<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Demiroğlu Haber</title>
        <link>https://www.demirogluhaber.com/</link>
        <description>Demiroğlu Haber</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanmayı hafife almayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/gozlerde-kasinti-kizariklik-ve-sulanmayi-hafife-almayin-1179</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/gozlerde-kasinti-kizariklik-ve-sulanmayi-hafife-almayin-1179</guid>
                <description><![CDATA[Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğa canlanırken, havadaki polen miktarının artması ve değişken hava koşulları göz sağlığını tehdit eden pek çok sorunu da beraberinde getiriyor. Alerjik reaksiyonlardan enfeksiyonlara, kuru göz şikayetlerinden kornea yüzeyindeki çiziklere kadar uzanan bu tablo özellikle hassas bünyelerde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Gözlerde basit gibi görünen kaşıntı ve kızarıklıklar ihmal edilmemelidir. Erken önlem almak hem şikayetleri azaltmada hem de gözlerde hasar oluşumu ve enfeksiyon gibi olası komplikasyonları önlemede kritik rol oynamaktadır” diyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş, bahar aylarında en sık görülen 5 göz şikayetini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğa canlanırken, havadaki polen miktarının artması ve değişken hava koşulları göz sağlığını tehdit eden pek çok sorunu da beraberinde getiriyor. Alerjik reaksiyonlardan enfeksiyonlara, kuru göz şikayetlerinden kornea yüzeyindeki çiziklere kadar uzanan bu tablo özellikle hassas bünyelerde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş</strong>, “Gözlerde basit gibi görünen kaşıntı ve kızarıklıklar ihmal edilmemelidir. Erken önlem almak hem şikayetleri azaltmada hem de gözlerde hasar oluşumu ve enfeksiyon gibi olası komplikasyonları önlemede kritik rol oynamaktadır” diyor.  <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş,</strong> bahar aylarında en sık görülen 5 göz şikayetini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>Baharda göz şikayetlerini hafife almayın! </strong></p>

<p>Bahar aylarıyla birlikte atmosferdeki polen yükünün artması, sıcaklık ve nem dengesindeki değişimler ile rüzgârın taşıdığı partiküllerin göz yüzeyini doğrudan etkileyen çevresel faktörleri belirgin şekilde artırdığını belirten Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Oküler yüzey; konjonktiva, kornea ve gözyaşı filmiyle birlikte bu dış etkenlere sürekli maruz kalan dinamik bir yapıdır. Alerjen temasının artması, gözyaşı film tabakasının bozulması ve çevresel irritanların yoğunlaşmaları; gözde inflamasyon, kuruluk ve enfeksiyon gelişimini kolaylaştırır. Bu nedenle bahar aylarında ortaya çıkan göz sorunları hafife alınmamalı, erken dönemde doğru yaklaşımla değerlendirilmelidir” diyor. </p>

<p><strong>BAHARDA ARTAN 5 ÖNEMLİ GÖZ SORUNU!</strong></p>

<p><strong> Alerjik konjonktivit (Göz alerjisi)</strong></p>

<p>“Bahar aylarında en sık karşılaştığımız göz hastalıklarının başında alerjik konjonktivit gelir” diyen Prof. Dr. Özgül Altıntaş, gözün en dış tabakası olan konjonktivanın ağaç, çiçek ve çimen polenlerinin havada yoğunlaşmalarına karşı reaksiyon geliştirdiğini belirtiyor. Bu durum şiddetli kaşıntı, kızarıklık, sulanma, yanma ve göz kapaklarında hafif şişlik gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Tedavinin temelini alerjiye neden olan etkenle teması mümkün olduğunca azaltmak oluşturuyor. Polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde dış ortamdan kaçınmak, pencereleri kapalı tutmak ve dışarı çıkarken güneş gözlüğü kullanmak koruyucu önlemler arasında yer alıyor. Şikayetlerin arttığı dönemlerde soğuk kompres uygulamasının da faydalı olabildiğini vurgulayan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Ancak yakınmalar devam ediyorsa hastaların hekime başvurmaları son derece önemlidir. Tedavide uygun antialerjik göz damlalarıyla şikayetlerin azaltılması hedeflenmektedir” bilgisini veriyor. Prof. Dr. Özgül Altıntaş, eğer her yıl bahar aylarında şiddetli göz alerjisi yaşıyorsanız, şikayetler başlamadan yaklaşık iki hafta önce göz hekiminize başvurmanın son derece önemli olduğunu belirterek, “Koruyucu alerji damlalarıyla bahar aylarını çok daha rahat geçirmek mümkündür” diyor.</p>

<p><strong>Bahar nezlesi (Vernal keratokonjonktivit)</strong></p>

<p>Vernal keratokonjonktivit halk arasında bahar nezlesi olarak biliniyor. Özellikle çocukluk ve genç erişkinlik döneminde görülen bahar nezlesi ilkbahar ve yaz aylarında alevlenebiliyor. Gözlerde yoğun kaşıntı, ışığa karşı hassasiyet, gözde yabancı cisim hissinin yanı sıra göz çevresinde beyaz renkli, yapışkan bir akıntı gelişiyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Vernal konjonktivitte tedavi süreci daha uzun ve kontrollü ilerler. Şikayetlerin kontrol altına alınabilmesi ve kornea tutulumu gibi komplikasyonların önlenebilmesi için hastaların düzenli olarak göz hekimi takibinde olmaları ve planlanan tedaviye uyum göstermeleri büyük önem taşır” diye konuşuyor. </p>

<p><strong>Kuru göz sendromu</strong></p>

<p>Bahar aylarında artan rüzgâr, değişken hava koşulları ve havadaki alerjen yükü, gözyaşı film tabakasının daha hızlı buharlaşmasına ve kalitesinin bozulmasına neden olabiliyor. Bu durum göz yüzeyinde yeterli nemliliğin sağlanamamasına yol açarak; batma, yanma, kum kaçmış hissi ve zaman zaman bulanık görme gibi şikayetlerle kendini belli ediyor. Kuru göz sendromunun tedavisinde temel hedefin gözyaşı dengesini yeniden sağlamak olduğunu anlatan Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Bu amaçla uygun suni gözyaşı preparatları kullanıyoruz.  Ayrıca rüzgârlı ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmasını, kapalı alanlarda nem dengesinin sağlanmasını ve özellikle dijital ekran kullanımı sırasında bilinçli olarak göz kırpma sıklığının artırılmasını istiyoruz” diyor.</p>

<p><strong>Enfeksiyöz konjonktivit (Viral veya bakteriyel)</strong></p>

<p>Havaların ısınmasıyla birlikte dış ortamda ve kalabalık alanlarda geçirilen sürenin artması nedeniyle bulaşıcı göz enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Özgül Altıntaş, şu bilgileri paylaşıyor: “Enfeksiyöz konjonktivit; gözde belirgin kızarıklık, sulanma ve rahatsızlık hissiyle ortaya çıkar. Sarı-yeşil renkte yoğun çapaklanma ve özellikle sabahları göz kapaklarının birbirine yapışması bakteriyel enfeksiyonları düşündürürken; daha sulu akıntı ve kızarıklık viral etkenlerde daha ön plandadır. Bakteriyel konjonktivit tedavisinde, antibiyotikli damla veya merhemlerin uygun süre ve dozda kullanılması önemlidir. Viral konjonktivitlerde ise hastalık çoğunlukla kendi kendini sınırlar; tedavi semptomları hafifletmeye yöneliktir ve soğuk kompres ile suni gözyaşı uygulamaları rahatlama sağlar. Her iki durumda da bulaşma riskinin yüksek olması nedeniyle el hijyenine dikkat edilmesi, havlu ve yastık kılıfı gibi kişisel eşyaların paylaşılmaması enfeksiyonun yayılımını önlemede kritik rol oynar.”</p>

