa doğa; tüm cömertliğiyle insana sunduğunu esirgemedi. Arıdan çiçeğe, topraktan suya kadar her şey yeterliydi. Ama birileri çıktı, “köyleri bırakın, şehre gelin” dedi. İşte kırılma noktası tam da buydu.</p>

<p>Tarım geriledi, üretim azaldı. Fabrikalar kapandı ya da el değiştirdi. Yapılan yolların ardında başka hesaplar konuşuldu. Şehir hastaneleri kuruldu ama içindeki sistem tartışılır hale geldi. Tekstil gibi güçlü bir sektör başka ülkelere kaydırıldı. Ekonomi daraldı; kredi borçları arttı, insanlar geçinemez hale geldi.<br />
Tüm bunlar olurken halkın sesi giderek kısıldı. İktidar koltuğunu koruma derdinde, muhalefet ise konumunu kaybetmeme telaşında. Olan yine vatandaşa oldu.</p>

<p>Bugün geldiğimiz noktada, sanki yönünü kaybetmiş bir gemi gibiyiz. Suyun üzerinde sürükleniyoruz ama hangi kıyıya vuracağımız belirsiz.<br />
Bu gidiş, tarihin bazı kırılma anlarını hatırlatıyor. II. Abdülhamid döneminin son yıllarındaki o belirsizlik hissi gibi…</p>

