<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Demiroğlu Haber</title>
        <link>https://www.demirogluhaber.com/</link>
        <description>Demiroğlu Haber</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>80 Yıl Geçti, Aynı Soru: Siverek Gerçekten Hak Ettiği Yerde mi?</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/80-yil-gecti-ayni-soru-siverek-gercekten-hak-ettigi-yerde-mi-119</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/80-yil-gecti-ayni-soru-siverek-gercekten-hak-ettigi-yerde-mi-119</guid>
                <description><![CDATA[80 Yıl Geçti, Aynı Soru: Siverek Gerçekten Hak Ettiği Yerde mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazen bir gazete arşivinde karşılaştığınız birkaç satır, bugünü anlamak için saatlerce yapılan analizlerden daha güçlü bir etki bırakır. Geçtiğimiz günlerde yaklaşık 80 yıl öncesine ait bir ulusal gazete haberini incelerken gözüme çarpan ifade şuydu: "İhmale uğramış bir kaza merkezi: Siverek." Aradan neredeyse bir asır geçmiş... Takvimler değişmiş, hükümetler değişmiş, belediye başkanları değişmiş, kurumlar yenilenmiş, nüfus katlanarak artmış. Ama o eski haberin satırlarını okurken insan ister istemez bugünü düşünmeden edemiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Elbette bugünün Siverek'i, 1940'ların Siverek'i değil.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün ilçemizde modern hastaneler var, yeni okul binaları var, genişleyen ulaşım ağı var, sıcak asfalt çalışmaları var, parklar, sosyal alanlar ve geçmişe kıyasla çok daha gelişmiş kamu hizmetleri bulunuyor. Son yıllarda belediye başta olmak üzere birçok kurumun yaptığı yatırımları görmezden gelmek doğru olmaz. Şehrin birçok noktasında önemli değişimler yaşandığı inkâr edilemez. Fakat gelişim ile tamamlanmışlık aynı şey değildir. Bugün hâlâ bazı mahallelerde vatandaşın altyapı sorunu konuştuğunu duyuyoruz. Kimi yerde içme suyu sıkıntısı yaşanıyor, kimi yerde yol ve kaldırım eksikliği gündeme geliyor. Şehrin büyüme hızı, yapılan hizmetlerin de aynı hızla devam etmesini zorunlu kılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aslında mesele yalnızca asfalt ya da kaldırım meselesi değildir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir şehrin geleceği; planlamasıyla, sanayisiyle, istihdamıyla, kültürüyle, eğitimiyle ve vizyonuyla şekillenir. Siverek gibi tarihî, ekonomik ve nüfus açısından güçlü bir ilçenin artık günü kurtaran çözümlerden çok, gelecek nesilleri ilgilendiren projeleri konuşması gerekiyor. <strong>Geçmişte gazeteler Siverek'i "ihmale uğramış" diye yazıyordu. </strong>Bugün aynı cümleyi kurmak haksızlık olur. Çünkü emek veren insanlar var, çalışan kurumlar var, yapılan yatırımlar var. Ancak şu gerçeği de görmezden gelemeyiz:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siverek'in potansiyeli, bugünkü seviyesinin çok daha üzerinde. Bizler gazeteciyiz. Görevimiz ne yalnızca alkışlamak ne de sürekli eleştirmektir. Görevimiz; yapılan doğru işleri kamuoyuna duyururken eksikleri de yapıcı bir dille gündeme taşımaktır. Çünkü eleştiri, çözüm üretme niyeti taşıdığı sürece kıymetlidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün dönüp 80 yıl önce yazılmış bir haberi okuduğumuzda, bazı sorunların tarihte kaldığını görmek sevindiriyor. Fakat aynı zamanda, hâlâ benzer başlıkların konuşuluyor olması da hepimize önemli bir sorumluluk yüklüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siverek büyük bir ilçedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tarihiyle büyüktür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnsanıyla büyüktür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Potansiyeliyle büyüktür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu potansiyelin tam anlamıyla ortaya çıkması ise yalnızca kamu kurumlarının değil; yerel yönetimlerin, sivil toplumun, iş dünyasının ve en önemlisi bu şehirde yaşayan herkesin ortak gayretiyle mümkün olacaktır. Ben inanıyorum ki yıllar sonra bir başka gazeteci bugünün arşivlerini açtığında, Siverek'i eksikleriyle değil; örnek projeleriyle, güçlü altyapısıyla, üretimiyle ve yaşam kalitesiyle anacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Asıl hedefimiz de bu olmalıdır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 16:59:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>15 Temmuz: Darbe mi, Senaryo mu? Sorular Hâlâ Cevabını Bekliyor</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/15-temmuz-darbe-mi-senaryo-mu-sorular-hala-cevabini-bekliyor-118</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/15-temmuz-darbe-mi-senaryo-mu-sorular-hala-cevabini-bekliyor-118</guid>
                <description><![CDATA[15 Temmuz: Darbe mi, Senaryo mu? Sorular Hâlâ Cevabını Bekliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz 2016, Türkiye'nin en acı gecelerinden biri olarak tarihe geçti. O gece yüzlerce insan hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı. Meclis bombalandı, güvenlik güçleri ve siviller yaşamını yitirdi. Yaşanan acılar hepimizin ortak acısıdır.</p>

<p>Ancak aradan geçen yıllara rağmen toplumun bir kesimi hâlâ bazı soruların yeterince açıklığa kavuşmadığını düşünüyor. Bu soruları sormak, demokratik bir toplumda herkesin hakkıdır. Bir olayı sorgulamak ya da farklı değerlendirmek, tek başına bir suçlama veya bir örgüte destek anlamına gelmemelidir.</p>

<p>Fethullah Gülen yapılanması ile geçmişte iktidar arasında yaşanan yakınlık kamuoyunun uzun yıllar boyunca konuştuğu bir gerçektir. Daha sonra bu ortaklığın büyük bir çatışmaya dönüştüğü de bilinmektedir. Bu nedenle birçok vatandaş, "Bu noktaya nasıl gelindi?", "Kimler sorumluydu?", "Neden bazı kişiler hesap verirken bazıları vermedi?" sorularını sormaktadır.</p>

<p>Bugün de kamuoyunda, geçmişte bu yapıyla ilişkili olduğu iddia edilen bazı kişilerin hâlâ önemli görevlerde bulunduğuna yönelik eleştiriler dile getirilmektedir. Eğer suç işleyenler varsa, hukuk önünde ayrım yapılmadan yargılanmaları gerekir. Adalet, kişiye veya siyasi görüşe göre değişmemelidir.</p>

<p>15 Temmuz'un ardından yaşanan süreçte farklı görüş ifade edenlerin zaman zaman ağır ithamlarla karşılaşması da toplumda endişe oluşturmaktadır. Demokrasi, yalnızca aynı fikirde olanların değil, farklı düşünenlerin de düşüncelerini özgürce ifade edebilmesiyle güçlenir.</p>

<p>Bizim isteğimiz ne bir kaos ne de yeni acılardır. İstediğimiz; şeffaflık, adalet ve cevap bekleyen soruların hukukun ışığında açıklığa kavuşmasıdır. Çünkü güçlü devlet, soruların yasaklandığı değil; cevapların verildiği devlettir.</p>

<p>Ülkemizin bu noktaya gelmesine sebep olan herkes, hangi makamda olursa olsun, vicdan ve hukuk önünde hesap vermelidir. Türkiye'nin ihtiyacı ayrışmak değil; adalet, hukuk ve toplumsal güveni yeniden tesis etmektir.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;<br />
Gülper Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 18:52:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trafikte Kaybettiğimiz Sadece Sabır Değil, İnsanlığımız</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/trafikte-kaybettigimiz-sadece-sabir-degil-insanligimiz-117</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/trafikte-kaybettigimiz-sadece-sabir-degil-insanligimiz-117</guid>
                <description><![CDATA[Trafikte Kaybettiğimiz Sadece Sabır Değil, İnsanlığımız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her geçen gün trafikte biraz daha tahammülsüz, biraz daha öfkeli ve biraz daha bencil hale geliyoruz. Eskiden yol vermek nezaketti, bugün ise adeta zayıflık olarak görülüyor. Bir korna sesiyle başlayan tartışmalar yumruklaşmaya, hatta silahlı kavgalara kadar uzanıyor. Peki, gerçekten bu kadar öfkeli olmamızın sebebi nedir?</p>

<p>Sorun sadece yoğun trafik değil. Sorun, toplum olarak birbirimize olan saygımızı kaybetmeye başlamamızdır. Direksiyon başına geçtiğimiz anda sanki bütün kurallar bizim için ortadan kalkıyor. Kırmızı ışıkta geçmek, emniyet şeridini işgal etmek, sinyal vermeden şerit değiştirmek ve yayaların hakkını gasp etmek sıradan davranışlar haline geliyor.</p>

<p>Kimse kendine dönüp bakmıyor. Herkes karşısındakini suçluyor. Oysa trafikte yaşanan her kural ihlalinin, her saygısızlığın ve her öfke patlamasının arkasında bizler varız. Çünkü trafik, toplumun en net fotoğrafıdır.</p>

<p>Bir dakika erken varmak uğruna insanların hayatını tehlikeye atmaya değer mi? Bir yol verme tartışması yüzünden bir ailenin ocağını söndürmeye değer mi? Öfkeyle verilen kararların sonunda pişmanlık var, gözyaşı var, ceza var; ama geri getirilemeyen canlar da var.</p>

<p>Elbette denetimler artırılmalı, cezalar caydırıcı olmalı. Ancak asıl ihtiyaç duyduğumuz şey vicdandır. Trafik kurallarına sadece ceza korkusuyla değil, insan hayatına duyulan saygıyla uymayı öğrenmeliyiz.</p>

<p>Unutmayalım ki direksiyonun başındaki karakterimiz, gerçek karakterimizdir. Trafikte gösterdiğimiz saygı da, sabır da, öfke de aslında nasıl bir toplum olduğumuzu ortaya koyuyor.</p>

<p>Bugün trafikte birbirimize biraz daha anlayış gösterirsek, yarın çocuklarımıza daha güvenli ve daha huzurlu bir ülke bırakabiliriz. Aksi halde direksiyon başındaki öfke, sadece yolları değil, geleceğimizi de tüketmeye devam edecektir.</p>

<p>Erkan Sezgin&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 20:57:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ayrışarak Değil, Birleşerek Güçleniriz</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ayrisarak-degil-birleserek-gucleniriz-116</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ayrisarak-degil-birleserek-gucleniriz-116</guid>
                <description><![CDATA[Ayrışarak Değil, Birleşerek Güçleniriz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda toplumda en çok ihtiyaç duyduğumuz kavramların başında birlik, beraberlik ve hoşgörü geliyor. Ne yazık ki tam da bu değerlere en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemde, ayrıştırıcı söylemler giderek daha fazla hayatımızın içine sokuluyor.</p>

<p>Oysa bu ülkenin insanı aynı bayrağın gölgesinde büyüyor. Aynı ezanı dinliyor, aynı camilerde omuz omuza saf tutuyor, düğünlerde birlikte seviniyor, cenazelerde aynı acıyı paylaşıyor. Sevinçte de kederde de yan yana duran bir milletin, siyasi hesaplarla birbirine düşman gösterilmesi ne vicdana ne de toplumsal barışa hizmet eder.</p>

<p>Siyasetin de bürokrasinin de asli görevi insanları ayrıştırmak değil, ortak değerler etrafında buluşturmaktır. Makamlar geçicidir, ancak geride bırakılan sözler ve oluşturulan toplumsal iklim kalıcıdır. Kullanılan her cümle, ya kardeşliği güçlendirir ya da kutuplaşmayı derinleştirir.</p>

<p>Farklı düşünmek düşman olmak değildir. Farklı fikirlere sahip olabiliriz, farklı siyasi görüşleri savunabiliriz. Ancak hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız. Bizi biz yapan da bu farklılıklar içinde ortak paydada buluşabilme olgunluğudur.</p>

<p>Yüce kitabımızın ilk emri "İkra" yani "Oku"dur. Okuyan insan araştırır, sorgular, anlamaya çalışır. Ön yargılarla değil bilgiyle hareket eder. Çünkü insanlık, ayrıştıran değil anlamaya çalışan zihinlerle gelişir.</p>

<p>Bugün ihtiyacımız olan şey öfkeyi büyütmek değil, kardeşliği büyütmektir. Bu ülkenin kazanmaya ihtiyacı var; bunun yolu da birbirimizi ötekileştirmekten değil, birbirimizi anlamaktan geçiyor.</p>

<p>Çünkü bu ülkede "sen, ben, onlar" değil; biz varız.</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 14:53:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kumar ve Uyuşturucuyla Mücadele: Benzer Yaklaşımlar, Ortak Hedefler</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kumar-ve-uyusturucuyla-mucadele-benzer-yaklasimlar-ortak-hedefler-115</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kumar-ve-uyusturucuyla-mucadele-benzer-yaklasimlar-ortak-hedefler-115</guid>
                <description><![CDATA[Kumar ve Uyuşturucuyla Mücadele: Benzer Yaklaşımlar, Ortak Hedefler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kumar ve uyuşturucu bağımlılığı, modern toplumların karşılaştığı en büyük sorunlardan ikisi. Her ikisi de bireyleri, aileleri ve toplumu derinden etkileyen bağımlılık türleri. Kumar, genellikle "eğlence" kisvesi altında başlar ve finansal yıkıma yol açarken; uyuşturucu ise fiziksel ve zihinsel sağlığı doğrudan hedef alır. Peki, neden kumarla mücadelede kullanılan stratejiler, uyuşturucuyla mücadelede de uygulanmalı? Gelin, bu konuyu adım adım inceleyelim.</p>

<p>1. Benzerlikler: Bağımlılığın Kökeni ve Etkileri<br />
Kumar ve uyuşturucu bağımlılıkları, beyindeki ödül sistemini benzer şekilde tetikler. Kumar oynarken kazanç heyecanı, dopamin salınımını artırır – tıpkı uyuşturucu maddelerin yaptığı gibi. Her ikisi de bağımlılığa yol açar: Kumar, borçlanma, aile parçalanması ve intihar riskini artırırken; uyuşturucu, sağlık sorunları, suç oranlarının yükselmesi ve ölümcül doz aşımına neden olur.<br />
Toplumsal açıdan bakarsak, her iki sorun da ekonomiye yük getirir. Örneğin, kumar bağımlıları nedeniyle kaybedilen iş gücü ve tedavi maliyetleri milyarlarca doları bulurken, uyuşturucu salgını da benzer şekilde kaynakları tüketir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, bağımlılıklar küresel bir kriz ve her yıl milyonlarca hayatı etkiliyor. Bu benzerlikler, mücadele stratejilerinin ortaklaşa kullanılmasını zorunlu kılıyor.</p>

<p>2. Kumarla Mücadelede Başarılı Yöntemler<br />
Kumarla mücadelede birçok ülke etkili politikalar uyguluyor. Örneğin:<br />
Yasal Düzenlemeler: Kumarhaneler ve bahis siteleri sıkı denetim altında tutuluyor. Yaş sınırı, reklam kısıtlamaları ve zorunlu uyarı mesajları gibi önlemler yaygın.<br />
Eğitim ve Farkındalık Kampanyaları: Okullarda ve medyada kumarın riskleri anlatılıyor. "Kumar oynamak bağımlılık yapabilir" gibi sloganlar, insanları bilinçlendiriyor.<br />
Tedavi ve Destek Sistemleri: Bağımlılar için ücretsiz danışmanlık hatları, rehabilitasyon merkezleri ve destek grupları mevcut. Bazı ülkelerde, kumar şirketleri tedavi fonlarına katkıda bulunmak zorunda</p>

<p>Teknolojik Çözümler: Çevrimiçi bahis platformlarında, harcama limitleri ve kendi kendini dışlama seçenekleri gibi araçlar kullanılıyor.<br />
Bu yöntemler, kumar bağımlılığını azaltmada etkili oldu. Örneğin, İngiltere'de reklam kısıtlamaları sayesinde gençler arasındaki kumar oranı düştü.</p>

<p>3. Uyuşturucuyla Mücadelede Benzer Yaklaşımlar Uygulanmalı<br />
Uyuşturucuyla mücadele, genellikle cezai yaptırımlara odaklanıyor – ki bu önemli ama yetersiz. Kumarla mücadeledeki başarılar, uyuşturucuya da uyarlanabilir:<br />
Yasal ve Düzenleyici Önlemler: Kumar gibi, uyuşturucu ticaretini kısıtlamak için daha sıkı sınır kontrolleri ve dijital izleme sistemleri kurulmalı. Ancak, sadece ceza değil; tıbbi kullanım için kontrollü erişim (örneğin, tıbbi esrar) gibi modeller düşünülebilir.<br />
Eğitim Kampanyaları: Okullarda ve topluluklarda uyuşturucunun risklerini anlatan programlar artırılmalı. Kumar farkındalığı gibi, "Uyuşturucu bağımlılığı hayatını mahveder" temalı kampanyalar gençleri koruyabilir.<br />
Tedavi Odaklı Yaklaşım: Ceza yerine rehabilitasyon ön planda olmalı. Kumar destek hatları gibi, uyuşturucu bağımlıları için 7/24 yardım hatları ve ücretsiz tedavi merkezleri kurulmalı. Portekiz modeli gibi, bağımlılığı suç olmaktan çıkarıp sağlık sorunu olarak ele almak başarı getiriyor.</p>

<p>4. Neden Aynı Ciddiyetle Ele Alınmalı?<br />
Her iki bağımlılık da önlenebilir. Kumar, "masum eğlence" olarak görülürken uyuşturucu "suç" damgası yiyor – ama ikisi de aynı yıkıcı potansiyele sahip. Toplum olarak, bu sorunları ayrıştırmak yerine entegre bir mücadele stratejisi geliştirmeliyiz. Hükümetler, STK'lar ve bireyler işbirliği yapmalı: Kumar vergilerinden elde edilen gelirler, uyuşturucu rehabilitasyonuna aktarılabilir.</p>

<p>Sonuç olarak, kumar ve uyuşturucuyla mücadele, aynı madalyonun iki yüzü. Başarılı kumar stratejilerini uyuşturucuya uyarlamak, daha sağlıklı bir toplum yaratır..</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 23:09:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kaybolan Manevi Kültür: Bilinçsizlikle Aşınan Değerler</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kaybolan-manevi-kultur-bilincsizlikle-asinan-degerler-114</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kaybolan-manevi-kultur-bilincsizlikle-asinan-degerler-114</guid>
                <description><![CDATA[Kaybolan Manevi Kültür: Bilinçsizlikle Aşınan Değerler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yaşadığımız yüzyılda insanlar, manevi ve kültürel değerlere karşı farkında olmadan büyük bir duyarsızlık geliştirmektedir. Bu durum planlı ya da sistemli bir saldırıdan ziyade, bilinçsizce yapılan tercihlerle ortaya çıkmaktadır. Ancak bilinçsiz olmak, verilen zararı masum hâle getirmez. Aksine, sonuçları itibarıyla çok daha yıkıcıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu duyarsızlık en çok düğün ve müzik sektöründe kendini göstermektedir. Bir zamanlar saygı ve huşu ile dinlenen ilahilerin, bugün ne söylediği dahi düşünülmeden oyun havasına çevrilmesi ciddi bir kültürel kırılmadır. Aynı şekilde, savaşların, felaketlerin ve toplumsal acıların ardından yazılan ağıtların eğlence aracı hâline getirilmesi, farkında olunmadan maneviyata vurulan ağır bir darbedir. Bu eserler bir eğlence ürünü değil, birer hatıra ve vicdan kaydıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sorun müziğin kendisi değildir. Sorun; her eserin bir anlamı, bir zamanı ve bir bağlamı olduğunu göz ardı eden bilinçsiz yaklaşımdır. Acı ile neşeyi ayırt edemeyen, kutsal ile sıradan arasındaki sınırı göremeyen bir anlayış, zamanla toplumsal hafızayı da silikleştirir. Bugün normal karşılanan bu tavırlar, yarın değer yitimini kalıcı hâle getirecektir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu noktaya gelinmesinde popüler kültürün dayattığı hız ve tüketim anlayışı önemli bir etkendir. İnsanlar eğlenmek isterken durup düşünmemekte, “ne dinliyoruz” sorusunu sormamaktadır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Daha da endişe verici olan, bu durumun giderek sıradanlaşmasıdır. Yanlışın sürekli tekrar edilmesi, onu doğruya dönüştürmez; sadece duyarlılığı köreltir. Manevi değerlerin bu şekilde aşındığı bir toplumda, saygı kavramı da zamanla anlamını yitirir. Böylece ne kutsal kalır ne de acının ağırlığı hissedilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu nedenle mesele bireysel zevk meselesi değildir. Herkes bilmelidir ki ilahi de, ağıt da rastgele tüketilecek bir ses değil; kültürel ve manevi bir mirastır. Bu mirasa gösterilecek en küçük özensizlik bile, farkında olmadan büyük bir tahribata yol açar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:51:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NATO Zirvesi İçin Yapılanlar, Vatandaş İçin Ne Zaman?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/nato-zirvesi-icin-yapilanlar-vatandas-icin-ne-zaman-113</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/nato-zirvesi-icin-yapilanlar-vatandas-icin-ne-zaman-113</guid>
                <description><![CDATA[NATO Zirvesi İçin Yapılanlar, Vatandaş İçin Ne Zaman?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara bir kez daha dünya siyasetinin merkezlerinden biri oldu. NATO Zirvesi kapsamında başkentte yoğun güvenlik önlemleri alındı, yollar elden geçirildi, çevre düzenlemeleri hızla tamamlandı ve adeta kusursuz bir görüntü oluşturuldu. Türkiye'nin uluslararası arenada güçlü bir şekilde temsil edilmesi hepimiz için gurur vericidir. Devletin itibarını koruyacak her türlü çalışmayı elbette destekliyoruz.</p>

<p>Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var.</p>

<p>Yıllardır bozuk yolları, çökmüş kaldırımları, eksik altyapıyı ve çözülemeyen şehir sorunlarını dile getiren vatandaşlar bugün ister istemez şu soruyu soruyor: "Demek ki istenince oluyormuş. Peki bu hizmetler neden ancak yabancı devlet adamları geldiğinde bu kadar hızlı hayata geçiriliyor?"</p>

<p>Bu soru eleştiri olsun diye değil, vatandaşın yaşadığı gerçekliği anlatmak için soruluyor.</p>

<p>Çünkü bu ülkenin insanı da güvenli, temiz, düzenli ve yaşanabilir şehirlerde yaşamayı hak ediyor. Sadece uluslararası zirveler öncesinde değil, yılın her günü aynı özen gösterilmeli. Devlet, vatandaşına verdiği değeri yalnızca büyük organizasyonlarda değil, günlük yaşamın her anında hissettirmelidir.</p>

<p>Bugün Ankara'da yapılan çalışmalar, aslında ülkemizin neler başarabileceğinin en güzel örneğidir. Demek ki imkân var, irade oluştuğunda işler kısa sürede tamamlanabiliyor. O halde aynı kararlılığı Anadolu'nun dört bir yanında görmek de vatandaşın en doğal beklentisidir.</p>

<p>Elbette güvenlik gerekçeleriyle alınan önlemler, yapılan hazırlıklar ve uluslararası misafirlerin en iyi şekilde ağırlanması önemlidir. Ancak devletin gerçek gücü, yalnızca yabancı konuklarına sunduğu görüntüyle değil; kendi vatandaşına sunduğu hizmet kalitesiyle ölçülür.</p>

<p>Bugün zirve biter, konuklar ülkelerine döner. Kameralar söner, protokoller sona erer. Fakat vatandaş aynı sokakta yürümeye, aynı yolları kullanmaya ve aynı sorunlarla yaşamaya devam eder. İşte asıl mesele de budur.</p>

<p>Temennimiz odur ki NATO Zirvesi için ortaya konulan çalışma disiplini, hız ve koordinasyon sadece böyle önemli organizasyonlarla sınırlı kalmasın. Türkiye'nin her şehri, her ilçesi ve her mahallesi aynı anlayışla hizmet alsın. Çünkü bu ülkenin gerçek sahibi, her sabah işine giden, vergisini ödeyen, üretmeye devam eden vatandaşlardır.</p>

<p>Vatandaş, ayrıcalık istemiyor; eşit hizmet istiyor. Gösteriş değil, kalıcı çözümler bekliyor. Umudumuz, zirveler için gösterilen hassasiyetin bundan sonra milletin günlük yaşamına da aynı kararlılıkla yansımasıdır.</p>

<p>Erkan Sezgin<br />
Gazeteci – Köşe Yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 12:09:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çalan Son Zil Biten Eğitim Değil</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/calan-son-zil-biten-egitim-degil-112</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/calan-son-zil-biten-egitim-degil-112</guid>
                <description><![CDATA[Çalan Son Zil Biten Eğitim Değil]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son ders zili çaldığında sınıflarda büyük bir sevinç yaşanır. Defterler kapanır çantalar omuzlara takılır ve okul bahçelerinde neşeli seslerle yaşasın tatil başladı sözleri yankılanır . O an öğrenciler için uzun bir tatilin başlangıcıdır. Bir öğretmen olarak onların mutluluğunu görmek beni de sevindiriyor. Fakat aklımda her yıl aynı soru. Okul kapıları kapanınca öğrenmek de sona mı eriyor?</p>

<p>&nbsp;Eğitim okulun açıldığı gün başlayıp karne günü biten bir süreç değildir. İnsan hayatı boyu öğrenir. Bazen okuduğu bir kitaptan bazen çıktığı bir yolculuktan bazen de yaptığı bir hatadan çok değerli dersler çıkarabilir. Bu sebeple &nbsp;yaz tatilini öğrenmeye ara verilen bir dönem olarak görmek doğru olmaz.</p>

<p>Yaz ayları öğrencilerin kendilerini keşfetmeleri için önemli bir fırsattır. Okul döneminde zaman bulamadıkları ilgi alanlarına yönelik calismalar yapabilir &nbsp;yeni hobiler edinebilir ve farklı deneyimler yaşayabilirler. Bir enstrüman calmayi öğrenebilir resim yapabilir &nbsp;sporla ilgilenebilir veya &nbsp;doğada vakit geçirebilirsiniz. Bu etkinlikler &nbsp;sadece boş zamanı değerlendirmek değil kişisel gelişime katkı sağlamaktır.</p>

<p>Son yıllarda dikkatimi çeken bir başka konu ise çocukların zamanlarının büyük bölümünü ekran karşısında geçirmesi. Elbette teknoloji hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Ancak yaz tatili sanal dünyadan biraz uzaklaşıp gerçek hayatın güzelliklerini fark etmek için de bir fırsat olmalı. Bir ağacın gölgesinde kitap okumak arkadaşlarla açık havada oyun oynamak veya okul döneminde ailemiz &nbsp;ile geçiremedigimiz zamanı telafi etmek hiçbir ekran bunların yerini tutamaz</p>

<p>Yaz tatili öğrencilerin yalnızca kendileri için değil çevreleri için de faydalı olabilecekleri bir dönemdir. Bir fidan dikmek sokak hayvanlarına su bırakmak yaşlı komşulara yardım etmek ya da evde sorumluluk almak küçük gibi görünen ama insanı olgunlaştıran davranışlardır. Okullarda kazandırmaya çalıştığımız paylaşma saygı ve sorumluluk gibi değerler en iyi günlük yaşamın içinde tecrübe edilebilir&nbsp;</p>

<p>Elbette dinlenmek de tatilin en doğal hakkıdır. Kimse bütün yazını ders çalışarak geçirmemelidir. Ancak her gün birkaç sayfa kitap okumak geçen yıl öğrenilen bilgileri ara sıra tekrar etmek ve merak edilen konular üzerine araştırmalar yapmak yeni eğitim yılına daha hazır başlamayı sağlayacaktır. Küçük ama düzenli adımlar uzun vadede büyük farklar oluşturur.</p>

<p>Eylül ayında öğrencilerim sınıfa döndüğünde onlara ilk olarak kaç soru çözdüklerini değil yaz boyunca neler yaşadıklarını sormayı tercih ederim. Çünkü bazen bir gezi bir kitap ya da yeni edinilen bir dostluk &nbsp;sayfalarca ders notundan daha kalıcı izler bırakır. Eğitim, yalnızca bilgi kazandırmak &nbsp;değil &nbsp;hayata anlam katacak deneyimler kazanmaktır.</p>

<p>Bu yüzden son ders zilini öğrenmenin sonu olarak değil farklı bir öğrenme yolculuğunun başlangıcı olarak görmek gerekir. Yaz tatili bittiğinde geriye sadece geçen günler değil edinilen alışkanlıklar yaşanan güzel anılar ve edinilen bilgiler olduğunu göreceğiz.İşte o zaman çalan son zil gerçekten eğitimin değil yeni bir öğrenme döneminin habercisi olur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 12:06:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çivisi Çıkmış Bir Düzen</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/civisi-cikmis-bir-duzen-111</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/civisi-cikmis-bir-duzen-111</guid>
                <description><![CDATA[Çivisi Çıkmış Bir Düzen]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gündemi takip ettikçe insanın içi sızlıyor. Ülkem, sanki alkollü bir masada oturup kalkamamış bir insanın hâline benziyor; ne denge kalmış ne de istikamet. Disiplin zayıflamış, had bilen azalmış, örfünü ve atasını bilen nesillerin yerini bambaşka bir anlayış almaya başlamış.</p>

<p>Televizyon ekranlarını açıyoruz. Toplumu bir arada tutacak değerler yerine, ahlaki yozlaşmayı sıradanlaştıran programlarla karşılaşıyoruz. Edep, haya ve mahremiyet, reyting uğruna göz ardı ediliyor. Sanki bunlar büyük bir başarıymış gibi ekranlarda teşhir ediliyor.</p>

<p>Bir yanda milyonlar geçim sıkıntısıyla mücadele ederken, sofralara öyle programlar hazırlanıyor ki hayatında o sofraları görmemiş insanlar, ekran başında yalnızca izlemekle yetiniyor. Diğer yanda magazinleşen haber anlayışı, toplumun gerçek sorunlarını geri plana itiyor. Tartışma programları, adalet ve güven duygusunu zedeleyen senaryolarla insanların hayatlarını ekranlarda tüketiyor.</p>

<p>Yemek yarışmaları, gelin-kaynana rekabetleri, yapay tartışmalar... Topluma ne kazandırıyor? Bir kaynananın gelinine not verdiği, insanların birbirini aşağılamasının eğlenceye dönüştüğü yayınlar, aile yapımıza nasıl katkı sağlayabilir?</p>

<p>Siyasete baktığımızda da tablo farklı değil. İktidarın eksikleri konuşulmuyor, muhalefetin yanlışları ise günlerce gündemde tutuluyor. Oysa demokrasinin temel şartı; doğruları alkışlamak, yanlışları ise kim yaparsa yapsın eleştirebilmektir. İktidar da eleştirilebilir, muhalefet de. Çünkü mesele kişiler değil, memleket meselesidir.</p>

<p>Ekonomik sıkıntılar ise toplumun en ağır yüklerinden biri hâline geldi. Dar gelirli vatandaş ay sonunu getirmekte zorlanırken, büyük sermaye sahiplerinin biraz daha sosyal sorumluluk göstermesi gerekmez mi? Daha adil ücretler, daha yüksek sosyal haklar, çalışanına değer veren bir anlayış... Bunlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda vicdani sorumluluklardır.</p>

<p>Bugün toplumda en büyük tehlike, insanların umutsuzluğa alışmasıdır. Tepkisizlik normalleşiyor, sessizlik erdem sanılıyor. Makam için susanlar, çıkarı için konuşmayanlar, geleceğini düşünmeden günü kurtarmaya çalışanlar çoğalıyor. Adeta toplumun üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi.</p>

<p>Sonra dönüp kendi kendimize soruyoruz: Gerçeği gören yalnızca biz miyiz? Hayır. Bu vatanı seven, doğruyu yanlıştan ayırabilen milyonlar var. Ancak görmek yetmez; düşünmek, konuşmak ve çözüm üretmek de gerekir.</p>

<p>Unutmamak gerekir ki bir ülke yalnızca silahla işgal edilmez. Ahlaki değerlerini kaybeden, ekonomik olarak zayıflayan ve toplumsal birlik duygusunu yitiren milletler de zamanla çöker. Bu nedenle vatanı korumak sadece sınırda nöbet tutmak değildir; değerlerine, adaletine, üretimine, ahlakına ve birlik ruhuna sahip çıkmaktır.</p>

<p>Ben yalnızca deve kulağındaki dikeni gösterdim. Asıl mesele, o dikenin neden orada olduğunu görmek ve çözüm aramaktır.</p>

<p>Kalın sağlıcakla.</p>

<p>Gülper Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 21:11:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KREDİ KARTINDA YETİŞKİNLER YETMEDİ, ŞİMDİ DE ÇOCUKLAR MI?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kredi-kartinda-yetiskinler-yetmedi-simdi-de-cocuklar-mi-110</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kredi-kartinda-yetiskinler-yetmedi-simdi-de-cocuklar-mi-110</guid>
                <description><![CDATA[KREDİ KARTINDA YETİŞKİNLER YETMEDİ, ŞİMDİ DE ÇOCUKLAR MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir bankanın reklamını izledim. Reklamdaki mesaj düşündürücüydü: "Havası onda olsun, kontrolü sende olsun."</p>

<p>Peki gerçekten kontrol kimde olacak?</p>

<p>Bugün aileler geçim derdiyle mücadele ederken, borç yükü her geçen gün artarken, kredi kartı kullanımı toplumun en büyük ekonomik sorunlarından biri hâline gelmişken, çocukları bu kültürün içine çekmeye çalışmak hangi toplumsal faydaya hizmet ediyor?</p>

<p>Çocuklar; tasarrufu, emeği ve üretmeyi öğrenmesi gereken yaşta, tüketim ve kredi kartı kavramlarıyla tanıştırılıyor. Bu, sadece bir pazarlama stratejisi olarak görülemez. Çünkü çocuklar reklamların en kolay etkilediği kesimdir.</p>

<p>Kredi kartı bir oyuncak değildir. Bir statü göstergesi hiç değildir. Hele ki çocukların özeneceği bir aksesuar asla olmamalıdır.</p>

<p>Yıllardır yetişkinleri harcamaya teşvik eden sistem şimdi gözünü çocuklara mı çevirdi? "Alışkanlık küçük yaşta başlar" anlayışıyla yeni nesli tüketime bağımlı hâle getirmek kabul edilemez.</p>

<p>Çocukların ihtiyacı daha fazla kredi kartı değil; daha fazla eğitim, daha fazla kitap, daha fazla spor ve daha güçlü bir tasarruf bilincidir.</p>

<p>Toplumun geleceğini borç kültürü üzerine inşa edemeyiz. Reklamlar sadece satış kaygısıyla değil, toplumsal sorumluluk bilinciyle de hazırlanmalıdır.</p>

<p>Çocuklarımız tüketimin değil, üretimin; borcun değil, birikimin; gösterişin değil, değerlerin temsilcisi olmalıdır.</p>

<p>Çünkü bir toplumun geleceği, çocuklarına verdiği kredi kartıyla değil; kazandırdığı ahlak, eğitim ve bilinçle şekillenir.</p>

<p>ErkanSezgin<br />
Köşe yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 21:02:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İKİ AYDA</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iki-ayda-109</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iki-ayda-109</guid>
                <description><![CDATA[İKİ AYDA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sekseniki defa “seni seviyorum” demişiz birbirimize.<br />
Dile kolay…<br />
Seksen iki kez kalbim elini tutmuş,<br />
sekseniki güne bölünmeyecek kadar gerçek,<br />
bir ömür kadar hızlı çarpmış.</p>

<p>Sonra…<br />
Bir gün,<br />
bir kelime,<br />
bir sessizlik…<br />
Ayrıldık.</p>

<p>Ama bilmem,<br />
sanki sadece sen gittin…<br />
Ben olduğum yerde kaldım.<br />
Aynı nefeste,<br />
aynı evin hayalinde,<br />
aynı masanın kenarında su bardağı gibi.</p>

<p>Ve şimdi,<br />
şiirimin yarısı sende,<br />
yarısı içimde.<br />
Geri kalanıysa&nbsp;<br />
belki yirmi yıl sonra,<br />
bir akşamüstü,<br />
penceresi denize bakan evimizde.&nbsp;<br />
Kırmızı bir koltuğun ucunda sessizce tamamlanacak.</p>

<p>Sen gitsen de…<br />
Ben hâlâ aynı mısranın ortasında duruyorum.</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 12:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye\&#039;de Son 24 Saat: Gürültü Çok, Çözüm Yok!</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/turkiyede-son-24-saat-gurultu-cok-cozum-yok-108</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/turkiyede-son-24-saat-gurultu-cok-cozum-yok-108</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye\'de Son 24 Saat: Gürültü Çok, Çözüm Yok!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de siyaset yine hareketli bir günü geride bıraktı. TBMM'de grup toplantıları, Meclis çalışmaları ve yargı süreçleri gündemin ilk sıralarında yer aldı. Muhalefet cephesinde yapılan açıklamalar ile iktidarın verdiği mesajlar, siyasetin tansiyonunun önümüzdeki günlerde de yüksek seyredeceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak vatandaşın gündemi, siyasetçilerin gündeminden oldukça farklı. İnsanlar artık polemik değil; ekonomik istikrar, adalet, güvenlik ve gelecek kaygılarına çözüm bekliyor. Her yeni açıklama, her yeni tartışma, toplumun gerçek sorunlarını ikinci plana itmemeli.</p>

<p>Demokrasinin en önemli gücü, farklı görüşlerin konuşabilmesidir. Fakat siyaset, yalnızca birbirini eleştiren söylemlerden ibaret olmamalıdır. Millet; üretim, istihdam, eğitim ve hukuk alanlarında somut adımlar görmek istiyor.</p>