<p><strong>Kornea yüzeyinde çizikler </strong></p>

<p>Rüzgârla birlikte havada taşınan toz, toprak ve çeşitli partiküllerin göze temas etme riski belirgin şekilde artıyor. Bu yabancı cisimler kornea yüzeyinde çiziklere neden olarak batma, sulanma, kızarıklık ve rahatsızlık hissi oluşturabiliyor. Gözdeki yabancı cisim görünür durumdaysa koruyucu içermeyen suni gözyaşı damlaları ile gözden uzaklaştırılabilse de şikayetler devam ederse mutlaka bir göz hekimine danışılması gerekiyor. Aksi halde gözde enfeksiyon gelişebiliyor, kornea yüzeyinde hasar derinleşebiliyor, hatta korneada kalıcı leke oluşabiliyor. </p>

<p><strong>BAHAR AYLARINDA GÖZ SAĞLIĞINIZI 4 ADIMDA KORUYUN!</strong></p>

<p><strong>Alerjen temasını azaltın</strong></p>

<p>Polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde dışarıda bulunmaktan kaçının, dış ortamda koruyucu güneş gözlüğü kullanın ve kapalı alanlarda filtreli havalandırma sistemlerini tercih edin.</p>

<p><strong>Göz ve el hijyenine dikkat edin</strong></p>

<p>Gözlerinizi ovuşturmayın, ellerinizi sık sık yıkayın ve havlu, yastık kılıfı gibi kişisel eşyaları ortak kullanmayın. Kontakt lens kullanıyorsunuz hijyen kurallarına ekstra özen gösterin.</p>

<p><strong>Çevresel koşulları düzenleyin</strong></p>

<p>Bulunduğunuz ortamın nem dengesini koruyun ve dijital ekran kullanımında düzenli aralar vererek göz kırpma refleksinizi destekleyin.</p>

<p><strong>Yüzünüzü bol suyla yıkayın, akşamları duş alın</strong></p>

<p>Dışarıdan eve gelindiğinde özellikle yüzün bol suyla yıkanmasını öneren Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özgül Altıntaş, “Polenler saçlara ve kirpiklere çok kolay tutundukları için akşamları da duş almak, alerjenlerin yatağa taşınmasını önler” diyor.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/04/gozlerde-kasinti-kizariklik-ve-sulanmayi-hafife-almayin-1776076020.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>100 Erkekten 15’inde Görülen Varikosel Sorununa Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/100-erkekten-15inde-gorulen-varikosel-sorununa-dikkat-1177</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/100-erkekten-15inde-gorulen-varikosel-sorununa-dikkat-1177</guid>
                <description><![CDATA[Varikosel, erkeklerde testisleri saran toplardamarların anormal şekilde genişlemesi sonucu oluşan yaygın bir hastalık olarak biliniyor. Yetişkin erkeklerin yaklaşık %15’inde görülüyor; infertilite (kısırlık) sorunu yaşayan erkeklerde bu oran %35-40’lara kadar çıkabiliyor. Genellikle sol tarafta daha sık rastlanıyor, ancak her iki tarafta da görülebiliyor. Bazı hastalarda testislerde ağrı hissi veya küçülme gibi belirtilere yol açarken, birçok erkekte hiçbir şikayete neden olmadan sessizce varlığını sürdürebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Yunus Çolakoğlu, varikosel hakkında tüm merak edilenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Solucan torbası gibi bir damarlaşma görülebiliyor</strong></p>

<p>Varikosel, testisleri çevreleyen toplardamarların genişleyip kıvrımlı hale gelmesi olarak tanımlanmaktadır. En sık sol tarafta görülmekte ve bazen hiç belirti vermezken bazen uzun süre ayakta kalınca artan künt ağrı, ağırlık hissi veya ele “solucan torbası” gibi gelen damarlaşma durumu oluşabilmektedir. Bazı kişilerde testis boyutunda küçülmeye, sperm kalitesinde düşüşe ve buna bağlı kısırlık sorunlarına yol açabilmektedir. Bu yüzden özellikle ağrı, belirgin şişlik veya çocuk sahibi olma durumunda bir olumsuzluk hissedilmesi halinde uzman bir görüş alınması oldukça önemlidir.</p>

<p><strong>Varikosel, testis içinde birkaç temel mekanizma yoluyla hasar oluşturuyor</strong></p>

<p>Genişleyen damarlarda göllenmiş kan, skrotal ısı artışına neden olmaktadır. Testislerin normalden daha sıcak bir ortamda bulunması sperm üretimini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca uzaklaştırılamayan kirli kan nedeniyle testis içinde oksijen azlığı gelişmekte ve bu durum hücre fonksiyon bozukluğuna yol açmaktadır. Böbrek ve böbreküstü bezinden gelen zararlı atıkların testise geri akması da bu olumsuz süreci artırabilmektedir.</p>

<p>Zamanla bu süreçler;  </p>

<ul>
	<li>Sperm sayısında, hareketliliğinde ve morfolojisinde bozulmaya</li>
	<li>Testis hacminde küçülmeye</li>
	<li>Testosteron üretiminde azalmaya  </li>
</ul>

<p>yol açabilmektedir. Kısacası varikosel, testisleri “ısısal, oksidatif ve hipoksik stres” altında bırakarak ilerleyici hasar yaratabilmektedir.</p>

<p><strong>Yaşınızdan, sperm analiz sonuçlarına kadar detaylı bir inceleme yapılıyor </strong></p>

<p>Varikosel tanısı alan her hastada mutlaka kapsamlı bir inceleme yapılmalıdır. Bu değerlendirme şunları içermelidir:  </p>

<ul>
	<li>Detaylı fizik muayene</li>
	<li>Skrotal Doppler ultrasonografi (damar çapları ve reflü derecesinin belirlenmesi)</li>
	<li>Sperm analizi (spermiyogram)</li>
	<li>Testis hacim ölçümü</li>
	<li>Gerektiğinde kan hormon testleri (testosteron, FSH, LH vb.).</li>
</ul>

<p>Üroloji uzmanı tarafından varikosel tanısının konulması, otomatik olarak ameliyat yapılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Tedavi kararı son derece bireyseldir ve şu faktörler göz önünde bulundurularak verilmelidir:  </p>

<ul>
	<li>Hastanın yaşı</li>
	<li>Varikoselin muayenede ve Doppler ultrasonografideki derecesi (Grade 1-3)</li>
	<li>Testis boyutları ve hacmi</li>
	<li>Çocuk sahibi olma isteği ve mevcut infertilite durumu</li>
	<li>Testislerdeki ağrının şiddeti ve süresi</li>
	<li>Sperm analizi sonuçları (sperm sayısı, hareketliliği, morfolojisi)</li>
	<li>Hormon seviyeleri (özellikle testosteron).</li>
</ul>