<p>Dileğim; bu düşüncelerin birer endişe olarak kalması. Ama unutmayalım, görünen köy kılavuz istemez.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;<br />
Gülper YILMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 18:30:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sürdürülebilir Zihin</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/surdurulebilir-zihin-57</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/surdurulebilir-zihin-57</guid>
                <description><![CDATA[Sürdürülebilir Zihin]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında sürdürülebilirlik denildiğinde akla ilk gelen doğayı korumak geri dönüşüm yapmak ya da enerji tasarrufu sağlamak oluyor. Oysa çoğu zaman gözden kaçırdığımız çok önemli bir alan var zihnimiz. Tıpkı doğa gibi zihin de korunmaya beslenmeye ve dengede tutulmaya ihtiyaç duyar. Çünkü tükenen bir zihin üretkenliğini kaybeder yorulan bir zihin ise ne kendine ne de çevresine gerçek anlamda fayda sağlayabilir.<br />
Sürdürülebilir bir zihin sadece bilgiyle dolu bir zihin değildir. Aynı zamanda duygularını yönetebilen stresle baş edebilen ve kendini yenileyebilen bir yapıya sahiptir. Sürekli uyarana maruz kaldığımız hızlı tüketim alışkanlıklarının hayatımıza hâkim olduğu bu çağda zihnimiz adeta bir “aşırı yüklenme” sorunu yaşamaktadır. Sosyal medya akışları bitmeyen bildirimler sürekli yetişmesi gereken işler ve “geç kalma” korkusu zihinsel enerjimizi farkında olmadan tüketir. Üstelik bu tüketim çoğu zaman görünmezdir fark edildiğinde ise çoğu zaman geç kalınmış olur.<br />
Peki sürdürülebilir bir zihin nasıl mümkün olur?<br />
Öncelikle zihinsel farkındalık geliştirmek gerekir. Gün içinde ne düşündüğümüzü hangi duyguların bizi yönlendirdiğini fark etmek zihinsel sürdürülebilirliğin ilk adımıdır. Çünkü fark edilmeyen düşünceler zamanla birikir ve zihinsel karmaşaya dönüşür. Bu karmaşa ise bireyin hem karar alma süreçlerini zorlaştırır hem de yaşam kalitesini düşürür. Kendine dönüp bakabilen bir birey zihnini yönetme konusunda daha güçlü bir konuma gelir.<br />
İkinci olarak zihinsel “dinlenme” alanları oluşturmak büyük önem taşır. Tıpkı toprağın nadasa bırakılması gibi zihin de zaman zaman boşluklara ihtiyaç duyar. Ancak günümüzde “boş kalmak” çoğu zaman verimsizlik olarak algılanır. Oysa zihnin en yaratıcı olduğu anlar çoğu zaman hiçbir şey yapmadığımız anlardır. Kısa yürüyüşler doğayla temas sessiz bir ortamda oturmak ya da sadece derin bir nefes almak bile zihinsel yenilenmeye katkı sağlar. Bu küçük molalar uzun vadede büyük bir zihinsel direnç oluşturur.<br />
Bir diğer önemli nokta ise bilgi tüketimidir. Her bilgi faydalı değildir. Aksine gereksiz ve yoğun bilgi akışı zihinsel kirliliğe neden olur. Gün içinde maruz kaldığımız içeriklerin büyük bir kısmı bize doğrudan katkı sağlamayan hatta çoğu zaman kaygıyı artıran unsurlardır. Bu nedenle bilgi diyeti yapmak yani neyi ne kadar tüketeceğimizi bilinçli bir şekilde seçmek sürdürülebilir bir zihin için vazgeçilmezdir. Az ama nitelikli bilgi çok ama yüzeysel bilgiden her zaman daha değerlidir.<br />
Sürdürülebilir zihin aynı zamanda duygusal dayanıklılığı da içerir. Hayatın getirdiği zorluklara karşı esnek kalabilmek her düşüşte yeniden ayağa kalkabilmek bu dayanıklılığın bir parçasıdır. Bu noktada bireyin kendine karşı anlayışlı olması hatalarını bir başarısızlık olarak değil bir öğrenme fırsatı olarak görmesi büyük önem taşır. Çünkü<br />
kendine karşı sert olan bir zihin zamanla yorulur ve tükenir. Oysa kendini destekleyen bir iç ses bireyin en güçlü dayanağıdır.<br />
Bununla birlikte sosyal ilişkiler de zihinsel sürdürülebilirliğin önemli bir parçasıdır. İnsan sosyal bir varlıktır ve sağlıklı ilişkiler zihinsel dengeyi korumada kritik rol oynar. Anlaşıldığını hissetmek düşüncelerini paylaşabilmek ve duygusal bağ kurabilmek zihnin yükünü hafifletir. Bu nedenle kaliteli iletişim kurmak sadece sosyal değil aynı zamanda zihinsel bir ihtiyaçtır.<br />
Ayrıca amaç duygusu da zihinsel sürdürülebilirliğin temel taşlarından biridir. Hayatta bir yönü ve anlamı olan bireyler zorluklar karşısında daha dirençli olurlar. Amaçsızlık ise zihinsel dağınıklığı ve motivasyon kaybını beraberinde getirir. Küçük de olsa bir hedefe sahip olmak zihni canlı tutar ve bireyin kendini değerli hissetmesini sağlar.<br />
Son olarak dijital dünyayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden gözden geçirmek gerekir. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken kontrolsüz kullanımı zihnimizi yoran en büyük etkenlerden biri haline gelmiştir. Sürekli ekran başında olmak dikkat süresini kısaltır ve derin düşünme becerisini zayıflatır. Bu nedenle zaman zaman dijital detoks yapmak zihinsel sağlığı korumak adına önemli bir adımdır.<br />
Sonuç olarak sürdürülebilirlik sadece çevreyle ilgili bir kavram değildir insanın iç dünyasını da kapsayan bütüncül bir yaklaşımdır. Sağlıklı toplumlar sürdürülebilir zihinlere sahip bireylerle inşa edilir. Eğer daha üretken daha huzurlu ve daha bilinçli bir yaşam istiyorsak önce zihnimizi korumayı öğrenmeliyiz.<br />
Unutulmamalıdır ki iyi bakılan bir zihin hem kendine hem de dünyaya değer katar. Çünkü sürdürülebilir bir gelecek ancak sürdürülebilir zihinlerle mümkündür.<br />
CEM FATİH AYYÜREK<br />
Eğitimci</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 20:32:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞADIK YAR</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasadik-yar-56</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasadik-yar-56</guid>
                <description><![CDATA[YAŞADIK YAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yar, o satır satır mektupların her harfinde bir çığlık gizliydi, ama sen duymadın. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yoluna döktüğüm sular, belki bir nehir olacaktı bize, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yönümüzü değiştirip yeni ufuklara taşıyacaktı; </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lakin sen anlamadın.</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uykusuz gecelerimde yıldızlara fısıldadım adını, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siyahla beyazın arasında kaybolduk, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne renkteydi aşkımız, çözemedik. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Şimdi meçhule yol alıyoruz, </span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sabaha mı yoksa sonsuz bir geceye mi uyanacağız, bilmiyorum. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her cümlemde aradın bir mana, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Satır aralarında kendine yer buldun, ama bulamadın yar, bulamadın... </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belki de aşk, tam da bu anlamamazlıkta saklıydı. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Git, ama unutma: </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Anlamadık, ama yaşadık.</span></span></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ERKAN SEZGİN</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:52:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Memnuniyetsizliğin Psiko-Dinamikleri: Konforlu Bir Esaretin Analizi</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/memnuniyetsizligin-psiko-dinamikleri-konforlu-bir-esaretin-analizi-55</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/memnuniyetsizligin-psiko-dinamikleri-konforlu-bir-esaretin-analizi-55</guid>
                <description><![CDATA[Memnuniyetsizliğin Psiko-Dinamikleri: Konforlu Bir Esaretin Analizi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Gündelik yaşamın gürültüsü içinde en sık duyduğumuz nakarat, doyumsuzluğun o keskin sesidir. Bir klinik psikolog ve akademisyen olarak baktığımda, "memnun olmamayı" sadece dışsal faktörlerin bir sonucu değil, bireyin iç dünyasında geliştirdiği sofistike bir savunma mekanizması olarak görüyorum. Peki, bizler neden bazen huzuru değil de, o huzursuzluğun tanıdık gölgesini seçiyoruz?</p>