<p>Son 24 saat bize bir kez daha gösterdi ki Türkiye'de siyasi gündem hızla değişiyor. Ancak değişmeyen tek gerçek, vatandaşın beklentileridir. Sandığın sahibi millettir ve millet günü geldiğinde söylenen sözleri de yapılan icraatları da unutmaz.</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 23:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İYİ Parti\&#039;nin Tandoğan Çıkarması: Coşku Vardı, Organizasyon Eksikleri de...</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iyi-partinin-tandogan-cikarmasi-cosku-vardi-organizasyon-eksikleri-de-107</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iyi-partinin-tandogan-cikarmasi-cosku-vardi-organizasyon-eksikleri-de-107</guid>
                <description><![CDATA[İYİ Parti\'nin Tandoğan Çıkarması: Coşku Vardı, Organizasyon Eksikleri de...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Erkan Sezgin Kaleminden</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ankara Tandoğan Meydanı, İYİ Parti'nin düzenlediği mitingle bir kez daha siyasetin önemli buluşma noktalarından biri oldu. Türkiye'nin dört bir yanından gelen vatandaşlar meydanı doldurdu, parti yönetimi önemli mesajlar verdi. Katılımın yüksek olması, İYİ Parti açısından moral veren bir tablo oluşturdu.<img alt="" src="/images/files/WhatsApp%20Image%202026-06-28%20at%2012_16_07.jpeg" style="height:720px; width:1600px" /></span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ancak başarılı bir miting yalnızca kalabalıkla ölçülmez. Vatandaşın alandaki memnuniyeti de en az verilen siyasi mesajlar kadar önemlidir.</span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Miting alanında dikkat çeken en önemli eksikliklerden biri ikram organizasyonuydu. Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından getirilen simitlerin büyük bölümü vatandaşlara ulaşmadı...Uzun süre bekleyen birçok kişi simit alamadan alandan ayrıldı. Özellikle sabahın erken saatlerinden itibaren meydanda bulunan vatandaşlar açısından bu durum ciddi bir organizasyon eksikliği olarak değerlendirildi.</span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir diğer sorun ise su dağıtımıydı. Yaz sıcağında binlerce insanın bulunduğu bir meydanda suyun geç ulaştırılması, vatandaşların haklı eleştirilerine neden oldu. Böylesine büyük organizasyonlarda temel ihtiyaçların zamanında karşılanması, başarılı bir planlamanın vazgeçilmez unsurudur.</span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><img alt="" src="/images/files/WhatsApp%20Image%202026-06-28%20at%2012_16_07%20(1).jpeg" style="height:720px; width:1600px" /></span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Benzer aksaklıkların İYİ Parti'nin daha önce düzenlediği programlarda da yaşanmış olması, organizasyon konusunda hâlâ bazı eksikliklerin bulunduğunu düşündürüyor. Siyasi mesajlar ne kadar güçlü olursa olsun, sahadaki planlama yetersiz kaldığında bu eksikler vatandaşın hafızasında daha fazla yer edinebiliyor.</span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Elbette eleştiri, yapılan güzel işleri görmezden gelmek değildir. Ama eksikler dile getirilmezse, aynı hatalar tekrar eder. İYİ Parti'nin bundan sonraki organizasyonlarında bu tecrübelerden ders çıkararak daha planlı ve daha güçlü bir hazırlık yapması hem parti hem de vatandaş açısından önemli olacaktır.</span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siyasette meydanları doldurmak kadar, o meydanlara gelen insanların memnuniyetini sağlamak da başarının ayrılmaz bir parçasıdır.</span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><img alt="" src="/images/files/WhatsApp%20Image%202026-06-28%20at%2012_16_07%20(2).jpeg" style="height:1200px; width:902px" /></span></span></div>

<div style="text-align:justify">&nbsp;</div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Erkan Sezgin</span></span></div>

<div style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Köşe Yazarı</span></span></div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 14:46:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Düş Bahçesi</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/dus-bahcesi-106</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/dus-bahcesi-106</guid>
                <description><![CDATA[Düş Bahçesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir düş bahçesinde gördüm seni </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ellerin çiçeklerle doluydu</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kendi halinde, yalnızlığın başköşesindeydin</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yüreğine değdi yüreğim </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bunu hissetmedin </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tülden ince bir perde vardı aramızda </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sende hapsolmuş gibi hissettim kendimi</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yürüdüm, yürüdüm…</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yürüdüm de varamadım, varlığının olduğu yere</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aramızda bir şeyler var gibiydi</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aramızın olmadığı yerde </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir düş bahçesindeydin sen </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bense gerçeklerle örülü cehennem çukurundaydım </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aramızda tülden ince bir perde vardı</span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İsa Demiroğlu</span></span></div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 17:02:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KANAMAYAN YARA İZİ</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kanamayan-yara-izi-105</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kanamayan-yara-izi-105</guid>
                <description><![CDATA[KANAMAYAN YARA İZİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın en ağır yanılgısı/yenilgisi, zedelenmezliğini bir kalkan sanıp kuşanmasıdır. Birine, ruhunun asla çizilmeyeceğine, etten ve kemikten değil de aşınmaz bir kayadan olduğuna inandırdığın an, aslında en büyük esaretin kapısını aralarsın. Oysa örülen o kalın duvarlar sadece dışarıdan gelen darbeleri engellemez; içeride kopan o sessiz kıyametin duyulmasına da mâni olur.</p>

<p>İlişkilerin o ince terazisinde, göğse çarpan her ağır cümleyi veya keskin tavrı serin bir umursamazlıkla karşılamak, muhataba tehlikeli bir imtiyaz sunmaktır: Seni pervasızca incitme hürriyeti. Kimse kırılmaz olduğuna inandığı bir nesneye şefkatle dokunmaz. İnsan, ince camdan bir kadehi masaya bırakırken parmaklarının ucunda titrer; fakat bir taşı yere fırlatırken onun yara alacağından zerre kadar endişe etmez. En büyük hatamız, o hoyrat ellere, gönül rahatlığıyla yere çalabilecekleri o taş olduğumuzu kanıtlamak için yıllarımızı ve en derin susuşlarımızı harcamak olmuştur.</p>

<p>Bu öyle sinsi bir yıkımdır ki, taşı atan ne kadar kanattığını bilmez, darbeyi alan da kanadığını asla itiraf edemez. Çünkü o yenilmezlik zırhı bir kez giyildiğinde, "İşte tam burası acıdı" demek, konuşmayı unutmuş bir dilde lisan aramaya benzer. Zamanla bu ihtişamlı dik duruş, bedene batan paslı bir çiviye, nefes aldırmayan bir zindana dönüşür. Mesele, karşımızdakinin özel bir zalimlikle saldırması değildir; mesele, kendi yaramızı saklamaktaki o kusursuz, o kahredici ustalığımızdır.</p>

<p>Bu zehirli ve çürütücü döngüyü kırmanın yolu, karşı taraftan mucizevi bir incelik beklemekten geçmiyor. Çözüm, o soğuk taştan heykeli kendi ellerimizle parçalamaya cüret etmektir. Karşındakinin gözünün içine bakıp, "Burası kanıyor, o kelimeyi bir daha kullanma" diyebilmek bir zayıflık veya mağlubiyet değil; aksine, sahteliğin ortasında hakiki bir zemin inşa etmektir. Çatlamaya, kırılmaya ve kanamaya cesareti olmayan bir ruhun, sevgisinin veya varlığının sahiciliğine kimse inanmaz. Kusursuz bir heykelin gölgesinde belki dinlenilebilir, ama onunla asla omuz omuza yürünmez. İnsan olmak, biraz da yara almayı omuzlayabilmektir.</p>

<p>MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 15:46:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baba bir çınardır</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/baba-bir-cinardir-104</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/baba-bir-cinardir-104</guid>
                <description><![CDATA[Baba bir çınardır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Baba bir çınardır; gölgesi yeter.<br />
Baba bir kalkandır; güç verir.<br />
Baba bir hayat ağacıdır; can verir, umut verir.</p>

<p>Tüm babalarımızın Babalar Günü kutlu olsun.</p>

<p>Gülper Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:06:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sözleriniz Kadar Yaşayabiliyor Musunuz?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sozleriniz-kadar-yasayabiliyor-musunuz-103</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sozleriniz-kadar-yasayabiliyor-musunuz-103</guid>
                <description><![CDATA[Sözleriniz Kadar Yaşayabiliyor Musunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım,</p>

<p>Yaşadığımız çağın en büyük sorunlarından biri, insanların söyledikleriyle yaşadıkları arasındaki mesafenin her geçen gün biraz daha açılmasıdır. Artık herkes konuşuyor, herkes anlatıyor, herkes doğrulardan bahsediyor. Fakat iş hayatın gerçeklerine geldiğinde, kurulan cümlelerin çoğu havada kalıyor.</p>

<p>Keşke kurduğumuz cümleler kadar hayatı da görebilsek... Keşke anlattığımız değerleri yaşayabilsek... Çünkü insanı tanıtan şey ne kullandığı kelimelerdir ne de verdiği nutuklardır. İnsan, karakterini en çok davranışlarıyla ortaya koyar.</p>

<p>Bugün birçok kişi süslü cümlelerin arkasına sığınarak kendini olduğundan farklı göstermeye çalışıyor. Ancak hayat, sosyal medya paylaşımlarından, gösterişli sözlerden ve dikkat çekici ifadelerden çok daha gerçek bir yerdir. Hayatın tam merkezine baktığınızda insanların kim olduğunu, neyi savunduğunu ve hangi değerlere sahip olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.</p>

<p>Bir insanın karakteri, zor zamanlarda verdiği mücadelede saklıdır. Menfaat karşısındaki duruşunda saklıdır. Güçlüye karşı tavrında, güçsüzün yanında olup olmamasında saklıdır. Bunları görmek için uzun cümlelere değil, dikkatli bir gözleme ihtiyaç vardır.</p>

<p>Bu nedenle kimse kendini kelimelerle kandırmasın. Çünkü sözler yalnızca birer araçtır. Onlara değer kazandıran ise o sözlerin arkasındaki hayattır. Anlayanlar için kelimeler büyük anlam taşır; fakat yaşanmayan sözler, anlamını çoktan kaybetmiştir.</p>

<p>Unutmayalım ki insanlar bir gün söylediklerini değil, yaşadıklarını hatırlar. Ve hayat, her zaman en doğru cevabı verir.</p>

<p>Kalın sağlıcakla...</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci/Yazar</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 10:38:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sevgiyle Oyalamak: Duygusal Belirsizliğin Görünmeyen Yüzü</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sevgiyle-oyalamak-duygusal-belirsizligin-gorunmeyen-yuzu-102</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sevgiyle-oyalamak-duygusal-belirsizligin-gorunmeyen-yuzu-102</guid>
                <description><![CDATA[Sevgiyle Oyalamak: Duygusal Belirsizliğin Görünmeyen Yüzü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ilişkilerinde en yıpratıcı deneyimlerden biri açık bir reddedilme değil, belirsizlik içinde bırakılmaktır. Bazı kişiler sevgi, ilgi ve yakınlık gösterirken aynı zamanda ilişkiye dair net bir sorumluluk almaktan kaçınırlar. Bu durum, karşı tarafta umut ile hayal kırıklığı arasında gidip gelen duygusal bir döngü yaratır.<br />
Psikolojik açıdan bakıldığında, sevgiyle oyalamak; kişinin karşısındakinin duygusal yatırımından yararlanırken ilişkiyi tanımlamaması, netleştirmemesi ve sürekli ertelenen beklentiler oluşturmasıdır. Bu süreçte kişi zaman zaman ilgi gösterir, yakınlaşır, umut verir; ancak ilişkinin gerektirdiği bağlılık, tutarlılık ve sorumluluktan uzak durur. Böylece karşı taraf, ilişkinin gerçekliğinden çok ihtimaline bağlanmaya başlar.<br />
Duygusal belirsizlik, açık bir ayrılıktan daha fazla psikolojik yük oluşturabilir. Çünkü insan zihni kesinlikten çok belirsizlikle mücadele etmekte zorlanır. Beklemek, anlamlandırmaya çalışmak ve sürekli "belki"lere tutunmak zamanla özsaygıyı, güven duygusunu ve duygusal dengeyi zedeleyebilir.<br />
Sağlıklı sevgi ise belirsizlik değil güven üretir. Kişiyi değersizleştirmez, görünmez kılmaz ve sürekli bir sorgulama içinde bırakmaz. Sevgi; netlik, tutarlılık, saygı ve sorumlulukla kendini gösterir.<br />
Unutulmamalıdır ki; gerçek sevgi insanın hayatına huzur getirir, belirsizlik değil. Sizi sürekli bekleten, kararsız bırakan ve duygularınızı askıda tutan şey sevgi değil; sevginin gölgesine saklanmış bir oyalanma biçimidir. İnsan, kendisini seçmeyeni bekledikçe değil, kendi değerini seçtiğinde özgürleşir.<br />
Uzm. Psk. Emine Çiçek<br />
Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 16:38:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD\&#039;DEN GELEN HER \&quot;ÖPÜCÜK\&quot;, YARININ HESABINI TAŞIR MI?</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/abdden-gelen-her-opucuk-yarinin-hesabini-tasir-mi-101</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/abdden-gelen-her-opucuk-yarinin-hesabini-tasir-mi-101</guid>
                <description><![CDATA[ABD\'DEN GELEN HER \"ÖPÜCÜK\", YARININ HESABINI TAŞIR MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Devletlerin dostlukları değil, çıkarları vardır. Tarih de bize gösteriyor ki büyük güçlerin attığı her adımın arkasında, görünenin ötesinde bazı stratejik hesaplar olabilir. Son günlerde konuşulan olası SWAP anlaşması ve ABD'nin bölgeye yönelik yeni diplomatik mesajları da bu gözle değerlendirilmeli."</p>

<p>Malum, 2 Haziran 2026 tarihli bazı açık kaynaklarda, Bloomberg'e dayandırılan haberlerde, seçimlerden önce ABD'nin Türkiye'ye 20 milyar dolarlık bir SWAP hattı açabileceği, hatta bu rakamın 50 milyar dolara kadar çıkabileceği iddia edildi.</p>

<p>Bugünün dünyasında küresel güç mücadelesinin en önemli aktörlerinden biri olan ABD'nin, Türkiye'ye böyle bir finansal destek sağlaması durumunda bunun karşılığında siyasi ya da stratejik bazı beklentiler içinde olabileceği ihtimali de göz ardı edilmemeli.</p>

<p>Aynı dönemde ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın, Irak, Suriye ve Türkiye'yi "tek bir stratejik eksen" içinde değerlendiren açıklamaları da dikkat çekti. Bu sözler, bazı kesimler tarafından ABD'nin bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme isteğinin bir yansıması olarak yorumlanıyor.</p>

<p>Elbette SWAP mekanizması teknik olarak bir finans aracıdır. Ancak devletler arasındaki ilişkilerde ekonomik adımların zaman zaman siyasi ve jeopolitik sonuçlar doğurduğunu da biliyoruz. Tarihte bunun pek çok örneği var.</p>

<p>Türkiye ile ABD ilişkileri de zaten inişli çıkışlı bir geçmişe sahip. Johnson Mektubu'ndan silah ambargosuna, Muavenet muhribi olayından çuval hadisesine, F-35 programından CAATSA yaptırımlarına kadar birçok gelişme, iki ülke arasında zaman zaman ciddi güven sorunları oluşturdu.</p>

<p>İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'nin Batı ittifakı içinde yer alması ve NATO çatısı altında bulunması önemli güvenlik avantajları sağladı. Ancak aynı dönemde hazırlanan ve Türk ekonomi politikalarını etkileyen bazı yabancı uzman raporlarının uzun vadeli etkileri bugün bile tartışılıyor.</p>

<p>Devletler geçmişte yaşananlardan ders çıkararak geleceğe yön verir. Bu yüzden ekonomik açıdan rahatlatıcı görünen her teklifin sadece maddi yönüyle değil, olası siyasi ve stratejik sonuçlarıyla da değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Sonuçta uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklardan çok kalıcı çıkarlar vardır. Türkiye'nin de kendi milli menfaatlerini ön planda tutarak, kısa vadeli kazançlarla uzun vadeli dengeler arasında iyi bir hesap yapması önemlidir.</p>

<p>Gülper Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 16:32:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aynı Gün</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ayni-gun-100</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ayni-gun-100</guid>
                <description><![CDATA[Aynı Gün]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin gecesi başka uzar,<br />
Kimi Şubat der, kimi adını anar.<br />
Ben bir günde kaldım, hiç geçmedi,<br />
Takvimimde aynı yaprak yanar.</p>

<p>Yıllar geçti, bayramlar değişti,<br />
Kapımdan nice sevinçler geçti.<br />
Ama duvarımda duran o gün<br />
Bir milim yerinden kıpırdamadı.</p>

<p>Sabah erken kalkarım usulca,<br />
Sen yedi dersin, ben derim sekiz.<br />
Yüzümü yıkar, aynaya bakmam,<br />
Gözlerim yorgun, içim sessiz.</p>

<p>Bazen mektuplar yazarım gece,<br />
Kime gider bilmem adresi yok.<br />
Zaten yolunu kaybeder hepsi,<br />
Yalnızlık derin, dönüşü yok.</p>

<p>Kuşlarım vardı, öterdi sabah,<br />
Sesleri dolardı boş odama.<br />
Şimdi sustular, ben de sustum,<br />
Gece çöker iç dünyama.</p>

<p>Ağlayamam sandım gündüz vakti,<br />
Gözlerim inat, kalbim yorgun.<br />
Meğer uykuda çözülürmüş insan,<br />
Geceyle olurmuş hesap sorgun.</p>

<p>Hayat böyledir, hükmü keskin:<br />
Gelen kalmaz, giden dönmez.<br />
Takvim değişir herkes için.<br />
Benim günüm asla bitmez.</p>

<p>Ve bil ki artık şunu öğrendim:<br />
Bazı ayrılıklar ölmez,<br />
Sadece insanı yaşarken<br />
Yavaş yavaş eksiltir, tüketir, siler.</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:09:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞAMAK UMRUMDADIR</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamak-umrumdadir-99</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamak-umrumdadir-99</guid>
                <description><![CDATA[YAŞAMAK UMRUMDADIR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zihin yorulduğunda, dünyanın bütün o sağır edici gürültüsü insanın göğüs kafesine amansızca çöktüğünde, hiçliğin o beyaz ve serin koynu nasıl da davetkâr görünür göze... İnsan, kendi kimsesizliğinin o dondurucu ayazında titrerken, ölmeyi bir kurtuluş, afili bir veda, usulca çekilip gidilen sessiz bir uyku sanır. O yaldızlı zehir, aklın o yorgun avlusunda sinsi sinsi dolaşır durur.</p>

<p>Fakat o uçurumun kıyısında saatlerce oturup aşağıya bakanların, o karanlık suyu arzulayanların unuttuğu çok ağır, çok çıplak bir hakikat vardır. Ölmek, o fiyakalı mısralarda yazıldığı ya da hüzünlü filmlerde gösterildiği gibi zarif bir eylem değildir; insanın fıtratına, yaradılışın o ilkel direncine yapılmış en kaba ihanettir. Sen zihnindeki yangını söndürmek için ölümü çağırdığında, o geri dönüşü olmayan saniyenin içinde bedenin bütün hücreleriyle hayata tutunmak için vahşi bir savaşa başlar. Nefes borun havayı arar, kalbin o son atımı yapabilmek için göğsünü parçalar; o an anlarsın ki ölmek bir huzur değil, etin ve kemiğin yaşamak için kopardığı o en korkunç, en sağır edici feryattır. Lakin artık çok geçtir.</p>

<p>O ipin ucu, o hapların dibi veya namlunun o buz gibi metali sana sükût vadetmez; sadece kendini kırıp dökmeni ve o devasa enkazı sevdiklerinin omuzlarına bir ömürlük enfeksiyon gibi bırakmanı sağlar. İşte İsmet Özel'in "Yaşamak Umrumdadır" deyişi tam da bu yüzdendir. Kalemi eline alan, o evcil acılarıyla masaya oturan şair, ölmenin bu bayağı ve çirkin yüzünü bildiği için harflere sığınır. Biz şiirleri ölüme koşmak için değil, intiharı bir gün daha, bir mısra daha ertelemek ve o çorak topraklarda dilsiz kalmamak için yazarız.</p>

<p>Bırak, gökyüzü omuzlarını çürütsün; o muazzam yakınlıklar, o keskin yalnızlıklar göğsünde cam kırıkları gibi batsın. Dağınık kalsın yatağın, masada çayın soğusun, yaranı kendi kanınla sarmaya çalışıp becereme ama yine de bu masada kal. Çünkü insanın asıl haysiyeti o uçurumdan atlamasında değil; o uçurumun kenarında oturup, bütün o dondurucu ayaza rağmen titreyerek güneşi beklemesindedir. Yaşamak denen bu ağır işçiliği bırakıp kaçma; kal ve yaşamaya devam et.</p>

<p>&nbsp;MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:04:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sevginin Dilencisi Değil, Kendi Bahçenizin Hükümdarı Olun!</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sevginin-dilencisi-degil-kendi-bahcenizin-hukumdari-olun-98</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sevginin-dilencisi-degil-kendi-bahcenizin-hukumdari-olun-98</guid>
                <description><![CDATA[Sevginin Dilencisi Değil, Kendi Bahçenizin Hükümdarı Olun!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Hayatın karmaşası içinde çoğumuz, ruhumuzun karanlık bir köşesinde görünmez bir bekleme odasında oturur gibiyizdir. Üzerimizde en güzel kelimelerimiz, kalbimizde biriktirdiğimiz onca duyguyla, birinin kapıyı açıp içeri girmesini, bizi fark etmesini ve o büyülü cümleyi söylemesini bekleriz: "Seni görüyorum, seni seviyorum ve sen değerlisin."<br />
​Sevilmeyi beklemek, insan ruhunun en masum ama ne yazık ki en edilgen, en köleleştirici halidir. Çünkü sevgi, dışarıdan gelecek bir onay dalgası olarak beklendiğinde, insanı kendi hayatının başrolünden çıkarıp başkalarının lütfunu gözleyen bir seyirci konumuna düşürür. Anahtarı başkasının cebine teslim edilmiş bu esaret odasından çıkmanın vakti gelmedi mi?...</p>

<p>​Dünya, Kendinize Attığınız Tokadın ya da Verdiğiniz Değerin Aynasıdır<br />
​Psikolojik süreçlerde sıkça karşılaştığımız sarsıcı bir kural vardır: Dünya, bizim kendimize verdiğimiz değerin bir aynasıdır. Kendine şefkat göstermeyen, sınırlarını net çizemeyen ve kendi ihtiyaçlarını sürekli olarak başkalarının arkasına iten bir insan, farkında olmadan dünyaya şu alt metni fısıldar: "Benim varlığım önemsiz, ben son sırada gelebilirim."</p>

<p>​Bu durumdayken dışarıdan yoğun bir sevgi, saygı ve ihtimam beklemek, toprağa tek bir tohum ekmeden hasat zamanı ambar doldurmayı ummaya benzer. İlişkilerde sıkça duyduğumuz "Neden yeterince sevilmiyorum?" ya da "Neden değer görmüyorum?" serzenişleri, çoğunlukla kişinin kendi içindeki öz-değer kıtlığının dışarıya yansımasıdır. Başkalarının sevgisiyle dolmasını umduğumuz o içsel boşluk, dibi delik bir kovaya benzer; dışarıdan ne kadar aşk, ne kadar takdir dökülürse dökülsün, kova bir türlü dolmaz. Çünkü sorun dışarıdaki suyun azlığı değil, kovanın kendi sızıntısıdır.<br />
​Kendi Bahçenizin Bahçıvanı Olmak<br />
​Sevilmeyi pasif bir şekilde beklemek yerine, sevgiyi aktif bir eyleme dönüştürmek gerekir. Bunu bir metaforla ele alalım:<br />
​Bir çiçeğin açması için birinin gelip ona "Seni seviyorum" demesine gerek yoktur. Çiçek, köklerindeki suya, toprağın zenginliğine ve güneşin sıcaklığına odaklanır. Kendi doğasını yaşar, büyür ve zamanı geldiğinde tüm ihtişamıyla açar. Onun güzelliğini ve kokusunu fark edenler ise zaten etrafında birikir.<br />
​İnsan ruhu da tıpkı bir çiçek gibidir. Kendi iç dünyasını güzelleştiren, kendi sınırlarını bir kale gibi koruyan ve kendine şefkatle yaklaşan bir birey, etrafına doğal bir çekim alanı yayar. Bu bir bencillik değil; aksine, en temel psikolojik dayanıklılık adımıdır. Siz kendi bahçenizi sulamaya başladığınızda, orayı yeşerttiğinizde, o bahçenin gölgesinde dinlenmek isteyecek doğru ve sağlıklı insanlar hayatınıza zaten kendiliğinden yönelecektir.</p>

<p>​Son Söz: Esareti Bitirin<br />
​Unutmayın; başkalarının sevgisi hayatımızı güzelleştiren harika birer misafirdir, ama ev sahibi değildir. Kendi varlığınızın tapusunu, sizi sevip sevmeyeceği meçhul olan insanların eline bırakamazsınız. Bir başkasının kalbinde yer bulmak için kendi kalbinizi çiğnemekten vazgeçin.<br />
​Bugün o kasvetli bekleme odasının kapısını kilitleyin, sevilmeyi beklemeyi bırakın ve kendi bahçenizin hükümdarı olun. Çünkü siz kendinizi layığıyla sevmediğiniz sürece, tüm dünya sizi sevse bile hep bir kişi eksik kalacaksınız: Kendiniz....</p>

<p>​Uzm. Psk. Dr. Emine Çiçek&nbsp;<br />
Göyce Zengezur Üniversitesi Rektör Yrd.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 13:50:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bugün cuma...</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bugun-cuma-97</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bugun-cuma-97</guid>
                <description><![CDATA[Bugün cuma...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her zamanki gibi elime gazeteyi aldım. Sayfaları şöyle bir karıştırırken, sadece haberleri değil, sanki ülkemin son yıllardaki hâlini de okuyordum. İlk defa bu kadar derin bir umutsuzluk ve garip bir hüzün hissettim.</p>

<p>Eskiden insanlar "sağcı", "solcu" diye ayrılırdı. Bugün ise ortada sağ ya da sol meselesinden çok daha büyük bir sorun var. Ülkemde bir yıkım, bir tahribat ve her geçen gün artan bir kan kaybı görüyorum. Değerlerimiz aşınıyor, insanlar birbirine olan güvenini kaybediyor, umutlar tükeniyor.</p>

<p>"Bu ülke bu hâle nasıl geldi?" diye düşünürken, gözüme düşen bir haber dikkatimi çekti. Siyasi hesaplarla alınan kararlar, halkın iradesinin tartışıldığı süreçler ve yıllardır ülkeyi yöneten ya da yönetmeye talip olanların birbirlerini suçlamaları... Bugün yaşadığımız tabloya katkısı olan herkesin, milletin vicdanında bir hesabı olduğunu düşünüyorum.</p>

<p>Sayfayı çevirdim. Bu kez gündem diploma tartışmalarıydı. Bir an için, "Galiba bu ülkede herkes birbirinin diplomasını sorguluyor." diye geçirdim içimden. Oysa asıl sorulması gereken soru belki de şudur: Bu diplomalar kimler tarafından, hangi şartlarda ve hangi liyakat anlayışıyla verildi?</p>

<p>Çünkü bugün yaşadığımız sorunların temelinde liyakatin yerini sadakatin alması yatmıyor mu? Birileri ekonomik reçeteler sunduğunu söylüyor, ama vatandaş her geçen gün daha da yoksullaşıyor. Birileri halk adına konuştuğunu iddia ediyor, ama çoğu zaman kendi siyasi geleceğini düşünüyor. İktidarıyla muhalefetiyle herkes kendi hesabının peşindeymiş gibi görünüyor.</p>

<p>Peki ya halk?</p>

<p>Geçim sıkıntısıyla mücadele eden, iş bulamayan, geleceğe dair umutlarını kaybeden milyonlarca insanın sesini gerçekten kim duyuyor? Bu milletin açlığa, yoksulluğa, işsizliğe ve adaletsizlik hissine ne kadar daha dayanabileceğini bilmiyorum.</p>

<p>Bugün bir kenara not etmek istediğim asıl mesele ise şudur:</p>

<p>Anayasadan seçim sistemine, ittifaklardan siyasi hesaplara kadar yaşanan tüm gelişmeleri izlerken, ülkenin geleceğine dair ciddi kaygılar taşıyorum. Devleti yönetenlerin de, muhalefet edenlerin de tarih önünde büyük bir sorumluluğu olduğuna inanıyorum.</p>

<p>Ben bu ülkenin sıradan bir vatandaşı olarak, iktidarıyla muhalefetiyle bütün siyasi yapıların millet için değil de kendi çıkarları için hareket ettiği görüntüsünün giderek güçlenmesini büyük bir üzüntüyle izliyorum.</p>

<p>Bazen kendi kendime düşünüyorum; sanki koca bir sarayın içinde, kapalı kapılar ardında ülkenin geleceği konuşuluyor ve millet sadece olup biteni uzaktan seyrediyor.</p>

<p>Kısacası, fragmanı çoktan gördük. Dileğim odur ki filmin sonu, korktuğumuz gibi olmasın ve bu millet yeniden birlik, adalet ve liyakat etrafında ayağa kalksın.</p>

<p>Sevgi ile kalın</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 13:46:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’de Yeni Dönem Arayışı ve Ankara Kulisi...</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/chpde-yeni-donem-arayisi-ve-ankara-kulisi-96</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/chpde-yeni-donem-arayisi-ve-ankara-kulisi-96</guid>
                <description><![CDATA[CHP’de Yeni Dönem Arayışı ve Ankara Kulisi...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bayram sonrasının son günleriyle birlikte Ankara siyasetinde yeniden hareketli bir süreç başladı. Özellikle CHP cephesinde yaşanan gelişmeler, kulislerin en çok konuşulan başlıkları arasında yer alıyor. Ankara’da siyasetin havası yeniden ısınırken, parti içerisindeki dengelerin de değişmeye başladığı açık şekilde görülüyor.<br />
Bir tarafta mevcut Genel Başkan &nbsp;etrafında şekillenen yeni yönetim anlayışı, diğer tarafta ise partide uzun yıllar etkili olmuş ’nun siyasi ağırlığı dikkat çekiyor. CHP içerisinde yaşanan bu tablo, parti tabanında da iki farklı yaklaşımın ortaya çıkmasına neden olmuş durumda.<br />
Ankara kulislerinde konuşulan en önemli detaylardan biri ise önümüzdeki süreçte CHP kanadında daha aktif ve sert siyasi hamlelerin geleceği yönünde. Özellikle yerel seçim sonrası oluşan siyasi atmosferin, parti yönetimi tarafından yeni bir stratejiye dönüştürülmek istendiği ifade ediliyor. Ancak bu süreçte parti içindeki görüş ayrılıklarının nasıl yönetileceği büyük önem taşıyor.<br />
Siyasette en kritik meselelerden biri yalnızca seçim kazanmak değil, aynı zamanda parti içerisindeki birlik görüntüsünü koruyabilmektir. CHP bugün tam da bu sınavın içerisinde bulunuyor. Bir kesim değişim sürecinin devam etmesi gerektiğini savunurken, diğer kesim ise eski siyasi reflekslerin tamamen terk edilmemesi gerektiğini düşünüyor.<br />
Önümüzdeki günlerde yapılacak açıklamalar, olası toplantılar ve siyasi hamleler yalnızca CHP’nin geleceğini değil, Türkiye’de muhalefetin genel yönünü de belirleyecek gibi görünüyor. Ankara’da kulisler hareketli, siyaset ise yeniden şekillenmeye hazırlanıyor.</p>

<p>Gazeteci Yazar&nbsp;<br />
Erkan Sezgin</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 16:14:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayram Gelmiş Hoş Gelmiş</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bayram-gelmis-hos-gelmis-95</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bayram-gelmis-hos-gelmis-95</guid>
                <description><![CDATA[Bayram Gelmiş Hoş Gelmiş]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bayram…</p>

<p>Sadece takvimde işaretlenen birkaç gün değildir. Bayram; kırgınlıkların sustuğu, gönüllerin konuştuğu, sofraların bereketle dolduğu, kapıların umutla açıldığı müstesna zamanlardır.</p>

<p>Bugün yine bir bayrama ulaştık.</p>

<p>Kimimiz anne ocağına koşmanın heyecanını taşıyor, kimimiz çocuk kahkahalarının arasında geçmişin özlemini yaşıyor. Kimi sevdiklerine kavuşmanın sevincinde, kimi ise artık aramızda olmayanların yokluğunda sessizce dua ediyor. Çünkü bayram; hem mutluluğun hem de özlemin aynı sofrada buluştuğu en özel zamandır.</p>

<p>Modern hayatın telaşı içerisinde birbirimize yabancılaştığımız şu günlerde, bayramlar bizlere insan olduğumuzu yeniden hatırlatıyor. Bir mesajın, bir ziyaretin, samimi bir sarılmanın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden anlıyoruz. Çünkü bayramın özü; gösterişte değil, gönüldedir.</p>

<p>Bugün bir yetimin başını okşayabiliyorsak, bir yaşlının duasını alabiliyorsak, kırdığımız bir kalbi onarabiliyorsak işte o zaman gerçek bayramı yaşayabiliyoruz. Bayram; sadece yeni kıyafetler giymek değil, eski kırgınlıkları çıkarmaktır yüreğimizden.</p>

<p>Unutmayalım…</p>

<p>Bir toplumun en büyük zenginliği; sevgisi, merhameti ve birlik ruhudur. Bayramlar da bu ruhu diri tutan en güçlü köprülerdir. Ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklaştıran bir anlayışa bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.</p>

<p>O yüzden bu bayramda;</p>

<p>Bir telefon açalım uzun zamandır konuşmadığımız dostlara…</p>

<p>Bir kapıyı çalalım yalnız kalanlara…</p>

<p>Bir tebessümü çok görmeyelim çocuklara…</p>

<p>Ve en önemlisi; kalbimizi kin ve öfkeden arındıralım.</p>

<p>Çünkü bayram gelmişse, umut da gelmiştir.</p>

<p>Bayram gelmişse, kardeşlik yeniden kapımızı çalmıştır.</p>

<p>Bayram gelmiş…</p>

<p>Hoş gelmiş…</p>

<p>Gönüllerimize huzur, sofralarımıza bereket, ülkemize birlik ve beraberlik getirmiş olsun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 May 2026 13:21:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SESLENİŞ</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/seslenis-94</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/seslenis-94</guid>
                <description><![CDATA[SESLENİŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ruhum iki dünyanın arasında bir yankı<br />
Bir ölü değildim fakat bir diri de<br />
Artık süt değil hep rahmet isterim<br />
Rüzgâr bile fısıldamaz bana artık<br />
Çünkü ben duyulmayan duanın sesiyim</p>