<p><strong>Bu belirtilerde ameliyat düşünülebiliyor </strong></p>

<p>Uluslararası üroloji ve üreme tıbbı kılavuzları, klinik varikosel (elle hissedilen) varlığında ve aşağıdaki durumlarda ameliyatı önermektedir:  </p>

<ul>
	<li>Çiftin açıklanamayan infertilitesi varsa ve sperm parametrelerinde bozulma tespit edilmişse, </li>
	<li>Testis hacminde anlamlı küçülme (atrofi) veya gelişim geriliği varsa,  </li>
	<li>Şiddetli ve günlük yaşam kalitesini bozan ağrı mevcutsa (başka nedenler dışlandıktan sonra),  </li>
	<li>Bazı vakalarda düşük testosteron seviyeleriyle birlikte klinik varikosel varsa.</li>
</ul>

<p>Bu testlerde herhangi bir bozukluk saptanırsa, testislerdeki oksidatif stres ve ısı artışı nedeniyle ilerleyebilecek hasarı önlemek amacıyla varikosel ameliyatı ciddi şekilde düşünülmelidir. </p>

<p><strong>Ameliyatın sperm üzerinde birçok olumlu etkisi olduğunu gösteriyor </strong></p>

<p>Günümüzde mikrocerrahi “Varikoselektomi” tekniği, en yüksek başarı oranına ve en düşük komplikasyon riskine sahip yöntem olarak kabul edilmektedir. Ameliyatın en önemli faydalarından birisi, testis fonksiyonlarını koruması ve iyileştirmesidir. Yapılan çok sayıda bilimsel çalışma, varikosel ameliyatı sonrası sperm konsantrasyonu, toplam sperm sayısı, hareketlilik ve normal morfoloji oranında anlamlı iyileşmeler olduğunu göstermektedir. Ayrıca özellikle testosteron seviyesi düşük olan hastalarda ameliyat sonrası hormon düzeylerinde artış gözlenebilmekte, bu da cinsel fonksiyonlar ve genel enerji seviyesi üzerinde olumlu etki yaratabilmektedir. Ağrı şikayeti olan hastalarda da semptomlarda belirgin rahatlama sağlanabilmektedir. Ancak sperm analizi ve hormon testleri tamamen normal çıkan hastalarda karar daha tartışmalıdır. Bu grupta ileride oluşabilecek gizli testis hasarını önlemek adına ameliyatın potansiyel faydaları ile riskleri (varikosel nüksü, hidrosel oluşumu gibi nadir komplikasyonlar) mutlaka cerrah ile etraflıca konuşulmalıdır. Karar, hastanın yaşı, çocuk sahibi olma planı, varikoselin derecesi ve genel sağlık durumu dikkate alınarak ortak şekilde verilmelidir.</p>

<p><strong>Düzenli takip ve yaşam tarzı önerileri de bu süreçte büyük önem taşıyor</strong></p>

<p>Birçok erkek, varikoseli olduğu halde hiçbir sorun yaşamadan çocuk sahibi olabilmekte ve uzun yıllar sorunsuz takip edilebilmektedir. Varikosel, panik yaratması gereken bir hastalık değildir. Çoğu vakada düzenli takip ve yaşam tarzı önerileri (sigara bırakma, kilo kontrolü, aşırı sıcaktan kaçınma) yeterli olurken, uygun ve seçilmiş hastalarda ameliyat ile sperm kalitesinin, hormon dengesinin ve yaşam kalitesinin anlamlı şekilde iyileştirilmesi mümkündür.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 13:26:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/04/100-erkekten-15inde-gorulen-varikosel-sorununa-dikkat-1776076001.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek-1168</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek-1168</guid>
                <description><![CDATA[Kalp hastalıkları kadınlar ve erkeklerde aynı şekilde ilerlemiyor, özellikle ölüm açısından fark belirginleşiyor. 12�18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası’nda kadınlarda durumun daha kritik olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Erkeklerde daha sık görülse de kalp hastalıklarında ölüm oranı kadınlarda daha yüksek. Kadınlarda bu durum menopoz sonrası artıyor. Genellikle ilk kalp krizi daha ölümcül oluyor ve bunun önemli nedenlerinden biri hastaneye geç başvuru” şeklinde konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp hastalıkları kadınlar ve erkeklerde aynı şekilde ilerlemiyor, özellikle ölüm açısından fark belirginleşiyor. 12�18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası’nda kadınlarda durumun daha kritik olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Erkeklerde daha sık görülse de kalp hastalıklarında ölüm oranı kadınlarda daha yüksek. Kadınlarda bu durum menopoz sonrası artıyor. Genellikle ilk kalp krizi daha ölümcül oluyor ve bunun önemli nedenlerinden biri hastaneye geç başvuru” şeklinde konuştu.</strong></p>

<p>Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedeni. Kalp ve damar hastalıkları; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi kalp ve kan damarlarını etkileyen bir grup rahatsızlığı kapsıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlerin beşte dördünden fazlası kalp krizi ve inme nedeniyle oluyor, ölümlerin üçte biri ise 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşiyor. Genetik faktör olması durumunda maalesef aile üyesinin kalp damar hastalığı gelişme riski belirgin şekilde artabiliyor. Bunun yanında ilerleyen yaş, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tütün ürünü kullanımı da tehlike çanlarını çaldırıyor. Obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yoğun tuz kullanımı gibi alışkanlıklar ise ikincil risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi.</p>

<p><strong>Belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor</strong></p>

<p>Kalbin verebileceği sinyalleri anlamak için ona kulak verilmesi gerektiğini dile getiren Alagiç, “Kalbi bir eve benzetiyorum. Nasıl ki bir evde su tesisatı, elektrik sistemi, duvarlar ve kapılar bir bütün halinde çalışıyorsa, kalp de benzer şekilde farklı yapılardan ve sistemlerden oluşuyor. Bu sistemlerde ortaya çıkan bir sorun, kendini farklı şikayetlerle gösterir. Bu nedenle hastanın şikayetlerinin türü ve sahip olduğu risk faktörleri, hangi ‘tesisata’ odaklanmamız gerektiğini anlatır. Muayene sırasında da bu doğrultuda değerlendirme yaparak sorunun kaynağını belirleriz. Bu nedenle kalbi etkileyebilecek pek çok neden olsa da en sık karşılaşılan belirtiler; kola, çeneye veya sırta yayılabilen baskı ya da yanma tarzında göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, mide bulantısı, kusma ve terleme şeklinde sıralanabilir. Burada önemli olan daralan damara zamanında müdahale edebilmek. Bunun için de stent takılabilir, balon işlemi veya bypass uygulanabilir. Bu operasyonlar zamanında yapıldığında kalp rahatsızlığının etkilerini büyük ölçüde azaltabiliriz. Ancak hasta belirtileri göz ardı edip sağlık merkezine geç başvurursa her türlü önleme rağmen hayatına kalp yetmezliği ile devam etmek zorunda kalabilir” dedi.</p>