<p>​Mutsuzluğun Epistemolojisi ve İkincil Kazançlar</p>

<p>​Psikanalitik açıdan baktığımızda, kronik memnuniyetsizlik çoğu zaman bir "psikolojik zırh" işlevi görür. Eğer hayattan memnun olmazsak, olası başarısızlıklar için hazır bir bahanemiz olur; beklentiyi düşük tutarak hayal kırıklığının yıkıcı etkisinden kendimizi koruduğumuzu sanırız. Buna psikolojide "ikincil kazanç" diyoruz. Memnuniyetsizlik, bireye sorumluluktan kaçma lüksü tanır. "Dünya adaletsiz" veya "Şartlar yetersiz" demek, kişiyi kendi hayatının mimarı olma yükümlülüğünden muaf tutar. Mağduriyet, ne yazık ki eylemsizliğin en güvenli limanıdır.</p>

<p>​Nörobiyolojik Yanılgı: Hayatta Kalma mı, Mutlu Olma mı?</p>

<p>​Beynimiz, evrimsel süreçte "mutlu olmak" için değil, "hayatta kalmak" için optimize edilmiştir. Amigdala, sürekli çevredeki tehditleri tararken, olumsuz deneyimleri olumlulardan daha hızlı ve kalıcı kaydeder. Ancak modern insanın trajedisi, ormandaki kaplanı değil, ofisteki gerginliği veya sosyal medyadaki eksikliği bir hayati tehdit gibi algılamasıdır. Bu durum, bireyi sürekli bir kortizol sarmalına ve dolayısıyla bitmek bilmeyen bir hoşnutsuzluk döngüsüne hapseder.</p>

<p>​Profesyonel Dönüşüm Reçetesi: Bilinçli Bir Seçim Olarak Memnuniyet</p>

<p>​Memnuniyet, her şeyin kusursuz olduğu bir illüzyon değil; bilişsel bir disiplindir. Bu döngüden çıkış için klinik önerilerim şunlardır:</p>

<p>​Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Zihninizin otomatik olarak ürettiği "felaketleştirme" senaryolarını bir veri olarak değil, birer hipotez olarak görün. Kanıt temelli düşünerek, zihinsel çarpıtmalarınızı (ya hep ya hiç, aşırı genelleme) sorgulayın.</p>

<p>​Radikal Kabul ve Kontrol Odaklılık: Değiştiremeyeceğiniz dışsal gerçekliklerle savaşmayı bırakın. Enerjinizi "Etki Alanınıza" yönlendirin. Epiktetos’un dediği gibi; "Bizi üzen olaylar değil, o olaylar hakkındaki düşüncelerimizdir."</p>

<p>​Öz-Şefkatli Farkındalık (Mindfulness): Memnuniyetsizlik ya geçmişin pişmanlığında ya da geleceğin kaygısında yaşar. "Şimdi"nin içine yerleşmek, sinir sistemini regüle etmenin ve zihni otonom moddan çıkarmanın tek yoludur.</p>

<p>​Nöroplastisiteyi Aktif Etmek: Beyin, odaklandığı yönde yapısal olarak değişir. Her gün bilinçli olarak "yolunda giden" ayrıntıları fark etmek, beyindeki mutluluk yollarını fiziksel olarak güçlendirir.</p>