<p>Tenim toprağa secde etmiş,<br />
Ruhum ise “Elest” bezminde hâlâ mesttir.</p>

<p>Ak kaşık sanırlar,<br />
Oysa zâhir beyaz, bâtın karadır.</p>

<p>Leylâ’mı değil,<br />
Leylâ’da gizlenmiş Hakk’ı ararım.</p>

<p>Ne varım ne yokum&nbsp;<br />
Bekleyen bir derviş gibiyim&nbsp;</p>

<p>Hızır’ı görmüş Ademoğlunu ararım<br />
Bekleyen bir derviş gibiyim&nbsp;</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 17:02:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayatı Anlama Toplumu Okuma ve Geleceği İnşa Etme Sanatı Sosyal Bilgiler</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/hayati-anlama-toplumu-okuma-ve-gelecegi-insa-etme-sanati-sosyal-bilgiler-93</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/hayati-anlama-toplumu-okuma-ve-gelecegi-insa-etme-sanati-sosyal-bilgiler-93</guid>
                <description><![CDATA[Hayatı Anlama Toplumu Okuma ve Geleceği İnşa Etme Sanatı Sosyal Bilgiler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Eğitim sistemi içerisinde her dersin ayrı bir önemi vardır. Matematik analitik düşünmeyi geliştirir fen bilimleri doğayı anlamayı sağlar dil dersleri iletişim becerilerini güçlendirir. Ancak bazı dersler vardır ki yalnızca akademik başarıya değil insanın yaşamı algılayış biçimine de doğrudan etki eder. Sosyal bilgiler dersi işte tam olarak böyle bir alandır. Çünkü sosyal bilgiler bireyin kendisini&nbsp; toplumunu geçmişini çevresini ve dünyayı anlamasına yardımcı olan çok yönlü bir yaşam dersidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bugün birçok öğrenci okul sıralarında şu soruyu sormaktadır<strong> Bu ders gerçek hayatta ne işime yarayacak?</strong>Aslında bu sorunun en güçlü cevaplarından biri sosyal bilgiler dersinin içerisinde saklıdır. Çünkü sosyal bilgiler yalnızca kitaplarda kalan teorik bilgilerden oluşmaz. Aksine insanın günlük yaşamında karşılaştığı hemen her olayla doğrudan ilişkilidir. Bir haber izlerken seçim sonuçlarını değerlendirirken doğal afetleri konuşurken ekonomik gelişmeleri anlamaya çalışırken ya da toplumsal bir olay hakkında fikir yürütürken aslında sosyal bilgiler dersinin kazanimlari içerisinde yüzmekteyiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sosyal bilgiler dersinin temel amacı sadece bilgi öğretmek değildir. Bu dersin asıl hedefi düşünen sorgulayan araştıran toplumsal sorunlara duyarlı ve çözüm üretebilen bireyler yetiştirmektir. Çünkü günümüzde bilgiye ulaşmak artık çok kolaydır. Önemli olan doğru bilgiyi ayırt edebilmek bilgiyi analiz edebilmek ve olaylara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşabilmektir. Sosyal bilgiler eğitimi tam da bu noktada bireylere önemli beceriler kazandırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bir öğrenci tarih konularını öğrenirken yalnızca savaş tarihlerini ya da önemli kişilerin isimlerini ezberlemez. Aynı zamanda toplumların nasıl değiştiğini medeniyetlerin hangi süreçlerden geçtiğini insanların özgürlük ve adalet için nasıl mücadele ettiğini öğrenir. Geçmişte yapılan hataları gören bireyler &nbsp;gelecekte daha bilinçli kararlar verebilirler. Bu nedenle tarih geçmişi öğrenmekten çok geleceği doğru kurabilmenin anahtarlarından biridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Coğrafya konuları da sosyal bilgiler dersinin hayata dokunan önemli parçalarından biridir. Öğrenciler yaşadıkları çevreyi doğal kaynakları iklim özelliklerini ve insan doğa ilişkisini öğrenirken aslında dünyayı&nbsp; okumayı öğrenir. Günümüzde &nbsp;çevre sorunlarının giderek arttığı düşünüldüğünde çevre bilinci kazanmış bireyler yetiştirmenin önemi daha net anlaşılmaktadır. Küresel ısınma su kaynaklarının azalması orman yangınları ve çevre kirliliği gibi sorunlar yalnızca bilim insanlarının değil toplumun tamamının farkında olması gereken konulardır. Sosyal bilgiler eğitimi bu farkındalığın oluşmasında büyük rol oynar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sosyal bilgiler dersinin en güçlü yönlerinden biri de vatandaşlık bilinci kazandırmasıdır. Bir toplumun gelişebilmesi için yalnızca ekonomik büyüme yeterli değildir. Aynı zamanda haklarını bilen sorumluluklarını yerine getiren demokratik değerlere sahip çıkan bireylere ihtiyaç vardır. Demokrasi insan hakları özgürlük eşitlik ve adalet gibi kavramlar öğrencilerin zihninde ilk kez&nbsp; sosyal bilgiler derslerinde şekillenmeye başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bugün toplumsal olaylara baktığımızda insanların birbirini dinlemekte zorlandığını farklı düşüncelere karşı tahammülün azaldığını görebiliyoruz. Oysa sosyal bilgiler eğitimi bireylere empati kurmayı farklı görüşlere saygı duymayı ve birlikte yaşama kültürünü öğretir. Çünkü bu ders yalnızca bilgi aktarmaz aynı zamanda insani değerleri de besler. Farklı kültürleri yaşam biçimlerini ve toplumsal yapıları öğrenen öğrenciler dünyaya daha geniş bir pencereden bakmaya başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Özellikle dijital çağın etkisiyle çocukların bilgiye ulaşma biçimi değişmiştir. Sosyal medya internet ve dijital platformlar sayesinde öğrenciler her gün çok büyük bir bilgi akışıyla karşı karşıya kalmaktadır. Ancak bu bilgilerin tamamı doğru değildir. Yalan haberler ve bilgi kirliliği günümüzün önemli problemleri arasında yer almaktadır. Sosyal bilgiler dersi öğrencilerin medya okuryazarlığı becerilerini geliştirerek doğru bilgiye ulaşma konusunda bilinç kazanmalarını sağlar. Bir haberi sorgulamak kaynağını araştırmak ve eleştirel düşünmek artık çağımızın en önemli becerilerinden biridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sosyal bilgiler eğitiminin bir diğer önemli yönü de öğrencilerin problem çözme becerilerini geliştirmesidir. Toplumsal sorunları tartışan öğrenciler yalnızca sorunları görmekle kalmaz aynı zamanda çözüm yolu bulmaya çalışır .Örneğin çevre kirliliği göç veya doğal afetler gibi konular sınıf ortamında tartışıldığında öğrenciler hem düşünme becerilerini geliştirir hem de toplumsal duyarlılık kazanırlar. Böylece eğitim&nbsp;&nbsp; yaşamın gerçekleriyle bağlantılı hâle gelir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ne yazık ki zaman zaman sosyal bilgiler dersi “ezber dersi” olarak görülur. Oysa doğru yöntemlerle işlendiğinde sosyal bilgiler öğrencilerin en çok ilgisini çeken derslerden biri olabilir. Güncel olayların sınıfa taşınması tartışma ortamlarının oluşturulması drama etkinlikleri &nbsp;belgeseller haritalar ve dijital içeriklerin kullanılması öğrencilerin derse olan ilgisini artırır. Dogru bir yaklaşım benimsendiğinde sosyal bilgiler dersi yalnızca öğrenilen değil aynı zamanda yaşanan bir derse dönüşür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ayrıca sosyal bilgiler dersleri öğrencilerin aidiyet duygularını da güçlendirir. Kültürel mirasın korunması milli değerlerin anlaşılması ve toplumsal birlik duygusunun gelişmesi açısından sosyal bilgiler eğitimi önemli bir köprü görevi görür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Öğretmenlerin bu süreçteki rolü ise oldukça büyüktür. Sosyal bilgiler öğretmeni yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Aynı zamanda öğrencileri düşünmeye yönlendiren onları araştırmaya teşvik eden ve toplumsal farkındalık oluşturan bir rehberdir. Öğretmenin kullandığı dil öğrencilerle kurduğu iletişim ve sınıf içerisindeki demokratik yaklaşımı öğrencilerin karakter gelişimini doğrudan etkiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bugünün dünyasında teknoloji gelişebilir şehirler büyüyebilir ekonomik sistemler değişebilir ancak toplumu ayakta tutan en önemli unsur bilinçli insan yetiştirebilmektir. İşte sosyal bilgiler eğitimi tam da bu noktada büyük bir sorumluluk üstlenmektedir. Çünkü bu ders yalnızca akademik bilgi kazandırmaz aynı zamanda bireyin topluma karşı sorumluluklarını fark etmesini sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sonuç olarak Neden Sosyal Bilgiler?sorusunun cevabı aslında hayatın içerisindedir. Çünkü sosyal bilgiler geçmişi anlamayı bugünü yorumlamayı ve geleceği doğru inşa etmeyi öğretir. İnsan ilişkilerini anlamayı toplumsal olayları sorgulamayı çevreye duyarlı olmayı ve demokratik değerleri benimsemeyi sağlar. Kısacası sosyal bilgiler öğrenciyi yalnızca sınavlara değil hayata hazırlayan en önemli derslerden biridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ve unutulmamalıdır ki bir toplumun geleceği yalnızca bilgi sahibi bireylerle değilb bilinçli duyarlı sorgulayan ve sorumluluk sahibi bireylerle şekillenir. Sosyal bilgiler eğitiminin gerçek gücü de tam olarak burada ortaya çıkar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 16:54:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KÜRESEL KÖYÜN MUHTARI</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kuresel-koyun-muhtari-92</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kuresel-koyun-muhtari-92</guid>
                <description><![CDATA[KÜRESEL KÖYÜN MUHTARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar dünya düzeni denildiğinde akla ordular, işgaller, darbeler ve sıcak savaşlar gelirdi. Güç dediğimiz şey; tankın namlusunda, savaş uçaklarının gölgesinde aranırdı. Bugün ise dünyanın düzeni artık başka bir merkezden yönetiliyor. Yeni çağın silahı petrol kadar değerli olan veri, yeni ordusu yapay zekâ, yeni sömürgesi ise dijital bağımlılık haline geldi.</p>

<p>Dünya artık klasik emperyalizm dönemindeki gibi yönetilmiyor. Çünkü modern sistemde bir ülkeyi işgal etmek, ona asker göndermek ya da sınırına bayrak dikmek gerekmiyor. Eğer o ülkenin bankacılık sistemi sizin altyapınızı kullanıyorsa, devlet kurumları sizin yazılımlarınıza bağlıysa, iletişim ağları sizin sunucularınızdan geçiyorsa zaten o ülkenin sinir sistemini elinizde tutuyorsunuz demektir.</p>

<p>Bugün Amerika Birleşik Devletleri tam da bunu yapıyor.</p>

<p>Eskiden “dünyanın jandarması” rolüyle hareket eden ABD, artık daha düşük maliyetli fakat çok daha etkili bir yöntem izliyor. Asker göndermek yerine teknoloji satıyor. İşgal etmek yerine sistem kuruyor. Yönetmek yerine bağımlı hale getiriyor.</p>

<p>Bulut sistemleri, yapay zekâ altyapıları, sosyal medya ağları, dijital ödeme mekanizmaları, yazılım abonelikleri… Dünyanın büyük bölümü artık Amerikan merkezli dijital sistemlere bağlı yaşıyor. Avrupa Birliği bile yapay zekâ yasaları çıkarıp teknoloji devlerini sınırlamaya çalışsa da kendi küresel teknoloji markalarını oluşturamadığı için aynı sistemin içinde kalmaya devam ediyor.</p>

<p>İşte tam bu noktada yeni dünya düzeninin gerçek yüzü ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bize anlatılan “çok kutuplu dünya” söylemi gerçekte tam anlamıyla eşit güçlerin bulunduğu özgür bir sistem değildir. Çin üretim merkezi olabilir, Rusya askeri güç gösterebilir, Avrupa ekonomik blok oluşturabilir; ancak dijital omurga, finans sistemi ve küresel veri akışı hâlâ büyük ölçüde Washington merkezli yapıların kontrolünde ilerlemektedir.</p>

<p>Yani dünya değişiyor ama oyunun sahibi tamamen değişmiyor.</p>

<p>Artık yeni model; doğrudan yöneten bir imparatorluk değil, uzaktan kontrol eden bir merkez modeli üzerine kuruluyor. Bölgesel güçler kendi alanlarında düzeni sağlıyor, enerji hatlarını koruyor, lojistik akışı sürdürüyor. Ancak sistemin ana anahtarı yine küresel merkezde tutuluyor.</p>

<p>Bir başka ifadeyle; ülkeler serbest gibi görünse de bağlı oldukları dijital zincirler giderek büyüyor.</p>

<p>Bugün savaşlar yalnızca cephede kazanılmıyor. Veri merkezlerinde, uydu ağlarında, yapay zekâ laboratuvarlarında ve finans koridorlarında kazanılıyor. Geleceğin en güçlü devleti; en büyük orduya sahip olan değil, en büyük veri ağını yöneten devlet olacak.</p>

<p>Belki de insanlık tarihinde ilk kez görünmeyen zincirler, görünen zincirlerden daha güçlü hale geldi.</p>

<p>Ve bütün bu tabloya uzaktan baktığımızda karşımıza şu gerçek çıkıyor:</p>

<p>Kısacası, küresel düzende her koyunun bir çobanı olduğu gibi; ABD de elinde kavalıyla sistemi yönlendiren baş aktör olmaya devam etmektedir.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;</p>

<p>Gülper YILMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 May 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gerçek Değer: Seni Eksiltmeden Çoğaltabilme Sanatı</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gercek-deger-seni-eksiltmeden-cogaltabilme-sanati-91</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gercek-deger-seni-eksiltmeden-cogaltabilme-sanati-91</guid>
                <description><![CDATA[Gerçek Değer: Seni Eksiltmeden Çoğaltabilme Sanatı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Modern insan ilişkilerinin en temel paradokslarından biri, “değer vermek” kavramının sıklıkla fedakârlık, sahiplenme ya da kendinden vazgeçme ile karıştırılmasıdır. Oysa psikolojik açıdan gerçek değer; bireyin kimliğini, sınırlarını ve öz benliğini aşındırmadan ilişki içinde karşılıklı gelişimi destekleyebilmektir. Sağlıklı bir ilişkinin temel göstergesi, bireyin o ilişkinin içinde küçülmesi değil; aksine psikolojik olarak güçlenmesi, kendilik algısının beslenmesi ve duygusal kapasitesinin genişlemesidir.<br />
İnsan, doğası gereği bağ kurmaya ihtiyaç duyan sosyal bir varlıktır. Ancak bağ kurma ihtiyacı ile bağımlı hale gelme arasındaki çizgi çoğu zaman fark edilmeden silikleşebilir. Özellikle duygusal ilişkilerde “vermek” kavramı, bazen sağlıklı paylaşımın ötesine geçerek kişinin kendi ihtiyaçlarını sistematik biçimde geri plana attığı bir öz silinmeye dönüşebilir. Bu durum psikoloji literatüründe duygusal tükenme, sınır ihlali ve eş bağımlılık (codependency) gibi kavramlarla açıklanır.<br />
Sağlıklı ilişkilerde sevgi, bireyin bireyselliğini tehdit etmez; aksine onu destekler. Çünkü gerçek yakınlık, kişinin kendiliğinden vazgeçmesini değil, kendilik bütünlüğünü koruyarak ilişki kurabilmesini gerektirir. Carl Rogers’ın insancıl psikoloji yaklaşımında vurguladığı gibi, bireyin koşulsuz kabul gördüğü ilişkiler psikolojik gelişimi destekler. Kabul görmek, değişmeye zorlanmadan anlaşılabilmek; bireyin özsaygısını güçlendirir ve içsel güvenlik duygusunu artırır.<br />
Buna karşılık sağlıksız ilişkilerde sevgi; kontrol, suçluluk, manipülasyon ya da görünmez duygusal borçlarla örülü hale gelebilir. Kişi sürekli veren, anlayan, alttan alan, düzenleyen taraf haline geldikçe kendi psikolojik sınırlarını kaybetmeye başlar. Başlangıçta “fedakârlık” olarak tanımlanan bu süreç, zaman içinde kimlik erozyonuna neden olabilir. Çünkü sürekli başkasının ihtiyaçlarına odaklanan birey, bir noktadan sonra kendi duygularını tanımlamakta dahi zorlanır.<br />
Gerçek değer tam da burada farklılaşır.<br />
Gerçek değer, bir insanı kendine bağımlı kılmak değil; onun psikolojik özerkliğini desteklemektir. Onu küçülterek yanında tutmak değil; güçlenmesine eşlik edebilmektir. Bir kişinin ışığından rahatsız olmamak, gelişimini tehdit olarak algılamamak ve başarılarını ilişkinin kaybı olarak görmemek, duygusal olgunluğun göstergesidir.<br />
Psikolojik sağlamlık açısından bakıldığında, sağlıklı ilişkiler bireyin stresle baş etme kapasitesini artırır, aidiyet duygusunu güçlendirir ve duygusal düzenleme becerilerini destekler. İlişki, bir yük değil; psikolojik dayanıklılığı artıran güvenli bir alan haline gelir. Çünkü gerçek bağ, bireyin kendilik değerini azaltmaz; onu daha görünür hale getirir.<br />
Bu nedenle belki de ilişkilerimizi değerlendirirken en temel soruyu sormamız gerekir:<br />
Bu ilişki beni ben olmaktan uzaklaştırıyor mu, yoksa kendimin daha sağlıklı bir versiyonuna mı dönüştürüyor?<br />
Çünkü gerçek değer; bireyi eksilterek değil, psikolojik olarak çoğaltarak var olur.</p>

<p>Özden öze..<br />
Uzm. Psk. Emine Çiçek<br />
Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 01:06:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erkan Sezgin kaleminden 19 Mayıs’ın Işığında Gençliğe Güven</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/erkan-sezgin-kaleminden-19-mayisin-isiginda-genclige-guven-90</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/erkan-sezgin-kaleminden-19-mayisin-isiginda-genclige-guven-90</guid>
                <description><![CDATA[Erkan Sezgin kaleminden 19 Mayıs’ın Işığında Gençliğe Güven]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>19 Mayıs 1919…<br />
Bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun ilk adımı…<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak başlattığı bağımsızlık mücadelesi, yalnızca bir tarih değil; Türk milletinin azmini, kararlılığını ve özgürlüğe olan inancını tüm dünyaya gösteren büyük bir dönüm noktasıdır.</p>

<p>Bugün bizlere düşen görev ise, o ruhu yaşatmak ve gelecek nesillere aynı inançla aktarmaktır. Çünkü gençlik; bir milletin umudu, yarını ve en büyük güvencesidir. Atatürk’ün gençlere emanet ettiği bu vatan, onların azmi, çalışkanlığı ve milli değerlerine sahip çıkmasıyla daha güçlü yarınlara taşınacaktır.</p>

<p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı; sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda birlik ve beraberliğimizi hatırlatan önemli bir milli değerdir. Türk milleti tarih boyunca milli ve manevi değerlerine sahip çıkmış, bayramlarını ortak bir gönül bağıyla kutlamayı bilmiştir. Bugün de aynı ruhla; gençlerimize güvenerek, onların hayallerine destek olarak ve ülkemizin geleceğine umutla bakarak bu anlamlı günü hep birlikte kutluyoruz.</p>

<p>Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı yürekten kutluyorum.</p>

<p><br />
ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Köşe yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 01:05:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EKSİKLİĞİN COĞRAFYASI</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/eksikligin-cografyasi-89</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/eksikligin-cografyasi-89</guid>
                <description><![CDATA[EKSİKLİĞİN COĞRAFYASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birini kaybetmek, sadece bir sesin susması ya da bir yüzün silinmesi değildir; insanın kendi içindeki o silik haritanın paramparça olmasıdır. Artık her adımda bastığınız yer boşluk, her nefeste soluduğunuz hava biraz daha eksiktir. Bir ceketin boş kalan kollarında, bir masanın yetim duran köşesinde hep o aynı sızı: "Buradaydı." Daktilonun mürekkebi bitse dert değil, kağıdı değiştiririz; ama gidenin bıraktığı o sessizliği hangi kelimeyle doldurabiliriz, hangi cümleyle ayağa kaldırırız ?&nbsp;</p>

<p>İnsanlar birer yabancı gibi izliyorlar bu yangını. Teselli niyetine kurdukları her cümle, aslında o yokluğu bir kez daha yüzümüze çarpan birer tokat. "Zamanla geçer," diyorlar, sanki kalbimizdeki o koca gedik bir mevsimlikmiş gibi. Gözleriyle ölçüyorlar bizi; "Bak, hâlâ eksik, hâlâ toparlanamadı," diyen o iğneleyici acıma duygusuyla... Her sustuğumuz yerde onlar o kaybın adını anıyor, her gülmeye yeltendiğimiz an o eksikliği bir idam hükmü gibi boynumuza asıyorlar. Kimse de demiyor ki; bu omuzlar bu enkazı kaldırmaya yetmez.</p>

<p>Şimdi pencere kenarında, her türlü hatıraya amade bir halde beklerken anlıyorum; gidenin yeri dolmuyor, sadece o boşlukla yaşamanın, o buz gibi sanatına alışılıyor. İnsan, sevdiğini kaybettiğinde sadece bir kişiyi değil, kendi dünyasının yarısını da toprağa veriyormuş.</p>

<p>Onun eksikliğini bir ayıp gibi yüzümüze vuranlara inat, o boşluğun kutsallığını bir hırka gibi sırtımıza geçirip yürümek zorundayız.. Çünkü bazen birinin yokluğu, geri kalan herkesin varlığından daha büyük bir yer kaplıyor insanın kalbinde. Ve bizler, o görünmez mezarları içimizde taşıyan, her adımda o ağırlıkla biraz daha eğilen ama asla yıkılmayan o mahzun yolcularız.</p>

<p>MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 12:52:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Dün Muhalif, Bugün İktidar: Siyasette Omurga mı Kaldı, Yoksa Sadece Koltuk Hesabı mı?”</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/dun-muhalif-bugun-iktidar-siyasette-omurga-mi-kaldi-yoksa-sadece-koltuk-hesabi-mi-88</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/dun-muhalif-bugun-iktidar-siyasette-omurga-mi-kaldi-yoksa-sadece-koltuk-hesabi-mi-88</guid>
                <description><![CDATA[“Dün Muhalif, Bugün İktidar: Siyasette Omurga mı Kaldı, Yoksa Sadece Koltuk Hesabı mı?”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Düne kadar en ağır eleştirileri yaptığı bir siyasi yapının bugün yanında saf tutmak, siyasette fikir değişikliği değil; düpedüz siyasi hafızayla alay etmektir. Millet artık bu senaryoları ezbere biliyor. Seçim zamanı başka konuşup, güç dengesi değişince başka kapılara yönelen siyaset anlayışı toplumda karşılık değil, tepki üretir.<br />
Burcu Köksal’ın AK Parti saflarına geçmesi, kamuoyunda “ilke siyaseti” değil, “kişisel siyasi kariyer hesabı” olarak okunacaktır. Çünkü insanlar şunu unutmaz: Dün meydanlarda sert sözler söylediğin bir yapıya bugün hiçbir mahcubiyet göstermeden katılıyorsan, ortada sorgulanması gereken ciddi bir tutarsızlık vardır.<br />
Siyasetçinin en büyük sermayesi güvendir. Güvenini kaybeden bir siyasetçi, makam kazansa da itibarı kaybeder. Vatandaş artık parti değiştirenleri değil, duruşunu değiştirmeyenleri takdir ediyor. Çünkü omurgalı siyaset; menfaat nereye eserse oraya savrulmak değil, gerektiğinde yalnız kalmayı göze almaktır.<br />
Bugün toplumun büyük bir kısmı şu soruyu soruyor: “Dün yanlış dediklerin bugün nasıl doğru oldu?” Eğer bu sorunun net ve vicdani bir cevabı yoksa, yapılan şey siyasi tercih değil; koltuk uğruna geçmiş söylemleri inkâr etmektir.<br />
Türk siyaseti artık transfer pazarlığı görüntüsünden yoruldu. Halk; ilkesi olan, sözüne sadık kalan, dün ne dediyse bugün de arkasında duran isimler görmek istiyor. Çünkü siyasette en tehlikeli şey fikir değiştirmek değil, çıkar uğruna karakter değiştirmektir.</p>

<p>Erkan Sezgin&nbsp;<br />
Köşe yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 12:50:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU VATAN SAHİPSİZ DEĞİLDİR</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bu-vatan-sahipsiz-degildir-87</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bu-vatan-sahipsiz-degildir-87</guid>
                <description><![CDATA[BU VATAN SAHİPSİZ DEĞİLDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de son yıllarda tehlikeli bir alışkanlık oluşturulmaya çalışılıyor. Önce milli değerleri önemsizleştiriyorlar, ardından buna “özgürlük” adı veriyorlar. Bugün geldiğimiz noktada öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki; bazı spor müsabakalarında Türk bayrağı yok, İstiklal Marşı yok, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak değerlerine saygı yok. İnsan sormadan edemiyor: Burası Türkiye Cumhuriyeti değil mi?</p>

<p>Diyarbakır da bu milletindir, İzmir de, Ankara da, Hakkâri de… Hiç kimse herhangi bir şehri Türkiye’den kopuk bir yapı gibi göstermeye kalkamaz. Bu toprakların her karışı, şehit kanıyla vatan olmuştur. Kimse bu gerçeği unutturamaz.</p>

<p>Bugün “özgürlük” diyerek milli birlik duygusunu aşındırmaya çalışanlar şunu iyi bilmelidir: Özgürlük; devlete, bayrağa, İstiklal Marşı’na ve milletin ortak hafızasına düşmanlık etmek değildir. Demokratik haklarla bölücülüğü aynı kefeye koyanlar, bu millete en büyük kötülüğü yapmaktadır.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin çatısı altında yaşayan herkesin ortak sorumluluğu vardır. Bu devletin kimliğini taşıyan herkes; ay yıldızlı bayrağa, İstiklal Marşı’na ve bu milletin birliğine saygı göstermek zorundadır. Çünkü bu değerler herhangi bir siyasi görüşün değil, doğrudan devletin ve milletin varlık sembolleridir.</p>

<p>Bugün bazı çevreler etnik kimlikler üzerinden toplumu kutuplaştırarak siyasi çıkar elde etmeye çalışıyor. İnsanları birbirine düşürmekten medet umanlar bilsin ki; bu millet, tarih boyunca nice oyunu bozmuştur. Türk ile Kürdü karşı karşıya getirmeye çalışan anlayış dün başarılı olamadı, bugün de olamayacaktır.</p>

<p>Ancak kimse şunu da yanlış anlamasın: Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğine, anayasal yapısına ve milli bütünlüğüne yönelik hiçbir dayatma bu millet tarafından kabul edilmeyecektir. Bu ülke üzerinde hesap yapanlar, önce bu milletin iradesini hesaba katmak zorundadır.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti bir bütündür; bölünemez, parçalanamaz, pazarlık konusu yapılamaz.</p>

<p>Ve unutulmasın:<br />
Bu vatan sahipsiz değildir.<br />
Bu bayrak sahipsiz değildir.<br />
Bu millet diz çökecek bir millet hiç değildir.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;</p>

<p>Gülper DAĞ YALMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 May 2026 20:58:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile İçi İletişimin Sınıftaki Görünmeyen Gücü</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/aile-ici-iletisimin-siniftaki-gorunmeyen-gucu-86</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/aile-ici-iletisimin-siniftaki-gorunmeyen-gucu-86</guid>
                <description><![CDATA[Aile İçi İletişimin Sınıftaki Görünmeyen Gücü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bir öğrencinin sınıftaki davranışlarını anlamaya çalışırken çoğu zaman gözümüz defterine ödevine ya da sınav sonuçlarına gider. Oysa asıl ipuçları çoğu zaman görünmeyen bir yerde saklıdır. Evde kurulan cümlelerde kullanılan ses tonunda paylaşılan ya da paylaşılmayan duygularda cünkü çocuk sabah okula gelirken yalnızca çantasını değil evde öğrendiği iletişim dilini gördüğü ilişki biçimlerini ve hissettiği duygusal iklimi de beraberinde getirir. Ve o dil sınıfta kurduğu her ilişkinin temelini oluşturur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Aile içi iletişim çocuğun kendilik algısının ilk aynasıdır. Evde dinlenen bir çocuk sınıfta da dinlemeyi öğrenir. Söz hakkı verilen bir çocuk düşüncelerini ifade etmekten çekinmez. Hata yaptığında yargılanmak yerine desteklenen bir çocuk öğrenmenin doğal bir süreç olduğunu içselleştirir. Ancak bunun tam tersi bir iletişim ortamında büyüyen çocuklar için sınıf çoğu zaman bir öğrenme alanından ziyade bir kendini koruma alanına &nbsp;dönüşür. Bu çocuklar ya sessizleşir ya da duyulabilmek için aşırı tepkiler verir. Kimisi görünmez olmayı seçer kimisi ise görülmek için sınırları zorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sınıfta sıkça karşılaştığımız pek çok davranışın kökeni aslında evdeki iletişim alışkanlıklarına dayanır. Sürekli söz kesen bir öğrenci belki de evde hiç dinlenmemiştir. Eleştiriye tahammül edemeyen bir çocuk yalnızca eleştirilerek büyümüş olabilir. Arkadaşlarına karşı empati kurmakta zorlanan bir öğrenci ise duyguların konuşulmadığı bir ortamda yetişmiş olabilir. Aşırı rekabetçi ya da kıyaslama odaklı bir tutum sergileyen çocuklar çoğu zaman evde sürekli başkalarıyla karşılaştırılmıştır. Sorumluluk almaktan kaçınan bir öğrenci ise hatalarının bedelini ağır şekilde ödemiş ya da tam tersi hiç sorumluluk verilmemiş bir ortamdan geliyor olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Öğretmenin sınıfta kullandığı dil bu noktada hayati bir rol oynar. Çünkü öğretmen birçok çocuk için ikinci bir iletişim modeli sunar. Seni anlıyorum Bu zor bir durum olabilir Birlikte çözebiliriz gibi cümleler bazı öğrenciler için hayatlarında ilk kez duydukları bir yaklaşımı temsil eder. Öğretmenin sabrı ses tonu ve yaklaşımı yalnızca dersin akışını değil çocuğun kendine bakışını da şekillendirir. Bazen bir öğretmenin tek bir cümlesi bir çocuğun yıllardır taşıdığı olumsuz iç sesi olumlu bir iç sese dönüştürebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ancak burada önemli bir gerçek var Öğretmen ne kadar çabalarsa çabalasın evdeki iletişim diliyle sürekli çatışan bir ortamda kalıcı değişim sağlamak oldukça zordur. Bu nedenle eğitim yalnızca okulun değil ailenin de aktif bir parçası olduğu bir süreçtir. Ev ve okul aynı dili konuştuğunda çocuk için güçlü bir gelişim zemini oluşur. Tutarlılık çocuğun güven duygusunu besler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Aile içi iletişimin akademik başarı üzerindeki etkisi de oldukça derindir. Öğrenme yalnızca bilgiyle değil güven ve değer duygusuyla beslenir. Kendini güvende hisseden bir çocuk hata yapmaktan korkmaz. Soru sorar merak eder ve &nbsp;araştırır. Oysa sürekli eleştirilen ya da yetersiz hissettirilen bir çocuk için öğrenme süreci kaygı dolu bir alana dönüşür. Bu kaygı zamanla dikkat dağınıklığına öğrenmeden kaçınmaya ve özgüven kaybına yol açar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bugün sıkça dile getirilen “dikkat dağınıklığı” meselesine de bu açıdan bakmak gerekir. Çoğu zaman dikkat sorunu olarak tanımlanan durum aslında duygusal bir kopukluğun yansımasıdır. Kendini değerli hissetmeyen banlaşılmadığını düşünen bir çocuk zihnini derse veremez. Çünkü zihin önce güvende olmak ister. Bu yüzden sınıfta dikkati artırmanın yolu yalnızca yöntem değiştirmekten değil çocuğun duygusal ihtiyaçlarını anlamaktan geçer.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ailelere düşen görev mükemmel ebeveyn olmak değil farkında ve ilgili ebeveyn olmaktır. Çocuğunuzla kurduğunuz iletişimde küçük değişiklikler büyük etkiler yaratabilir. Onu dinlemek sözünü kesmemek duygularını küçümsememek ve en önemlisi koşulsuz sevgi. Bunlar basit gibi görünen ama derin izler bırakan davranışlardır. Unutmayalım ki çocuklar en çok duyduklarına değil en çok hissettiklerine dönüşürler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Öğretmen aile iş birliği ise bu sürecin bel kemiğidir. Bir öğrencinin gelişimi yalnızca sınıf içindeki performansıyla değil evdeki destekle de doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle velilerle kurulan sağlıklı iletişim öğrencinin başarısını artıran en önemli unsurlardan biridir. Öğretmen ve veli aynı hedefte buluştuğunda çocuk kendini daha güvende ve desteklenmiş hisseder.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Belki de en çarpıcı gerçek şudur. Bir çocuğun sınıfta kurduğu cümleler çoğu zaman evde duyduklarının yankısıdır. O yankı bazen cesaret verir, bazen korku üretir. Bazen bir çocuğu ayağa kaldırır bazen sessizliğe iter. Bu nedenle her ebeveynin ve her eğitimcinin kendine sorması gereken bir soru vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ben bu çocuğun iç sesine ne katıyorum? &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Çünkü günün sonunda çocuk en çok duyduğu sesi içselleştirir. Ve o ses yalnızca bugünün sınıfında değil yarının hayatında da onunla birlikte konuşmaya devam eder.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Son söz olarak unutmamak gerekir ki &nbsp;Eğitim sadece bilgi aktarmak değil bir insanın iç dünyasını inşa etmektir. Ve bu inşanın temeli evde atılır sınıfta şekillenir hayat boyu devam eder. Eğer güçlü özgüvenli ve sağlıklı bireyler yetiştirmek istiyorsak işe önce kurduğumuz cümlelerden başlamalıyız. Çünkü bazen bir çocuğun kaderi ona nasıl hitap edildiğinde gizlidir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Çocukla bağ kurmanın gücüne inanan bir eğitimci </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 May 2026 20:05:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessiz Yüzleriyle Siverek</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-yuzleriyle-siverek-85</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-yuzleriyle-siverek-85</guid>
                <description><![CDATA[Sessiz Yüzleriyle Siverek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Şimdilerde dilime dolaşmış bir şarkı var. Ne zaman dinlesem ya da mırıldansam beni memleketimin sokaklarına götürür. Kendi iç dünyam kadar değerli, kadim ve eşsiz bir şehir. Kimileri için dert yığını olsa bile aslında tarihi ve kültürel bir dokusu var memleketimin. Bir ucu Fırat nehrine diğer bir ucu Karacadağ’ın eteklerine uzanır. Kendine has yemek, giyim kuşam, sokak yapısı, doğal güzelliği olan bir şehir. Adı Siverek. Resmiyete göre Şanlıurfa’ya bağlı ama yıllarca il olma mücadelesi içinde geçmiş bir kent. İnsanları mert, havası sert bir şehirdir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazen bir şehri anlatan şey, yüksek sesle söylenen cümleler değildir. Tekrarlana tekrarlana yer eden kelimeler, zamanla bir hissin önüne geçebilir. Aynı manzaraya hep aynı açıdan bakıldığında, geride kalan ayrıntılar görünmez olur. Oysa her şehir, anlatılandan ibaret değildir; bazı yüzleri sessizdir, bazı güzellikleri ise ancak dikkatle bakıldığında fark edilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siverek de böyle bir yer. Günlük telaşın içinde kaybolan ama hâlâ diri duran bir tarafı var. Akrabalık bağlarının kolay kolay kopmadığı, insanların birbirini ismen tanıdığı bir şehir. Akşamları bir evin kapısı çalınır, içeride çay vardır. Sıra geceleri yapılır, sesler yükselir ama kimse kimseyi bastırmaz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu topraklar yalnızca geçmişle anılan bir yer de değildir. Aynı zamanda geleceğe dair sessiz emeklerin verildiği bir şehir burası. Bir salonda, birkaç öğrencinin ekran başında kurduğu hayaller, ülke çapında yankı bulabiliyor. Yazılımla uğraşan gençlerin aldığı dereceler, çoğu zaman büyük gürültüler koparmadan, kendi yolunu buluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aynı şekilde kelimelerle düşünen, yazdıklarıyla bu şehrin hafızasını diri tutan insanlar da var. Yaşanmışlıkları, sokakları, insan hikâyelerini satır satır kayda geçiren yazarlar… Onların metinlerinde Siverek yalnızca bir mekân değil, yaşayan bir karakter gibi durur. Bu şehir, kendi içinden çıkan sözü yine kendi kültürüne armağan eder.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sözü olan gelir, sazı olan uğrar. Daha kısa süre önce Şükrü Erbaş ve Mehmet Atlı bu şehirdeydi. Yakında Yılmaz Odabaşı ve Ali Doğan Gönültaş’ın adımları düşecek bu sokaklara. Bir de bu kentin içinden çıkmış bir yönetmenin kamerası var; bildiği hikâyeleri, tanıdığı insanları beyaz perdeye taşıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kent dediğimiz şey biraz da budur. Aynı anda hem eksik hem tamam olabilmek. Hem yorucu hem de vazgeçilmez olmak. Elbette aksayan yanlar vardır, hayat pürüzsüz akmaz. Ama bir şehri yalnızca pürüzlerinden ibaret sanmak, onun ruhunu ıskalamaktır. Siverek’i anlatırken mesele, neyi söylediğimizden çok, neyi görmezden geldiğimizdir. Çünkü bu şehir, yalnızca anlatılan kadar değildir; anlatılmayı bekleyen başka yüzleri de vardır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 21:11:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fikirlerin Aynası: Söylemden Eyleme Toplumsal İz Bırakmak</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/fikirlerin-aynasi-soylemden-eyleme-toplumsal-iz-birakmak-84</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/fikirlerin-aynasi-soylemden-eyleme-toplumsal-iz-birakmak-84</guid>
                <description><![CDATA[Fikirlerin Aynası: Söylemden Eyleme Toplumsal İz Bırakmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Düşünmek, insanı diğer canlılardan ayıran en temel vasıftır; ancak düşüncelerin gerçek değeri, onların zihnimizin koridorlarından çıkıp topluma nasıl ulaştığıyla ölçülür. Bir fikre sahip olmak yolun sadece başlangıcıdır. Eğer o fikirleri tam anlamıyla aktaramıyor, daha da önemlisi bu fikirlerle topluma dokunacak bir şeyler yapamıyorsak, elimizde kalan sadece yankısız bir sestir.</p>

<p>Karakterin İmzası: Eylemler ve Söylemler<br />
Bir insanın karakteri, savunduğu fikirlerle hayata geçirdiği eylemlerin arasındaki o ince çizgide gizlidir. Toplum, bir bireyi sadece ağzından çıkan etkileyici cümlelerle değil, bu cümlelerin hayat bulmuş haliyle değerlendirir. "Eylemlerle söylemlerin uyumu," bir nevi kişinin toplumsal güvenilirliğinin tapusudur. Söylediği ile yaptığı bir olmayan kişinin fikirleri, ne kadar parlak olursa olsun, toplum nezdinde karşılık bulamaz. Karakter, düşüncelerin eyleme dökülmüş halidir.</p>

<p>Toplumun Aynasına Bakmak<br />
Herkes fikir beyan etme özgürlüğüne sahiptir; fakat asıl mesele, bu fikirlerin toplumun süzgecinden nasıl geçtiğidir. Şunu kendimize sormalıyız:<br />
Beyan ettiğim bu fikirle toplumda nasıl bir iz bırakıyorum?<br />
İnsanlar bu düşüncelerin arkasındaki niyeti ve samimiyeti görebiliyor mu?<br />
Fikirlerim bir çözüm mü sunuyor, yoksa sadece kalabalık mı yapıyor?</p>

<p>Toplumun hakkımızda ne düşündüğü, sadece bir popülarite meselesi değil, fikirlerimizin ulaştığı menzilin bir göstergesidir. Eğer toplumun düşüncelerini ve ihtiyaçlarını doğru analiz edemiyorsak, en doğru fikri bile yanlış bir zamanda veya yanlış bir üslupla sunabiliriz.<br />
Analiz ve Etki</p>

<p>Toplumsal analiz, sadece verileri okumak değildir; sokağın sesini duymak, insanların kaygılarını anlamak ve beklentilerine dokunabilmektir. Bir fikir adamı veya bir toplum öncüsü için "analiz yeteneği," rüzgarın nereden estiğini bilmek gibidir. Rüzgarı arkasına alamayan bir fikir, fırtınada kaybolmaya mahkumdur.</p>

<p>Sonuç olarak; fikirler paylaşıldıkça çoğalır, eyleme dönüştükçe değer kazanır. Sadece konuşan değil, konuştuğunu yaşayan ve yaşatan bireyler topluma yön verebilir. Bugün kendimize şu soruyu soralım: Söylediklerimizle mi anılıyoruz, yoksa bıraktığımız izlerle mi?</p>

<p>ERKAN SEZGİN<br />
KÖŞE YAZARI..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 20:21:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AKVARYUM</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/akvaryum-83</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/akvaryum-83</guid>
                <description><![CDATA[AKVARYUM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir hayal biterken bir başka hayal başlar,<br />
insan sanki camın ardında bir balık gibi,<br />
biten hayallerin yerine yenileri gelir,<br />
hiçbir hayal tam bitmez,<br />
acı eksilmez, sadece yer değiştirir.</p>

<p>Zor mu gerçekten bu kadar sürüp gitmesi?<br />
İnsan hep yalnız mıdır,<br />
yoksa yalnızlık Tanrı’dan saklı bir hediye mi?<br />
Sahi, neden hep yalnız hayal ettim?<br />
Annemin dizinde otururken hiç şiir düşmezdi aklıma,<br />
ama şimdi bir mezar kazıp içine mısra gömüyorum.</p>