<p><strong>Günlük alışkanlıklarla kalp sağlığı desteklenebilir</strong></p>

<p>Kalp sağlığı için tütün ürünlerinin kesinlikle bırakılması gerektiğinin altını çizen Alagiç, “Ayrıca özel durumu olan hastalar hariç haftanın en az 5 günü en az yarım saat egzersiz yapılmalı. Günlük tuz tüketimi Türk mutfağında bu miktar 18 grama kadar çıkabilse de 5 gramı geçmemeli. Balık tüketimi omega-3 açısından zengin somon, uskumru ve sardalya gibi türlerle haftada en az 1 olmalı, kırmızı et mümkün olduğunca azaltılmalı ve haftada en fazla 350-500 gram tüketilmeli. Günde 30 gram çiğ kuruyemiş, en az 200 gram meyve ve en az 200 gram sebze tüketimi gibi küçük değişikliklerle kalbi korumak mümkün” dedi.</p>

<p><strong>Kalp kontrollerine başlama yaşı giderek düşüyor</strong></p>

<p>Kalp sağlığının takipçisi olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Alagiç, “Erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise menopozdan 5-6 yıl sonra yıllık kontrol tetkiklerine başlamak önemli ancak günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları çok yaygın olduğu için bu yaş aralığı giderek düşüyor. Sağlık merkezine başvurulduğunda hastanın hikayesini dinleyerek skorlama yöntemiyle değerlendirme yapıyoruz, gerekli gördüğümüzde EKO, kontrastlı sanal anjiyo veya efor testi gibi görüntüleme tetkiklerine başvuruyoruz” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 15:11:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/04/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek-1775909497.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gereksiz antibiyotik kullanımı küresel risk oluşturuyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-1164</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-1164</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, küresel bir sağlık tehdidi olan antibiyotik direnci ile antibiyotiklerin doğru, bilinçli ve kontrollü kullanılması gerektiği hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve bazen de imkansız olabiliyor!</strong></p>

<p>İlaçların belirli bir dozda oluşturduğu etkinin aynı dozda tekrarlayan kullanımlarından sonra azalması veya aynı etkiyi oluşturmak için daha yüksek dozda kullanılmalarının gerekliliğinin, ilaç etkisine karşı direnç gelişimi olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Aynı durum, etki mekanizması vücutta hastalık oluşturan patojenleri öldürmek veya baskılamak olan antibiyotikler, antineoplastikler gibi ilaçlar için geçerli olduğunda, ilaca dirençli patojenlerden bahsediliyor.” dedi.</p>

<p>Antibiyotiklerin bugüne kadar milyonlarca hayat kurtardığını ve tıpta devrim niteliği taşıdığını aktaran Dr. Mamçu, “Antibiyotikler hayat kurtarabilir, ancak her antibiyotik kullanımı antibiyotik direncinin gelişmesine katkı da sağlayabiliyor. Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve hatta bazen imkansız olabiliyor. Antibiyotiğe dirençli mikroorganizmalar, toplumda, sağlık kurumlarında ve çevrede (toprak, su da dahil olmak üzere) çeşitli ortamlara hızla yayılabiliyor. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren tek sağlık sorunu.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Dünyanın herhangi bir bölgesindeki sorun, tüm dünyanın sorunu!</strong></p>

<p>Antibiyotik direncinin tüm dünyayı ve sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren, çok önemli bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları kaydetti:</p>

<p>“Günümüz teknolojik ve ekonomik koşullarının yardımıyla uluslararası seyahat sıklığının artmasının bir sonucu olarak, dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan antibiyotik direnci sorunu çok kısa süre içinde tüm dünyayı kapsayan bir boyuta ulaşıyor. Bu nedenle, ulusal düzenlemeler ve çalışmalar, dünya genelinde antibiyotik direncinin kontrol altına alınmasında kilit rol oynamakta, ancak başarıya ulaşmak için tüm ulusal programların aynı başarı seviyesine ulaşmaları gerekiyor. Zira dünyanın herhangi bir bölgesindeki sorun, tüm dünyanın sorunudur.”</p>

<p><strong>Antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmalıyız!</strong></p>

<p>Son dönemlerde tedavi alanına giren yeni antibiyotiklerin sayısının oldukça az olduğunu ve direnç sorununun tedavide yarattığı sorunları çözme beklentisini tam olarak karşılayamadıklarını kaydeden Dr. Mamçu, “Artık geçmişte olduğu gibi yeni bir antibiyotiğin kullanımı sonunda direnç gelişmesi ve yeni diğer bir antibiyotiğin tedavi alanına girmesi ve tekrar buna da direnç gelişmesi sonucu bir diğer yeni antibiyotiğin devreye girmesi dönemi kapanmıştır. Elimizde kalan antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmamız yani iyi yönetmemiz gereken bir dönemdeyiz.” dedi.</p>

<p>İdeal antibiyotik kullanımı için; doğru tanı sonrası doğru antibiyotiğin en uygun yoldan, etkin dozda, optimum aralıklarla, uygun süreyle verilmesi gerektiğini anlatan Dr. Mamçu, “Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır. Tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılması, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması durumlarında antibiyotikler uygun kullanılmamış olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Gelişen direnç günümüzde bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde!</strong></p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, son 50-60 yıl içinde antibiyotikler insan yaşamında en önemli katkıyı sağladığını ve ölümcül pek çok enfeksiyon hastalığının başarıyla tedavisini olanaklı kıldığını kaydederek, şöyle devam etti:</p>

<p>“Başta uygunsuz ve gereksiz kullanımları sonucu gelişen direnç nedeniyle etkilerini önemli oranda kaybetmişlerdir. Mikroorganizmalar kullanılan antibiyotiklere karşı er ya da geç direnç kazanmaktadır. Gelişen direnç günümüzde bütün insanlığı tehdit edecek düzeydedir. Çok ilaca karşı dirençli kökenlerle gelişen hastane enfeksiyonları hastanede kalışı ve ölüm oranlarını artırmakta ve çok fazla ek maliyete neden olmaktadır. Günümüzde sadece hastane kökenleri değil toplumdan kazanılmış kökenlerde de direnç önemli oranlarda artmakta bu olay sorunu daha da büyütüp ciddi boyutlara taşımaktadır.”</p>

<p><strong>Antibiyotikler soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi viral hastalıkları iyileştirmez!</strong></p>

<p>Antimikrobiyallere direncin önlenmesi veya azaltılmasında tüm antibiyotik kullanım alanları (Tıp � Veterinerlik - Tarım) için ortak geliştirilmiş ulusal antibiyotik politikaları yanında enfeksiyon kontrol tedbirlerinin uygulanması gerektiğini dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ülkemizde antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesi bu anlamda çok önemli bir yarar sağlamıştır.” dedi.</p>