<p>​Sonuç olarak; hayattan memnuniyet duymak, dış dünyadan gelecek bir onay değil, bireyin kendi içsel parçalarıyla yaptığı bir barış antlaşmasıdır. Memnuniyeti seçmek, pasif bir kabulleniş değil, yaşamın kaosu içinde anlamı bulma iradesini gösteren en cesur eylemdir. Dr. Emine Çiçek Uzm. Psk. &amp; Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:05:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cumhuriyet’in Hesabı: Dünle Bugün Arasında Bir Yüzleşme</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/cumhuriyetin-hesabi-dunle-bugun-arasinda-bir-yuzlesme-54</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/cumhuriyetin-hesabi-dunle-bugun-arasinda-bir-yuzlesme-54</guid>
                <description><![CDATA[Cumhuriyet’in Hesabı: Dünle Bugün Arasında Bir Yüzleşme]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye’de Cumhuriyet’i konuşmak, sadece geçmişi anlatmak değildir; bugünü anlamak ve yarını belirlemektir. Çünkü bu devlet, sıradan bir tarihsel sürecin ürünü değil; ağır bedeller ödenerek kurulmuş bir iradenin sonucudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, çoğu zaman sembolik bir adım gibi anlatılır. Oysa gerçekte bu, dağılmış bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkarma iradesinin somutlaşmasıdır. O gün Anadolu’da sadece düşman orduları yoktu; umutsuzluk, cehalet ve içten içe büyüyen ihanet de vardı. Tam da bu ortamda, tarih sahnesine çıkan Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir askeri lider değil; aynı zamanda bir akıl ve gelecek inşa edicisiydi. Onun mücadelesi, sadece cephede kazanılan zaferlerden ibaret değildir. Asıl zafer, bir milleti yeniden ayağa kaldırmak, ona özgüvenini hatırlatmak ve kaderine sahip çıkmasını sağlamaktır. Bugün en çok göz ardı edilen gerçek şudur:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Cumhuriyet bir “seçenek” değildi. Bir zorunluluktu. Ya bağımsızlık sağlanacak ya da bu millet tarih sahnesinden silinecekti. Nutuk bu gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyar. Orada anlatılanlar, sadece bir dönemin hatırası değil; aynı zamanda bugüne ışık tutan bir siyasal bilinçtir. Atatürk’ün “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözü, yalnızca o günün değil, bugünün de en net uyarısıdır. Çünkü tehditler ortadan kalkmış değildir; sadece biçim değiştirmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün Türkiye’de Cumhuriyet’in temel değerleri üzerinden yürüyen tartışmalar, basit fikir ayrılıkları olarak görülemez. Laiklik, adalet ve bağımsızlık gibi kavramların içinin boşaltılmaya çalışılması; aslında Cumhuriyet’in kurucu felsefesine yönelik sistemli bir aşındırmadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Daha açık konuşmak gerekirse:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dün manda ve himaye arayan zihniyet neyse, bugün farklı kavramlar arkasına saklanarak bu ülkenin iradesini zayıflatmaya çalışan anlayış da odur. Bu noktada asıl mesele, bireyler ya da gruplar değil; zihniyet meselesidir. Cumhuriyet’i bir kazanım olarak değil, bir engel olarak gören her yaklaşım, bu ülkenin geleceği açısından ciddi bir risk taşır. Ancak unutulan bir gerçek var:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu millet, tarih boyunca en zor koşullarda bile yeniden ayağa kalkmayı başarmıştır. Çünkü Cumhuriyet, sadece bir yönetim modeli değil; aynı zamanda bir karakter inşasıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu karakter;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">boyun eğmemeyi,</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">teslim olmamayı,&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ve gerektiğinde bedel ödemeyi içerir. Bugün yapılması gereken, geçmişi sadece anmak değil; onu doğru anlamaktır. Cumhuriyet’i korumak, nostaljik bir refleks değil; bilinçli bir sorumluluktur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü, bir temenniden öte, bir hedef ve bir uyarıdır. Bu hedefin gerçekleşmesi ise ancak toplumun bu bilinçle hareket etmesiyle mümkündür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sonuç olarak; Türkiye’de Cumhuriyet tartışması, aslında bir yön tartışmasıdır. Ya kurucu değerler üzerinden güçlenerek ilerleyen bir ülke olunacaktır ya da bu değerlerin aşındırılmasıyla yönünü kaybeden bir toplum. Bu bir tercih değil, bir eşiktir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ve her eşik gibi, doğru tarafı seçmek; sadece bugünü değil, geleceği de belirler.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gülper Yılmaz</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:49:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İÇİ SEN DOLU</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ici-sen-dolu-53</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ici-sen-dolu-53</guid>
                <description><![CDATA[İÇİ SEN DOLU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerine çektiğin sürmeler<br />
O kadar güzeldi ki<br />
Gözlerinin rengine bakamadım.</p>