<p>Hayalim ölmek mi?<br />
Göğsünde süt bitmiş, dudağı kurumuş bir annenin<br />
kokusuna mı dönmek ister içim?<br />
Sahi, insan mı akvaryumda?<br />
Yoksa balık mı insanın akvaryumunda habersiz yüzüp durur?</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 14:12:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlişkilerde \&quot;Laissez-Faire\&quot; Dinamiği: Duygusal Otonomi ve Kontrol Paradoksu</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iliskilerde-laissez-faire-dinamigi-duygusal-otonomi-ve-kontrol-paradoksu-82</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iliskilerde-laissez-faire-dinamigi-duygusal-otonomi-ve-kontrol-paradoksu-82</guid>
                <description><![CDATA[İlişkilerde \"Laissez-Faire\" Dinamiği: Duygusal Otonomi ve Kontrol Paradoksu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Hayatın her alanında bir şeyleri yönetmeye, düzeltmeye ve manipüle etmeye ne kadar da programlıyız... Özellikle en yakınımızdakileri, yani partnerlerimizi. Oysa ekonomi biliminden ödünç aldığımız, modern psikolojide "duygusal otonomi" kavramıyla karşılık bulan o meşhur "Laissez-faire" yani "Bırak yapsınlar" doktrini, sağlıklı bir ilişkinin sürdürülebilirliği için en kritik anahtardır.<br />
​Pek çoğumuz ikili ilişkilerde partnerimizi adeta bir "restorasyon projesi" gibi ele alıyoruz. Klinik düzlemde bu durum, bireyin kendi içsel boşluklarını ve kaygılarını partneri üzerinden onarma çabasıdır. Ancak sormamız gereken can alıcı bir soru var: Biz bir özneyi mi seviyoruz, yoksa kendi zihnimizde yontmaya çalıştığımız o idealize edilmiş nesneyi mi?<br />
​Gerçeği Görmek İçin Özgür Bırakın<br />
​İlişki dinamiğinde partnerin davranışlarını sürekli denetlemek, aslında bir "kontrol illüzyonu" yaratır. Karşı tarafı kontrol ettiğinizde, onun size gösterdiği davranışlar artık birer samimiyet göstergesi değil, sizin baskınızın birer savunma mekanizması haline gelir. Sosyal psikoloji literatüründe "psikolojik reaktans" olarak bilinen bu durum, baskı gören bireyin özgürlüğünü geri kazanmak için tam tersi yönde hareket etmesine neden olur. Zorla yaptırılan bir romantizm veya talimatla gelen bir ilgi, duygusal bir yatırım değil, sadece bir protokoldür.<br />
​İlişkilerde "bırak yapsınlar" demek, karşı tarafı tüm seçimleriyle baş başa bırakmak; yani ona kendisi olma hakkını iade etmektir. Çünkü birini özgür bıraktığınızda, onun gerçek doğasını ve bağlanma stilini izleme şansı yakalarsınız.<br />
​Beklentiler ve Sınırların Psikolojisi<br />
​İlişkilerdeki en ağır yük, partnerimize yüklediğimiz "beni tamamlama" zorunluluğudur. Bu durum, bireyin kendi öz-düzenleme (self-regulation) becerisini partnerine devretmesi demektir. Beklentilerimizi partnerimizin kişiliğine değil, kendi sınırlarımıza koymayı öğrenmeliyiz. "Ona dürüst olmasını dayatıyorum" demek bir hükümranlık çabasıyken; "Ben dürüstlüğün olmadığı bir alanda var olmayı reddediyorum" diyebilmek, sağlıklı bir benlik sınırıdır.<br />
​Klinik Bir Perspektif: Kabulün Dönüştürücü Gücü<br />
​Klinik bir perspektiften baktığımızda, partnerimizi değiştirme arzusu genellikle belirsizliğe tahammülsüzlükten ve düşük öz-yeterlilik algısından beslenir. Psikoterapide sıkça vurguladığımız gibi; değişim, ancak kişi kendisini olduğu gibi kabul edilmiş hissettiğinde filizlenir. Carl Rogers’ın da belirttiği üzere; "Birini olduğu gibi kabul ettiğimde, o zaman değişmeye başlar."<br />
​Karar anı ise burada gizlidir: Siz partnerinizin karakterini rehabilite etmekle mükellef bir uzman değil, bu karakterle bir ömür paylaşıp paylaşamayacağını tartan bir hayat yolcususunuz. Eğer partnerinizin sergilediği gerçek tablo sizin ruhsal sağlığınıza, değerlerinize ve ontolojik varlığınıza hizmet etmiyorsa; enerjinizi onu dönüştürmeye değil, kendi sınırlarınızı korumaya ve belki de veda etmeye harcamalısınız.<br />
​Son Söz: Yaşamın Mimarı mı, Bekçisi misiniz?<br />
​Gerçek sevgi, birini kafesleyerek değil, kapıyı ardına kadar açık bırakıp onun hala sizin yanınızda kalmayı tercih etmesiyle taçlanır. Bırakın; önceliklerini kendileri belirlesinler, karakterlerini serbestçe sergilesinler. Ancak o zaman kimin sizinle yürümeyi "seçtiğini", kimin ise sadece sizin iteklemenizle yanınızda "durduğunu" anlayabilirsiniz.<br />
​Unutmayın; hiç kimse bir başkasının değişim laboratuvarı değildir. Birini değiştirmeye çalışmak büyük bir kibir, onu olduğu gibi kabul edip yoluna devam etmek ise en büyük özgürlüktür. Hayat, başkalarını yontmak için çok kısa; kendi bütünlüğünüzü korumak içinse fazlasıyla kıymetlidir.<br />
​Dr. Emine Çiçek Uzman Klinik Psikolog &amp;Akademisyen Göyçe Zengezur Üniversitesi Rektör yardimcısı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 12:16:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sığınak</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/siginak-81</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/siginak-81</guid>
                <description><![CDATA[Sığınak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İçimde bir yerlerdesin<br />
Saklanıyorsun<br />
Kimden kaçıyorsun bilmiyorum<br />
Ya da kaçıyor musun?</p>

<p>Acıların var, korkuyorsun biliyorum.<br />
Günyüzü görmekten utanıyorsun<br />
Bu yüzden, içimde bir yerlerdesin<br />
Açığa verince kendini<br />
Öldürülmekten korkuyorsun<br />
Ah, bir anlatabilsen kendini<br />
Ne hikâyeler dökülür dilinden…</p>

<p>Korkma çocuk,<br />
İçimdekinden, sana zarar gelmez…<br />
Ne vakit ölmekten korkmaz isen;<br />
Anlat ve kurtul yüklerinden.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 00:14:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BÜYÜK ATATÜRK’ÜN, TÜRK GENÇLİĞİ MUTLAKA OKUMALIDIR DEDİĞİ BİR KİTAPTA AYDIN BİR ADAM MİLLETİNE ŞÖYLE SESLENİYOR…</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/buyuk-ataturkun-turk-gencligi-mutlaka-okumalidir-dedigi-bir-kitapta-aydin-bir-adam-milletine-soyle-sesleniyor-80</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/buyuk-ataturkun-turk-gencligi-mutlaka-okumalidir-dedigi-bir-kitapta-aydin-bir-adam-milletine-soyle-sesleniyor-80</guid>
                <description><![CDATA[BÜYÜK ATATÜRK’ÜN, TÜRK GENÇLİĞİ MUTLAKA OKUMALIDIR DEDİĞİ BİR KİTAPTA AYDIN BİR ADAM MİLLETİNE ŞÖYLE SESLENİYOR…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aydın olmak; modaya uygun elbise ve şapka giymek, kolalı gömlek taşımak değildir. Aydın zümre, ulusun başı ve başındaki beyni sayılır. Ulus sizi, iyi bir eğitim aldıktan sonra iyi bir maaş alın, akşamları kahvehanelerde iskambil veya domino masalarının başına geçip eğlenin diye okutmamıştır. Böyle yapanlar gerçek aydınlar değildir. Onlar, aydınların küflenmiş hâlidir.</p>

<p>Okumuş olan herkes; ulusal zekâyı geliştirmeye, ulusal vicdanı uyandırmaya ve ulusal iradeyi güçlendirmeye zorunludur. Köylülere, işçilere ve halkın alt tabakalarına nasıl daha iyi yaşayabileceklerini gösterin. Halka, hayatın değerini bilmeyi ve onu korumayı öğretin. Bizim çorak vatanımızda da her köylü ve işçinin daha rahat, daha sağlam ve akla daha uygun bir hayat yaşayabileceğini anlatın.</p>

<p>Halka nasıl çalışmak gerektiğini öğretin. Ucuz ve sade olmakla birlikte daha iyi evlerin nasıl inşa edilebileceğini gösterin. Kendilerinin ve çocuklarının sağlıklarının nasıl korunacağını anlatın. Mutlu bir ailenin nasıl kurulabileceğini; erkeğin kadına, kadının erkeğe nasıl davranması gerektiğini ve çocukların nasıl eğitileceğini öğretin.</p>

<p>Halkı, her işi zamanında yapmaya, disiplinli ve düzenli çalışmaya alıştırın. Kendisinin ve başkalarının haklarına saygılı olmayı öğretin. Bütün bu işlerde halka bizzat kendiniz örnek olun. Kendi aranızda ve halkla görüşmelerinizde halkın eğitmeni olun. Bütün ülkeyi büyük bir aile olarak görün ve vatana da o gözle bakın.</p>

<p>Unutmayın ki en yoksul işçi, köylü, hizmetçi, dul kadın dâhil olmak üzere bütün ulusun bireyleri sizin kardeşlerinizdir. Onları eğitmek ve kültür alanında bizden daha ileri olan ulusların seviyesine ulaştırmak sizin görevinizdir. Unutmayın ki halkın bilgisizliği, kabalığı, sarhoşluğu, hastalıkları ve yoksulluğu; bunların hepsi sizin ayıbınız, sizin sorumluluğunuzdur.</p>

<p>Bizler hep ileri taşımak isterken, sizler hep cahil ve yoksul bir halk istediniz. Bu da sizin istediğiniz halktır; bizim toplum olarak benimsediğimiz bir anlayış değildir.</p>

<p><br />
Sevgi ile kalın&nbsp;<br />
Gülper Dağ Yılmaz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 16:19:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gayrimenkulde Alarm Zilleri Çalıyor</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gayrimenkulde-alarm-zilleri-caliyor-79</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gayrimenkulde-alarm-zilleri-caliyor-79</guid>
                <description><![CDATA[Gayrimenkulde Alarm Zilleri Çalıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım, değerli takipçilerim…</p>

<p>Yaklaşık 25 yıldır gayrimenkul sektörünün içindeyim. Hem sahadaki tecrübelerimle hem de köşe yazılarım ve sosyal medya paylaşımlarımla sektörü yakından takip ediyorum. Ancak bugün görünen tablo ne yazık ki çok iç açıcı değil.</p>

<p>Sektörün büyük markalarından birinin satılması, piyasadaki daralmanın önemli bir işareti. Sahada hem emlak danışmanları hem de firmalar ciddi zorluklar yaşıyor. Zaten durgun olan piyasada yaklaşık 40 bin liralık mali yük, sektör üzerindeki baskıyı daha da artırıyor.</p>

<p>Öte yandan yeni sisteme geçilmiş olsa da uygulamanın tam anlamıyla oturmadığı görülüyor. Özellikle e-Devlet üzerinden ilan onayı konusunda vatandaşlarımızın çekingen davranması, ilanların sisteme girilmesini zorlaştırıyor. Bu da emlak firmalarının müşterilere ulaşmasını güçleştiriyor ve iş potansiyelini düşürüyor.</p>

<p>Elbette denetim ve düzen önemlidir. Ancak sistem, sahadaki gerçeklerle uyumlu olmalıdır. Bu nedenle ilan süreçlerinin yeniden değerlendirilmesi, uygulamada daha pratik ve hakkaniyetli bir yol bulunması gerekiyor.<br />
Buradan yetkili kurumlara çağrım nettir: Gayrimenkul sektörü ülke ekonomisinin önemli bir parçasıdır. Sahadaki sorunlar görülmeli ve bu sürece mutlaka çözüm üretilmelidir</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;<br />
Gazeteci köşe yazarı&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 16:18:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Düşünmenin En Eğlenceli Yolu Akıl Ve Zeka Oyunlari</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/dusunmenin-en-eglenceli-yolu-akil-ve-zeka-oyunlari-78</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/dusunmenin-en-eglenceli-yolu-akil-ve-zeka-oyunlari-78</guid>
                <description><![CDATA[Düşünmenin En Eğlenceli Yolu Akıl Ve Zeka Oyunlari]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde eğitim anlayışı hızla değişiyor. Artık yalnızca bilgi aktarmak değil bireyin düşünme becerilerini geliştirmek de en az bilgi kadar önemli. Bu noktada akıl ve zekâ oyunları öğrenmenin en etkili ve keyifli yollarından biri olarak öne çıkıyor. Çünkü bu oyunlar bireyin zihnini aktif tutarken aynı zamanda öğrenmeyi doğal ve eğlenceli bir sürece dönüştürüyor. Akıl ve zekâ oyunları problem çözme strateji geliştirme dikkat hafıza ve analitik düşünme gibi birçok önemli beceriyi destekler. Matematiksel oyunlar olan Kakurodan futosikiye staretiji oyunu mangalaya dikkat oyunlarına kadar geniş bir yelpazeye yayılan bu etkinlikler bireyin farklı düşünme yollarını keşfetmesine yardımcı olur. Her oyunun kendine özgü kuralları ve dinamikleri vardır. Bu da bireyin esnek düşünme becerisini geliştirir ve farklı durumlara uyum sağlamasını kolaylaştırır. Özellikle çocuklar için bu oyunlar büyük bir fırsattır. Oyun yoluyla öğrenme klasik ezbere dayalı yöntemlere göre çok daha kalıcıdır. Çocuklar oyun oynarken farkında olmadan analiz yapmayı plan kurmayı ve sonuçları değerlendirmeyi öğrenir. Yanlış yaptıklarında bunu bir başarısızlık olarak değil yeni bir öğrenme fırsatı olarak görürler. Bu yaklaşım onların özgüvenini artırır ve denemekten korkmayan bireyler olmalarını sağlar. Akıl ve zekâ oyunları aynı zamanda sabır ve odaklanma becerilerini de güçlendirir. Günümüzde dikkat süresinin giderek azaldığı düşünüldüğünde bu oyunlar zihinsel disiplin kazandırmak açısından oldukça değerlidir. Bir problemi çözmek için uzun süre düşünmek farklı ihtimalleri değerlendirmek ve en doğru sonuca ulaşmak bireyin zihinsel dayanıklılığını artırır. Bunun yanı sıra bu oyunlar sosyal becerilerin gelişimine de katkı sağlar. Grup halinde oynanan oyunlar bireylerin iletişim kurmasını iş birliği yapmasını ve farklı bakış açılarına saygı duymasını destekler. Kazanmak kadar kaybetmeyi de öğrenmek duygusal gelişimin önemli bir parçasıdır. Bu süreçte bireyler empati kurmayı ve duygularını yönetmeyi öğrenir. Akıl ve zekâ oyunlarının bir diğer önemli yönü ise günlük yaşam becerilerine katkı sağlamasıdır. Hayatın her alanında karşılaşılan problemler aslında birer “oyun” gibi düşünülebilir. Doğru stratejiyi belirlemek seçenekleri değerlendirmek ve en uygun kararı vermek bu oyunlar sayesinde gelişen becerilerdir. Bu nedenle akıl ve zeka oyunları sadece bir eğlence aracı değil aynı zamanda yaşamı kolaylaştıran bir öğrenme yöntemidir. Üstelik bu oyunlar yalnızca çocuklara hitap etmez. Her yaş grubundan birey için zihni aktif tutmanın unutkanlığı azaltmanın ve bilişsel sağlığı korumanın etkili bir yoludur. Özellikle yetişkinler için stresle başa çıkmada ve zihinsel yorgunluğu azaltmada önemli bir rol oynar. Kısa bir bulmaca çözmek ya da strateji oyunu oynamak bile zihni yenilemeye yardımcı olabilir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte akıl ve zekâ oyunları dijital ortamlara da taşınmıştır. Mobil uygulamalar çevrim içi platformlar ve dijital oyunlar sayesinde bu tür etkinliklere ulaşmak artık çok daha kolaydır. Ancak burada önemli olan ekran süresini dengeli tutmaktır. Geleneksel oyunlarla dijital oyunların dengeli bir şekilde kullanılmasıben verimli sonucu sağlayacaktır. Akıl ve zekâ oyunları bireylerin sadece bilgiyle değil düşünme becerileriyle de donanmasını sağlar. Eğlenerek öğrenmenin en etkili yollarından biri olan bu oyunlar her yaştan insan için vazgeçilmez bir gelişim aracıdır. Zihni canlı tutmanın düşünmeyi derinleştirmenin ve hayata farklı açılardan bakabilmenin en keyifli yolu belki de bir oyunun içinde saklıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 21:31:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İYİ DEĞİLİM</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iyi-degilim-77</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iyi-degilim-77</guid>
                <description><![CDATA[İYİ DEĞİLİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım, değerli takipçilerim…<br />
Hep birbirimize aynı soruyu sorarız: “Nasılsın, iyi misin?”<br />
Ama gelin dürüst olalım… Bu sorunun gerçek cevabını kaçımız verebiliyor?<br />
Ben veremiyorum.<br />
Çünkü iyi değilim.<br />
Her gün artan kadın cinayetlerini gördükçe iyi değilim.<br />
Çocuklarımızın karıştığı ya da maruz kaldığı olayları izledikçe iyi değilim.<br />
Ekonomik sıkıntılar her geçen gün daha da derinleşirken iyi değilim.<br />
Bir annenin çocuğuna bir simit alamayışını gördüğümde…<br />
Bir babanın evladına marketten küçük bir çikolata bile alamayışına şahit olduğumda…<br />
İçim sızlıyor. İşte bu yüzden iyi değilim.<br />
Emeklinin halini gördükçe, kendi geleceğimi düşündükçe iyi değilim.<br />
“Ben yarın ne olacağım?” sorusu zihnimi kemirirken iyi değilim.<br />
Çocuklarımı nasıl bir geleceğin beklediğini düşündükçe iyi değilim.<br />
Bitmeyen sorunlar, tükenmeyen dedikodular…<br />
Trafikteki tahammülsüzlük, sokaktaki öfke…<br />
Çifte standartlar, adaletsizlikler…<br />
Bunların hepsi bir araya gelince insan nasıl iyi olabilir?<br />
Okullarda yaşanan olaylar, öğretmenlerin yorgunluğu,<br />
Eğitimin içinde bulunduğu o derin ve sessiz kriz…<br />
Bunları gördükçe de iyi değilim.<br />
Simit 20 lira olmuşken, çay 15 liraya dayanmışken…<br />
İnsanlar evine ekmek götürmekte zorlanırken…<br />
Fakir fukara geçim derdindeyken…<br />
Ben iyi değilim. İyi de olmayacağım.<br />
Eskiden hayalini kurduğumuz tatiller artık birer uzak anı.<br />
Fotoğraflara bakmak bile içimizi acıtıyorsa…<br />
Bu bir yorgunluk değil, bu bir tükenmişliktir.<br />
Dedeler, nineler torunlarına bir pamuk şeker alamıyorsa…<br />
İnsanlar sessizce gözyaşı döküyorsa…<br />
Ve biz buna alışıyorsak…<br />
İşte en çok da bu yüzden iyi değilim.<br />
Çünkü mesele sadece benim iyi olup olmamam değil.<br />
Mesele, bir toplumun giderek “iyi olmamaya” alışmasıdır.<br />
Ve ben buna alışmak istemiyorum.</p>

<p>Erkan Sezgin</p>

<p>Gazeteci – Köşe Yazarı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 10:37:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Teslimiyet</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/teslimiyet-76</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/teslimiyet-76</guid>
                <description><![CDATA[Teslimiyet]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorum, bir gün geleceksin<br />
Yanıma oturup, saatlerce belki günlerce<br />
Tek kelime etmeden içini dökeceksin.<br />
Ellerimden tutmayacaksın ama<br />
Gözlerime bakıp derinlere dalacaksın.<br />
Usulca şifalı ellerinle ruhumu saracaksın.</p>

<p>Biliyorum, bir gün geleceksin<br />
Geldiğinde, vaktimin dolmasından korkuyorum<br />
Son nefesimde yanımda olacaksın<br />
Sana teslim edeceğim ruhumu<br />
Gün ufukta ağarmadan…</p>

<p>Gözlerinden başka&nbsp;<br />
Dünyaya dair hiçbir şey hatırlamayacağım.<br />
Sessizce çıkıp gideceğiz buralardan…<br />
Biliyor musun, bu anı ne çok beklediğimi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 20:12:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NE OLDU BÖYLE BİZE</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ne-oldu-boyle-bize-75</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ne-oldu-boyle-bize-75</guid>
                <description><![CDATA[NE OLDU BÖYLE BİZE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ne oldu bize, bu kadar birbirimize düşmanca davranır olduk? Eskiden aynı sokakta top oynadığımız, aynı çamurdan arabalarla oynadığımız çocukluk arkadaşları bile birbirine düşman oldu sanki. Ne oldu bize, bu kadar öfkede olduk? Trafikte saygıyı kaybettik, hastanede sıra beklerken yaşlıya sıra vermeyi unuttuk. Otobüste, dolmuşta yaşlıya oturduğumuz yeri vermeyi unuttuk. Ne oldu bize? Önümüzde bir yaşlı varken, ona yardım etmeyi unuttuk. Ne oldu bize? Küçücük bir çocuğun saçını okşamayı unuttuk. Ne oldu bize? Kadını sevmeyi unuttuk. Ne oldu bize? Sosyal medyalara gömüldük, TV ekranları içinde kaldık sanki. Nedendir, ne oldu bize de biz bu hale geldik? Bayramların eski tadı kalmadı, komşuların eski muhabbeti kalmadı. Çayda eski sıcaklık, eski muhabbet kalmadı. Söyleyin, ne oldu bize? Dost, dosta selam vermeyi unuttu; komşu, komşunun külüne muhtaç olmayı unuttu. Eskiden daire alırken "Ev alma, komşu al" derlerdi, o bile yalan oldu. Söyleyin, ne oldu bize? Söyleyin, ne oldu bize?&nbsp;</p>

<p>ERKAN SEZGİN</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 20:08:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR ŞAİRİN AYNASI</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-sairin-aynasi-74</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-sairin-aynasi-74</guid>
                <description><![CDATA[BİR ŞAİRİN AYNASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu dünyaya gözlerini açtığında, alnına kendi seçmediği bir isim mühürlenir. Hayat boyu bu ismin ağırlığı altında ezilir; toplumun o isme yüklediği rollerle şekilleniriz. Ancak bazı ruhlar vardır ki kendisine biçilen bu dar elbiseyi yırtıp atmak, kendi sesini yine kendi seçtiği bir yankıyla duyurmak ister. İşte "mahlas" dediğimiz o şiirsel kimlik, tam da bu noktada devreye girer. Bir şairin kendine taktığı o isim; aslında bir saklanma telaşı değil, aksine gündelik hayatın kalabalığından ve sahteliğinden asıl kimliğine doğru gerçekleştirdiği bir hicrettir.</p>

<p>İsimlerin arkasına saklanmak çoğu zaman bir korkaklık gibi algılansa da edebiyatın o dervişane ikliminde durum tam tersidir. Mahlas, bir maske olmaktan ziyade ruhun üzerindeki tozları silkeleyen bir aynadır. İnsan, kendi gerçek ismiyle konuştuğunda toplumsal kaygıların, unvanların ve dünyevi bağların esiri olurken mahlasının zırhına büründüğünde en sert hakikatleri haykıracak cesareti bulur. Bu süreçte maskeler bizi bizden uzaklaştırmaz; aksine bizi başkaları için yarattığımız o "vitrin benlikten" koparıp içimizdeki o en katı ve en dokunulmaz çekirdeğe yaklaştırır.&nbsp;</p>

<p>Asabe gibi bir kimlik altına giren şair; aslında kendi isminin taşıdığı insani zaafları tasfiye ederek kelimelerin o mutlak hâkimiyetine sığınır. Mahlasın sunduğu bu görece özgürlük alanı, yazarın kendi iç dökümlerini birer itirafnameye dönüştürür. Gündelik kimliğin utançları, korkuları ve sınırlamaları bu yeni ismin gölgesinde erir. Şair, daktilosunun başına geçtiğinde artık sadece bir "isim" değil, bir "tavır" hâlini alır. Bu tavır; bazen bir dervişin sabrı, bazen de bir devrimcinin öfkesidir. Kendi adıyla söyleyemediği her şeyi, seçtiği mahlasın zırhına bürünerek daha rasyonel, daha sert ve daha duygulu bir şekilde kâğıda döker. Böylece yaratılan her eser, şairin kendi asıl kimliğine vurduğu birer mühür hâline gelir; maske düştüğünde ortaya çıkan şey yabancı değil, ruhun en saf ve işlenmemiş hâlidir.</p>

<p>Sonuç olarak insanın kendine taktığı isimler bir perde değil, hakikate açılan bir kapıdır. Aynadaki o tanıdık yüzün yabancılığına ancak bu şiirsel maskelerle cevap verilebilir. Mahlas kullanmak, dış dünyaya karşı bir savunma mekanizması kurmaktan öte ruhun kendi içinde verdiği savaşı bir haysiyet davasına dönüştürmektir. Şair, mahlasının gölgesine çekildiğinde aslında kaybolmaz; bilakis isimlerin ötesindeki o dilsiz ve görkemli ülkesinde, asıl kendisi olarak ilk kez ayağa kalkar.</p>

<p>MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 15:58:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BEN AĞLAR OLDUM</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ben-aglar-oldum-73</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ben-aglar-oldum-73</guid>
                <description><![CDATA[BEN AĞLAR OLDUM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mutluluklar dilerim sana.&nbsp;<br />
Ben ağlarken, arkamdan gülenler oldu.</p>

<p>Yüzüm yas tutarken,<br />
Sırtımı hançerleyen bir gülüş oldu.</p>

<p>Keşke çekmeseydim kakülünü gözlerinden…<br />
Ben severken, avare gezenler oldu.</p>

<p>Kokuna hasret kaldı içim,<br />
Gözlerim görmez oldu.</p>

<p>Ne ara bu kadar çok iç çektim,<br />
Gönlüm bir nefese muhtaç oldu?</p>

<p>Gözlerimi seninle doldururken,<br />
Gözlerin ne ara bana doyar oldu?</p>

<p>Güzel gözlü sanırlar seni…<br />
Beni bir bakışla boğar oldu.</p>

<p>Dertlerim birer birer birikti.&nbsp;<br />
Bu ıssız şehirde derya oldu.&nbsp;</p>

<p>Bir sürme nasıl bağladı gönlümü?<br />
Sen gülerken Âşık ağlar oldu.</p>

<p>Serdal KAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 15:19:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal Bilgiler Dersinde Değerler Eğitimi</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sosyal-bilgiler-dersinde-degerler-egitimi-72</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sosyal-bilgiler-dersinde-degerler-egitimi-72</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal Bilgiler Dersinde Değerler Eğitimi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Eğitim denildiğinde çoğu zaman akla ilk gelen bilgi aktarımı sınav başarısı ve akademik yeterlilik olur. Oysa bir toplumun asıl gücünü belirleyen bireylerin ne bildiğinden çok nasıl davrandığıdır. İşte bu noktada sosyal bilgiler dersi yalnızca tarihsel olayları coğrafi bilgileri ya da vatandaşlık haklarını öğretmekle kalmaz aynı zamanda bireyin karakterini inşa eden değerlerin de taşıyıcısı olur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Değerler eğitimi saygı sorumluluk adalet dürüstlük empati ve vatanseverlik gibi temel insani ilkelerin çocuklara kazandırılmasını amaçlar. Ancak bu değerler ezberlenerek öğrenilen kavramlar değildir. Bir öğrenciye “adil ol” demek kolaydır fakat adaletin ne olduğunu hissettirmek yaşatmak ve içselleştirmesini sağlamak gerçek eğitimin kendisidir. Sosyal bilgiler dersi bu açıdan eşsiz bir fırsat sunar. Çünkü bu ders hayatın ta kendisini sınıfa taşır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Bir tarih konusunu işlerken adalet kavramı tartışılabilir bir coğrafya konusuyla sorumluluk bilinci geliştirilebilir bir vatandaşlık ünitesiyle hak ve özgürlükler üzerinden empati kurulabilir. Örneğin Kurtuluş Savaşı anlatılırken sadece askeri başarılar değil fedakârlık dayanışma ve vatan sevgisi üzerinde de durulmalıdır. Göç konuları işlenirken yalnızca nüfus hareketleri değil insanların yaşadığı zorluklar uyum süreçleri ve empati duygusu ele alınmalıdır. Böylece öğrenci konuları sadece öğrenmekle kalmaz aynı zamanda hisseder ve anlamlandırır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ancak burada kritik bir nokta var Değerler anlatılmaz yaşatılır. Öğretmenin sınıf içindeki tutumu kullandığı dil öğrencilere yaklaşımı anlattığı tüm değerlerden daha güçlü bir etki bırakır. Saygıyı anlatan ama öğrencisini dinlemeyen bir öğretmen en büyük çelişkiyi üretir. Adaleti anlatan ama sınıf içinde eşit davranmayan bir öğretmen öğrencinin zihninde güven duygusunu zedeler. Bu nedenle değerler eğitimi önce öğretmenin kendi davranışlarında hayat bulmalıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Sınıf ortamı değerlerin uygulama alanıdır. Grup çalışmaları tartışmalar rol yapma etkinlikleri öğrencilerin değerleri deneyimleyerek öğrenmesine katkı sağlar. Bir grup çalışmasında görev paylaşımı yapan öğrenci sorumluluğu öğrenir farklı fikirleri dinleyen öğrenci saygıyı içselleştirir ortak bir sonuca ulaşmaya çalışan birey ise iş birliğinin önemini kavrar. Bu süreçler kitaplarda yazan değerleri gerçek hayata taşır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Değerler eğitiminin bir diğer önemli boyutu da ölçme ve değerlendirme sürecidir. Ne yazık ki değerler çoğu zaman sadece sözlü ifadelerle sınırlı kalmakta ve somut olarak takip edilmemektedir. Oysa öğrencilerin davranışlarındaki değişim gözlem formları öz değerlendirme çalışmaları ve akran değerlendirmeleri ile izlenebilir. Bu sayede değerler eğitimi daha sistemli ve sürdürülebilir bir hale getirilebilir. Öğrencinin sadece “ne bildiği” değil “nasıl davrandığı” da eğitim sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Veliler de bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Okulda kazandırılmaya çalışılan değerler evde desteklenmediğinde eksik kalır. Çocuk, okulda dürüstlüğü öğrenirken evde bunun aksi davranışlara şahit oluyorsa zihninde ciddi bir karmaşa oluşur. Bu yüzden değerler eğitimi okul aile ve toplum iş birliğiyle yürütülmesi gereken bir süreçtir. Ailelerin çocuklarıyla kurduğu iletişim onlara sunduğu rol model ve günlük hayattaki tutumları en az okul kadar etkilidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Öte yandan günümüz dijital çağında değerler eğitimi daha da önemli hale gelmiştir. Sosyal medya hızlı bilgi akışı ve sanal etkileşimler çocukların doğru ile yanlışı ayırt etmesini zorlaştırabilmektedir. Bu noktada sosyal bilgiler dersi eleştirel düşünme becerisi ile değerler eğitimini bir arada sunarak öğrencilerin bilinçli bireyler olmasına katkı sağlar. Dijital ortamlarda saygılı iletişim kurma doğru bilgiye ulaşma ve etik davranışlar sergileme gibi konular da artık değerler eğitiminin bir parçasıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Ayrıca küreselleşen dünyada farklı kültürlerle etkileşim artmış bu durum değerler eğitiminin kapsamını daha da genişletmiştir. Hoşgörü kültürel çeşitliliğe saygı ve birlikte yaşama becerisi sosyal bilgiler dersinin vazgeçilmez kazanımları haline gelmiştir. Öğrencilerin yalnızca kendi toplumlarını değil farklı toplumları da anlayabilmesi barışçıl bir dünya için önemli bir adımdır. Bu da ancak güçlü bir değerler eğitimi ile mümkündür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Değerler eğitimi aynı zamanda çevre bilinci ile de doğrudan ilişkilidir. Doğaya saygı duyan kaynakları bilinçli kullanan ve gelecek nesillere karşı sorumluluk hisseden bireyler yetiştirmek sosyal bilgiler dersinin önemli hedeflerinden biridir. Bugün küçük yaşta kazanılan bir çevre duyarlılığı yarın daha yaşanabilir bir dünyanın temelini oluşturacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Son olarak değerler eğitiminin süreklilik gerektiren bir süreç olduğunu unutmamak gerekir. Bu eğitim ders saatiyle sınırlı kalama okulun her alanında her anında yaşatılmalıdır. Koridorda bahçede sınıfta ve hatta okul dışındaki etkinliklerde bile değerler eğitimi devam eder. Çünkü değerler hayatın her anında kendini gösterir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,&quot;sans-serif&quot;">Unutmamak gerekir ki iyi bir öğrenci yetiştirmek bir başarıdır ama iyi bir insan yetiştirmek bir medeniyet inşa etmektir. Sosyal bilgiler dersinde verilen her değer, aslında geleceğe atılan sağlam bir adımdır. Bugünün sınıflarında filizlenen değerler yarının toplumunu şekillendirecektir. Bu nedenle sosyal bilgiler dersine sadece bir müfredat gözüyle değil insan yetiştirme sanatı olarak bakmak gerekir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 15:12:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hiç Olmamış Bir Hikâyenin İçinde</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/hic-olmamis-bir-hikayenin-icinde-71</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/hic-olmamis-bir-hikayenin-icinde-71</guid>
                <description><![CDATA[Hiç Olmamış Bir Hikâyenin İçinde]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günlerdir, başımı yastıktan kaldıramıyorum. İçim biraz buruk biraz darmadağın… Kafamın içini kemiren sorular, sonsuz ihtimaller, biraz pişmanlık ve çok da boş vermişlik… Hep aynı senaryo aynı insanlar dönüp dolaşıyor zihnimde. Nedense değişmeyen hep bâki kalan sen varsın bir köşede. Zihnimi yoruyor bu paradoks. Kendimi sende bulmaktan başka bir çözüm bulamıyorum. Aradığım bütün ihtimallerde sen varsın ama sen, aslında hiç var olmamış bir hikâyenin içindesin. Seni aramakla meşgul zihnim. Biliyorum bulunamayacak kadar uzaklardasın. Keşke bulabilseydim seni. Sana soracak çokça sorular; vereceğin tonlarca hesaplar birikti içimde. Gelsen içime su serpsen biraz. Belki bu karmaşa çözülür, dağılır bulutlar. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazen “keşke hiç karşıma çıkmasaydın” diyorum. Belki bu kadar bağlanmazdım sana. Gerçi seni bir defa uzaktan gördüm. Adını bile bilmiyorum. Varlığımdan bile haberin yoktur, buna adım gibi eminim. Keşke tanışsaydık. İlk adımı ben atardım. Seni yormazdım bile. Pişmanlıktan bahsettim ya en büyük pişmanlığım bu işte. Adını bilseydim belki akrostiş şiir yazardım ya da yazılmış bir şiir çalardım. &nbsp;Karşılıklı çay ya da kahve içseydik şehrin en güzel manzarasına karşı. Biraz seni seyrederdim biraz manzarayı. Usulca ciğerlerime çekerdim sigaramı. İlk nefesten sonra başlardım konuşmaya. Kendimi anlatırdım, seni gördüğüm yeri… Usulca ekerdim aşk tohumlarını içine. Tanışsaydık eğer. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 23:03:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>23 Nisan’da Çocuk Olmak: Bayramın Ruhu ve Değişmesi Gereken Yaklaşımlarımız</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/23-nisanda-cocuk-olmak-bayramin-ruhu-ve-degismesi-gereken-yaklasimlarimiz-70</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/23-nisanda-cocuk-olmak-bayramin-ruhu-ve-degismesi-gereken-yaklasimlarimiz-70</guid>
                <description><![CDATA[23 Nisan’da Çocuk Olmak: Bayramın Ruhu ve Değişmesi Gereken Yaklaşımlarımız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>23 Nisan, yalnızca bir takvim günü değil; bir toplumun çocuklarına verdiği değerin, geleceğe dair umutlarının ve kolektif bilincinin sembolüdür. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk ve tek bayram olma özelliğiyle, yalnızca ulusal değil evrensel bir anlam taşımaktadır.<br />
Ancak bugün bu özel günü yalnızca törenlerle, gösterilerle ve yüzeysel bir coşkuyla kutlamak yeterli midir?<br />
Asıl soru şudur: Biz çocuklara gerçekten nasıl bir dünya bırakıyoruz?<br />
Çocuk Olmak: Bir Hak mı, Bir Mücadele mi?<br />
Çocukluk; oyunla, merakla, güvenle ve koşulsuz kabul görmeyle tanımlanması gereken bir yaşam evresidir. Oysa günümüzde pek çok çocuk için bu tanım giderek uzaklaşmaktadır.<br />
Artan akademik baskılar, dijital bağımlılık, aile içi iletişim sorunları, görünmeyen duygusal ihmal ve akran zorbalığı gibi faktörler; çocukların ruhsal dünyasını derinden etkilemektedir.<br />
Psikolojik açıdan bakıldığında çocukluk, bireyin temel güven duygusunun, benlik algısının ve duygusal düzenleme becerilerinin şekillendiği en kritik dönemdir. Bu dönemde yaşanan her deneyim, yalnızca o anı değil, yetişkinlikteki ruhsal yapıyı da belirler.<br />
Bu nedenle çocuk olmak bir ayrıcalık değil, korunması gereken bir haktır.<br />
Bayramın Ruhu: Sadece Kutlamak mı, Anlamak mı?<br />
23 Nisan’ın özü; çocuklara sadece bir gün armağan etmek değil, onların sesini duymak ve varlıklarını kabul etmektir.<br />
Bayramın gerçek anlamı;<br />
çocukları sahneye çıkarmak değil, onları anlamak,<br />
başarıyı ödüllendirmek değil, duyguyu görmek,<br />
disiplin öğretmek değil, güven inşa etmektir.<br />
Çünkü bir çocuk için en büyük bayram, kendini güvende hissettiği bir ortamdır.<br />
Değişmesi Gereken Yaklaşımlarımız<br />
Günümüz dünyasında çocuklara yönelik bakış açımızı yeniden değerlendirmek zorundayız. Çünkü değişen dünya, çocukların ihtiyaçlarını da dönüştürmektedir.<br />
1. Başarı Odaklı Değil, İyi Oluş Odaklı Yaklaşım<br />
Çocukları yalnızca akademik başarılarıyla değerlendirmek, onların duygusal dünyasını görmezden gelmek anlamına gelir. Oysa sağlıklı bireyler, yalnızca başarılı olanlar değil; kendini tanıyan, ifade edebilen ve duygularını düzenleyebilen bireylerdir.<br />
2. Dinleyen Yetişkin Olabilmek<br />
Çocuklar en çok anlaşılmak ister. Onlara öğüt vermekten önce dinlemek, eleştirmekten önce anlamak gerekir.<br />
3. Koşullu Değil, Koşulsuz Kabul<br />
“Başarılıysan seviliyorsun” mesajı, çocukta derin bir yetersizlik duygusu yaratır. Oysa çocuk, olduğu haliyle değerli olduğunu hissetmelidir.<br />
4. Duygusal Güven Alanı Oluşturmak<br />
Çocukların hata yapabileceği, duygularını ifade edebileceği ve yargılanmadan var olabileceği alanlara ihtiyacı vardır.<br />
5. Ekran Değil, İlişki Merkezli Büyüme<br />
Dijital dünya çocukların hayatında yer alabilir; ancak yerini insan ilişkilerinin önüne geçmemelidir. Bir çocuğun en büyük gelişim alanı, kurduğu sağlıklı bağlardır.<br />
Psikolojik Bir Gerçeklik: Çocuk, Gördüğünü Yaşar<br />
Çocuklar söyleneni değil, yaşananı öğrenir.<br />
Sevgi gören sevmeyi,<br />
saygı gören saygıyı,<br />
değer gören kendine değer vermeyi öğrenir.<br />
Bu nedenle çocuklara bırakılacak en büyük miras;<br />
onlara verilen eğitim değil, yaşatılan duygudur.<br />
Sonuç Yerine: Gerçek Bayram Nerede Başlar?<br />
23 Nisan, çocuklara armağan edilmiş bir bayramdır.<br />
Ama asıl armağan, onların ruhuna verdiğimiz değerdir.<br />
Eğer bir çocuk;<br />
kendini güvende hissediyorsa,<br />
duygularını ifade edebiliyorsa,<br />
olduğu haliyle kabul görüyorsa…<br />
İşte gerçek bayram orada başlar.<br />
Çünkü çocukluk korunabildiği sürece,<br />
gelecek de korunur.<br />
Uzm. Psk. Emine Çiçek<br />
Aile Danışmanı &amp; Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 13:16:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Unuturum Elbet</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/unuturum-elbet-69</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/unuturum-elbet-69</guid>
                <description><![CDATA[Unuturum Elbet]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ben de unuturum elbet…<br />
En sevdiğin rengin kırmızı olduğunu,<br />
Vişneye çocuk gibi sevindiğini.</p>