<p>Hastalara ‘Doktorunuz tarafından gerekli görülmedikçe antibiyotik reçete edilemez. Doktorunuza bu konuda ısrarcı olmaktan kaçının’ uyarısında bulunan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Antibiyotikler soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi viral hastalıkları iyileştirmez, başkasına bulaşmasına engel olmaz. Antibiyotikleri mutlaka önerilen miktarda, önerilen saatlerde ve önerilen sürede kullanın. Kendinizi iyi hissetseniz bile tedaviniz tamamlanmadan antibiyotiği kesmeyin. Tedavi bittiğinde kalan antibiyotikleri saklamayın. Başkası için yazılmış antibiyotiği asla kullanmayın. Yararı olmayacağı gibi zarar görebilirsiniz.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 15:11:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/04/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor-1775909469.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hipnoterapi hem psikolojik sorunlar hem de kişisel gelişim için kullanılabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-hem-de-kisisel-gelisim-icin-kullanilabilir-1123</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-hem-de-kisisel-gelisim-icin-kullanilabilir-1123</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin nasıl uygulandığı, hangi durumlarda etkili ve güvenli olduğu ile hangi alanlarda kullanılabileceği hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Hipnoterapi bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir! </strong></p>

<p>Hipnoterapide kişinin dikkatinin en üst seviyede yoğunlaştığında ‘trans’ hali oluştuğunu dile getiren Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Birey telkinlere daha açık hale gelir. Ancak her bireyin hipnoterapiye verdiği yanıt farklıdır. Bazı kişiler kolaylıkla hipnotik etki altına girerken, bazılarında bu süreç daha uzun sürebilir.” dedi.</p>

<p>Ağır psikiyatrik vakalarda önceliğin her zaman psikiyatrik muayene ve tedavi olduğunu kaydeden Öztekin, “Hipnoterapi ise bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir. Pozitif semptomların görüldüğü dezorganize psikoz vakalarında, verilen telkinleri algılayamayacak düzeyde ağır zeka geriliklerinde, yaşlılık ve travmalara bağlı beyin fonksiyon bozukluklarında, 5 yaş altı çocuklarda ve işitme engelli bireylerde hipnoterapi uygulanması uygun değildir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Psikoz vakalarında hipnoterapi çok daha dikkatli uygulanmalı! </strong></p>

<p>Psikoz vakalarında ise hipnoterapinin çok daha dikkatli uygulanması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bu noktada uygulayıcının hem hipnoterapist hem de uzman bir klinisyen olması önemlidir.” dedi.</p>

<p>Uzmanın, risk faktörlerini değerlendirerek uygun gördüğü takdirde hastayı hipnoterapiye yönlendirdiğini aktaran Öztekin, “Hastanın remisyonda olması ve telkinleri alabilecek durumda bulunması da önem taşır. Bu tür vakalarda derinlemesine çalışmalardan ziyade, daha çok destekleyici ve ego güçlendirici telkinler tercih edilir.” bilgisini paylaştı.</p>

<p><strong>Hipnoterapi, birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir! </strong></p>

<p>Hipnoterapinin kullanılabildiği alanlara değinen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, şunları söyledi:</p>

<p>“Duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar), anksiyete bozuklukları (kontrol edilemeyen kaygı, korku, panik, gerilim ve sıkıntı), somatoform bozukluklar, yeme bozuklukları (obezite, anoreksiya, bulimia), uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, psikoz (remisyon döneminde), tikler, kekemelik, gece idrar kaçırma, bağımlılıklar (sigara, alkol, madde, kumar, sanal bağımlılıklar), fobiler, travmalar, travma sonrası stres bozukluğu ve performans kaygısı gibi birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir.”</p>

<p><strong>Kişisel gelişim ve eğitim alanında da hipnoterapiden yararlanılabilir! </strong></p>

<p>Kişisel gelişim alanında da hipnoterapiden yararlanılabildiğine işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Kendine güvensizlik ve özgüven eksikliği, sosyal ortamlarda aşırı heyecan ve korku, topluluk önünde konuşamama, göz teması kuramama, ‘herkes bana bakıyor’ düşüncesi, karşı cinsle ilişkilerde yaşanan sorunlar, kendini kontrol edememe, aşırı tepkiler verme, duygu ve düşünceleri ifade etmede zorluk, titreme, terleme, kekeleme, kızarma, öfke kontrol problemleri ve dürtüsellik gibi durumlarda hipnoterapi destekleyici olabilir. Ayrıca sporda performans artırma amacıyla da kullanılabilir.” dedi.</p>

<p>Öztekin ayrıca hipnoterapinin, eğitim alanında ders çalışma isteksizliği, erteleme davranışı, dikkat süresinin kısalığı, çabuk sıkılma, ders ya da öğretmeni sevmeme gibi sorunların yanı sıra algılama, anlama, hafızaya alma, öğrenme ve bilgiyi hatırlama gibi bilişsel süreçlerin daha verimli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Hipnoterapi yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanmalı! </strong></p>

<p>Hipnoterapi uygulamasının, onaylı özel kurumlar ya da üniversiteler tarafından verilen eğitimleri tamamlamış ve bu alanda belge sahibi kişiler tarafından yapılması gerektiğinin altını çizen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bununla birlikte hipnoterapinin yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanması gerekir. İnsan psikolojisi konusunda yeterli uzmanlığa sahip olmayan kişilerin vereceği yanlış telkinler, ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle hipnoterapinin etkili ve güvenli bir şekilde uygulanabilmesi için uygulayıcının hem psikoloji hem de hipnoterapi alanında eğitimli, donanımlı ve deneyimli olması büyük önem taşır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 18:13:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/04/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-hem-de-kisisel-gelisim-icin-kullanilabilir-1775315635.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-1091</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-1091</guid>
                <description><![CDATA[Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun. Parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve elde güçsüzlük gibi belirtilerle kendini gösteren bu durumun, özellikle bilgisayar başında uzun süre çalışanlar, telefonu sık kullananlar ve elini tekrarlayan hareketlerle zorlayan kişilerde kendini daha sık gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Şikâyetlerin kendiliğinden geçmesini beklemeden bir sağlık merkezine başvurmak kıymetli. Hastalar bize geldiğinde öncelikle eli detaylı şekilde muayene ediyoruz. Elin fonksiyonlarını, duyu ve hareket becerilerini tek tek inceliyoruz” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun. Parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve elde güçsüzlük gibi belirtilerle kendini gösteren bu durumun, özellikle bilgisayar başında uzun süre çalışanlar, telefonu sık kullananlar ve elini tekrarlayan hareketlerle zorlayan kişilerde kendini daha sık gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Şikâyetlerin kendiliğinden geçmesini beklemeden bir sağlık merkezine başvurmak kıymetli. Hastalar bize geldiğinde öncelikle eli detaylı şekilde muayene ediyoruz. Elin fonksiyonlarını, duyu ve hareket becerilerini tek tek inceliyoruz” dedi.</strong></p>

<p>Sinir sıkışmasının derecesine göre tedavi planının değiştiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Elektromiyogram testinde hafif düzeyde bulgular varsa genellikle fizik tedavi ve rehabilitasyondan fayda bekleriz, bu süreçte hastalara atel kullanımı da önerilebilir. Ayrıca bazı durumlarda ilgili bölgelere steroid enjeksiyonları uygulanabilir. Ancak elektromiyogramda orta ya da ileri düzeyde sinir hasarı saptanırsa bu durumda cerrahi seçenekler gündeme gelebilir. Mikro cerrahi sayesinde de saç telinden bile daha ince dikişlerle hassas bir işlem gerçekleştirilir” dedi.</p>

<p><strong>Sinirin kaslara ilettiği mesajın doğruluğu ölçümlenebiliyor</strong></p>