<p>Seni uzaktan izlemek<br />
O kadar güzel ki<br />
Yanına hiç yaklaşamadım.</p>

<p>Sen benim en güzel şiirim olacaksın,<br />
Ben de senin en sevdiğin şair…<br />
Ama tanıyacak mısın beni?<br />
Bir mısrada “işte bu sensin” diyebilecek misin?</p>

<p>Oysa ben her mısramda seni yazıyorum,<br />
En güzel şiirlerimin<br />
En güzel bahanesisin.</p>

<p>Belki bir gün biz oluruz,<br />
Belki bir gün bir kitabım olur…<br />
Yazarı ben,<br />
İçi sen dolu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 19:54:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geri Dönüştürülen Şehirler</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/geri-donusturulen-sehirler-52</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/geri-donusturulen-sehirler-52</guid>
                <description><![CDATA[Geri Dönüştürülen Şehirler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Dünya hızla değişirken şehirler de bu değişimin en yoğun hissedildiği alanlar hâline geliyor. Artan nüfus tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve doğal kaynakların sınırlı olması şehirlerin sürdürülebilir bir anlayışla yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. İşte tam da bu noktada “Geri Dönüşüm” kavramı yalnızca bir çevre uygulaması olmaktan çıkarak şehirlerin geleceğini belirleyen önemli bir yaşam kültürüne dönüşüyor. Günümüzde artık “geri dönüştürülen şehirler” kavramından söz etmek mümkündür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geri dönüştürülen şehirler atıkların sadece ortadan kaldırıldığı değil yeniden değerlendirildiği üretime ve ekonomiye kazandırıldığı şehirlerdir. Bu şehirlerde çöpler bir yük değil aksine bir kaynak olarak görülür. Plastik cam metal ve kâğıt gibi atıkların ayrıştırılmasıyla hem doğal kaynakların tüketimi azalır hem de çevre kirliliği önemli ölçüde önlenir. Böylece şehirler daha temiz daha yaşanabilir ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bugün dünyanın birçok gelişmiş şehrinde geri dönüşüm yalnızca belediyelerin yürüttüğü bir hizmet değildir aynı zamanda toplumun tüm bireylerinin katıldığı bir sorumluluk alanıdır. Evlerde başlayan atık ayrıştırma alışkanlığı okullarda verilen çevre eğitimi ve kamu kurumlarının uyguladığı sürdürülebilir politikalar bu sürecin temelini oluşturur. Çünkü bir şehrin gerçekten geri dönüştürülebilmesi yalnızca teknolojik yatırımlarla değil aynı zamanda bilinçli bireylerle mümkündür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geri dönüşümün şehir hayatına katkıları yalnızca çevresel boyutla sınırlı değildir. Aynı zamanda ekonomik ve sosyal kazanımlar da sağlar. Atıkların geri kazanılması yeni iş alanları oluşturur üretim maliyetlerini düşürür ve doğal kaynakların korunmasına katkı sağlar. Bu yönüyle geri dönüşüm sürdürülebilir kalkınmanın önemli araçlarından biri hâline gelir. Bir başka ifadeyle geri dönüşüm hem doğayı korur hem de ekonomiyi destekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ancak unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır. Şehirleri geri dönüştüren asıl güç insanlardır. Bir plastik şişeyi doğru kutuya atmak gereksiz tüketimden kaçınmak ya da geri dönüşüm konusunda çocuklara örnek olmak küçük gibi görünen ama büyük değişimlere yol açabilecek davranışlardır. Çünkü sürdürülebilir şehirler bilinçli bireylerin oluşturduğu topluluklarla mümkün olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geleceğin şehirleri yalnızca beton yapılarla değil doğayla uyum içinde yaşayan insanlarla şekillenecektir. Geri dönüşüm kültürünü hayatın bir parçası hâline getiren toplumlar hem çevreyi koruyacak hem de gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakacaktır. Geri dönüştürülen şehirler aslında geri dönüştürülen bir yaşam anlayışının ürünüdür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bugün atacağımız küçük bir adım yarının daha temiz ve sürdürülebilir şehirlerinin temelini oluşturabilir. Çünkü şehirleri değiştirmek çoğu zaman bir çöp kutusuna doğru atılan bilinçli bir adımla başlar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 20:30:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