<p>Unuturum elbet<br />
Göğün mavi oluşunu,<br />
Aşkın bir zamanlar var olduğunu.</p>

<p>Kahveyi çok severdin…<br />
Hele o Fransız şarkıları yok mu,<br />
Sanki başka bir hayatın kapısını aralardı sana.</p>

<p>Anadolu deseler,<br />
İnsanların aklına sen gelirdin.<br />
“Rock, rock, rock” diye sevinirdin,<br />
Sanki kalbin o ritimde atardı.</p>

<p>Kar yağsa bile<br />
topuklu ayakkabı giyerdin.&nbsp;<br />
İnadına, kendin gibi.</p>

<p>Sabahları biraz kırgın,<br />
biraz uzak…<br />
Elinde kahveyle uyanırdın hayata.</p>

<p>“Kahvaltı yapalım” derdim,<br />
“Yok” derdin.<br />
Ama bir Americano’ya<br />
Asla “yok” demezdin.</p>

<p>Bir sigara yakardın,<br />
Bir yudum kahve…<br />
Dumanla karışırdı içim.</p>

<p>Ben ise<br />
Sessizce beklerdim.&nbsp;<br />
Belki dönüp bakarsın diye,<br />
Belki bir kez daha<br />
Öpersin diye…</p>

<p>Ben de unuturum elbet.&nbsp;<br />
Merak etme.<br />
Seni değil belki…<br />
Ama seni sevdiğim o hâlimi<br />
Gömerim içimde bir çocuk gibi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 21:15:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gerçeği Değil, Hayalimizi Severiz</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gercegi-degil-hayalimizi-severiz-68</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gercegi-degil-hayalimizi-severiz-68</guid>
                <description><![CDATA[Gerçeği Değil, Hayalimizi Severiz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ilişkilerinde en büyük yanılgı, karşımızdaki kişiyi olduğu gibi görmek yerine, görmek istediğimiz gibi algılamamızdır. Çoğu zaman sevdiğimiz kişi, aslında karşımızda duran gerçek insan değil; zihnimizde inşa ettiğimiz bir hayaldir.<br />
Bu hayal, eksikleri örter, hataları yumuşatır, hatta bazen hiç var olmayan özellikler ekler. Çünkü insan, sevdiğinde kusursuz bir bütün görmek ister. Oysa gerçek insan, her zaman biraz eksik, biraz yarım ve bazen de beklentilerimizin çok dışındadır.<br />
İlişkilerde sıkça yapılan en temel hata da burada başlar. Karşımızdaki kişinin davranışlarını olduğu gibi değerlendirmek yerine, onları kendi içimizde yeniden yorumlarız. Kırıldığımızda “aslında öyle demek istemedi” deriz. Görmek istemediğimiz gerçekleri “zamanla düzelir” diye erteleriz. Böylece gerçeklik ile hayal arasında görünmez bir köprü kurarız.<br />
Fakat bu köprü, çoğu zaman sağlam değildir.<br />
Görmezden gelinen her detay, bastırılan her gerçek, bir süre sonra daha büyük bir kırılmanın habercisi olur. Çünkü gerçek, ne kadar ötelenirse ötelensin, bir noktada kendini hatırlatır. Ve o an geldiğinde, yaşanan şey sadece bir hayal kırıklığı değil; aynı zamanda kendimizle yüzleşmedir.<br />
Aslında mesele, karşımızdaki kişinin kim olduğu değil, bizim onu nasıl görmek istediğimizdir. İnsan, bazen gerçeği değil; ihtiyacını sever. İlgiye ihtiyaç duyan biri, küçük bir ilgiyi büyütür. Sevilmek isteyen biri, en küçük yakınlığı derin bir bağ sanır.<br />
Oysa sağlıklı bir ilişki, hayaller üzerine değil; gerçekler üzerine kurulur.<br />
Sevgi, gerçeği çarpıtmak değildir. Sevgi, gerçeği görebilecek kadar güçlü olmaktır. Karşımızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmadan, onu hayalimizde yeniden yazmadan, olduğu haliyle kabul edebilmektir.<br />
Ve belki de en önemlisi…<br />
Onu olduğu haliyle kabul edemiyorsak, kendimizi kandırmayı bırakabilmektir.<br />
Çünkü insan, en çok başkasına değil…<br />
Kendi yarattığı hayale yenilir.<br />
Özden öze..</p>

<p>Uzm. Psk. Emine Çiçek<br />
Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 21:11:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İŞGAL ALTINDA BİR MİLLET VE YENİDEN DOĞUŞUN HİKÂYESİ</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/isgal-altinda-bir-millet-ve-yeniden-dogusun-hikayesi-67</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/isgal-altinda-bir-millet-ve-yeniden-dogusun-hikayesi-67</guid>
                <description><![CDATA[İŞGAL ALTINDA BİR MİLLET VE YENİDEN DOĞUŞUN HİKÂYESİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu kez size bir şey anlatmayacağım.<br />
Sorular soracağım.<br />
Cevapları vicdanınızda bulacaksınız.</p>

<p>Bir devlet düşünün…<br />
Yüzyıllar boyunca üç kıtaya hükmetmiş, adalet dağıtmış, cihan devleti olmuş.<br />
Ama sonra…</p>

<p>İçten çürümeye başlamış.<br />
Yönetim zayıflamış, ekonomi çökmüş, ordu yorgun düşmüş.<br />
Ve en sonunda…</p>

<p>Toprakları işgal edilmiş.</p>

<p>1918…<br />
Sokaklarında yabancı askerlerin gezdiği bir İstanbul.<br />
Anadolu’da parçalanmayı bekleyen bir vatan.<br />
Kadınların korkuyla yaşadığı, insanların kendi yurdunda sorgulandığı bir dönem.</p>

<p>Şimdi dürüstçe cevap verin:<br />
Bu bir “yıkım” mıydı, yoksa zaten başlamış bir çöküş mü?</p>

<p>Peki o günlerde bir subay çıkıyor…<br />
Elinde ne bir saray gücü var, ne bir taht, ne de arkasında hazır bir ordu.<br />
Ama elinde bir şey var:<br />
İnanç.</p>

<p>Ve o inançla diyor ki:<br />
“Ya istiklal ya ölüm.”</p>

<p>Bugün bazıları soruyor:<br />
“Mustafa Kemal ne yaptı?”</p>

<p>Cevap basit ama ağırdır:<br />
İşgal altındaki bir millete, yeniden ayağa kalkmayı öğretti.</p>

<p>Bir millet düşünün:<br />
Yorgun, fakir, umutsuz…<br />
Ama bir lider çıkıyor ve diyor ki:<br />
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”</p>

<p>İşte kırılma noktası budur.</p>

<p>Saltanatın çöktüğü yerde,<br />
Bir halkın iradesi doğmuştur.</p>

<p>Kadınların yok sayıldığı bir düzenden,<br />
Seçme ve seçilme hakkına uzanan bir yol açılmıştır.</p>

<p>Korkunun hüküm sürdüğü bir coğrafyada,<br />
Laik bir hukuk sistemi kurulmuştur.</p>

<p>Bugün etrafınıza bakın…<br />
Hâlâ özgürlük için mücadele eden ülkeler var.<br />
Hâlâ kadınların ikinci sınıf sayıldığı toplumlar var.<br />
Hâlâ çocukların geleceğinin karanlığa teslim edildiği yerler var.</p>

<p>Ve kendinize sorun:<br />
Bu coğrafyada doğmuş bir kadın olarak,<br />
Bu haklara nasıl sahip oldunuz?</p>

<p>Cevap tarih kitaplarında değil,<br />
Gerçeklerde saklıdır.</p>

<p>Ama asıl soru şu:<br />
Bunca kazanıma rağmen bu öfke neden?</p>

<p>Bir lider düşünün;<br />
Sizlere bir vatan bırakmış,<br />
Bir kimlik kazandırmış,<br />
Özgürlüğü bir lütuf değil, hak haline getirmiş.</p>

<p>Ve sonra…<br />
O lidere hakaret ediliyor.</p>

<p>İşte burada durup düşünmek gerekir.</p>

<p>Eleştiri başka şeydir,<br />
Nankörlük başka.</p>

<p>Tarih, duygularla değil gerçeklerle yazılır.<br />
Ama vicdan…<br />
Vicdan her şeyi kaydeder.</p>

<p>Ve bazen bir şair, bir cümleyle bütün gerçeği yüzünüze çarpar:</p>

<p><br />
“Geldikleri gibi gitmediler; kimi itini bıraktı, kimi bitini. Kimi de piçini bıraktı!.. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil!”<br />
— Neyzen Tevfik</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 20:58:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geç Kalan Yürekler</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gec-kalan-yurekler-66</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gec-kalan-yurekler-66</guid>
                <description><![CDATA[Geç Kalan Yürekler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Keşke dilimizin anlattığı kadar<br />
yüreğimiz de anlatabilseydi içimizdekini…<br />
Kelimeler dökülürken dudaklarımızdan,<br />
sessiz kalmasaydı kalbimiz.</p>

<p>Keşke gözlerimizin gördüğünü<br />
yüreğimiz de görebilseydi aynı açıklıkla…<br />
Bakıp da geçmeseydik güzelliklerin yanından,<br />
biraz da içimize bakabilseydik.</p>

<p>Keşke ellerimizin tutabildiğini<br />
yüreğimizde de tutabilseydik sımsıkı…<br />
Kaybolup gitmeseydi iyilik,<br />
yitip gitmeseydi samimiyet, hoşgörü.</p>

<p>Dokunduk sandığımız anlarda bile<br />
belki hiç değmedi kalbimiz…<br />
Gördük ama hissetmedik,<br />
bildik ama yaşayamadık.</p>

<p>Şimdi içimizde ağır bir sızıyla<br />
kendimize soruyoruz usulca:<br />
Biz…<br />
çok şey için geç mi kaldık?</p>

<p>ERKAN SEZGİN&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 20:08:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alışmaya Dair</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/alismaya-dair-65</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/alismaya-dair-65</guid>
                <description><![CDATA[Alışmaya Dair]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yanı başımdasın,<br />
gözlerindeki derin boşluğu görüyorum.<br />
İçinde bana dair olmayan bir ışık parıltısı var.<br />
Anlıyorum, bizim için bir umudun kalmadığını.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne acı,<br />
gözle görünür bir mesafeden;<br />
yabancıya bakar gibi<br />
bakmak sevgiliye…<br />
Çaresizlik nedir diye sorulsa,<br />
bunu anlatırım şüphesiz.<br />
Tarif edilir mi böylesi bir acı<br />
şüpheli.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İçimde bize dair şüpheler doğuyor,<br />
korkuyorum.<br />
Korkum, seni görememekten değil.<br />
Sensizliğe alışmaktan.<br />
Ellerimi sana uzatıyorum;<br />
boşlukla temas ettiğini umursamadan<br />
yoluna devam ediyorsun.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">En büyük korku bu.<br />
Bununla yaşamaya çalışıyorum.<br />
Yiyorum, içiyorum, gülüyorum hatta.<br />
Her gülüşümde kendimden tiksiniyorum.<br />
Aklıma geldiğinde küfrediyor, beddua okuyorum<br />
sensizliğe alışan kendime.<br />
Sonra yoluma devam ediyorum.<br />
Karşıma çıkıyor hayalin.<br />
Hayaline sarılıyorum.<br />
Deli gibi, bir hayale sarılan kendime kızıyorum.<br />
Hatta yerin dibine vuruyorum kendimi.<br />
Korkuyorum öfkemden.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 16:32:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SIRRIN KAYBOLAN İHTİŞAMI</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sirrin-kaybolan-ihtisami-64</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sirrin-kaybolan-ihtisami-64</guid>
                <description><![CDATA[SIRRIN KAYBOLAN İHTİŞAMI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlunun göğüs kafesi, eskiden ulaşılamaz bir kaleden farksızdı. İçeride kopan fırtınaları, kanayan yaraları yahut filizlenen umutları uluorta faş etmek, ruhun namusuna ihanet sayılırdı. Bugün ise o mahrem kapılar ardına kadar kırılmış, herkes kendi uçurumunu meydanlarda sergilemenin telaşına düşmüş durumda. Saklamanın, gizlemenin ve içe atmanın o vakur duruşu; yerini doymak bilmez bir teşhir krizine bıraktı. Acısını bağırmayanın dertli olduğuna, sevdasını yedi düvele ilan etmeyenin yürekten sevdiğine inanılmıyor artık.</p>

<p>Dışarıdan bakıldığında kusursuz işleyen, parıltılı bir çark var ortada. Lakin bu çark, insanın iç dünyasını öğüterek besleniyor. Yaşanan her anı, dökülen her gözyaşını birilerinin onayına sunmak, kendi varlığını başkasının bakışlarıyla ispat etmeye çalışmak nasıl bir yoksulluktur? Oysa hakiki keder, dilsizdir. Gerçek bir yara, kalabalıkların önüne çıkıp merhamet dilenmez; o kendi köşesinde, kendi kanıyla kabuk bağlamayı seçer. İnsanlar sahip oldukları sırları anlattıkça hafifleyeceklerini sanıyorlar; bilakis, ağızdan çıkan her mahrem kelime, sahibinin haysiyetinden koparılmış bir parçadır.</p>

<p>Gözden kaçırılan en büyük hakikat şudur: Bir adamın şahsiyetini kurduğu cümleler değil, yutkunduğu kelimeler inşa eder. Dillendirilmeyen o keskin sızı, başkalarından sakınılan o kıymetli tebessüm, insanın asıl omurgasıdır. Göğüs denilen yer, sadece nefes alıp vermeye yarayan etten bir körük değildir; orası, kimseye söylenmemiş yeminlerin, ihanete uğramış emellerin gömüldüğü eşsiz bir mahzendir. Rüzgâra savrulan sözler havada asılı kalıp buharlaşır ama yutkunarak o mahzene indirdiğin her dert, seni biraz daha sen yapar.</p>

<p>Kalemin asıl kudreti de işte tam bu noktada başlar. Usta bir kalem erbabı, gördüğü yahut hissettiği her şeyi arsızca kâğıda döken basit bir tutanakçısı olamaz. Edebiyat, neyi yazacağından çok, neyin üstünü çizeceğini ve neyi kendine saklayacağını bilme sanatıdır. Bazen sayfalar dolusu feryadın yapamadığını, sonuna konulmuş üç noktanın o dilsiz acısı yapar. Bizler, o gürültülü caddelerden başımız öne eğik geçerken, aslında ceplerimizde kimsenin ağırlığını tahmin bile edemeyeceği o kimsesiz sırları taşırız. Kavgamız, her şeyi kaba bir aydınlığa boğan bu düzene karşı, gölgenin ve gizemin asaletini koruma kavgasıdır.</p>

<p>Bırakalım, o doymak bilmez kalabalıklar kendi yankılarında ve sahte tebessümlerinde boğulsunlar. Onlar bir alkışın ve anlık bir onayın peşinde koşarken, biz kilit vurulmuş o kapıların ardında kendi karanlığımızla yüzleşmeye devam edeceğiz. Çünkü sokağa dökülmüş bir sevincin ömrü kelebek kadardır; lakin saklanmış bir hüznün ihtişamı, sahibinin nefesi tükenene dek bâki kalır.</p>

<p>MEHMET ÖZTÜRK</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 20:21:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İki Alışkanlık: Sen ve Cem Karaca</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/iki-aliskanlik-sen-ve-cem-karaca-63</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/iki-aliskanlik-sen-ve-cem-karaca-63</guid>
                <description><![CDATA[İki Alışkanlık: Sen ve Cem Karaca]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir Cem Karaca’yı dinlerim,<br />
bir de seni severim …</p>

<p>Son kez kokladım tenini,<br />
bilmem esti seher yeli…<br />
Sanırsın yıllarım geçti,<br />
aynı sigarayı içeli…</p>

<p>Ruhum bir seni sevdi,<br />
bir de şarkılarda seni.</p>

<p>Beni duysana ey sevgili,<br />
bazen en sevdiğin oldum,<br />
bazen de sahipsiz bir serseri…</p>

<p>Sen ki en güzel şiirlerimin<br />
en anlamlı dizesi…<br />
“Gel kadeh tokuşturalım” dersin,<br />
ben hâlâ aynı yerdeyim:</p>

<p>Bir Cem Karaca’yı dinlerim,<br />
bir de seni severim…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 14:16:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekranların Gündüz Yüzü: Tepkiler Ne Anlatıyor?</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekranlarin-gunduz-yuzu-tepkiler-ne-anlatiyor-62</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekranlarin-gunduz-yuzu-tepkiler-ne-anlatiyor-62</guid>
                <description><![CDATA[Ekranların Gündüz Yüzü: Tepkiler Ne Anlatıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli okuyucularım, değerli takipçilerim… Gündüz kuşağı televizyon programları uzun süredir tartışmaların odağında. Her geçen gün artan eleştiriler artık sadece sosyal medyada dile getirilen bireysel görüşler olmaktan çıktı; siyaset dünyasından da bu programların kaldırılması ya da sınırlandırılması yönünde çağrılar yükseliyor. Biz de bu tartışmayı yerinde görmek istedik. Sokağa indik, mikrofonu vatandaşa uzattık. Ortaya çıkan tablo ise oldukça düşündürücüydü. Konuştuğumuz birçok vatandaş, bu programların toplumun değer yargılarına zarar verdiğini düşünüyor. Aile içi meselelerin ekran önünde tartışılması, özel hayatın ifşa edilmesi ve dramatik olayların adeta bir gösteriye dönüştürülmesi en çok eleştirilen başlıklar arasında yer alıyor. Özellikle “reyting uğruna sınır tanınmıyor” görüşü, farklı kesimlerden insanların ortak noktası oldu. Öte yandan, daha temkinli yaklaşan bir kesim de yok değil. Onlara göre bu programlar, toplumda zaten var olan sorunları görünür hale getiriyor. Yani ortada bir “gerçeklik” var ve bu gerçeklik ekranlara taşınıyor. Ancak burada şu soru kaçınılmaz hale geliyor: Gerçekleri göstermek mi amaç, yoksa onları dramatize ederek izlenir kılmak mı? Tam da bu noktada mesele derinleşiyor. Çünkü medya sadece olanı aktaran bir araç değildir; aynı zamanda algıyı şekillendiren güçlü bir etkendir. Sürekli olarak kriz, tartışma ve kaos üzerinden ilerleyen yayınların, izleyici üzerinde bıraktığı izleri görmezden gelmek mümkün değildir. Hele ki bu içeriklerin günün en çok izlenen saatlerinde yayınlandığını düşündüğümüzde, etkisinin ne kadar geniş olduğu daha net anlaşılır. Sokaktaki vatandaşın beklentisi ise oldukça açık: Daha bilinçli, daha saygılı ve topluma katkı sağlayan yayınlar. Peki çözüm ne olmalı? Bu programları tamamen kaldırmak mı, yoksa belirli bir çerçeveye oturtmak mı? Kesin olan şu ki; yasaklar tek başına çözüm değildir. Ancak denetimin artırılması, yayın ilkelerinin netleştirilmesi ve etik sınırların ihlal edilmemesi konusunda daha kararlı bir duruş sergilenmesi şart. Bununla birlikte izleyicinin tercihleri de bu sürecin en önemli belirleyicilerinden biri. Çünkü ekranı şekillendiren sadece yayıncılar değil, izleyicilerdir de. Sonuç olarak… Gündüz kuşağı programlarına yönelik tepkiler, basit bir memnuniyetsizlikten çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu tepkiler, toplumun kendine dönüp bakma ihtiyacının bir yansımasıdır. Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Ekranlarda gördüğümüz tablo, gerçekten görmek istediğimiz bir toplumun yansıması mı?&nbsp;<br />
Erkan Sezgin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 14:14:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zorbalık Okulda Değil, Evde Başlar</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/zorbalik-okulda-degil-evde-baslar-61</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/zorbalik-okulda-degil-evde-baslar-61</guid>
                <description><![CDATA[Zorbalık Okulda Değil, Evde Başlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram var: akran zorbalığı…<br />
Okullarda artan şiddet, çocukların birbirine karşı daha sert, daha kırıcı ve daha tahammülsüz hale gelmesi…<br />
Her olayın ardından aynı soru soruluyor:<br />
“Bu çocuklar neden böyle?”<br />
Oysa asıl sorulması gereken soru biraz daha derin:<br />
Bir çocuk neden zorba olur?<br />
Çünkü hiçbir çocuk zorba olarak doğmaz.<br />
Zorbalık, öğrenilen bir davranıştır.<br />
Ve çoğu zaman bu öğrenme, okul sıralarında değil, evin sessiz köşelerinde başlar.<br />
Bir çocuğun ilk okulu evidir.<br />
Sevginin ne olduğunu, saygının sınırlarını, gücün nasıl kullanılacağını ilk orada öğrenir. Bu nedenle evde yaşanan her duygu, çocuğun dış dünyadaki davranışlarına bir yansıma olarak geri döner.<br />
Ancak burada çoğu zaman fark edilmeyen bir gerçek vardır: Şiddet her zaman görünür değildir.<br />
Bağırmak, cezalandırmak ya da fiziksel müdahale… bunlar şiddetin en bilinen yüzleridir. Oysa bir de daha sessiz, daha incelikli ama çok daha derin izler bırakan bir türü vardır: görünmeyen şiddet.<br />
Sürekli eleştirilen, kıyaslanan, duyguları yok sayılan, değersiz hissettirilen bir çocuk… zamanla kendi iç dünyasında bir kırılma yaşar. Sevilmenin koşullara bağlı olduğunu öğrenir. Kabul görmek için ya kendini bastırır ya da gücü yanlış yerde aramaya başlar.<br />
İşte bu noktada zorbalık bir davranış olmaktan çıkar, bir mesaj haline gelir.<br />
Zorbalık yapan çocuk çoğu zaman güçlü değildir. Aksine, kırılgandır. İçinde biriken öfkeyi, değersizlik hissini ve görülmeme duygusunu taşıyamadığı için, bunu başkası üzerinden ifade eder. Çünkü öğrendiği şey şudur:<br />
“Güçlü olmak için başkasını küçültmeliyim.”<br />
Oysa bu bir güç değil, bir savunma biçimidir.<br />
Bu nedenle zorbalığı yalnızca okulda çözmeye çalışmak, sorunun kökünü görmemek anlamına gelir. Disiplin cezaları ya da yüzeysel müdahaleler, davranışı geçici olarak durdurabilir; ancak altında yatan duyguyu değiştirmez.<br />
Çünkü mesele davranış değil, duygudur.<br />
Ve o duygu çoğu zaman evde şekillenir.<br />
Çözüm de bu yüzden yine evde başlar.<br />
Bir çocuğu gerçekten dinlemek…<br />
Onu olduğu haliyle kabul etmek…<br />
Sevgiyi şartlara bağlamamak…<br />
Sınır koyarken incitmemek…<br />
Bunlar küçük gibi görünen ama bir çocuğun yaşamını ve dolayısıyla bir toplumun geleceğini belirleyen büyük adımlardır.<br />
Unutulmamalıdır ki, sevgiyle büyüyen bir çocuk, başkasına zarar vererek kendini var etmeye ihtiyaç duymaz.<br />
Bugünün çocukları, yarının yetişkinleridir.<br />
Onların kalbine ne ekersek, toplumda onun karşılığını görürüz.<br />
Eğer evde sevgi varsa, okulda zorbalık değil empati büyür.<br />
Eğer evde anlayış varsa, toplumda şiddet değil merhamet çoğalır.<br />
Ve belki de en önemli gerçek şudur:<br />
Zorbalık bir davranış değildir; bir çağrıdır.<br />
Ve o çağrının sesi, çoğu zaman evden gelir.</p>

<p>Özden öze..<br />
E.Çicek<br />
Uzm.Psk.&amp;Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 14:11:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Cumhuriyeti Ve Tek Rejimi Sistemi</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/turkiye-cumhuriyeti-ve-tek-rejimi-sistemi-60</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/turkiye-cumhuriyeti-ve-tek-rejimi-sistemi-60</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti Ve Tek Rejimi Sistemi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, tarihinin en kritik kırılma noktalarından birinde yanlış bir tercih yapmış; kuvvetler ayrılığını zayıflatan, denge ve denetimi ortadan kaldıran “tek merkezli” bir yönetim anlayışına sürüklenmiştir. Bugün yaşanan ekonomik daralma, toplumsal huzursuzluk ve kurumsal çöküş; bu tercihin kaçınılmaz sonucudur.</p>

<p>Eğer mutlak güç tek elde toplanmanın adı “ideal yönetim” olsaydı, Mustafa Kemal Atatürk millet egemenliğine dayalı bir cumhuriyet inşa etmezdi. O, yetkinin bir kişide değil; milletin iradesinde vücut bulması gerektiğini biliyordu. Çünkü tarih göstermiştir ki; sınırsız yetki, sınırsız hatayı beraberinde getirir.</p>

<p>Bugün ise gerçekler nettir:<br />
Başkanlık sistemi, vaat ettiği hiçbir istikrarı sağlayamamış; aksine devleti zayıflatmış, halkı yoksullaştırmış, geleceği belirsizliğe sürüklemiştir. Ülkenin üretim gücü gerilemiş, tarım ve hayvancılık çökme noktasına itilmiş, doğal kaynaklar hoyratça tüketilmiş, milli varlıklar adeta elden çıkarılmak için yarışa sokulmuştur.</p>

<p>Daha da vahimi; adalet duygusu aşınmış, ifade özgürlüğü daralmış, vatandaşın canı ve malı üzerindeki güven duygusu zedelenmiştir. Bir devlet, kendi halkını koruyamıyorsa; o sistemin meşruiyeti tartışmaya açılmış demektir.</p>

<p>Bu yalnızca bugünün iktidarının sorunu değildir. Bu sistem; yarın kim gelirse gelsin aynı tıkanmayı, aynı keyfiyeti ve aynı savrulmayı üretmeye mahkûmdur. Çünkü sorun kişiler değil, sistemin kendisidir.</p>

<p>Devlet yönetimi keyfiyetle değil; ilkeyle, hukukla ve akılla yürütülür. Laiklik ise bu düzenin teminatıdır. Din ile devlet işlerinin iç içe geçtiği her yerde, adalet yara alır, toplum bölünür, devlet zayıflar. Bu, tarihin defalarca kanıtladığı bir gerçektir.</p>

<p>Artık açıkça görülmelidir:<br />
Bu sistem sürdürülebilir değildir.<br />
Bu sistem adil değildir.<br />
Bu sistem Türkiye’yi ileriye taşımaz.</p>

<p>Yapılması gereken bellidir:<br />
Güçlendirilmiş parlamenter sisteme derhal dönülmeli, kurumlar yeniden ayağa kaldırılmalı, denge ve denetim mekanizmaları işler hale getirilmelidir.</p>

<p>Aksi halde; bu ülke, yönetim adı altında kurulan bu dar yapının içinde nefessiz kalacak, ekonomik, sosyal ve ahlaki çöküş daha da derinleşecektir.</p>

<p>Ve son olarak:<br />
Yaşanan acılar karşısında sorumluluk makamında bulunanların sessiz kalması kabul edilemez. İhmalin, liyakatsizliğin ve denetimsizliğin bedelini masum insanlar öderken; görevde kalmak bir hak değil, açık bir sorumluluktan kaçıştır.</p>

<p>İstifa bir zayıflık değil, erdemdir.<br />
Hesap vermek bir lütuf değil, zorunluluktur.</p>

<p>Bu millet sahipsiz değildir.<br />
Ve bu düzen değişmek zorundadır.</p>

<p>Gülper YILMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 18:02:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kayıp Çocukluk</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kayip-cocukluk-59</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kayip-cocukluk-59</guid>
                <description><![CDATA[Kayıp Çocukluk]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Burada saçlarım bitlendi yine,<br />
Ekmek sert, su da soğuk içilene.<br />
En büyüğümüz on altı yaşında,<br />
Ben benden korkarım bazen, bile.</p>

<p>Bir de yaşlı biri var, nöbet tutar,<br />
Kılları beyaz, suratı duvar.<br />
Her sabah bağırır, küfreder bana,<br />
Gardiyan amca, nere bura ?</p>

<p>Bir annem vardı, gözleri yeşil,<br />
Beni severdi, şimdi sessiz mi?<br />
Rüyama giriyor bazen gizli,<br />
“Üşüme oğlum” diyor, gerçek mi?</p>

<p>Bu duvarlar konuşmaz, taş donmuş,<br />
Zincirler paslı, umut solmuş.<br />
Küçüğüm daha, suçum ne olmuş?<br />
Gardiyan amca, söylesene, olmuş mu?</p>

<p>Pencere yok, ama gök aklımda,<br />
Bir kuş geçer bazen, uzak, hızla.<br />
Belki özgür, belki benim yerime,<br />
Uçar gider annemin yanına.</p>

<p>Gardiyan amca, ses ver bana,<br />
Var mı dışarıda bir dünya?<br />
Ben büyür müyüm bu karanlıkta,<br />
Yoksa çocuk kalır mı yürek, burada?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 13:31:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞAMIN HIZI ÖLÇÜLMEZ</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamin-hizi-olculmez-58</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasamin-hizi-olculmez-58</guid>
                <description><![CDATA[YAŞAMIN HIZI ÖLÇÜLMEZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yavaşlamak mümkün mü?</p>

<p>İnsan, hayatın hızına kapılmış bir pervane gibi dönüp duruyor. Aynı daire içinde, aynı telaşla… Ne gerçek bir haz alabiliyor, ne mutluluğu tadabiliyor, ne de huzuru bulabiliyor. Peki neden?</p>

<p>Çünkü insanoğlu azla yetinmeyi unuttu. Göz doymadı, gönül doymadı. “Daha fazla” hırsı, “daha çok” isteğiyle birleşti; mal dedi, mülk dedi, para dedi… Ve en acısı, sadece kendisi için yaşarken başkalarının hayatını da zorlaştırdı.</p>

<p>Oysa doğa; tüm cömertliğiyle insana sunduğunu esirgemedi. Arıdan çiçeğe, topraktan suya kadar her şey yeterliydi. Ama birileri çıktı, “köyleri bırakın, şehre gelin” dedi. İşte kırılma noktası tam da buydu.</p>

<p>Tarım geriledi, üretim azaldı. Fabrikalar kapandı ya da el değiştirdi. Yapılan yolların ardında başka hesaplar konuşuldu. Şehir hastaneleri kuruldu ama içindeki sistem tartışılır hale geldi. Tekstil gibi güçlü bir sektör başka ülkelere kaydırıldı. Ekonomi daraldı; kredi borçları arttı, insanlar geçinemez hale geldi.<br />
Tüm bunlar olurken halkın sesi giderek kısıldı. İktidar koltuğunu koruma derdinde, muhalefet ise konumunu kaybetmeme telaşında. Olan yine vatandaşa oldu.</p>

<p>Bugün geldiğimiz noktada, sanki yönünü kaybetmiş bir gemi gibiyiz. Suyun üzerinde sürükleniyoruz ama hangi kıyıya vuracağımız belirsiz.<br />
Bu gidiş, tarihin bazı kırılma anlarını hatırlatıyor. II. Abdülhamid döneminin son yıllarındaki o belirsizlik hissi gibi…</p>

<p>Dileğim; bu düşüncelerin birer endişe olarak kalması. Ama unutmayalım, görünen köy kılavuz istemez.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;<br />
Gülper YILMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 18:30:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sürdürülebilir Zihin</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/surdurulebilir-zihin-57</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/surdurulebilir-zihin-57</guid>
                <description><![CDATA[Sürdürülebilir Zihin]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında sürdürülebilirlik denildiğinde akla ilk gelen doğayı korumak geri dönüşüm yapmak ya da enerji tasarrufu sağlamak oluyor. Oysa çoğu zaman gözden kaçırdığımız çok önemli bir alan var zihnimiz. Tıpkı doğa gibi zihin de korunmaya beslenmeye ve dengede tutulmaya ihtiyaç duyar. Çünkü tükenen bir zihin üretkenliğini kaybeder yorulan bir zihin ise ne kendine ne de çevresine gerçek anlamda fayda sağlayabilir.<br />
Sürdürülebilir bir zihin sadece bilgiyle dolu bir zihin değildir. Aynı zamanda duygularını yönetebilen stresle baş edebilen ve kendini yenileyebilen bir yapıya sahiptir. Sürekli uyarana maruz kaldığımız hızlı tüketim alışkanlıklarının hayatımıza hâkim olduğu bu çağda zihnimiz adeta bir “aşırı yüklenme” sorunu yaşamaktadır. Sosyal medya akışları bitmeyen bildirimler sürekli yetişmesi gereken işler ve “geç kalma” korkusu zihinsel enerjimizi farkında olmadan tüketir. Üstelik bu tüketim çoğu zaman görünmezdir fark edildiğinde ise çoğu zaman geç kalınmış olur.<br />
Peki sürdürülebilir bir zihin nasıl mümkün olur?<br />
Öncelikle zihinsel farkındalık geliştirmek gerekir. Gün içinde ne düşündüğümüzü hangi duyguların bizi yönlendirdiğini fark etmek zihinsel sürdürülebilirliğin ilk adımıdır. Çünkü fark edilmeyen düşünceler zamanla birikir ve zihinsel karmaşaya dönüşür. Bu karmaşa ise bireyin hem karar alma süreçlerini zorlaştırır hem de yaşam kalitesini düşürür. Kendine dönüp bakabilen bir birey zihnini yönetme konusunda daha güçlü bir konuma gelir.<br />
İkinci olarak zihinsel “dinlenme” alanları oluşturmak büyük önem taşır. Tıpkı toprağın nadasa bırakılması gibi zihin de zaman zaman boşluklara ihtiyaç duyar. Ancak günümüzde “boş kalmak” çoğu zaman verimsizlik olarak algılanır. Oysa zihnin en yaratıcı olduğu anlar çoğu zaman hiçbir şey yapmadığımız anlardır. Kısa yürüyüşler doğayla temas sessiz bir ortamda oturmak ya da sadece derin bir nefes almak bile zihinsel yenilenmeye katkı sağlar. Bu küçük molalar uzun vadede büyük bir zihinsel direnç oluşturur.<br />
Bir diğer önemli nokta ise bilgi tüketimidir. Her bilgi faydalı değildir. Aksine gereksiz ve yoğun bilgi akışı zihinsel kirliliğe neden olur. Gün içinde maruz kaldığımız içeriklerin büyük bir kısmı bize doğrudan katkı sağlamayan hatta çoğu zaman kaygıyı artıran unsurlardır. Bu nedenle bilgi diyeti yapmak yani neyi ne kadar tüketeceğimizi bilinçli bir şekilde seçmek sürdürülebilir bir zihin için vazgeçilmezdir. Az ama nitelikli bilgi çok ama yüzeysel bilgiden her zaman daha değerlidir.<br />
Sürdürülebilir zihin aynı zamanda duygusal dayanıklılığı da içerir. Hayatın getirdiği zorluklara karşı esnek kalabilmek her düşüşte yeniden ayağa kalkabilmek bu dayanıklılığın bir parçasıdır. Bu noktada bireyin kendine karşı anlayışlı olması hatalarını bir başarısızlık olarak değil bir öğrenme fırsatı olarak görmesi büyük önem taşır. Çünkü<br />
kendine karşı sert olan bir zihin zamanla yorulur ve tükenir. Oysa kendini destekleyen bir iç ses bireyin en güçlü dayanağıdır.<br />
Bununla birlikte sosyal ilişkiler de zihinsel sürdürülebilirliğin önemli bir parçasıdır. İnsan sosyal bir varlıktır ve sağlıklı ilişkiler zihinsel dengeyi korumada kritik rol oynar. Anlaşıldığını hissetmek düşüncelerini paylaşabilmek ve duygusal bağ kurabilmek zihnin yükünü hafifletir. Bu nedenle kaliteli iletişim kurmak sadece sosyal değil aynı zamanda zihinsel bir ihtiyaçtır.<br />
Ayrıca amaç duygusu da zihinsel sürdürülebilirliğin temel taşlarından biridir. Hayatta bir yönü ve anlamı olan bireyler zorluklar karşısında daha dirençli olurlar. Amaçsızlık ise zihinsel dağınıklığı ve motivasyon kaybını beraberinde getirir. Küçük de olsa bir hedefe sahip olmak zihni canlı tutar ve bireyin kendini değerli hissetmesini sağlar.<br />
Son olarak dijital dünyayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden gözden geçirmek gerekir. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken kontrolsüz kullanımı zihnimizi yoran en büyük etkenlerden biri haline gelmiştir. Sürekli ekran başında olmak dikkat süresini kısaltır ve derin düşünme becerisini zayıflatır. Bu nedenle zaman zaman dijital detoks yapmak zihinsel sağlığı korumak adına önemli bir adımdır.<br />
Sonuç olarak sürdürülebilirlik sadece çevreyle ilgili bir kavram değildir insanın iç dünyasını da kapsayan bütüncül bir yaklaşımdır. Sağlıklı toplumlar sürdürülebilir zihinlere sahip bireylerle inşa edilir. Eğer daha üretken daha huzurlu ve daha bilinçli bir yaşam istiyorsak önce zihnimizi korumayı öğrenmeliyiz.<br />
Unutulmamalıdır ki iyi bakılan bir zihin hem kendine hem de dünyaya değer katar. Çünkü sürdürülebilir bir gelecek ancak sürdürülebilir zihinlerle mümkündür.<br />
CEM FATİH AYYÜREK<br />
Eğitimci</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 20:32:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAŞADIK YAR</title>
                <category>Erkan Sezgin</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasadik-yar-56</link>
                <author>erkay.sezgin0616@gmail.com (Erkan Sezgin)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yasadik-yar-56</guid>
                <description><![CDATA[YAŞADIK YAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yar, o satır satır mektupların her harfinde bir çığlık gizliydi, ama sen duymadın. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yoluna döktüğüm sular, belki bir nehir olacaktı bize, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yönümüzü değiştirip yeni ufuklara taşıyacaktı; </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lakin sen anlamadın.</span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Uykusuz gecelerimde yıldızlara fısıldadım adını, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Siyahla beyazın arasında kaybolduk, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne renkteydi aşkımız, çözemedik. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Şimdi meçhule yol alıyoruz, </span></span></div>