<p>Sıkışan sinirin ne kadar etkilendiğini görebilmek için başvurulan testlerden elektromiyogramın nasıl bir işlem olduğunu açıklayan Düzgün, “Bu test ile kaslara yerleştirilen ince iğneler ve cilt üzerinden verilen küçük uyarılarla sinirlerin kaslara gönderdiği sinyaller ölçülüyor. Böylece sinirin mesajı ne kadar sağlıklı ilettiğini anlayabiliyoruz. Uygulama sonucunda sinirdeki hasarı derecelendirerek tedavi planını oluşturuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Mikro cerrahide sinirler daha net görülüyor</strong></p>

<p>Mikro cerrahinin, mikroskop altında ve özel geliştirilmiş aletlerle yapılan bir ameliyat tekniği olduğundan bahseden Düzgün, “Mikro cerrahinin normal ameliyatlardan farkı, mikroskop altında yüksek büyütmede o bölgedeki damar ve sinirlerin çok daha net görülebilmesi ve buna uygun özel aletlerin kullanılmasıdır. Gerekli durumlarda saç telinden bile daha ince dikişler kullanılabilir. Bu sayede işlem daha hassas şekilde gerçekleştirilir” dedi. </p>

<p><strong>Ödemi engellemek için atel kullanımı şart</strong></p>

<p>Ameliyat sonrası sürecin de ayrı özen gerektirdiğini sözlerine ekleyen Düzgün, “Eli korumak için genellikle 5 gün gibi kısa süreli atel kullanıyoruz. Bunun sebebi el bölgesini hareketsiz bırakarak ödemin önüne geçmek. Aynı zamanda el hareketleriyle oluşan ağrıyı da en aza indirmek. Bu süreçte istirahat etmek ve verilen ilaçları düzenli kullanmak iyileşmeyi hızlandırıyor. Doktor tavsiyeleri dikkate alınırsa hastalar genellikle yaklaşık bir hafta içinde günlük hayatlarına dönebiliyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 20:22:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/03/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-1774459364.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karaciğer sağlığını tehdit eden 6 önemli faktör</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/karaciger-sagligini-tehdit-eden-6-onemli-faktor-1053</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/karaciger-sagligini-tehdit-eden-6-onemli-faktor-1053</guid>
                <description><![CDATA[Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, karaciğerin sessizce ilerleyen hasarlara açık olduğunu vurgulayarak, sağlıklı yaşam için dikkat edilmesi gereken 6 temel faktörü açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, karaciğerin sessizce ilerleyen hasarlara açık olduğunu vurgulayarak, sağlıklı yaşam için dikkat edilmesi gereken 6 temel faktörü açıkladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Karaciğer hastalıkları, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne yol açarak küresel ölüm nedenleri arasında ilk 10’a girmeye devam ediyor.</p>

<p>Vücudun temel metabolik işlevlerini yerine getiren karaciğer, yaşamsal öneme sahip maddelerin üretimi, besinlerin enerjiye dönüştürülmesi ve toksinlerin vücuttan atılması gibi kritik görevler üstleniyor.</p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, karaciğerin sağlıklı çalışmasının uzun vadeli yaşam kalitesi için kritik olduğunu belirterek, en temel korunma yolunun sağlıklı bir kiloda kalmak olduğunu söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Yıldız, karaciğerde en sık hasara yol açan 6 faktörü ve korunma yollarını şöyle açıkladı:</p>

<p><strong>Hepatit B: </strong>Dünya genelinde en yaygın viral hepatit türü olan Hepatit B, çoğunlukla anneden bebeğe geçiyor ve kronik karaciğer hastalığı ile siroz ve karaciğer kanserine yol açabiliyor. Prof. Dr. Yıldız, Hepatit B aşısının yaşam boyu koruma sağladığını hatırlattı.</p>

<p><strong>Obezite ve Karaciğer Yağlanması: </strong>Obezite, karaciğerde “metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer” hastalığını tetikliyor. Araştırmalara göre, obezite sorunu yaşayan kişilerin yaklaşık %80’inde karaciğerde yağ birikimi görülüyor. Prof. Dr. Yıldız, sağlıklı beslenme, düzenli yürüyüş ve ideal kiloya ulaşmanın karaciğer yağlanmasını azaltmaya yardımcı olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>İlaçlar ve Bitkisel Ürünler: </strong>Bazı ağrı kesiciler ve bitkisel ürünler bilinçsizce kullanıldığında karaciğerde ani iltihap ve toksik hepatite yol açabiliyor. Doktor kontrolü olmadan hiçbir ürünün kullanılmaması öneriliyor.</p>

<p><strong>Aşırı Alkol Tüketimi: </strong>Alkolün karaciğerde parçalanması sırasında oluşan toksik maddeler, zamanla yağlanma, iltihaplanma ve siroza neden olabiliyor. Haftada 2-3 kadehi aşmamak karaciğer sağlığı için kritik bulunuyor.</p>

<p><strong>Genetik Hastalıklar: </strong>Karaciğer bazı genetik bozukluklar nedeniyle enzim, reseptör veya taşıyıcı protein üretiminde sorun yaşayabiliyor. Erken tanı ve düzenli sağlık kontrolleri sayesinde çoğu genetik hastalık ilaçla kontrol altına alınabiliyor.</p>

<p><strong>Otoimmün Hastalıklar: </strong>Otoimmün hepatit ve primer biliyer kolanjit gibi hastalıklar, genetik yatkınlığı olan kişilerde enfeksiyon ve ilaç tetiklemeleri ile ortaya çıkabiliyor. Prof. Dr. Yıldız, ailede otoimmün karaciğer hastalığı öyküsü olanların düzenli takip edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 21:34:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/03/karaciger-sagligini-tehdit-eden-6-onemli-faktor-1774377279.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık çalışanları 14 Mart’a çözüm bekleyen sorunlarla giriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/saglik-calisanlari-14-marta-cozum-bekleyen-sorunlarla-giriyor-1014</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/saglik-calisanlari-14-marta-cozum-bekleyen-sorunlarla-giriyor-1014</guid>
                <description><![CDATA[SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde yaptığı açıklamada sağlık çalışanlarının ağır iş yükü, nöbet sistemi, sağlıkta şiddet ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek kalıcı reform çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde yaptığı açıklamada sağlık çalışanlarının ağır iş yükü, nöbet sistemi, sağlıkta şiddet ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek kalıcı reform çağrısında bulundu.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada sağlık çalışanlarının yıllardır biriken sorunlarına dikkat çekti. Akarken, Tıp Bayramı’nın yalnızca bir kutlama günü değil, sağlık çalışanlarının emeğinin ve yaşadığı sorunların görünür kılınması gereken önemli bir tarih olduğunu söyledi.</p>

<p>2025 OECD verilerine göre Türkiye’de bin kişiye düşen hekim sayısının 2,4, hemşire sayısının ise 2,9 olduğunu hatırlatan Akarken, buna karşın kişi başına yıllık hekime başvuru sayısının 11,4’e ulaştığını belirtti. Akarken, bu durumun sağlık çalışanlarının üzerindeki iş yükünü ciddi şekilde artırdığını ifade etti.</p>