<div>&nbsp;</div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sabaha mı yoksa sonsuz bir geceye mi uyanacağız, bilmiyorum. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her cümlemde aradın bir mana, </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Satır aralarında kendine yer buldun, ama bulamadın yar, bulamadın... </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belki de aşk, tam da bu anlamamazlıkta saklıydı. </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Git, ama unutma: </span></span></div>

<div><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Anlamadık, ama yaşadık.</span></span></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ERKAN SEZGİN</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:52:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/04/erkan-sezgin-1775724618.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Memnuniyetsizliğin Psiko-Dinamikleri: Konforlu Bir Esaretin Analizi</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/memnuniyetsizligin-psiko-dinamikleri-konforlu-bir-esaretin-analizi-55</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/memnuniyetsizligin-psiko-dinamikleri-konforlu-bir-esaretin-analizi-55</guid>
                <description><![CDATA[Memnuniyetsizliğin Psiko-Dinamikleri: Konforlu Bir Esaretin Analizi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Gündelik yaşamın gürültüsü içinde en sık duyduğumuz nakarat, doyumsuzluğun o keskin sesidir. Bir klinik psikolog ve akademisyen olarak baktığımda, "memnun olmamayı" sadece dışsal faktörlerin bir sonucu değil, bireyin iç dünyasında geliştirdiği sofistike bir savunma mekanizması olarak görüyorum. Peki, bizler neden bazen huzuru değil de, o huzursuzluğun tanıdık gölgesini seçiyoruz?</p>

<p>​Mutsuzluğun Epistemolojisi ve İkincil Kazançlar</p>

<p>​Psikanalitik açıdan baktığımızda, kronik memnuniyetsizlik çoğu zaman bir "psikolojik zırh" işlevi görür. Eğer hayattan memnun olmazsak, olası başarısızlıklar için hazır bir bahanemiz olur; beklentiyi düşük tutarak hayal kırıklığının yıkıcı etkisinden kendimizi koruduğumuzu sanırız. Buna psikolojide "ikincil kazanç" diyoruz. Memnuniyetsizlik, bireye sorumluluktan kaçma lüksü tanır. "Dünya adaletsiz" veya "Şartlar yetersiz" demek, kişiyi kendi hayatının mimarı olma yükümlülüğünden muaf tutar. Mağduriyet, ne yazık ki eylemsizliğin en güvenli limanıdır.</p>

<p>​Nörobiyolojik Yanılgı: Hayatta Kalma mı, Mutlu Olma mı?</p>

<p>​Beynimiz, evrimsel süreçte "mutlu olmak" için değil, "hayatta kalmak" için optimize edilmiştir. Amigdala, sürekli çevredeki tehditleri tararken, olumsuz deneyimleri olumlulardan daha hızlı ve kalıcı kaydeder. Ancak modern insanın trajedisi, ormandaki kaplanı değil, ofisteki gerginliği veya sosyal medyadaki eksikliği bir hayati tehdit gibi algılamasıdır. Bu durum, bireyi sürekli bir kortizol sarmalına ve dolayısıyla bitmek bilmeyen bir hoşnutsuzluk döngüsüne hapseder.</p>

<p>​Profesyonel Dönüşüm Reçetesi: Bilinçli Bir Seçim Olarak Memnuniyet</p>

<p>​Memnuniyet, her şeyin kusursuz olduğu bir illüzyon değil; bilişsel bir disiplindir. Bu döngüden çıkış için klinik önerilerim şunlardır:</p>

<p>​Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Zihninizin otomatik olarak ürettiği "felaketleştirme" senaryolarını bir veri olarak değil, birer hipotez olarak görün. Kanıt temelli düşünerek, zihinsel çarpıtmalarınızı (ya hep ya hiç, aşırı genelleme) sorgulayın.</p>

<p>​Radikal Kabul ve Kontrol Odaklılık: Değiştiremeyeceğiniz dışsal gerçekliklerle savaşmayı bırakın. Enerjinizi "Etki Alanınıza" yönlendirin. Epiktetos’un dediği gibi; "Bizi üzen olaylar değil, o olaylar hakkındaki düşüncelerimizdir."</p>

<p>​Öz-Şefkatli Farkındalık (Mindfulness): Memnuniyetsizlik ya geçmişin pişmanlığında ya da geleceğin kaygısında yaşar. "Şimdi"nin içine yerleşmek, sinir sistemini regüle etmenin ve zihni otonom moddan çıkarmanın tek yoludur.</p>

<p>​Nöroplastisiteyi Aktif Etmek: Beyin, odaklandığı yönde yapısal olarak değişir. Her gün bilinçli olarak "yolunda giden" ayrıntıları fark etmek, beyindeki mutluluk yollarını fiziksel olarak güçlendirir.</p>

<p>​Sonuç olarak; hayattan memnuniyet duymak, dış dünyadan gelecek bir onay değil, bireyin kendi içsel parçalarıyla yaptığı bir barış antlaşmasıdır. Memnuniyeti seçmek, pasif bir kabulleniş değil, yaşamın kaosu içinde anlamı bulma iradesini gösteren en cesur eylemdir. Dr. Emine Çiçek Uzm. Psk. &amp; Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:05:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cumhuriyet’in Hesabı: Dünle Bugün Arasında Bir Yüzleşme</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/cumhuriyetin-hesabi-dunle-bugun-arasinda-bir-yuzlesme-54</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/cumhuriyetin-hesabi-dunle-bugun-arasinda-bir-yuzlesme-54</guid>
                <description><![CDATA[Cumhuriyet’in Hesabı: Dünle Bugün Arasında Bir Yüzleşme]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Türkiye’de Cumhuriyet’i konuşmak, sadece geçmişi anlatmak değildir; bugünü anlamak ve yarını belirlemektir. Çünkü bu devlet, sıradan bir tarihsel sürecin ürünü değil; ağır bedeller ödenerek kurulmuş bir iradenin sonucudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, çoğu zaman sembolik bir adım gibi anlatılır. Oysa gerçekte bu, dağılmış bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkarma iradesinin somutlaşmasıdır. O gün Anadolu’da sadece düşman orduları yoktu; umutsuzluk, cehalet ve içten içe büyüyen ihanet de vardı. Tam da bu ortamda, tarih sahnesine çıkan Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir askeri lider değil; aynı zamanda bir akıl ve gelecek inşa edicisiydi. Onun mücadelesi, sadece cephede kazanılan zaferlerden ibaret değildir. Asıl zafer, bir milleti yeniden ayağa kaldırmak, ona özgüvenini hatırlatmak ve kaderine sahip çıkmasını sağlamaktır. Bugün en çok göz ardı edilen gerçek şudur:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Cumhuriyet bir “seçenek” değildi. Bir zorunluluktu. Ya bağımsızlık sağlanacak ya da bu millet tarih sahnesinden silinecekti. Nutuk bu gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyar. Orada anlatılanlar, sadece bir dönemin hatırası değil; aynı zamanda bugüne ışık tutan bir siyasal bilinçtir. Atatürk’ün “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözü, yalnızca o günün değil, bugünün de en net uyarısıdır. Çünkü tehditler ortadan kalkmış değildir; sadece biçim değiştirmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün Türkiye’de Cumhuriyet’in temel değerleri üzerinden yürüyen tartışmalar, basit fikir ayrılıkları olarak görülemez. Laiklik, adalet ve bağımsızlık gibi kavramların içinin boşaltılmaya çalışılması; aslında Cumhuriyet’in kurucu felsefesine yönelik sistemli bir aşındırmadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Daha açık konuşmak gerekirse:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dün manda ve himaye arayan zihniyet neyse, bugün farklı kavramlar arkasına saklanarak bu ülkenin iradesini zayıflatmaya çalışan anlayış da odur. Bu noktada asıl mesele, bireyler ya da gruplar değil; zihniyet meselesidir. Cumhuriyet’i bir kazanım olarak değil, bir engel olarak gören her yaklaşım, bu ülkenin geleceği açısından ciddi bir risk taşır. Ancak unutulan bir gerçek var:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu millet, tarih boyunca en zor koşullarda bile yeniden ayağa kalkmayı başarmıştır. Çünkü Cumhuriyet, sadece bir yönetim modeli değil; aynı zamanda bir karakter inşasıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu karakter;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">boyun eğmemeyi,</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">teslim olmamayı,&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ve gerektiğinde bedel ödemeyi içerir. Bugün yapılması gereken, geçmişi sadece anmak değil; onu doğru anlamaktır. Cumhuriyet’i korumak, nostaljik bir refleks değil; bilinçli bir sorumluluktur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü, bir temenniden öte, bir hedef ve bir uyarıdır. Bu hedefin gerçekleşmesi ise ancak toplumun bu bilinçle hareket etmesiyle mümkündür.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sonuç olarak; Türkiye’de Cumhuriyet tartışması, aslında bir yön tartışmasıdır. Ya kurucu değerler üzerinden güçlenerek ilerleyen bir ülke olunacaktır ya da bu değerlerin aşındırılmasıyla yönünü kaybeden bir toplum. Bu bir tercih değil, bir eşiktir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ve her eşik gibi, doğru tarafı seçmek; sadece bugünü değil, geleceği de belirler.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gülper Yılmaz</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:49:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İÇİ SEN DOLU</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ici-sen-dolu-53</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ici-sen-dolu-53</guid>
                <description><![CDATA[İÇİ SEN DOLU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerine çektiğin sürmeler<br />
O kadar güzeldi ki<br />
Gözlerinin rengine bakamadım.</p>

<p>Seni uzaktan izlemek<br />
O kadar güzel ki<br />
Yanına hiç yaklaşamadım.</p>

<p>Sen benim en güzel şiirim olacaksın,<br />
Ben de senin en sevdiğin şair…<br />
Ama tanıyacak mısın beni?<br />
Bir mısrada “işte bu sensin” diyebilecek misin?</p>

<p>Oysa ben her mısramda seni yazıyorum,<br />
En güzel şiirlerimin<br />
En güzel bahanesisin.</p>

<p>Belki bir gün biz oluruz,<br />
Belki bir gün bir kitabım olur…<br />
Yazarı ben,<br />
İçi sen dolu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 19:54:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geri Dönüştürülen Şehirler</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/geri-donusturulen-sehirler-52</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/geri-donusturulen-sehirler-52</guid>
                <description><![CDATA[Geri Dönüştürülen Şehirler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Dünya hızla değişirken şehirler de bu değişimin en yoğun hissedildiği alanlar hâline geliyor. Artan nüfus tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve doğal kaynakların sınırlı olması şehirlerin sürdürülebilir bir anlayışla yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. İşte tam da bu noktada “Geri Dönüşüm” kavramı yalnızca bir çevre uygulaması olmaktan çıkarak şehirlerin geleceğini belirleyen önemli bir yaşam kültürüne dönüşüyor. Günümüzde artık “geri dönüştürülen şehirler” kavramından söz etmek mümkündür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geri dönüştürülen şehirler atıkların sadece ortadan kaldırıldığı değil yeniden değerlendirildiği üretime ve ekonomiye kazandırıldığı şehirlerdir. Bu şehirlerde çöpler bir yük değil aksine bir kaynak olarak görülür. Plastik cam metal ve kâğıt gibi atıkların ayrıştırılmasıyla hem doğal kaynakların tüketimi azalır hem de çevre kirliliği önemli ölçüde önlenir. Böylece şehirler daha temiz daha yaşanabilir ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bugün dünyanın birçok gelişmiş şehrinde geri dönüşüm yalnızca belediyelerin yürüttüğü bir hizmet değildir aynı zamanda toplumun tüm bireylerinin katıldığı bir sorumluluk alanıdır. Evlerde başlayan atık ayrıştırma alışkanlığı okullarda verilen çevre eğitimi ve kamu kurumlarının uyguladığı sürdürülebilir politikalar bu sürecin temelini oluşturur. Çünkü bir şehrin gerçekten geri dönüştürülebilmesi yalnızca teknolojik yatırımlarla değil aynı zamanda bilinçli bireylerle mümkündür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geri dönüşümün şehir hayatına katkıları yalnızca çevresel boyutla sınırlı değildir. Aynı zamanda ekonomik ve sosyal kazanımlar da sağlar. Atıkların geri kazanılması yeni iş alanları oluşturur üretim maliyetlerini düşürür ve doğal kaynakların korunmasına katkı sağlar. Bu yönüyle geri dönüşüm sürdürülebilir kalkınmanın önemli araçlarından biri hâline gelir. Bir başka ifadeyle geri dönüşüm hem doğayı korur hem de ekonomiyi destekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ancak unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır. Şehirleri geri dönüştüren asıl güç insanlardır. Bir plastik şişeyi doğru kutuya atmak gereksiz tüketimden kaçınmak ya da geri dönüşüm konusunda çocuklara örnek olmak küçük gibi görünen ama büyük değişimlere yol açabilecek davranışlardır. Çünkü sürdürülebilir şehirler bilinçli bireylerin oluşturduğu topluluklarla mümkün olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geleceğin şehirleri yalnızca beton yapılarla değil doğayla uyum içinde yaşayan insanlarla şekillenecektir. Geri dönüşüm kültürünü hayatın bir parçası hâline getiren toplumlar hem çevreyi koruyacak hem de gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakacaktır. Geri dönüştürülen şehirler aslında geri dönüştürülen bir yaşam anlayışının ürünüdür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bugün atacağımız küçük bir adım yarının daha temiz ve sürdürülebilir şehirlerinin temelini oluşturabilir. Çünkü şehirleri değiştirmek çoğu zaman bir çöp kutusuna doğru atılan bilinçli bir adımla başlar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 20:30:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TENİN MAĞLUBİYETİ, RUHUN HİCRETİ</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/tenin-maglubiyeti-ruhun-hicreti-51</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/tenin-maglubiyeti-ruhun-hicreti-51</guid>
                <description><![CDATA[TENİN MAĞLUBİYETİ, RUHUN HİCRETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ömrü, hiç bitmeyecek sanılan gürültülü bir panayırın usulca dağılıp hakikatin o ağır sükûtuyla baş başa kalma serüvenidir. Gençlik; tenin kibirli bir narasıysa yaş almak ruhun o tavizsiz ve vakur uyanışıdır.</p>

<p>Gençliğin o delişmen çağında gözler hep uzak ufuklara, fethedilecek zirvelere ve kalabalıkların alkışına dikilmiştir. Bedenin diriliği, zihne sürekli dünyayı dize getirebileceğini fısıldar; ruh ise dışarıdan gelen o bitmek bilmeyen arzuların telaşında âdeta sağırlaşır. Her şeyin vitrinlere dönük yaşandığı bu amansız koşu, aynadaki ilk derin çizgiyle, nefeste düğümlenen o ilk yorgunlukla tökezler. Bu kırılma anı dışarıdan bedenin bir mağlubiyeti gibi algılansa da aslında insanın kendi içine doğru başlattığı o soylu hicretin ta kendisidir. Eskiden bir ceza gibi görülen, tahammül edilemeyen yalnızlık, zamanla kapısı sıkıca örtülüp sığınılan en emniyetli sığınağa dönüşür.</p>

<p>Yıllar geçtikçe bedendeki eksilmeler, ruhta devasa genişlemelere ve sarsılmaz bir idrake kapı aralar. Heveslerin o kör edici sisi dağıldığında öfkenin yerini insanın tüm zaaflarını anlayan o buruk tebessüm alır. İnsan, gençliğin o keskin, acımasız ve yargılayan köşelerini yontar; haklı çıkmanın kibirli tahtından inip, anlamanın ve affetmenin engin vadisine yerleşir. Gözün feri usulca çekilirken gönlün basireti daha önce hiç olmadığı kadar keskinleşir. Bir zamanlar isyan ettiren, uykuları bölen acılar ve hayal kırıklıkları, artık ruhun haritasını çizen, bedeli ödenmiş asil birer nişane olarak göğüste taşınmaya başlar.</p>

<p>Nihayetinde gençliğin son bulması bir tükeniş yahut matem değil, insanın kendi çıplak hakikatine kavuşma törenidir. Fırtınalarla boğuşarak yelkenlerini yıpratmış mağrur bir kalyonun, o derin ve sakin sulara ağır ağır demir atmasıdır. Yaşlılık, her şeye hükmedebilme yanılgısından kurtulup kendi hudutlarını bilmenin verdiği o eşsiz hürriyettir; tenin sahneden usulca çekilip, ruhun asıl özgürlüğünü ilan ettiği o ağırbaşlı makamdır.</p>

<p>Mehmet Öztürk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 20:18:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ahde Vefa: Verilen Sözün Psikolojik Anatomisi ve Ruh Sağlığımızdaki Rolü</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ahde-vefa-verilen-sozun-psikolojik-anatomisi-ve-ruh-sagligimizdaki-rolu-50</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ahde-vefa-verilen-sozun-psikolojik-anatomisi-ve-ruh-sagligimizdaki-rolu-50</guid>
                <description><![CDATA[Ahde Vefa: Verilen Sözün Psikolojik Anatomisi ve Ruh Sağlığımızdaki Rolü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzün hızla değişen dünyasında, birçok kavram gibi "vefa" da nasibini alıyor. "Ahde vefa" yani verilen söze sadık kalma, genellikle etik veya manevi bir sorumluluk olarak görülse de aslında insan psikolojisinin en temel ihtiyaçlarından biri olan "güven" duygusunun can damarıdır. Bir uzman gözüyle baktığımızda, ahde vefa sadece bir erdem değil; bireyin ruhsal bütünlüğünün ve toplumsal barışın en güçlü sigortasıdır.</p>

<p>​Güvenin Mimarı: Tahmin Edilebilirlik</p>

<p>​İnsan beyni, yapısı gereği belirsizlikten kaçar ve emniyette hissetmek ister. Birinin verdiği sözü tutması, sosyal çevremizi "tahmin edilebilir" kılar. Bir ebeveyn çocuğuna verdiği sözü tuttuğunda, bir iş ortağı taahhüdünü yerine getirdiğinde veya bir dost zor günde orada olduğunda; zihnimizdeki "dünya güvenli bir yerdir" şeması pekişir. Aksi durumda ise, kronik bir kaygı ve sürekli bir tetikte olma hali (hipervijilans) baş gösterir.</p>

<p>​Öz-Saygı ve Bilişsel Tutarlılık</p>

<p>​Ahde vefa sadece başkalarına karşı değil, aslında en çok kendimize karşı bir borçtur. Psikolojide "Bilişsel Çelişki" dediğimiz durum, inançlarımızla davranışlarımızın örtüşmediği anlarda ortaya çıkar. "Dürüst biriyim" deyip sözünde durmayan bir birey, içsel bir çatışma yaşar. Bu çatışma zamanla öz-saygının (self-esteem) azalmasına ve kişinin kendi gözündeki değerinin düşmesine neden olur. Kendi sözünü tutmayan kişi, farkında olmadan kendine olan güvenini de kaybeder.</p>

<p>​Vefasızlığın Psikolojik Maliyeti: "İkincil Travma"</p>

<p>​Sözlerin tutulmadığı, vefanın rafa kalktığı ilişkilerde "hayal kırıklığı" basit bir üzüntü değildir; çoğu zaman bir güven travmasıdır. Sürekli vefasızlığa uğrayan bireylerde; "benim için çaba sarf etmeye değer görmedi" düşüncesiyle gelişen değersizlik hissi, "kimseye güvenemem" diyerek sosyal izolasyona çekilme ve insan doğasına karşı aşırı şüpheci (kinizm) bir tutum gelişebilir.</p>

<p>​Sonuç ve Çarpıcı Gerçekler: Vefa, Ruhun Hafızasıdır</p>

<p>​Görüldüğü üzere ahde vefa, sadece geçmişe ödenen bir borç değil, geleceği inşa eden bir yatırımdır. Modern psikolojinin bize öğrettiği en çarpıcı gerçeklerden biri şudur: "Biz başkalarına verdiğimiz sözleri tutarken, aslında en çok kendi ruhsal sağlığımızın omurgasını dik tutarız."</p>

<p>​Vefasızlık, bir tür "karakter aşınmasıdır." Her tutulmayan söz, kişinin kendi öz-saygısından kopardığı bir parçadır. Toplumsal düzlemde ise vefa, güvenin para birimidir; bu birim değer kaybettiğinde tüm ilişkiler iflas eder.</p>

<p>​Unutmayalım ki; söz ağızdan çıkana kadar sizin esirinizdir, çıktıktan sonra ise siz onun esiri olursunuz. Ahde vefa göstermek, karşı tarafa yapılan bir iyilikten ziyade, kendi bütünlüğünüzü koruma mücadelesidir. Ruh sağlığımızı korumak istiyorsak; önce sözümüzün, sonra özümüzün arkasında durmayı bir yaşam pratiği haline getirmeliyiz.</p>

<p>​Dr. Emine Çiçek Uzm. Psk. &amp; Akademisyen</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 14:10:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZAN SOFRALARI VE SESSİZLİĞİN ÇIĞLIĞI</title>
                <category>Gülper Yılmaz</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ramazan-sofralari-ve-sessizligin-cigligi-49</link>
                <author>gulperdd@gmail.com (Gülper Yılmaz)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ramazan-sofralari-ve-sessizligin-cigligi-49</guid>
                <description><![CDATA[RAMAZAN SOFRALARI VE SESSİZLİĞİN ÇIĞLIĞI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan…</p>

<p>Adı geçtiğinde akla önce merhamet gelir, paylaşmak gelir, insan olmak gelir.</p>

<p>“Fakir fukara, garip gureba” diye başlar cümlelerimiz…</p>

<p>Bir koli erzak, bir fitre, bir zekât…</p>

<p>El uzatmanın, gönül kazanmanın ayıdır deriz.</p>

<p>Ama bir de görmezden gelinen bir Ramazan var bu topraklarda…</p>

<p>Bir yanda ihtişamlı salonlarda kurulan sofralar…</p>

<p>Kuş sütünün eksik olmadığı, israfın “ikram” diye sunulduğu masalar…</p>

<p>Diğer yanda ise o sofraların yükünü omuzlayan,</p>

<p>ama kendi evinde tencereyi kaynatamayan milyonlar…</p>

<p>İnsan sormadan edemiyor:</p>

<p>Bu lokmalar nasıl bu kadar rahat geçiyor boğazlardan?</p>

<p>Hiç mi düğümlenmiyor?</p>

<p>Bugün sokağa çıktım…</p>

<p>Saat 16.00…</p>

<p>Bir zamanlar iğne atsan yere düşmeyen pazarlar bomboştu.</p>

<p>Alışveriş merkezleri sessizdi.</p>

<p>Sanki şehir nefesini tutmuş, bir şeylerin farkında ama söyleyemiyor gibiydi.</p>

<p>Çünkü artık herkes aynı sorunun içinde sıkışmış durumda:</p>

<p>“Hangisine yetişeceğim?”</p>

<p>Gıdaya mı?</p>

<p>Kiraya mı?</p>

<p>Faturaya mı?</p>

<p>Yoksa çocuğumun okul masrafına mı?</p>

<p>Cevap yok.</p>

<p>Çünkü hiçbirine tam anlamıyla yetişilemiyor.</p>

<p>Kredi kartları dönüyor, krediler çekiliyor…</p>

<p>Bir borç bitmeden diğeri başlıyor.</p>

<p>İnsanlar artık yaşamıyor; sadece ayakta kalmaya çalışıyor.</p>

<p>Pazara bakıyorsun…</p>

<p>Bir dolmalık biber olmuş lüks.</p>

<p>Patlıcan, kabak neredeyse yarış halinde.</p>

<p>Eskiden fakirin yemeği olan sebze bile artık sofraya zor giriyor.</p>

<p>Şimdi soruyorum:</p>

<p>Bu tencerede ne kaynayacak?</p>

<p>Bu çocuklar ne yiyecek?</p>

<p>Bayram yaklaşıyor…</p>

<p>Ama hangi evde bayram sevinci var?</p>

<p>Hangi çocuk yeni bir kıyafet hayali kurabiliyor?</p>

<p>Bir annenin, bir babanın içine oturan o çaresizliği kim görüyor?</p>

<p>Biz hâlâ büyük sofraları konuşurken,</p>

<p>küçük evlerde büyük sessizlikler yaşanıyor.</p>

<p>Bu bir yoksulluk hikâyesi değil artık…</p>

<p>Bu, görmezden gelinen bir çöküşün hikâyesi.</p>

<p>Sessiz…</p>

<p>Derin…</p>

<p>Ve tehlikeli…</p>

<p>Çünkü bir toplum, umutla değil de çaresizlikle yaşamaya başlarsa</p>

<p>orada sadece ekonomi değil, vicdan da çöker.</p>

<p>Belki de en acısı şu:</p>

<p>Herkes görüyor…</p>

<p>Ama kimse gerçekten görmek istemiyor.</p>

<p>Uyanır mıyız?</p>

<p>Bilmiyorum…</p>

<p>Ama bildiğim bir şey var:</p>

<p>Bu sessizlik büyürse,</p>

<p>yarın konuşacak bir vicdan da kalmayacak.</p>

<p>Sevgi ile kalın&nbsp;</p>

<p>Gülper YILMAZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 00:14:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/gulper-yilmaz-1773250900.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖZE İŞLENEN MÜHRÜ BİLEMEK</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/oze-islenen-muhru-bilemek-48</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/oze-islenen-muhru-bilemek-48</guid>
                <description><![CDATA[ÖZE İŞLENEN MÜHRÜ BİLEMEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Şiir, sonradan giyilebilen ipek bir gömlek midir, yoksa doğuştan insanın göğsüne kazınmış sızılı bir mühür mü?</p>

<p>Asırlardır edebiyatın dehlizlerinde yankılanan bu soru, aslında insanın kendi hakikatiyle yüzleşme serüvenidir. Eşyaya, kâinata ve insana bakarken herkesin gördüğünün ötesindeki o ince sızıyı hissetmek, sonradan öğrenilecek bir zanaat değildir. Bir yaprağın dalından kopuşundaki o sessiz vedayı duymak, yağan yağmurda toprağın anlattığı asırlık masalları işitmek, insanın ta özüne atılmış ilahi bir düğümdür. Şair, dünyaya bu düğümle, göğsündeki bu ağır mühürle gelir. İçindeki ateş, ona hiçbir mektepte öğretilmemiş bir hüznün eseridir.</p>

<p>Ancak her yangın etrafını aydınlatmaz; bazısı sadece düştüğü yeri kül eder. İşte kalemin asil cehdi, tam da bu külün içinde başlar. Özündeki o silinmez mühür, şaire ne hissedeceğini fısıldar; fakat o hissi bir heykeltıraş sabrıyla yontmak, mermerin içindeki asıl silüeti bulup çıkarmak kalemin işçiliğidir. Yazmak, sızıyı kâğıda damlatırken o damlayı bir pırlanta gibi sabırla işleme sanatıdır. İlhamın o vahşi rüzgârı göğse çarptığında, kelimeleri ehlileştirmek ve doğru heceyi bulana dek uykusuz gecelerin koynunda nöbet tutmak gerekir. Kalem, kâğıdın örsünde dövülmeden keskinleşmez. Yazdıkça, karaladıkça, harflerin kanayan ruhuna dokundukça o ham demir, hakikati ortadan ikiye yaran keskin bir kılıca dönüşür.</p>

<p>Mühürsüz bir kalem, ne kadar yontulursa yontulsun sadece süslü bir kelime yığını üretir. Ruhu olmayan, ahenge hapsolmuş buz gibi metinler doğurur. Buna karşılık, kalemi bilemeyen bir mühür sahibi de içindeki o koca deryayı çorak topraklarda dilsiz bırakarak ziyan eder. Şiir, bu iki gücün muazzam ve sancılı evliliğidir. Göğüsteki mühür derttir; bilenen kalem ise o derdin asırlara okunan onurlu feryadı.</p>

<p>Hâsılıkelam; şiir, insanın ta özüne işlenmiş silinmez bir mühürdür. Lakin bu mühür, ancak acıyla, sabırla ve tecrübeyle bilendikçe ustalaşan bir kalemin ucunda o ihtişamlı hakikatine kavuşur. Tohum toprağın altındadır, evet; ama onu koca bir çınara dönüştüren, kalemin gökyüzüne doğru uzanan o bitmek bilmeyen sabrıdır.</p>

<p>Mehmet Öztürk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 16:59:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zihinsel Restorasyon: Öz-Yeniden İnşa Sürecinde Pomodoro Tekniği</title>
                <category>Emine Çiçek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/zihinsel-restorasyon-oz-yeniden-insa-surecinde-pomodoro-teknigi-47</link>
                <author>ecicekgib@gmail.com (Emine Çiçek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/zihinsel-restorasyon-oz-yeniden-insa-surecinde-pomodoro-teknigi-47</guid>
                <description><![CDATA[Zihinsel Restorasyon: Öz-Yeniden İnşa Sürecinde Pomodoro Tekniği]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hayat bazen beklenmedik fırtınalarla gelir ve bizi olduğumuz yere sabitler. Bu anlarda kendimizi toplama süreci, yani "Öz-Yeniden İnşa", sadece büyük kararlarla değil, gündelik hayatın en küçük yapı taşlarını nasıl dizdiğimizle ilgilidir. Klinik bir perspektifle baktığımızda, psikolojik dayanıklılığın (resilience) anahtarı, kaosu yönetilebilir parçalara bölme becerimizde saklıdır.<br />
​İşte tam bu noktada, bir mutfak zamanlayıcısından doğan Pomodoro Tekniği, basit bir zaman yönetim aracından öte, zihinsel bir rehabilitasyon disiplinine dönüşür.<br />
​Parçalara Bölmek: Kaostan Kontrole<br />
​Büyük bir travma, yoğun bir çalışma dönemi veya tükenmişlik hissi içindeyken, önümüzdeki görevler devasa birer dağ gibi görünebilir. Bu "bütüncül kaygı", kişiyi felç eder ve erteleme döngüsüne hapseder. Pomodoro Tekniği’nin sunduğu 25 dakikalık sınırlar, zihne şu mesajı fısıldar: "Tüm dağı tırmanmana gerek yok, sadece önündeki 25 adımı at." Bu, öz-yeniden inşa sürecinin ilk kuralıdır: Mikro-başarılar inşa etmek. Her tamamlanan 25 dakika, benlik saygısına konulan küçük bir tuğladır.<br />
​Bilişsel Esneklik ve Mola Hijyeni<br />
​Psikolojik dayanıklılık, sadece "dayanmak" değil, aynı zamanda "esnemek" ve "yenilenmektir". Hiç durmadan çalışan bir zihin esnekliğini kaybeder ve kırılır. Pomodoro döngüsündeki o 5 dakikalık zorunlu molalar, zihinsel bir "nefes alanı" yaratır. Öz-yeniden inşa sürecinde olan birey için bu molalar; bir öz-şefkat pratiğidir. 25 dakika boyunca zihinsel enerjisini bir amaca kanalize eden birey, 5 dakika boyunca kendine dönme, derin bir nefes alma veya sadece "durma" hakkını tanır. Bu ritim, sinir sistemini regüle ederek kronik stresin yıkıcı etkilerini minimize eder.<br />
​Bilimsel Perspektif: Nörobilişsel Temeller ve Homeostazi<br />
​Bilimsel bir yaklaşımla ele aldığımızda, Pomodoro Tekniği'nin başarısı rastlantısal değildir; beynin "Dikkatli Odaklanma" (Task-Positive Network) ve "Varsayılan Mod Şebekesi" (Default Mode Network) arasındaki dengeyi optimize etmesine dayanır. Sürekli uyarılma hali, kortizol seviyelerini yükselterek prefrontal korteksin işlevselliğini azaltır. Düzenli mola döngüleri, beynin homeostaziye (iç dengeye) dönmesine olanak tanıyarak bilişsel kaynakların tükenmesini engeller. Psikolojik dayanıklılık literatüründe "periodik toparlanma" olarak adlandırılan bu süreç, sinir sisteminin sempatik aktiviteden parasempatik aktiviteye (dinlen ve onar) geçişini kolaylaştırır.<br />
​Sonuç: Zihinsel Restorasyonun Sürdürülebilir Gücü<br />
​Öz-yeniden inşa süreci, yalnızca geçmişin küllerinden doğmak değil, aynı zamanda nöral devrelerin yeni deneyimlerle yeniden şekillendiği nöroplastisite temelli bir yolculuktur. Bu yolculukta Pomodoro Tekniği, zihne ihtiyaç duyduğu düzenli ritmi, disiplini ve en önemlisi "onarım vaktini" sağlayan bilimsel bir köprüdür.<br />
​Klinik tecrübelerimiz göstermektedir ki; psikolojik dayanıklılık, her darbede daha sert bir kabuk örmek değil, esneyebilme ve parçaları anlamlı bir bütün halinde yeniden birleştirebilme becerisidir. 25 dakikalık odaklanma süreleri bize irademizi yönetmeyi öğretirken, 5 dakikalık molalar bize öz-şefkati ve durabilmenin gücünü hatırlatır. Hayatımızı kolaylaştırmak ve zihinsel restorasyonumuzu tamamlamak, dış dünyadaki kaosu durdurmakla değil, iç dünyamızdaki ritmi yeniden bulmakla mümkündür.<br />
​Unutmayın; en büyük yapılar bile tek bir tuğlanın, doğru yere, doğru zamanda ve sabırla konulmasıyla yükselir. Zamanı değil, zihninizi yönettiğinizde; hayatın fırtınaları sizi sabitlemek yerine, yeni limanlara taşıyan bir rüzgara dönüşecektir.<br />
​Dr. Emine Çiçek<br />
Akademisyen &amp; Klinik Psikolog</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 16:37:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2026/03/emine-cicek-1773251021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşk ve Yalnızlık</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ask-ve-yalnizlik-46</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ask-ve-yalnizlik-46</guid>
                <description><![CDATA[Aşk ve Yalnızlık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">İnsan en çok severken yalnız kalır,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Kalabalıkların ortasında bile sessizlik sarar içini…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir zamanlar gülüşüne sığınırken,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Şimdi yokluğunun gölgesinde üşür yüreği.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Aşk, bazen bir liman sanılır,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Oysa çoğu kez fırtınanın ta kendisidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir kalpte filizlenir, iki kişilik başlar,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Ama çoğu zaman birine yalnızlık kalır.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Dedim ya hani,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Yalnızlık Tanrı’nın bana verdiği armağan,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Senin sustuğun yerde ben içimden konuştum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir mezarın başında haykıramasam da,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Geceleri rüyalarımda sana ağladım.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Sevdan, içimi usulca değil,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir mızrak gibi deldi geçti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Suçum sadece sana gelmekti,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Keşke o yol hiç bitmeseydi…</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Aşk, giderken ardında bir iz bırakır,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Yalnızlık ise sessizce o izi sahiplenir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Birinde yanarsın, diğerinde küle dönersin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Ve sonunda anlar insan:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">En büyük aşk, bazen en derin yalnızlıktır…</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:40:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessiz Sevda</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-sevda-45</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sessiz-sevda-45</guid>
                <description><![CDATA[Sessiz Sevda]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geceye yazdım sevdamı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yıldızlar şahidim, sen bilme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bilsen ne değişir ki hayatımda </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Acılarımı dindirebilir mi göğsün </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sevdan kadar acılarım </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Acılarım hiç geçsin istemiyorum ki </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Varlığın da yokluğun da bir benim için </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ezberlemişim her hâlinle seni </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Karanlık gecelere sığındım</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Varlığının ışığı;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gölge düşürmez yüreğime </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İnan ki mutluyum böyle </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Varlığın da yokluğun da bir benim için</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:38:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAHİPSİZ MISRALAR</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/sahipsiz-misralar-44</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/sahipsiz-misralar-44</guid>
                <description><![CDATA[SAHİPSİZ MISRALAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gidişinle kaybettim mısraları,<br />
Yokluğunla karardı mürekkebim.<br />
Gözlerinde unuttum sözlerimi;<br />
Bırak beni artık… ne olur bırak beni.</p>

<p>En derin şiirlerim sensiz doğdu,<br />
Her biri farklı, fakat sen hep aynı,<br />
Sadece sana gelemeyişim…<br />
Ve senden hiç gidemeyişim.</p>

<p>Gidişini bin yılda yazdım,<br />
Sen bilmeden… senden habersiz.<br />
Hiç utanmadım, gecelerce ağladım,<br />
Sen bilmeden… senden habersiz.</p>

<p>Şimdi mısralarım bir bir susar oldu,<br />
Mürekkebim gözyaşıyla dolar oldu.<br />
Hasretin içimi değil, ciğerimi kavurdu…<br />
Söyle artık; neydi bizi yok eden, ne oldu?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 22:13:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kontrollü Ateş mi, Kaçınılmaz Yayılma mı? ABD-İran-İsrail Savaşına Dair Notlar</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kontrollu-ates-mi-kacinilmaz-yayilma-mi-abd-iran-israil-savasina-dair-notlar-43</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kontrollu-ates-mi-kacinilmaz-yayilma-mi-abd-iran-israil-savasina-dair-notlar-43</guid>
                <description><![CDATA[Kontrollü Ateş mi, Kaçınılmaz Yayılma mı? ABD-İran-İsrail Savaşına Dair Notlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ortadoğu, alışıldık kriz başlıklarının ötesine geçen bir eşikten geçiyor. ABD, İran ve İsrail arasında yaşanan son askeri gelişmeler artık “gerilim” kelimesiyle açıklanamayacak bir noktada. Sahada fiili çatışma var; fakat bu çatışma, klasik savaş tanımlarına da tam olarak uymuyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün tanık olduğumuz tablo, tarafların gücünü göstermek istediği ama bedelini büyütmekten kaçındığı bir <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">kontrollü ateş</span></strong> hali. Hava saldırıları, füze atışları ve stratejik hedeflere yönelik operasyonlar, askeri kapasitenin sergilendiği bir mesajlaşma biçimi olarak öne çıkıyor. Kara unsurlarının devreye sokulmaması, savaşın bilinçli şekilde belli bir eşiğin altında tutulduğunu düşündürüyor. Ancak tarihin bize öğrettiği bir gerçek varsa, o da böylesi “kontrollü” çatışmaların her zaman kontrol altında kalmadığıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu savaşın en kritik yönü, tarafların niyetlerinden çok <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">hesap hatalarına açık olması</span></strong>. İran açısından mesele, yalnızca askeri bir karşılık değil; caydırıcılığın korunması ve iç kamuoyuna verilen mesajdır. İsrail için güvenlik algısı, tehditleri sınırlarının dışında bastırma refleksiyle şekilleniyor. ABD ise doğrudan taraf olmasına rağmen, savaşın maliyetini büyütmeden stratejik üstünlüğünü koruma arayışında.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sorulması gereken temel soru şu: Bu denge ne kadar sürdürülebilir?<br />
Cevap, sahadaki askeri gelişmelerden çok, ekonomik ve siyasi baskılarda gizli. Enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, ticaret yollarındaki riskler ve küresel ekonomide artan belirsizlik, bu savaşın yalnızca bölge ülkelerini değil, tüm dünyayı etkilediğini gösteriyor. Bu da uluslararası toplumun, sessiz kalmak yerine baskıyı artırmasına neden oluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Önümüzde üç olası yol var. Birincisi, çatışmanın belirli bir süre daha bu düzeyde devam edip, ardından fiilen dondurulması. İkincisi, bölgesel aktörlerin devreye girmesiyle savaşın genişlemesi ve çok cepheli bir hale dönüşmesi. Üçüncüsü ise taraflardan birinin ciddi bir kayıp yaşamasıyla dengelerin tamamen bozulması. En riskli olan da bu son senaryo.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Burada altı çizilmesi gereken nokta, savaşın kazananının olmayacağı gerçeği. Taraflar askeri başarılar elde edebilir, ancak ekonomik yıpranma, siyasi yalnızlaşma ve toplumsal maliyetler uzun vadede herkes için kayıp anlamına gelir. Bu nedenle bugün yaşananlar, bir güç gösterisinden çok, <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">zararı sınırlama mücadelesi</span></strong> olarak okunmalı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sonuç olarak, ABD-İran-İsrail hattında yaşananlar bize şunu söylüyor: Dünya yeni bir büyük savaşın eşiğinde değil belki, ama büyük bir belirsizliğin tam ortasında. Bu belirsizlik, tek bir yanlış kararın ya da yanlış yorumun, kontrollü ateşi bir anda kontrolsüz bir yangına çevirebileceği kadar kırılgan. Tarih, böyle dönemlerde sakinliğin değil, aklın ve sağduyunun belirleyici olduğunu defalarca gösterdi. Bugün de ihtiyaç duyulan tam olarak bu.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 14:35:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çevre Bilinci Geleceğe Bıraktığımız En Büyük Miras</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/cevre-bilinci-gelecege-biraktigimiz-en-buyuk-miras-42</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/cevre-bilinci-gelecege-biraktigimiz-en-buyuk-miras-42</guid>
                <description><![CDATA[Çevre Bilinci Geleceğe Bıraktığımız En Büyük Miras]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde doğa ile kurduğumuz ilişki bugünkü kadar kritik bir noktaya ulaşmamıştır. Bilinçsiz tüketim alışkanlıkları ve doğal kaynakların hoyratça kullanılması çevre sorunlarını her geçen gün daha görünür hale getirmektedir. İklim değişikliği su kaynaklarının azalması hava kirliliği ve biyolojik çeşitliliğin yok olması gibi sorunlar artık sadece bilim insanlarının konuştuğu konular değil günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Bu nedenle çevre bilinci artık bir tercih değil gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmenin temel şartı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çevre bilincinin kazanılmasında eğitimin rolü son derece önem arz etmektedir. Çünkü doğaya saygı duyan bireyler kendiliğinden yetişmez bu bilinç küçük yaşlardan itibaren verilen eğitimle gelişir. Çocuklar çevreyi sadece kitaplardan öğrenmek yerine yaşayarak tanımalı toprağa dokunmalı bir ağacın büyümesini izlemeli ve doğanın bir parçası olduklarını hissetmelidir. Okullarda verilen çevre eğitimi yalnızca teorik bilgilerden ibaret kaldığında kalıcı bir etki oluşturmaz ancak günlük yaşamla ilişkilendirilen uygulamalar öğrencilerin davranışlarını değiştirebilir. Örneğin gereksiz yere yanan bir lambanın kapatılması kullanılmayan musluğun kapatılması ya da atıkların ayrıştırılması gibi küçük görünen davranışlar aslında büyük bir bilincin göstergesidir. Çevre bilinci aynı zamanda sorumluluk bilincidir. İnsan doğaya hükmeden değil onunla birlikte yaşayan bir varlıktır. Doğanın dengesi bozulduğunda bundan en çok etkilenen yine insanın kendisi olacaktır. Bu nedenle çevreyi korumak yalnızca doğaya yapılan bir iyilik değil insanın kendi geleceğini korumasıdır. Bugün yere atılan bir plastik parçası yıllarca doğada kalmakta toprağı ve suyu kirletmekte canlıların yaşamını tehdit etmektedir. Oysa aynı plastik doğru şekilde geri dönüştürüldüğünde yeniden kullanılabilir bir kaynağa dönüşebilir. Bu noktada çevre eğitimi bireylere yalnızca bilgi kazandırmakla kalmamalı aynı zamanda alışkanlık haline dönüşütürebilmelidir. Çünkü çevreye duyarlı davranışlar ancak günlük yaşamın doğal bir parçası haline geldiğinde gerçek anlamda etkili olabilir. Ailelerin öğretmenlerin ve toplumun tüm kesimlerinin çevre konusunda ortak bir bilinç oluşturması gerekmektedir. Çocuklar büyüklerin davranışlarını örnek alarak öğrenirler çevreye saygı gösteren yetişkinler çevreye saygılı bireylerin yetişmesine katkı sağlar. Bugünün çocukları yarının karar vericileri olacaktır ve onların doğaya bakış açısı geleceğin dünyasını şekillendirecektir. Bu nedenle çevre bilinci yalnızca bir ders konusu değil hayatın her alanında yer alması gereken bir değer olarak görülmelidir. Unutmamak gerekir ki doğa bize atalarımızdan miras kalmadı onu çocuklarımızdan ödünç aldık ve bu emaneti korumak hepimizin sorumluluğudur.</p>

<p>Doğayı korumak sorumluluğumuzdur&nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Cem Fatih AYYÜREK&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 20:16:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 ŞUBAT ZULMÜ: BAŞÖRTÜ ALTINDAKİ GÖK KUBBE</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/28-subat-zulmu-basortu-altindaki-gok-kubbe-41</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/28-subat-zulmu-basortu-altindaki-gok-kubbe-41</guid>
                <description><![CDATA[28 ŞUBAT ZULMÜ: BAŞÖRTÜ ALTINDAKİ GÖK KUBBE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zamanın bazı durakları vardır; takvimden koparılıp atıldığında bile kanamaya devam eder. Şubat’ın o meşhur yirmi sekizi, bizim için sadece soğuk bir kış gününün bitişi değil, bir inancın göğsüne saplanan post-modern bir paslı hançerdir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>"Post-modern" dediler adına. Çizmelerini göstermeden ruhları çiğnemenin, namluları doğrultmadan kalpleri kurşuna dizmenin o en riyakâr, en sinsi lügatiydi bu. Biz, o tankların Sincan sokaklarında gövde gösterisi yaptığı, inancın üzerine karabasan gibi çöküldüğü o günlerde henüz yeryüzüne inmemiştik. Kendi takvimimizde henüz o ayaza doğmamıştık. Fakat o kışın dondurucu soğuğunu, annelerimizin yutkunurken boğazında düğümlenen o derin sızıdan, ablalarımızın üniversite kapılarında boynu bükük bırakılmış, merhametsizce çalınmış gençliklerinden devraldık.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Acı, kan yoluyla değil, sükût ve gözyaşıyla geçer nesilden nesile. Biz, o utanç verici "ikna odalarının" soğuk duvarlarında yankılanan o haysiyetli suskunluğu miras aldık.</p>

<p>Mesele hiçbir zaman bir metrekarelik bir kumaş parçası olmadı. İnsanoğlunun o bitmek bilmeyen seküler kibri, kâinatın sahibine olan o mutlak teslimiyeti hiçbir zaman hazmedemedi. Başörtüsü, onların o cilalı, o batı hayranı sahte dünyalarında, sistemin paslı çarklarına takılan ilahi bir "ayet" idi. Bir kadının başındaki o örtü; yeryüzünün bütün ideolojilerine, bütün sahte putlarına ve zorba nizamlarına karşı çekilmiş en asil isyan bayrağıydı. Onlar, o örtüyü çekip alırken sadece saçları değil, bir neslin şerefini, kimliğini ve Allah’a olan o köklü sadakatini omuzlarından soymak istediler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Üniversite kapılarına turnikeler değil, modern engizisyonlar kurdular. Gencecik kızları, zihinlerindeki o karanlık, o faşist giyotine sürdüler. Ya inancından vazgeçecek ya da hayallerinden vazgeçecektin. Fakat o sahte ilahların unuttuğu bir şey vardı: İnancı uğruna dünyayı elinin tersiyle iten bir yüreği, dünyalık hiçbir unvanla, hiçbir diplomayla korkutamazsınız.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>"Bin yıl sürecek" dediler o karanlığa. Ne büyük bir firavun kibri, ne devasa bir ahmaklık! Toprağın altına gömüp üzerini betonla kapattıklarını sandıkları o tohumun, karanlıkta daha da derin bir kök saldığını göremediler. Kelimelerin namusunu, inancın o sarsılmaz vakarını tank paletleriyle ezebileceklerini, dindarı kendi yurdunda parya edebileceklerini sandılar.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bugün, o üniversite kapılarının ardında dökülen her bir damla gözyaşı, göğsümüzde aşılmaz bir Kafdağı'na dönüştü. Şubat’ın o ayazı bitti, postalların o çamurlu izi silindi ama o gün o kapılarda duran yiğit kadınların, inancından zerre taviz vermeyen o muazzam direnişin hatırası, kâinatın sırtına silinmez bir destan olarak yazıldı.</p>

<p>Bizler, bu çağın muhafazakâr gençleri olarak o paslı giyotinin altında başını dimdik tutanların çocuklarıyız. O gün o çelik kapıların önünde lügatlerini kurban edip susarak direnenlerin, bugün her masada, her kürsüde sarsılmaz bir imanla konuşan varisleriyiz.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Onlar bizi kendi tarihimizden, kendi özümüzden uzaklaştırmak için o "bin yıllık" faturayı kestiler ama biz o faturayı, ecdadın duasıyla yırttık.</p>

<p>Çünkü kâinatın terazisi hiçbir zaman şaşmaz. Ve zulüm, ne kadar "post-modern", ne kadar kurumsal olursa olsun, hakikatin o sade, o çıplak ve o sarsılmaz sinesine çarpıp paramparça olmaya mahkûmdur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Mehmet Öztürk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 20:08:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aileden Kültüre Uzanan Toplumsal Çözülme</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/aileden-kulture-uzanan-toplumsal-cozulme-40</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/aileden-kulture-uzanan-toplumsal-cozulme-40</guid>
                <description><![CDATA[Aileden Kültüre Uzanan Toplumsal Çözülme]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Toplumsal çürüme, bir günde ortaya çıkan bir felaket değildir. Ne ani bir patlamayla kendini belli eder ne de tek bir olayla fark edilir. O, yavaş ilerleyen bir alışkanlık gibidir; önce önemsemediğimiz, sonra kabullendiğimiz ve en sonunda normal sandığımız bir çözülme hâlidir. Bu çözülme bireyin iç dünyasında başlar, aileye sirayet eder, sosyal çevrede görünür olur ve nihayetinde kültürel kimliğin aşınmasıyla toplumsal bir yara hâline gelir. Bugün birbirinden kopuk sandığımız pek çok sorun, aslında aynı zincirin farklı halkalarıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu zincirin ilk halkası <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">aile içi iletişimdir</span></strong>. Aile, insanın dünyaya açılan ilk penceresidir. Orada öğrenilen dil, yalnızca kelimelerden ibaret değildir; sevmenin, sabretmenin, tartışmanın ve susmanın da biçimidir. Ancak modern hayatın hızı, aileyi birlikte yaşayan ama birlikte hissetmeyen bireyler topluluğuna dönüştürdü. Aynı sofrada oturuluyor ama aynı duyguda buluşulamıyor. Konuşmalar derinlikten uzak, dinlemeler aceleci, anlamalar yüzeysel. Anlatmak isteyen susturuluyor, anlaşılmak isteyen yargılanıyor. Böylece aile, güven veren bir sığınak olmaktan çıkıp, sessizliğin hüküm sürdüğü bir mekâna dönüşüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aile içinde kurulamayan bu bağ, doğal olarak <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">sosyal çevreye</span></strong> taşınıyor. İnsan evde ne öğrendiyse, dışarıda onu tekrar ediyor. Dinlenmeyen birey, dinlemeyi öğrenemiyor; anlaşılmayan insan, anlamaya çaba göstermiyor. Sosyal ilişkiler çoğalıyor ama derinlik azalıyor. Kalabalıklar artıyor, yalnızlık büyüyor. Empati zayıflık sanılıyor, anlayış gereksiz bir yavaşlama gibi görülüyor. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten duymuyor. Bu hâl, toplumsal bağları güçlendirmek yerine gevşetiyor; güvenin azaldığı yerde samimiyet, samimiyetin olmadığı yerde ortak değerler tutunamıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tam bu noktada <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">teknoloji</span></strong>, bu sürecin hem sebebi hem de hızlandırıcısı olarak hayatın merkezine yerleşiyor. Aslında kolaylaştırmak için var olan teknoloji, zamanla kaçış alanına dönüşüyor. Aile içinde konuşulamayan duygular ekranlara emanet ediliyor; sosyal çevrede kurulamayan bağlar sanal onaylarla telafi edilmeye çalışılıyor. Aynı evin içinde birbirine dokunamayan bireyler, uzaklardaki yabancılarla sürekli temas hâlinde oluyor. Çocuklar rol modeli olarak anne-babayı değil, ekranı izliyor; değerler sohbetle değil, algoritmalarla öğreniliyor. Teknoloji arttıkça temas azalıyor; temas azaldıkça bağlar zayıflıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu zayıflama yalnızca ilişkilerle sınırlı kalmıyor, zamanla <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">kültürel kimliğe</span></strong> de yansıyor. Aileden ve sosyal çevreden yeterince beslenemeyen birey, kimliğini dışarıdan hazır kalıplarla doldurmaya çalışıyor. İşte bu noktada bilinçsiz bir <strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Batı hayranlığı</span></strong> ortaya çıkıyor. Batı’yı anlamaya çalışmadan, kendi toplumsal yapımızla kıyaslamadan, yalnızca taklit ederek ilerlediğimizi sanıyoruz. Kendi kültürümüzü eksik, yetersiz ya da geri görürken; başkasının değerlerini sorgusuzca üstün kabul ediyoruz. Oysa ilerlemek, kökleri inkâr etmek değildir. Köklerinden kopan bir toplum yükselmez; yalnızca savrulur.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bütün bu süreçlerin ortak noktası şudur: İnsan, zamanla neyi kaybettiğini değil; neye alıştığını fark edemez hâle gelir. Sessizlik normalleşir, yüzeysellik olağanlaşır, yabancılaşma sıradanlaşır. Ve belki de asıl tehlike burada başlar. Çünkü insan, bozulan düzeni uzaktan eleştirirken kendi payını görmezden gelir. Sorun hep başkalarındadır; ailede, toplumda, sistemde… Ama bireyin kendisi, bu hikâyenin dışında kalır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belki de sorulması gereken soru şudur: Bu çözülmeyi kim durduracak? Bir yasa mı, bir kurum mu, bir teknoloji mi? Yoksa herkesin cevaplamaktan kaçındığı o daha zor ihtimal mi… Kendine dönüp bakmak. Çünkü aile içinde susulan her duygu, sosyal hayatta sert bir cümleye dönüşür. Ekranlara bırakılan her boşluk, kimlikte bir eksiklik olarak geri döner. Sorgulanmadan benimsenen her değer, köklerde biraz daha aşınma yaratır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Cevaplar hazır değildir. Zaten hazır cevaplar, bu çürümenin en güvenli sığınağıdır. Asıl mesele, soruyu canlı tutabilmektir. Ne zaman dinlemeyi bıraktık? Ne zaman konuşmayı erteledik? Ne zaman hız uğruna anlamdan vazgeçtik? Ve belki de en zor soru: Bu gidişatta benim payım nerede?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belki değişim, büyük sözlerle değil; insanın bir an durup alıştığı hayatı yeniden düşünmesiyle başlar. Çünkü düşünmek rahatsız eder. Ama bazen bir toplumu ayakta tutan tek şey, tam da bu rahatsızlıktır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 22:33:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>O Eski İstanbul Yok Artık</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/o-eski-istanbul-yok-artik-39</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/o-eski-istanbul-yok-artik-39</guid>
                <description><![CDATA[O Eski İstanbul Yok Artık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">İstanbul… Ah, o eski İstanbul yok artık,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Mezar taşları susarken ölüler çığlık atar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Minarelerden sela yükselir,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Köpekler gecenin sessizliğinde ulur,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Kargalar, karanlıkta leş yer…</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Aç ve yoksul halkım,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Feryadı semaya yükselir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir vakitler göz kamaştıran bu şehir,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Şimdi hüzünle örülü bir sessizliğe bürünmüş.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Şairler sisin ardında kaybolmuş,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Evlerde Tanzimat’tan bihaber yankılar…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Ülkem yozlaşmış, değerler yitip gitmiş.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Yoksul halkım hâlâ “heyhat” diye inler,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Bir zamanlar şansı olan bu şehir,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">Şimdi yalnızca yankılarını taşır.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">İstanbul…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:&quot;.AppleSystemUIFont&quot;,&quot;serif&quot;"><span style="font-family:UICTFontTextStyleBody,&quot;serif&quot;">O eski İstanbul yok artık.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:26:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PASLI BİR İNZİVA</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/pasli-bir-inziva-38</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/pasli-bir-inziva-38</guid>
                <description><![CDATA[PASLI BİR İNZİVA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlığı bir eksiklik, köşe bucak kaçılması gereken bir veba gibi yutturmaya çalışıyor bize modern çağ. Herkesin herkesle sürekli "bağlantıda" olduğu, ekranların hiç susmadığı, vitrinlerin ve sokakların avaz avaz bağırdığı bu yeryüzü panayırında; insan aslında en çok kendine sağır, en çok kendine yabancı. Oysa yalnızlık, etrafında etten kemikten bedenlerin olmaması demek değildir. Yalnızlık; senin dilinden anlayan o kadim lügatın, bu gürültülü pazarda çoktan tedavülden kalkmış olmasıdır. Binlerce insanın ortasında dururken bile göğüs kafesinin içindeki o sessiz çığlığı kimsenin duymamasıdır.</p>

<p>Çoğu zaman kalabalıklardan geri adım atışımızı bir "yenilgi" sanırlar. Bir köşeye çekilip çayımızı kendi başımıza yudumlamamızı, yüzümüzdeki o terbiyeli ve soğuk sükûtu bir tükeniş olarak okurlar. Bilmezler... Bizim yalnızlığımız bir kaçış değil; edepten doğan bir ihtilaldir. İnsan, en kıymetli hazinesini ulu orta saçmaktan hayâ eder. Biz de kelimelerimizi ucuzlatmamak, içimizdeki o harlı yangını bu panayır yerinde meze yapmamak için o soylu sürgünü seçeriz. Çünkü anlaşılmak uğruna kalıplara girmektense kendi uçurumunun kenarında vakurca dikilmek evlâdır.</p>

<p>İnsan, ancak kendi boşluğuna düştüğünde kâinatın asıl sesini duyar. Dağlar neden yalnızdır bilir misiniz? Heybetinden... Kendi yükünü kendi omuzlayan, başkasının gölgesine sığınmayı zül sayan her dağ, gökyüzüne tek başına başkaldırır. Yalnızlık, insanın kendi içinde kurduğu o manevi kaledir. Oraya sahte gülüşler, menfaat hesapları, o nizami ve ütülü yalanlar giremez. Orada sadece sen, kabuk tutmayan o derin kederin ve yeryüzüne sığdıramadığın o kocaman kalbin vardır.</p>

<p>Hele ki aşk bahsine gelince yalnızlığın rengi daha da koyulaşır. İnsan, en onulmaz yalnızlığını, terk edildiğinde değil; yan yana durduğu hâlde sevdasını dünyanın o sığ kalıplarına sığdıramadığında yaşar. Bazen bir kalbe o kadar ağır gelirsin ki o sevda incinmesin, o kirli çarkın içinde öğütülmesin diye bilerek ve isteyerek geriye çekilirsin. Aşktaki yalnızlık, sevilenin yokluğundan ziyade, onu korumak için örülen o "edep" duvarının ardında tek başına kanamaya rıza göstermektir. Sevdiğinin canı yanmasın, o nizamı bozulmasın diye kendi cehenneminde kilitli kalmaktır. Bir nefes kadar yakınken, sırf kelimeler onu üşütmesin diye avazı çıktığı kadar susmanın adıdır yalnızlık.</p>

<p>Bizi ıssızlıkla korkutanlar, aslında kendi içlerindeki o ıssız odadan kaçanlardır. Kendi yüzleriyle baş başa kalmaktan korktukları için kalabalıkların o sağır edici gürültüsüne sığınırlar. Biz ise o odaya kendi rızamızla girer, namluları kendimize çevirir ve kendi külümüzden kendi ateşimizi harlarız. Bir başkasının onayına, alkışına veya sahte bir "nasılsın" sorusuna ihtiyaç duymadan kanamayı öğrenmek, insanın yeryüzündeki en çetin sınavıdır.</p>

<p>Bırakın; sokaklar onların, bitmek bilmeyen o sahte meclisler onların olsun. Biz bu dünyaya, herkesin geçtiği o aşınmış yollardan yürümeye değil, kendi patikamızda kaybolmaya geldik. Bize, kimsenin ayak basmadığı o "kendi" coğrafyamızın haysiyetli sessizliği yeter.</p>

<p>Mehmet Öztürk ( Asabe )</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:19:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlkokulda Davranışların Ardındaki Sessiz Mesajlar</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ilkokulda-davranislarin-ardindaki-sessiz-mesajlar-37</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ilkokulda-davranislarin-ardindaki-sessiz-mesajlar-37</guid>
                <description><![CDATA[İlkokulda Davranışların Ardındaki Sessiz Mesajlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İlkokul çağındaki öğrenciler dünyayı keşfetmeye çalışan küçük araştırmacılardır. Bu süreçte sergiledikleri davranışlar çoğu zaman onların kendilerini ifade etme biçimidir. Derste sürekli konuşan bir çocuk belki dikkat çekmek istiyordur ödev yapmayan bir öğrenci özgüven eksikliği yaşıyor olabilir arkadaşlarıyla sık sık tartışan bir çocuk ise duygularını nasıl yöneteceğini henüz öğrenememiştir. Öğretmenin görevi davranışı sadece düzeltmek değil davranışın arkasındaki ihtiyacı görebilmektir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sınıfta gözlemlediğim en önemli gerçeklerden biri şudur. Her çocuk aynı hızda büyümez aynı şekilde öğrenmez ve aynı yöntemlerle motive olmaz. Bu nedenle ilkokulda davranış yönetimi kurallardan çok ilişkiler üzerine kuruludur. Öğrenci öğretmeni tarafından anlaşılmadığını hissettiğinde davranış sorunları artabilir ancak kendini değerli hissettiğinde değişim çoğu zaman kendiliğinden başlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Olumlu davranışların gelişmesinde sınıf ortamının rolü büyüktür. Güvenli saygılı ve destekleyici bir sınıf atmosferi çocukların hem akademik hem sosyal gelişimini destekler. Küçük başarıların fark edilmesi olumlu davranışların pekiştirilmesi ve öğrencinin güçlü yönlerine odaklanılması disiplin anlayışını cezadan çok rehberliğe dönüştürür.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Velilerle kurulan sağlıklı iletişim de bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Çünkü çocuklar yalnızca okulun değil evin de bir yansımasıdır. Öğretmen ve aile aynı dili konuştuğunda öğrenci davranışlarında gözle görülür bir gelişim yaşanır. Eleştirmek yerine anlamaya çalışmak yargılamak yerine desteklemek davranış değişiminin en güçlü anahtarıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Unutmamak gerekir ki ilkokul yılları bir çocuğun kendisi hakkında ilk güçlü inançlarını geliştirdiği dönemdir. Başarabilirim Değerliyim Yanlış yapabilirim ama yeniden deneyebilirim gibi düşünceler öğretmenin yaklaşımıyla şekillenir. Bu nedenle öğretmenin attığı her küçük adım öğrencinin geleceğinde büyük izler bırakır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak ilkokulda öğrenci davranışları sadece bir disiplin meselesi değil aynı zamanda bir iletişim anlayış ve rehberlik sürecidir. Öğretmen için her davranış çözülmesi gereken bir sorun değil okunması gereken bir mesajdır. Ve bazen en büyük öğrenme ders kitabında değil öğrencinin gözlerinde saklıdır.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Feb 2026 21:06:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ARINDIRMAYAN YAĞMUR</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/arindirmayan-yagmur-36</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/arindirmayan-yagmur-36</guid>
                <description><![CDATA[ARINDIRMAYAN YAĞMUR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yine düştün aklıma bir gece yarısı,<br />
Uykunun en savunmasız yerinde.<br />
Benim en derin sızım hâlâ sol yanım,<br />
Orada büyür acı, kimse bilmez.</p>

<p>Siyah yağmur indi gökyüzünden,<br />
En sevdiğim saatlerde…<br />
Yağmur değil bu;<br />
İçime çöken kader sanki.</p>

<p>Ve o yine benimleydi:<br />
Ne giden ne kalan,<br />
En yakın dostum kadar tanıdık,<br />
En büyük sıkıntım kadar ağır.</p>

<p>Ne sevda diyebildim<br />
Ne kaderden silebildim.</p>

<p>Derler ki siyah yağarmış yağmur.&nbsp;<br />
Doğrudur…<br />
Ama beyaz dediğin arındırır mı insanı?<br />
Yoksa kir midir üstünü örten,<br />
Günahı saklayan bir sessizlik mi?</p>

<p>Ben bilmem.<br />
Bildiklerim sol yanımda birikir.&nbsp;<br />
Gece yarılarında.&nbsp;<br />
Adını anmadan seni çağırır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 13:57:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KENDİNE HAPSOLMAK: Benliğin Mânâya İhaneti</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kendine-hapsolmak-benligin-manaya-ihaneti-35</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kendine-hapsolmak-benligin-manaya-ihaneti-35</guid>
                <description><![CDATA[KENDİNE HAPSOLMAK: Benliğin Mânâya İhaneti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en dar, en kasvetli ve en havasız odası neresidir bilir misiniz? İnsanın sadece kendini sığdırdığı, penceresini yalnızca kendi menfaatine açtığı o "benlik" zindanıdır. İnsan, "ben" dediği an, koca kâinatı o küçücük kelimenin içine hapsetmeye kalkar da ruhunun nasıl bir darlığa düştüğünü fark etmez. Çünkü bencillik, insanın kendi gölgesine basarak güneşe yürüme çabasıdır; beyhude, yorucu ve karanlık...</p>

<p>Bizim hamurumuz, bu toprakların kadim mayasıyla yoğrulmuştur. Anadolu irfanı bize asırlarca şunu fısıldadı: "Sofranda bir başkası yoksa yediğin lokmanın da tadı yoktur." Buğday ambarlarda çürümek için değil, değirmende öğütülüp aç bir kursağa derman olmak için baş verir. Ağaç meyvesini kendi yemez, nehir de suyunu kendi içemez. Kâinattaki her zerre varlığını bir başkasına sunarak manasını bulurken insanın her şeyi kendine yontması, yaratılışın o muazzam ahengine bir ihanet değil midir?</p>

<p>Bencillik, manevi bir kuraklıktır. İnsan her şeye "benim olsun" dedikçe ruhundaki o bereket pınarlarını kurutur. Çünkü mana, paylaşarak çoğalan bir sırdır. Bir derdi dinlemek, bir yaraya merhem olmak, bir ekmeği ikiye bölmek; insanın kendi sınırlarından taşıp "biz" deryasına karışmasıdır. Kendinden dışarı çıkamayanlar, o kapının ardındaki asıl hazineyi asla bulamazlar. Sadece kendine yaşayan, aslında yavaş yavaş kendi içinde mahvolmaya mahkûmdur.<br />
Gönül dediğimiz o latif saray, misafirsiz yapamaz. Oraya bir dostun kederi, bir garibin duası, bir yoldaşın tebessümü girmedikçe o saray viraneden farksızdır.&nbsp;</p>

<p>Bencil insan kalbini bir kasa gibi kilitli tutar; içindeki sevgiyi, merhameti, şefkati saklar. Oysa saklanan sevgi bayatlar, paylaşılan sevgi tazelenir. İnsan kendinden verdikçe eksilmez; aksine verdikçe tamamlanır, verdikçe insan olur.<br />
İnsanın gerçek vatanı, bir başkasının gönlünde kurduğu o sarsılmaz tahttır. Bu dünyada toplamaya değil, dağıtmaya memur olduğumuzu anladığımız gün kalbin darlığı geçer, yerini geniş bir huzur alır. Zira sadece kendi yükünü taşımayı düşünenler yorulur; başkasının yüküne omuz vermeyi tercih edenler ise aslında kendi yüküne omuz olurlar. Nurullah Genç hocanın da belirttiği gibi "Yardım etmek üzere uzandığınız her el kendi elinizdir"&nbsp;</p>

<p>Nihayetinde ömür dediğimiz bu yolculuğun sonunda elimizde kalan, kendimize sakladıklarımız değil, başkasına ikram ettiklerimiz olacaktır.</p>

<p>Mehmet Öztürk ( Asabe )</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 13:54:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KELİME MEZARLIĞI: Modern Bir Gürültü Rehberi</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/kelime-mezarligi-modern-bir-gurultu-rehberi-34</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/kelime-mezarligi-modern-bir-gurultu-rehberi-34</guid>
                <description><![CDATA[KELİME MEZARLIĞI: Modern Bir Gürültü Rehberi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Şimdilerde herkes, içinde hiçbir şey olmayan devasa cümleler kuruyor. Sözün haysiyeti, pazar yerindeki bir bağırışın ucuzluğuna kurban ediliyor. Kelimeler artık insanla insan arasında kurulan birer köprü değil, aramıza örülen o aşılmaz duvarların harcı olmuş durumda. Madem bu kadar çok biliyoruz, madem her şeyi anlatacak süslü bir sıfatımız var cebimizde; neden kalplerimiz hâlâ bu kadar dilsiz? Neden bu kadar gürültünün ortasında, birbirimizi duymaktan bu denli aciziz?</p>

<p>Kelimeleri harcıyoruz. Öyle cömertçe, öyle hesapsızca değil; bir mirasçının eline geçen hazineyi çürütmesi gibi, müsrifçe ve hoyratça harcıyoruz. Sokaklar, ekranlar, masalar... Her yer, içi boşaltılmış, manası çalınmış, ruhu çekilmiş kelime cesetleriyle dolu. Birbirimize "nasılsın" diye sorarken bile, alacağımız cevabın yükünü taşımaya mecalimiz yok. Sesler birbirine çarpıyor, havada asılı kalıyor ama hiçbiri bir gönül kapısını aralamaya yetmiyor. Birbirimize sesleniyoruz ama birbirimizi duymuyoruz. Çünkü gürültü, sadece kulakları değil, vicdanları da sağır etti.<br />
Eskiden sükût, bir ikrardı; bir edep, bir ağırlık, bir anlaşma biçimiydi. İnsan sustuğu yerden tanınır, sustuğu yerden sevilirdi. Şimdi ise susmak, bir yenilgi, bir beceriksizlik, hatta bir suç sayılıyor. O geveze kalabalığın arasında bir an olsun durup nefes almak isteyenler, "dünyadan kopmuş" addediliyor. Hâlbuki asıl kopuş, o manasız uğultunun tam ortasındadır. Asıl yalnızlık, binlerce kelime sarf edip de kendini bir hece kadar bile anlatamamanın o derin kederidir. Ferhat dağları delerken bağırmıyordu; Mecnun çöllere düştüğünde nutuk atmıyordu. Büyük acılar, büyük sevdalar ve büyük hakikatler daima sessizdir. Gürültü, sadece sığ suların işidir.<br />
Bizler, vitrinlere dizilmiş parlak cümlelerin müşterisiyiz artık. Hakikatin o tozlu, o ağır, o zahmetli sessizliğine talip değiliz. Sevmelerin, hüzünlerin ve vedaların bile "gürültülü" olanı makbul sayılıyor. Oysa bir yaranın kabuk bağlaması ses çıkarmaz. Bir çiçeğin boynunu bükmesi gürültü yapmaz. Ve insan, en çok canı yandığı yerde susar.</p>

<p>Belki de artık o kalabalık pazarı terk etme vaktidir. Kelimelerin haysiyetini korumak için, onları ulu orta saçmaktan vazgeçme vaktidir. Bizim sükûtumuz, kelimeleri yetiremediğimizden ya da söyleyecek sözümüz olmadığından değil; manayı incitmekten korktuğumuzdandır. Zira bu çağın gürültüsünde, en büyük çığlıkları, dudaklarını birbirine mühürleyenler atar.</p>

<p>Çünkü bazen susmak, kelimelerin mezarlığında bir dua gibi durmaktır.</p>

<p>Asabe</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 20:52:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekrandaki Kurgu, Hayattaki Alışkanlık</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekrandaki-kurgu-hayattaki-aliskanlik-33</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ekrandaki-kurgu-hayattaki-aliskanlik-33</guid>
                <description><![CDATA[Ekrandaki Kurgu, Hayattaki Alışkanlık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">“Bu sadece bir dizi” cümlesini son yıllarda çok sık duyuyoruz. Ama dürüst olalım: Ekranlarda izlenen hiçbir şey artık sadece ekranda kalmıyor. Diziler, özellikle de uzun soluklu olanlar, farkında olmadan izleyicinin dünyayı algılama biçimine dokunuyor, hatta onu şekillendiriyor. Alışkanlıklar, değerler ve davranış kalıpları; sessizce, bölüm bölüm inşa ediliyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bugün birçok yapımda şiddet, güç ve suç bir istisna değil, neredeyse ana tema hâline gelmiş durumda. Silahlar, sokak çatışmaları, yasa dışı ilişkiler ve “güçlü olanın kazandığı” bir düzen, izleyiciye tekrar tekrar sunuluyor. Bir süre sonra bu görüntüler rahatsız etmiyor, aksine tanıdık geliyor. İşte asıl tehlike de tam burada başlıyor: <strong>Şiddetin sıradanlaşması.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Özellikle gençler için bu tablo çok daha kritik. Henüz değer yargıları tam oturmamış bireyler, ekrandaki karakterleri farkında olmadan rol model olarak benimseyebiliyor. Gücün haklılıkla, korkunun saygınlıkla eş tutulduğu bu anlatılar, gerçek hayatta telafisi zor sonuçlar doğurabilecek bir normalleşmeye kapı aralıyor. “Dizide gördüm” cümlesi artık masum bir gerekçe değil; güçlü bir etki alanı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Oysa her şey böyle değildi. Bir dönem televizyon dizileri yalnızca vakit geçirmek için izlenmezdi; ailece izlenirdi. Aynı salonda, aynı ekrana bakılır, aynı duygular paylaşılırdı. O yapımların çoğunda aile bağlarını güçlendiren, fedakârlığı, sabrı ve birlikte ayakta kalmayı merkeze alan bir anlatı vardı. Kusursuz değillerdi ama bir yönleri, bir duruşları vardı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Zamanla bu dil değişti. Önce hikâyeler sertleşti, sonra karakterler yalnızlaştı. Aile, dizilerin merkezinden yavaş yavaş çekildi. Yerini bireysel çıkarlar, kişisel hırslar ve “her yol mubahtır” anlayışı aldı. Bugün ekrana baktığımızda, birlikte başarmaktan çok tek başına yükselen; emekten çok kestirme yollara başvuran karakterler görüyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aile figürlerinin dizilerdeki temsili de bu dönüşümün önemli bir parçası. Anne ve baba ya etkisiz, ya baskıcı ya da sorunların kaynağı olarak resmediliyor. Sağlıklı iletişim kuran, sorunları birlikte aşan aile örnekleri ise neredeyse yok denecek kadar az. Bu anlatı, farkında olmadan “bağlardan kurtulma” fikrini normalleştiriyor. Oysa toplumun temel taşı olan aile, bu kadar kolay gözden çıkarılacak bir yapı değil.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir diğer dikkat çeken değişim ise para ve başarı algısında yaşanıyor. Çalışarak, sabrederek, adım adım kazanmak artık hikâye olmaktan çıktı. Bunun yerine hızlı zenginleşme, güç ve statüye kısa yoldan ulaşma arzusu işleniyor. Suç, yasa dışı ilişkiler ve karanlık yollar; çoğu yapımda başarıya giden bir araç gibi gösteriliyor. Bu da özellikle gençler için tehlikeli bir algı inşa ediyor: Kolay kazanç, meşru bir hedef gibi sunuluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu tabloya alkol, uyuşturucu ve cinsellik temalarının artan görünürlüğü eklendiğinde mesele yalnızca bir senaryo tercihi olmaktan çıkıyor. Bu unsurlar çoğu zaman sorgulanmadan, sonuçları gösterilmeden ve hatta özendirici bir çerçevede sunuluyor. Mahremiyet, reyting uğruna tüketilen bir dramatik unsur hâline gelirken; kültürel değerler arka plana itiliyor, tüketim ve haz odaklı bir yaşam tarzı öne çıkarılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">En kaygı verici nokta ise, kültürün yavaş yavaş silikleşmesi. Yerel değerler, dil, gelenek ve toplumsal hassasiyetler; evrensellik adı altında sıradanlaştırılıyor. Oysa evrensel olmak, köksüz olmak anlamına gelmez. Bugün birçok yapımda izlediğimiz şey; kendi kültüründen uzak, aidiyet duygusu zayıf, her şeyi normalleştiren bir anlatı dili.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Elbette her geçmiş yapımı kutsamak, her yeni yapımı da toptan suçlamak doğru değil. Ancak ekrandaki dönüşümün bir yönü olduğu açık. Aileden bireye, emekten kolay kazanca, değerden hazza doğru bir kayış söz konusu. Ve bu kayış, sessiz ama derin bir etki bırakıyor. Belki de mesele dizilerin ne anlattığından çok, neyi unutturduğudur. Çünkü ekran değişirken, hikâyelerle birlikte değerler de değişiyor. Ve her kurulan kurgu, gerçek hayatta bir karşılık buluyor.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 14:36:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAYLA KIZINA</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/yayla-kizina-32</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/yayla-kizina-32</guid>
                <description><![CDATA[YAYLA KIZINA]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yarım kalmış bir sevdanın adıyım ben,</p>