<p><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/13/1773400423-saglik-genel-1773402644-512-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Sağlık kurumlarında çalışan tüm meslek gruplarının sorunlarının giderek büyüdüğünü dile getiren Akarken, “14 Mart Tıp Bayramı’na yine alkışla değil, çözüm bekleyen sorunlarla giriyoruz. Hekimler yalnızca hastayı iyileştirmeye değil, sistemin açıklarını kapatmaya da zorlanıyor. Bugün birçok sağlık çalışanı için meslek sevgisinin önüne geçim kaygısı geçmiş durumda” dedi.</p>

<p><strong>“RANDEVU SORUNU AZALSA DA İŞ YÜKÜ SÜRÜYOR”</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2025 sonunda yaptığı açıklamada Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nde (MHRS) bekleyen hasta sayısının 4 milyondan 400 binin altına düştüğünü ve bekleyen hasta oranında yüzde 90 azalma sağlandığını duyurduğunu hatırlatan Akarken, buna rağmen sağlık çalışanlarının üzerindeki yükün azalmadığını söyledi.</p>

<p>Bakanlık verilerine göre günlük ortalama 1,7 milyon randevu üretildiğini ve 2025’in ilk 10 ayında aile sağlığı merkezlerine 374 milyon başvuru yapıldığını aktaran Akarken, Türkiye’de bir hekime düşen hasta sayısının birçok gelişmiş ülkenin üzerinde olduğunu belirtti. Akarken, “Bugün bir hekim çoğu zaman hastasına ayırmak istediği zamanı ayıramıyor. Gün içinde yüzlerce hastaya bakmak zorunda kalan sağlık çalışanları hem fiziksel hem de psikolojik olarak ciddi baskı altında” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/13/1773400401-zlem-akarken-1773402453-949-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YOĞUN NÖBET SİSTEMİ ELEŞTİRİSİ</strong></p>

<p>Sağlık çalışanlarının özellikle nöbet sistemi nedeniyle ağır bir çalışma temposuna maruz kaldığını belirten SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, birçok sağlık çalışanının gece nöbetlerinden sonra yeterli dinlenme imkânı bulamadan yeniden göreve başladığını söyledi.</p>

<p>“Nöbet sistemi yalnızca bir çalışma düzeni değil aynı zamanda bir sağlık ve güvenlik meselesidir” diyen Akarken, uykusuz ve yorgun çalışan sağlık personelinin hem kendi sağlığı hem de hizmet verdiği hastalar açısından risk oluşturduğunu ifade etti.</p>

<p>Sağlıkta şiddetin de sağlık çalışanlarının en önemli sorunlarından biri olmaya devam ettiğini dile getiren Akarken, 2025 yılında yayımlanan bir araştırmada sağlık çalışanlarının yüzde 69’unun meslek hayatında en az bir kez şiddete maruz kaldığını belirttiğini aktardı.</p>

<p>Sağlık çalışanlarının güvenli bir ortamda görev yapması gerektiğini vurgulayan Akarken, “Sağlıkta şiddet münferit bir olay değil, yapısal bir sorundur. Caydırıcı ve etkin yaptırımlar eksiksiz uygulanmadan, iş yükü azaltılmadan bu sorunun çözülmesi mümkün değildir” dedi.</p>

<p><img height="421" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/13/1773400422-saglik-calisanlari-vergide-adalet-istiyor-1773402466-897-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>GENÇ HEKİMLER YURT DIŞINA YÖNELİYOR</strong></p>

<p>Son yıllarda genç hekimlerin yurt dışında çalışma eğiliminin arttığına dikkat çeken Akarken, çalışma koşulları, gelir düzeyi ve gelecek kaygısının bu durumun başlıca nedenleri olduğunu söyledi.</p>

<p>Özellikle diş hekimlerinin atanma ve uzmanlık kadrolarının yetersizliği ile özel kliniklerdeki düşük ücretlerin de yurt dışına yönelimi artırdığını belirten Akarken, sağlık sisteminin geleceği açısından bu tablonun ciddi risk oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p>Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının ekonomik koşullarının giderek zorlaştığını ifade eden Akarken, emekliliğe yansıyan tek kalem maaş sisteminin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayarak, adil nöbet ücretleri, ek gösterge düzenlemesi ve vergi adaletinin sağlanması artık ertelenmemesi gerektiğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 17:12:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/03/saglik-calisanlari-14-marta-cozum-bekleyen-sorunlarla-giriyor-1773411167.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Batman’da Kozluk Devlet Hastanesi’ne psikiyatri uzmanı atandı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/batmanda-kozluk-devlet-hastanesine-psikiyatri-uzmani-atandi-900</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/batmanda-kozluk-devlet-hastanesine-psikiyatri-uzmani-atandi-900</guid>
                <description><![CDATA[Batman'da Kozluk Devlet Hastanesi kadrosuna katılan Psikiyatri Uzmanı Dr. Marziya Köse, hasta kabulüne başladı. Yeni atamayla birlikte hastanede psikiyatri polikliniği hizmet vermeye başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Batman'da Kozluk Devlet Hastanesi kadrosuna katılan Psikiyatri Uzmanı Dr. Marziya Köse, hasta kabulüne başladı. Yeni atamayla birlikte hastanede psikiyatri polikliniği hizmet vermeye başladı.</p><p><strong>BATMAN (İGFA) - </strong>Bakü / Azerbaycan doğumlu olan Dr. Marziya Köse, tıp eğitimini 2014–2020 yılları arasında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladı.</p>

<p>Psikiyatri uzmanlık eğitimine 2021 yılında Kocaeli Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda başlayan Köse, 2022 yılından itibaren eğitimine İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda devam etti ve 2025 yılında uzmanlık eğitimini başarıyla tamamladı.</p>