<p>daha söylenmeden boğulan bir isim.</p>

<p>Doğmamış bir bebeğin geceye karışan sessiz ağlayışı gibi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sahi,</p>

<p>şiir nereden başlar?</p>

<p>Bir kelime mi kaderi değiştirir,</p>

<p>yoksa kader mi kalemi ele geçirir?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yarım bırakılmış gönüller vardır,</p>

<p>tamamlanması yasaklanmış.</p>

<p>Şimdi sana yazıyorum;</p>

<p>anne sütü kadar temiz,</p>

<p>baba merhameti kadar ağır</p>

<p>ve suskun bir dille.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sahi,</p>

<p>en güzel isim hangisidir?</p>

<p>Ben bir isimde takılı kaldım hep;</p>

<p>doğmayan güneşim,</p>

<p>yaylaya varamayan güzelim,</p>

<p>ağlamayı öğrenmiş kaderim.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ve biz</p>

<p>birleşemeyen sevgililer gibi,</p>

<p>aynı duaya farklı yerlerden “âmin” diyen</p>

<p>iki yalnız insanız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 00:29:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Umuda Sarıldım</title>
                <category>İsa Demiroğlu</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/umuda-sarildim-31</link>
                <author>demiroglumedya.1@gmail.com (İsa Demiroğlu)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/umuda-sarildim-31</guid>
                <description><![CDATA[Umuda Sarıldım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Seni, yeniden sevme ümidi doğdu yüreğime</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bakışlarındaki hülyaya dalma arzusu,</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">İçimi titretti.</span></h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Bir umuda sarıldım,</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Kapandım ayaklarına</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Artık senden yana yüreğim...</span></h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Yüreğime, gözlerinden doğdu güneş</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Eridi yüreğimin buz tutmuş yanı</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Yeniden seni sevme ümidi doğdu içime.</span></h3>

<h3>&nbsp;</h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Artık daha cesur içimdeki umut</span></h3>

<h3><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Adını anmaktan geri kalmıyor</span></h3>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 00:07:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/isa-demiroglu-1760011592.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uyuşturucu Bağımlılığını Önlemede Eğitimin Gücü</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/uyusturucu-bagimliligini-onlemede-egitimin-gucu-30</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/uyusturucu-bagimliligini-onlemede-egitimin-gucu-30</guid>
                <description><![CDATA[Uyuşturucu Bağımlılığını Önlemede Eğitimin Gücü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uyuşturucu bağımlılığı yalnızca bireyi değil ailesini okul çevresini ve tüm toplumu etkileyen ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde çocuklar ve gençler pek çok risk faktörüyle iç içe büyümektedir. Dijital dünya arkadaş çevresi ve yanlış rol modeller gençleri olumsuz alışkanlıklara sürükleyebilmektedir. İşte tam da bu noktada eğitim koruyucu ve önleyici bir güç olarak devreye girmektedir.</p>

<p>Bir eğitimci olarak şuna yürekten inanıyorum. Bağımlılığı önlemenin en etkili yolu çocuklara küçük yaşlardan itibaren sağlıklı yaşam bilinci kazandırmaktır. Eğitim yalnızca ders kitaplarından ibaret değildir. Eğitim hayatı tanımak kendini keşfetmek doğru ile yanlışı ayırt edebilmek ve sağlıklı kararlar alabilmektir. Uyuşturucu gibi zararlı maddelere yönelimin temelinde çoğu zaman merak arkadaş baskısı yalnızlık duygusu değersizlik hissi ve stresle baş edememe gibi nedenler yatmaktadır. Bu nedenle öğrencilerimize sadece “zararlıdır” demek yetmez neden uzak durmaları gerektiğini bunun yerine nasıl güçlü kalabileceklerini de öğretmemiz gerekir.</p>

<p>Okullarda yürütülen rehberlik çalışmaları bu açıdan büyük önem taşır. Öğrencilere özgüven kazandırmak kendilerini ifade edebilecekleri güvenli ortamlar oluşturmak sorunlarını paylaşabilecekleri bir danışmanlık sistemi sunmak bağımlılığı önlemede etkili adımlardır. Kendini tanıyan duygularını yönetebilen hayata dair hedefleri olan bir genç zararlı alışkanlıklara karşı çok daha dirençlidir. Çünkü kendi değerinin farkındadır ve geleceğini önemser.</p>

<p>Eğitim ortamlarında yaşam becerileri kazandırmak da en az akademik başarı kadar önemlidir. Stresle başa çıkma yolları sağlıklı iletişim kurma hayır diyebilme problem çözme ve empati gibi beceriler öğrencilerin riskli durumlara karşı güçlü durmasını sağlar. Özellikle arkadaş baskısına karşı durabilmek bağımlılığın önlenmesinde kritik bir beceridir. Bu beceri ancak bilinçli bir eğitim süreciyle kazandırılabilir.</p>

<p>Okullarda spor sanat müzik ve sosyal kulüp faaliyetlerinin artırılması da bağımlılıkla mücadelede önemli bir adımdır. Öğrenciler ilgi alanlarını keşfettikçe yeteneklerini geliştirdikçe kendilerini değerli hissederler. Başarma duygusu yaşayan bir çocuk zararlı alışkanlıklara yönelmek yerine üretmeyi ve gelişmeyi tercih eder. Bu tür etkinlikler aynı zamanda öğrencilerin sosyal bağlarını güçlendirir ve sağlıklı arkadaşlık ilişkileri kurmalarını sağlar.</p>

<p>Aile-okul iş birliği ise bağımlılığın önlenmesinde vazgeçilmez bir unsurdur. Eğitimciler olarak velilerle sürekli iletişim halinde olmak onları bilinçlendirmek ve çocuklarıyla sağlıklı bağ kurmaları konusunda desteklemek büyük önem taşır. Evde sevgi anlayış ve güven ortamında büyüyen çocuklar dışarıdan gelebilecek olumsuz etkilere karşı çok daha güçlü durabilir. Anne babaların çocuklarını yargılamadan dinlemesi onlara değer verdiğini hissettirmesi ve güven ilişkisi kurması riskli davranışların önüne geçmede etkilidir.</p>

<p>Unutmamalıyız ki bağımlılık bir anda ortaya çıkmaz. Küçük ihmaller görmezden gelinen davranışlar zamanla büyük sorunlara dönüşebilir. Bu nedenle erken yaşta farkındalık kazandırmak hayati öneme sahiptir. İlkokuldan itibaren sağlıklı yaşam bilinci oluşturmak, zararlı alışkanlıklara karşı koruyucu bir kalkan görevi görür. Eğitim sayesinde çocuklar kendi bedenlerine ve ruhlarına zarar verecek davranışlardan uzak durmayı öğrenir.</p>

<p>Bağımlılıkla mücadelede korkutma ya da cezalandırma yöntemleri uzun vadede etkili değildir. Asıl önemli olan çocukların kendilerini güvende hissettikleri bir ortamda büyümeleridir. Sevgiyle anlayışla ve doğru rehberlikle yetişen bireyler yanlış yollara sapma konusunda daha bilinçli davranır. Eğitim bireyin hayata umutla bakmasını sağlar ve güçlü bir karakter inşa eder.</p>

<p>Sonuç olarak uyuşturucu bağımlılığını önlemenin yolu bilinçlendirmekten güçlendirmekten ve desteklemekten geçer. Eğitim bireyin kendine olan saygısını artırır geleceğe dair hedefler koymasını sağlar ve sağlıklı tercihler yapmasına yardımcı olur. Bir eğitimci olarak en büyük temennim bilgiyle sevgiyle ve değerlerle yetişen nesillerin bağımlılıklardan uzak sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmesidir. Çünkü güçlü bireyler ancak sağlam bir eğitimle yetişir ve güçlü bir toplumun temelini oluşturur.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 22:51:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SESLENİŞ</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/seslenis-29</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/seslenis-29</guid>
                <description><![CDATA[SESLENİŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ruhum iki dünyanın arasında bir yankı</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bir ölü değildim fakat bir diri de</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Artık süt değil hep rahmet isterim</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Rüzgâr bile fısıldamaz bana artık</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Çünkü ben duyulmayan duanın sesiyim</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Tenim toprağa secde etmiş,</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ruhum ise “Elest” bezminde hâlâ mesttir.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ak kaşık sanırlar,</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Oysa zâhir beyaz, bâtın karadır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Leylâ’mı değil,</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Leylâ’da gizlenmiş Hakk’ı ararım.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ne varım ne yokum&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bekleyen bir derviş gibiyim&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hızır’ı görmüş Ademoğlunu ararım</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bekleyen bir derviş gibiyim </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 09:13:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Notlardan Daha Önemlisi Çocuğunuzun Gelişimi</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/notlardan-daha-onemlisi-cocugunuzun-gelisimi-28</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/notlardan-daha-onemlisi-cocugunuzun-gelisimi-28</guid>
                <description><![CDATA[Notlardan Daha Önemlisi Çocuğunuzun Gelişimi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karne günü geldiğinde evlerde farklı duygular yaşanır. Kimi aileler büyük bir heyecanla çocuğunun karnesini bekler kimi ise içinde biraz endişe taşır. Aslında bu çok doğaldır. Çünkü anne baba olarak çocuğumuzun başarılı mutlu ve özgüvenli olmasını bekleriz. Ancak bir eğitimci olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Karne çocuğunuzun kim olduğunu ya da gelecekte ne olacağını belirleyen bir belge değildir. O sadece bir dönemin akademik özetidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karne çocuğun o dönem derslerde gösterdiği performansı yaptığı çalışmaları ve öğretmenin gözlemlerini yansıtır. Fakat her çocuğun öğrenme şekli hızı ve ilgisi farklıdır. Bazı çocuklar sınavlarda başarılı olurken bazıları kendini sözlü anlatımda bazıları ise sanatta sporda ya da sosyal ilişkilerde gösterir. Karne bu çok yönlü gelişimin tamamını göstermez. Bu yüzden çocuğumuzu yalnızca notlarına bakarak değerlendirmek onun gerçek potansiyelini görmemizi engeller.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Anne baba olarak karne günü en çok dikkat etmeniz gereken nokta çocuğunuzun duygularıdır. Çünkü çocuklar bu gün kendilerini yargılanıyormuş gibi hissedebilir. Özellikle karne notları iyi olmayan çocuklar “Başarısızım” “Ailem beni sevmeyecek” gibi düşüncelere kapılabilir. İşte tam bu noktada sizin tutumunuz çok önemlidir. Kızmak bağırmak başka çocuklarla kıyaslamak ya da tehdit etmek çocuğun özgüvenini zedeler. Bunun yerine sakin kalıp anlayış göstererek yaklaşmak çocuğunuzun size açılmasını sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karneyi elinize aldığınızda ilk söyleyeceğiniz söz çok etkili ve önemlidir. “Bakalım bu dönem neler öğrenmişsin?” “Elinden geleni yaptığını görüyorum” gibi cümleler çocuğunuzu rahatlatır. Eğer düşük notlar varsa bunu bir sorun değil bir gelişim fırsatı olarak görün. “Bu derste zorlanmışsın birlikte nasıl çözebiliriz?” diye sormak çocuğun sorumluluk almasını ve çözüm üretmesini sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Unutmayın her başarının arkasında emek vardır. Çocuğunuz belki yüksek not alamamıştır ama düzenli ders çalışmaya başlamış ödevlerini kendi yapmaya gayret etmiştir. Bunlar çok kıymetli gelişmelerdir. Karne günü sadece sonuçlara değil sürece de bakmalıyız. Çabasını fark ettiğinizi hissettirmek çocuğun motivasyonunu artırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bir eğitimci olarak sıkça şunu gözlemliyoruz. Aile desteği olan çocuklar zorluklar karşısında daha güçlü duruyor. Bu yüzden karne günü bir sorgulama günü değil birlikte plan yapma günü olmalıdır. Önümüzdeki dönem için küçük ve ulaşılabilir hedefler koyabilirsiniz. Örneğin tatilde ders çalışma saatlerini düzenli bir hale getirebilir veya birlikte kitap okuyabilirsiniz .Bu hedefleri çocuğunuzla birlikte belirlemeniz de çok önemlidir. Çünkü çocuk kendini sürecin içinde hissederse daha istekli olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karne günü aynı zamanda çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmek için güzel bir fırsattır. Küçük bir yürüyüş birlikte içilen bir çay sevdiği bir etkinlik… Bunlar çocuğunuza “Sen benim için değerlisin notların ne olursa olsun” mesajını verir. Bu mesaj çocuğunuzun hayatı boyunca taşıyacağı bir güven duygusudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Son olarak şunu belirtmek isterim ki&nbsp; başarı sadece yüksek not almak değildir. İyi bir insan olmak sorumluluk almak saygılı olmak pes etmemek de büyük başarılardır. Biz eğitimciler için en değerli şey öğrenmeyi seven merak eden hata yapmaktan korkmayan çocuklar yetiştirmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Karne günü bir son değil yeni bir başlangıçtır. Çocuğunuzun güçlü yönlerini fark ettiğiniz eksiklerini sevgiyle desteklediğiniz bir gün olsun. Çünkü çocuklarımız en çok yargılanmaya değil anlaşılmaya ihtiyaç duyar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 08:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖĞÜS KAFESİNDEKİ MİSAFİR: Dert Ve Derman Muamması</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gogus-kafesindeki-misafir-dert-ve-derman-muammasi-27</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gogus-kafesindeki-misafir-dert-ve-derman-muammasi-27</guid>
                <description><![CDATA[GÖĞÜS KAFESİNDEKİ MİSAFİR: Dert Ve Derman Muamması]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dert, modern insanın lügatinde kurtulunması gereken bir hastalık, kaçınılması elzem bir virüs gibi algılanır. Oysa kadim irfanımızda dert; insana verilmiş gizli bir rütbe, ruhun olgunlaşması için gönderilmiş nazlı bir davetiyedir. Peki, biz bu davete icabet etmeyi biliyor muyuz, yoksa kapıyı yüzüne çarpıp gaflet uykusuna mı yatıyoruz? Asıl mesele, derdin varlığı değil, bizim ona nasıl mukabele ettiğimizdir.</p>

<p>"İnsana dert anlatılır mı?" suali, cevabı içinde kanayan bir yaradır. İnsan, insanın kurdu mudur yoksa yurdu mudur, meçhul... Lakin bilinen bir hakikat var ki kelimeler, yürekteki yangını tarif etmeye çoğu zaman kifayetsiz kalır. Bir başkasına derdini dökmek, okyanusu bir çay kaşığına sığdırmaya çalışmak gibidir. Karşınızdaki, sizin kelimelerinizi duyar ama o kelimelerin altındaki sükûtu, o derin ahı işitemez. Halden anlamayanın yanında konuşmak, dilsiz duvarlara serenat yapmak kadar beyhudedir. Belki de bu yüzden, en ağır dertler hep dilsizdir; onlar anlatılmaz, sadece yaşanır ve sahibinin yüzündeki çizgilerde okunur.</p>

<p>Derdin bitmesi, bir kurtuluş müjdesi midir, yoksa bir tükenişin ilanı mı? "Dertsiz baş, bostan korkuluğunda da bulunur" demiş eskiler. İnsanı diri tutan, onu arayışa sevk eden ve nihayetinde "kul" olduğunu hatırlatan şey, o göğüs kafesindeki sızısıdır. Derdin bittiği yer, imtihanın bittiği yerdir; imtihanın bittiği yer ise toprağın altıdır. Bu sebeple "dertsizlik", aslında insanın manen ölümü, ruhun rehavet bataklığında çürümesidir. Dert, bizi yontar, fazlalıklarımızdan arındırır ve hakikatin aynasında kendimizi seyretmemize vesile olur.</p>

<p>Her dert, şüphesiz kendi evreniyle, kendi yerçekimi kanunlarıyla gelir. Bir başkasının acısını küçümsemek, acının matematiğini bilmemektir. Karıncaya düşen bir damla su, onun için tufandır; file ise bir hiçtir. Kimsenin yangınına "küçük", kimsenin dağına "alçak" denilmez. Herkesin kıyameti kendi içinde kopar. Mühim olan o kıyametin büyüklüğü değil, enkazın altından nasıl çıkıldığıdır. Kimi o enkazda kaybolur, kimi ise oradan bir saray inşa eder.</p>

<p>Velhasıl; dert bir yanılsama değil, hayatın en çıplak gerçeğidir. Ondan kaçmak yerine, onu "Tanrı misafiri" sayıp başköşeye buyur etmek gerekir. Zira derdi verende derman, derdin içinde ise saklı bir derman vardır. İnsan, derdiyle hemhal oldukça insanlaşır. Belki de en büyük dert, bir derdi olduğunu unutup şu fani dünyada ebedi kalacağını sanmaktır.</p>

<p>Asabe</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Jan 2026 16:04:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ulaşamayışım</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ulasamayisim-26</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ulasamayisim-26</guid>
                <description><![CDATA[Ulaşamayışım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>En çok da<br />
sana ulaşamayışım yakıyor canımı.<br />
Her seferinde bir şiir yazıyorum;<br />
şiir yazmak kolay derler bir de.</p>

<p>Oysa her şiirim,<br />
bir ulaşamayışımı temsil eder:<br />
bir suskunluğu, bir bekleyişi,<br />
bir gecenin sessizliğinde adını anışımı…</p>

<p>Ah, bir bilseler<br />
nasıl sevip ne yazdığımı;<br />
bir kelimenin arkasına nasıl gizlendiğimi,<br />
her harfte sana nasıl dokunduğumu…</p>

<p>En çok da<br />
sana ulaşamayışım yakıyor canımı…<br />
Ve yine de yazıyorum;<br />
belki bir gün,<br />
bir mısrada bana rastlarsın diye.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 17:30:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğunuzla Gerçekten Konuşabiliyor Musunuz?</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/cocugunuzla-gercekten-konusabiliyor-musunuz-25</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/cocugunuzla-gercekten-konusabiliyor-musunuz-25</guid>
                <description><![CDATA[Çocuğunuzla Gerçekten Konuşabiliyor Musunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sevgili anne-babalar hepimiz çocuğumuz için en iyisini isteriz. Onun mutlu güvenli ve kendine güvenen bir birey olarak büyümesini isteriz. Ama bazen fark etmeden atladığımız bir konu var. Çocuğunuzla gerçekten nasıl konuştuğunuz. İletişim sadece “söylemek” değildir onu anlamak hislerini paylaşmak ve yanında olduğunuzu göstermek demektir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocuklar söylediklerimiz kadar davranışlarımızdan da öğrenir. Onları dinlemek sadece sessiz kalmak anlamına gelmez. Gerçek dinleme onların söylediklerini yargılamadan acele etmeden ve hemen çözüm önerisi sunmadan anlamaya çalışmaktır. Mesela çocuğunuz okulda bir tartışma yaşadıysa hemen “Böyle yapma şöyle yap” demek yerine şunu söyleyebilirsiniz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">“Bunu yaşadığını duyduğuma üzüldüm. Bana anlatmak ister misin?”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bazen çocuklar sadece anlaşılmak ister çözüm değil. Onlar üzgün kızgın ya da endişeliyken duygularının kabul edildiğini hissetmek onlara güven verir. Aceleyle çözüm sunmak veya öğüt vermek yerine sabırla dinlemek ve yanında olduğunuzu göstermek çok daha değerlidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İletişim sadece sözlerle olmaz. Bakışınız davranışınız birlikte geçirdiğiniz zaman da mesaj verir. Telefonu kenara bırakıp çocuğunuzla göz teması kurmak birlikte oyun oynamak veya akşam yemeğinde sohbet etmek “Sen değerlisin ve seninle ilgileniyorum” demenin en güçlü yoludur.. Küçük anlar bile çok önemlidir. Çocuğunuz bir şey anlatırken dikkatinizi başka yere vermek yerine gerçekten dinlemek onun kendini değerli hissetmesini sağlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sabırlı olmak çok önemlidir. Düşüncelerini sonuna kadar dinlemek ve duygularını ifade etmelerini beklemek hata yaptığında bağırmamak sorularını küçümsememek güvenli bir ortam yaratır. Böyle bir ortam çocuğun kendini ifade etmesini duygularını anlamasını ve kendi sorunlarını çözme becerisini geliştirmesini sağlar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sevgili anne-babalar çocukla konuşmak sadece yönlendirmek değil<strong> </strong>birlikte öğrenmektir. Onların dünyasına adım attığınızda bağınız güçlenir çocuğunuz kendini değerli ve anlaşılmış hisseder. Eğitim disiplin veya sınav sonuçları geçici olabilir ama güçlü bir iletişim ömür boyu sürecek bir yatırım olur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Unutmayın mükemmel anne-baba yoktur. Hepimiz hata yaparız bazen yanlış kelimeler seçeriz. Önemli olan çocuğunuza karşı açık dürüst ve sevgi dolu bir yaklaşımı sürdürmektir. Onun duygularını anlamaya çalışmak empati kurmak ve birlikte zaman geçirmek sözlerden çok daha güçlüdür.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Örneğin çocuğunuz bir oyun oynarken kendini kaybediyor ve sinirleniyorsa “Sakin ol” demek yerine ona eşlik edebilirsiniz:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">“Seninle birlikte oynayalım birlikte bakalım ne yapabiliriz.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ya da okulda zorlandığını söylediğinde hemen çözüm sunmak yerine şöyle diyebilirsiniz:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">“Bunu anlatmak için cesaret gösterdiğin için teşekkür ederim. Birlikte düşünebiliriz.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Çocuğunuzla gerçek bir iletişim kurduğunuzda yalnızca onun hayatına değil kendi yaşamınıza da değer katarsınız. Çünkü her çocuk kendisini dinleyen ve anlayan bir anne-babaya sahip olduğunda özgüveni yüksek meraklı ve duygusal olarak dengeli bir birey olma yolunda ilk adımlarını atmış olur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak sevgili anne-babalar çocuğunuzla konuşmak bir zorunluluk değil bir fırsattır. Onun dünyasını anlamak yanında olduğunuzu göstermek ve birlikte büyümek için her gün küçük ama değerli adımlar atabilirsiniz. Unutmayın her sohbet her oyun ve her bakış çocuğunuza kendini değerli hissettirme fırsatıdır.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 17:19:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RUHUN KİRİNİ YIKAYAN IRMAK: ÖZÜR VE ERDEM</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ruhun-kirini-yikayan-irmak-ozur-ve-erdem-24</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ruhun-kirini-yikayan-irmak-ozur-ve-erdem-24</guid>
                <description><![CDATA[RUHUN KİRİNİ YIKAYAN IRMAK: ÖZÜR VE ERDEM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğası gereği hata ile malul, kusur ile yoğrulmuş bir varlıktır insan. Kusursuzluk iddiası yalnızca Yaradan’a mahsustur; kul ise acziyetiyle kaimdir. Lakin insanoğlu, kibrin o zehirli şerbetini içtiği günden beri, hatasını kabul etmeyi bir zayıflık, özür dilemeyi ise bir mağlubiyet sayar oldu. Oysa özür; nefsin o dik başlı atını dizginlemek, ruhun sırtındaki kamburu söküp atmaktır. Bir yenilgi değil, bilakis insanın kendi "ben"liğiyle girdiği savaşı kazanmasıdır.</p>

<p>Modern zamanlarda özür, ne yazık ki dudak ucuyla söylenen, manadan yoksun ve soğuk bir "pardon" kelimesine indirgendi. Hata yapanlar, kırdıkları kalbin tamirinden ziyade, kendi vicdanlarını susturmanın derdine düşüyor. "Kırdıysam özür dilerim" gibi şartlı cümleler, samimiyetten fersah fersah uzak bir kaçıştan ibarettir. Zira gerçek bir özür; sadece dildeki bir ikrar değil, kalpteki derin bir pişmanlığın eyleme dökülmesidir. Kırılan bir testiyi yapıştırdığınızda belki su tutabilir; lakin o çatlak, ancak samimiyetin harcıyla, gözyaşının suyuyla kapanır.<br />
Bizim irfan geleneğimizde "gönül yıkmak", Kabe’yi yıkmakla eşdeğer tutulmuştur. Bu sebeple bir gönlü tamir etmek, alelade bir nezaket kuralı değil, manevi bir inşadır. İnsan, özür dilerken karşısındakine "Sen benim nefsimden, gururumdan ve haklı olma ihtimalimden daha değerlisin." mesajını verir. Bu, egonun o sert kabuğunu kırmak ve içindeki insanı ortaya çıkarmaktır. "Haklı olmak" zehrinden kurtulup, "hakkaniyetli olmak" mertebesine erişmektir.</p>

<p>Velhasıl; özür dilemek alçalmak değil, bilakis tevazu kanatlarıyla yükselmektir. Hata yapan sadece "insan"dır; lakin o hatayı fark edip telafi etmeye çalışan, "insan-ı kâmil" olma yoluna girmiş bir yolcudur. Kibrin kalesine sığınanlar yalnızlaşırken, özrün o şifalı kapısını çalanlar gönüllerde taht kurar. Unutmayalım ki; eğilmek, gönül kırmaktan her zaman daha evladır.</p>

<p>ASABE</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 20:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ruhun Görünmez Çapası: AİDİYET</title>
                <category>Mehmet Öztürk</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/ruhun-gorunmez-capasi-aidiyet-23</link>
                <author>mozturk047@gmail.com (Mehmet Öztürk)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/ruhun-gorunmez-capasi-aidiyet-23</guid>
                <description><![CDATA[Ruhun Görünmez Çapası: AİDİYET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, varoluşu gereği arafta durmayı reddeden, ruhunu yaslayabileceği sağlam bir zemin arayan yegâne canlıdır. Doğduğu andan itibaren başlayan o büyük arayış, sadece hayatta kalma güdüsüyle açıklanamaz; bu, varlığın kendi anlamını bir başkasının, bir mekânın veya bir fikrin aynasında görme arzusudur. Aidiyet, işte bu aynada beliren aksin bizzat kendisidir. Fiziksel bir konumlanmanın çok ötesinde, ruhun "Ben buradayım ve burası benim evim" diyebildiği o sessiz ve derin huzur hâlidir.</p>

<p>Bir yere veya bir şeye ait olmak, özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine ruhun kök salarak gökyüzüne daha cesur uzanabilmesidir. Nasıl ki bir ağaç, kökleri toprağa ne kadar sıkı tutunursa fırtınalara o denli direnç gösterirse, insan da ait olduğu değerler bütünüyle hayata karşı dik durur. Bu his, karmaşık dünya düzeni içinde savrulan zihne atılmış görünmez bir çapadır. Bir şehre, bir melodiye, bir insana yahut bir davaya ait hissetmek; kişinin o "bütün" içerisindeki eksik parçayı tamamlaması gibidir. O parça yerine oturduğunda, zihindeki gürültü susar ve yerini "anlaşılmış olma"nın verdiği güvene bırakır. Çünkü ait olmak, aynı zamanda kabul görmektir; olduğun gibi, tüm kusurların ve erdemlerinle o bütünün vazgeçilmez bir zerresi sayılmaktır.<br />
Ancak bu hissin en çarpıcı yanı, mekân ve zamandan münezzeh oluşudur. İnsan kilometrelerce uzaktaki bir coğrafyaya, hiç görmediği bir devre veya sadece zihninde yaşattığı bir ideale de derin bir aidiyet duyabilir. Bu durum, aidiyetin somut duvarlar arasında değil, kalbin ve zihnin derinliklerinde inşa edildiğini kanıtlar. Ait olamamak ne kadar büyük bir boşluk ve soğukluk yaratıyorsa, bir yere ait olduğunu bilmek de o denli ısıtır insanın içini. O bağ, kişinin kimliğini şekillendiren, ona bir tarih ve gelecek sunan en güçlü referans noktasıdır.</p>

<p>Neticede aidiyet; insanın kainattaki devasa yalnızlığına karşı geliştirdiği en soylu savunma mekanizmasıdır. Ne bir zincirdir ayağa vurulan ne de bir kafestir insanı hapseden. Bilakis aidiyet; uçurtmanın ipidir. İp ne kadar sağlam ve emin bir ele bağlıysa, uçurtma o kadar korkusuzca yükselir göklere. İnsan da ancak ruhunu bir yere ait hissettiğinde, kendi potansiyelinin zirvesine ulaşma cesaretini kendinde bulabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 19:59:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/mehmet-ozturk-1760203847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Eğitimcinin Penceresinden  Neden Başarmalısın?</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-egitimcinin-penceresinden-neden-basarmalisin-22</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/bir-egitimcinin-penceresinden-neden-basarmalisin-22</guid>
                <description><![CDATA[Bir Eğitimcinin Penceresinden  Neden Başarmalısın?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sınıf kapılarından içeri girip çıkan yüzlerce öğrenci gördüm. Kimi sessiz kimi heyecanlı kimi ise daha ilk günden umutsuz… Hepsinin ortak bir noktası vardı. Başarının ne olduğuna dair zihinlerinde eksik ya da yanlış tanımlar. Çoğu öğrenci için başarı yüksek not almak ya da bir sınavı geçmekten ibaretti. Oysa bir eğitimci olarak şunu açıkça söyleyebilirim ki başarı çok daha derin ve çok daha insani bir kavramdır. İşte bu yüzden eğitimci gözüyle soruyorum Neden başarmalısın?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü eğitim bireyin kendine olan inancını inşa ettiği bir süreçtir. Bir öğrencinin “Ben yapabilirim” demeyi öğrenmesi en az matematik formülleri ya da dil bilgisi kuralları kadar önemlidir. Sınıfta doğru cevabı bilip parmak kaldırmayan öğrenciler olur. Korkuları bilgilerini bastırır. Oysa cesaret öğrenmenin gizli anahtarıdır. Başarma çabası öğrencinin kendine güvenmesini sağlar ve bu güven hayatın her alanına taşınır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Bir eğitimci olarak sıkça karşılaştığım bir başka durum da şudur. Öğrenciler başarısızlıktan çok başarısız olarak etiketlenmekten korkar. Yanlış yapınca “yapamayan” düşük not alınca “başarısız” ilan edildiğini düşünür ve korkar. Oysa eğitimde hata bir son değil bir başlangıçtır. Yanlışlar öğretmenin yol haritasıdır. Nerede durulması neyin tekrar edilmesi gerektiğini gösterir. Bu nedenle başarmalısın çünkü hata yapmaktan korkmadığın an gerçekten öğrenmeye başlarsın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü emek ile sonuç arasındaki ilişkiyi en net öğreten yer okuldur. Çalışmadan başarı bekleyen öğrenci hayatta da sabırsız olur. Eğitim sabrın ve sürekliliğin değerini öğretir. Her gün biraz ilerlemek bir anda zirveye çıkmaktan çok daha kalıcıdır. Bir öğrencinin aylar süren çabadan sonra başardığı küçük bir kazanım onun karakterine işlenen büyük bir derstir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü her öğrencinin yolu ve hızı farklıdır. Eğitim sistemi çoğu zaman herkesi aynı kalıba sokmaya çalışsa da gerçek hayatta bu mümkün değildir. Kimi öğrenci hızlı öğrenir ama çabuk vazgeçer kimi yavaş ilerler ama sonuna kadar gider. Bir eğitimci olarak benim için en kıymetli öğrenci en yüksek notu alan değil gelişim gösteren öğrencidir. Dünkü halinden bir adım ileride olan her öğrenci başarıyı tatmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü sen sadece bugünün öğrencisi değil yarının yetişkinisin. Bugün öğrendiğin disiplin sorumluluk ve mücadele duygusu yarın iş hayatında, aile ilişkilerinde ve toplumsal rollerinde karşına çıkacak. Eğitim sürecinde pes etmeyen bireyler hayat karşısında da daha dirençli olur. Bu yüzden sınıfta kazanılan her başarı hayata yapılan bir provadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Başarmalısın çünkü öğretmenler yalnızca anlatmaz inanır. Bir öğrencinin yapabileceğine inanmak eğitimcinin en büyük sorumluluğudur. Ama bu inancın karşılık bulabilmesi için öğrencinin de kendine inanması gerekir. Öğretmenin verdiği cesaret öğrencinin gösterdiği çabayla anlam kazanır. İşte o noktada gerçek eğitim gerçekleşir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Son olarak şunu söylemek isterim. Başarmalısın çünkü bir gün sen de bir başkasının yolunu aydınlatacaksın. Belki bir öğrenciye belki bir arkadaşına belki kendi çocuğuna… O gün geriye dönüp baktığında denediğin ve vazgeçmediğin için kendinle gurur duyacaksın. Bir eğitimci olarak en büyük temennim şudur. Öğrencilerim başarılı olsun diye değil kendilerine inanan öğrenmekten vazgeçmeyen bireyler olsun diye başarsınlar.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 19:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GECEYE SIĞINANLAR</title>
                <category>Serdal Kaya</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/geceye-siginanlar-21</link>
                <author>Bleyd3661@gmail.com (Serdal Kaya)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/geceye-siginanlar-21</guid>
                <description><![CDATA[GECEYE SIĞINANLAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gecenin kör vakti gelir, derin düşünceler,<br />
Hüzünle yoğrulmuş en eski sevgiler.<br />
Yalnız kalmalı en güzel şiirler,<br />
Hep hüzünle yoğrulur kalbimde dizeler.</p>

<p>Sessizlik düşer dilimden ağır ağır,<br />
Kelimeler zihnimde yer değiştirir adeta.<br />
Hepsi bir olur,<br />
Yalnızlık ise hep ayrı kalır.</p>

<p>Ruhum, henüz gömülmemiş bir çocuk cesedi;<br />
Kalbim, sahibini kaybetmiş bir mısra gibi<br />
yalnızlık hep benimle o on altı yaşında.&nbsp;<br />
Sahi, hangimiz hâlâ hayatta?</p>

<p>Uyumadan önce yine bir mezar kazacağım,<br />
toprağını gözyaşıyla ıslatcağım.<br />
Çiçeklerim birer şiir,<br />
Yalnızlığı mezara sokacağım.</p>

<p>Yoksa bir tabut mu<br />
sessizce içeriye çağırıyor beni?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Dec 2025 22:17:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/12/serdal-kaya-1766517432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geleceği Şekillendiren Sessiz Güç</title>
                <category>Cem Fatih Ayyürek</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/makale/gelecegi-sekillendiren-sessiz-guc-20</link>
                <author>cemfatihayyurek@gmail.com (Cem Fatih Ayyürek)</author>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/makale/gelecegi-sekillendiren-sessiz-guc-20</guid>
                <description><![CDATA[Geleceği Şekillendiren Sessiz Güç]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eğitimin önemi üzerinde sıkça konuşulmasına rağmen çoğu zaman gündelik hayatın telaşı içinde hak ettiği değeri göremeyen bir konudur. Pek çok kişi eğitimi yalnızca okul yıllarıyla sınavlarla ya da alınan diplomalarla sınırlar. Oysa eğitim insan hayatının her aşamasına yayılan bireyin düşünce dünyasını ve yaşam biçimini derinden etkileyen uzun soluklu bir süreçtir. İnsan öğrenmeye başladığı andan itibaren değişir gelişir ve hayata daha bilinçli bir gözle bakmayı öğrenir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eğitimli birey yalnızca bilgi sahibi olan değil aynı zamanda bilgiyi doğru yerde ve doğru şekilde kullanabilen kişidir. Karşılaştığı sorunlar karşısında ezberlenmiş kalıplara sığınmak yerine çözüm yolları üretebilir. Sorgulama becerisi gelişmiş bir insan duyduklarını ve gördüklerini olduğu gibi kabul etmez düşünür araştırır ve değerlendirir. Bu özellik bireyin hem özel hayatında hem de çalışma yaşamında daha sağlam adımlar atmasını sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Eğitim insanın kendini tanımasında da önemli bir rol oynar. Kişi ilgi alanlarını yeteneklerini ve sınırlarını eğitim süreci içinde keşfeder. Okunan bir kitap dinlenen bir ders ya da edinilen bir deneyim insanın iç dünyasında yeni kapılar açabilir. Bu sayede birey neyi sevdiğini ve hangi alanda kendini geliştirmek istediğini daha net görebilir. Kendini tanıyan insan ise hayatta daha bilinçli tercihler yapar ve mutsuzluk ihtimalini azaltır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Toplumsal açıdan bakıldığında eğitim ortak yaşamın kalitesini yükselten en temel unsurlardan biridir. Eğitimli toplumlarda insanlar birbirlerini daha iyi anlar farklılıklara karşı daha saygılı davranır. Empati kurma becerisi gelişmiş bireyler sorunları çatışma yerine diyalog yoluyla çözmeye daha yatkındır. Bu da toplumsal huzurun ve güven duygusunun güçlenmesine katkı sağlar. Eğitim toplumun sessiz ama en etkili düzenleyicisidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Ayrıca eğitim değişen dünyaya ayak uydurabilmenin anahtarıdır. Bilgi hızla yenilenmekte meslekler dönüşmekte ve yaşam koşulları sürekli değişmektedir. Bu değişim karşısında ayakta kalabilen bireyler öğrenmeyi alışkanlık haline getirmiş olanlardır. Eğitim insana yalnızca mevcut bilgileri değil yeni bilgileri öğrenme cesareti ve yeteneğini de kazandırır. Bu yönüyle eğitim bireyin geleceğe hazırlanmasında vazgeçilmez bir araçtır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Sonuç olarak eğitim yalnızca bireysel başarıyı değil toplumsal gelişimi de besleyen temel bir değerdir. Eğitime verilen önem aslında insana verilen değerin bir göstergesidir. Hayat boyu süren bir öğrenme anlayışı benimsendiğinde hem bireyler hem de toplumlar daha güçlü daha bilinçli ve daha umutlu bir geleceğe doğru ilerleyebilir. Bu nedenle eğitim her zaman korunması ve geliştirilmesi gereken ortak bir miras olarak görülmelidir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Dec 2025 20:02:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/kullanicilar/2025/10/cem-fatih-ayyurek-1760011360.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