<p>Uzmanlık eğitimi süresince çeşitli psikiyatrik hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerinde aktif görev alan Dr. Marziya Köse, Kozluk Devlet Hastanesi’nde yetişkin ruh sağlığı alanında hizmet verecek.  Kozluk Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Fırat Güneş, psikiyatri uzmanının göreve başlamasıyla birlikte hastanede psikiyatri polikliniğinin hizmet vermeye başladığını belirterek, Kozluk halkına daha kaliteli ve kapsamlı sağlık hizmeti sunmak için çalışmaların aralıksız devam edeceğini ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 16:30:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/02/batmanda-kozluk-devlet-hastanesine-psikiyatri-uzmani-atandi-1772199017.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Burun estetiği hakkında en çok merak edilenler sorular</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/burun-estetigi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-sorular-855</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/burun-estetigi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-sorular-855</guid>
                <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Sinan Uluyol, rinoplasti (burun estetiği) hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Burun estetiğinde en önemli temel ilke yaş ilkesi olarak belirtiliyor. Bireyin burun estetiği ameliyatı olma konusunda yaş kriteri 18 yaş olarak ifade ediliyor. Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli  Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr Sinan Uluyol, rinoplasti ameliyatı olacak kişilerin kanuni olarak kemik yüz yapısının gelişiminin tamamlandığı yaş sınırını geçmiş olması kriterinin önemine işaret ediyor.  Bu sınırın da 18 yaş olduğunu söyleyen Uluyol, burun estetiği ameliyatları konusunda önemli bilgiler verdi. <br />
 <br />
Burun Estetiği Sonrası Şişlik ve Morluklar Normal Mi?<br />
 <br />
Burun estetiği ameliyatlarından sonra göz çevresinde ve yüzde ağrı, şişlik, morluklar olması normal mi? sorusu en çok merak edilen sorular arasında yer alıyor.  Op. Dr. Uluyol, rinoplasti sonrasındaki ilk iki-üç gün özellikle göz çevresinde kırmızı, yeşil, sarı, mor renk değişiklikleri olabileceğini, bu durumlarda iyi bir buz uygulaması yapılırsa, uygun ilaç tedavisi verilirse ve başı yüksekte tutarak uyuma gerçekleştirilirse bu durumların daha hızlı bir sürede düzeleceğini söyledi. <br />
 <br />
Rinoplasti Sonrası Ağrıları Hakkında <br />
 <br />
Rinoplasti ameliyatından sonra yedinci günün sonunda bu bölgede sadece ufak sarı lekeler kalacağını onların da kısa sürede kaybolacağını ifade eden Sinan Uluyol, “Yüzün tam orta kısmında zonklama tarzında bir ağrı hissedilir. Burun estetiği dokuya minimal hasar verildiği takdirde ağrı sızı duyma olasılığı da azalmış olur. Burun estetiği ameliyatları çok ağrılı ameliyatlar değildir. Iyi bir estetik ve fonskiyonel sonuç alınması hedeflenen operasyonlar da bu bahsettiğimiz durumlar çekilmesi muhtemel ufak ağrılardır” dedi. <br />
 <br />
Kalın Ciltlerde Rinoplasti Yapılmasının Avantaj ve Dezavantajları<br />
 <br />
Kalın ciltlerde burun estetiği mümkün müdür? konusunda bilgi veren Uluyol, “Kalın ciltlerde rinoplasti ameliyatı olmak hem bir avantajdır hem de dezavantajdır.  Önce dezavantajlarını sıralamam gerekirse; kalın ciltlerde burun ucunu çok ince yapamayabiliyoruz. Cilt burnu bir yorgan gibi örttüğü için yapıları kapatıyor. Aynı zamanda kalın cilde sahip hastalarda burun ucu çok ağır olur. İyi bir teknik uygulanmaz ise burun ucunun düşme ihtimali, ince cilde göre daha fazla olabilir.  Bunun yanında kalın cilde sahip hastalar ameliyat yapıldıktan sonra 3 aylık periyotta burun ucunda normalden daha fazla şişlik yaşarlar. Demoralize olurlar”diye konuştu. “Bu kadar dezavantajı var ama avantajı var mı? diye soranlara da şunu söyleyebilirim” diyerek devam eden Op. Dr. Uluyol, “Burun estetiği ameliyatlarında, biz deyimi yerindeyse sular çekildikten sonra asıl sonucu net bir şekilde görürüz. Bu da bir, bir buçuk yıl içinde olur. Kalın ciltli hastalar biraz sabrederse sonları selamet oluyor” vurgusunda bulundu.  <br />
 <br />
 Rinoplasti Uygulanan Hastada Burun Ucu Düşer Mi?<br />
 <br />
Burun estetiğinden sonra burun ucu düşmesi konusuna da açıklık getiren KBB Uzmanı Op. Dr. Uluyol şunları söyledi: “Burun ucu, altında kemik yapı olmadığı için oynar bir yapıdır. Yaşla beraber bağ ve destek dokusu azalır. Zaten aslında kişiler ameliyat olmasa da yaş ilerledikçe, yaşamın gereği olarak burun ucu aşağı doğru yer değiştirir.” <br />
 <br />
Rinoplasti operasyonlarında cerrahi ekibin, burun ucunu doğru yere oturtması, uygun teknikler kullanmasının burun ucunun düşmemesini sağlayabileceğini belirten Uluyol, “Bu noktada burun estetiği düşünen hastaların hekim seçiminde dikkatli olması önem arz ediyor.  Özellikle uzun dönem ameliyat sonuçlarını gördükleri, ameliyat sonuçlarının video görsellerini gördükleri ve inandıkları hekimleri seçmelerini tavsiye ediyorum” diye konuştu. <br />
 <br />
Burun Şekli Tercihlerinde Neye Dikkat Edilmeli?<br />
 <br />
“Burun estetiğinde iki önemli nokta var” diyen Uluyol şöyle devam etti: “Her burnun ayrı bir hikayesi vardır. Bunu cerrahi ekip ameliyat sırasında anlar ve hastanın isteği doğrultusunda yapabileceği en yakın şekli verir. Fotoğraf getirip de ameliyat olmak isteyen hastalarımız var. Kişi burnunun şeklinden memnun değilse ve kendisine yakışacağını düşündüğü burun şeklini belirlemiş ise bunu öncelikle iyi araştırdığı ve önceki çalışmalarını gözlemleyebildiği bir hekime danışmalıdır. Önemli olan hekimin hastasının isteği doğrultusunda götürebileceği noktadır. Ve uzun dönem sonuçlarını göremediğiniz bir hekim ve ekibine yönelmek yanlış bir tercih olabilir. Hekim seçiminde kişilerin beğendikleri burunları ortaya çıkartan hekimleri tercih etmeleri çok önemlidir. Bir diğer unsur ise yüzyüze görüşmedir. Bir diğer tavsiyem de, ameliyat düşünenlerin en az iki tane deneyimli ekip ile görüşülme yapmaları olacaktır. Bu yöntem hastayı doğru yola ulaştırır.”<br />
 <br />
Amaç Sadece Burnu İyi Şekillendirmek Olmamalıdır!<br />
 <br />
Burun estetiğinde hedeflenenin sadece istenilen şeklin verilmesi olmadığının, burun sağlığının da öneminin altını çizen Op. Dr. Sinan Uluyol, “Daha iyi nefes alan daha güçlü bir burun hedeflenmelidir. Burun estetiği sırasında burun orta bölgesinde var olan devüasyon gibi durumları da çözebiliyoruz. Hemen hemen her hastada bu durumlar vardır. Örneğin, yanlarda burun eti denilen noktalara da radyo frekans uygulanır. Bunlar rutin yapılan işlemlerdir. Estetikle aynı zamanda hastada polip, sinüzit gibi durumlar varsa bunlar da operasyon sırasında giderilebilen sorunlardır” dedi.<br />
 <br />
Rinoplasti Ameliyatı Teknikleri Nelerdir? <br />
 <br />
Rinoplasti ameliyatlarının açık ya da kapalı olması konusunda hastalardan çokça soru aldıklarını söyleyen Uluyol, “Bir hasta ameliyat olurken güzel şekilli bir burnu olsun, bunu uzun süre kullansın ve bu yeni burnu ile de güzel bir şekilde nefes alabilsin ister. Burada tekniğin teorik olarak hiçbir önemi yok burada önemli olan güvenilir bir cerrahi ekiptir. Düzgün uygulanan teknikte her türlü şişlik, morluk gibi unsurlar minimal düzeyde olur.” vurgusunda bulundu.  <br />
 <br />
 Kıkırdak Eğriliği Olan Hastalara Hatırlatma!<br />
 <br />
KBB Uzmanı Op. Dr. Sinan Uluyol son olarak bir gün burun estetiği ameliyatı olması muhtemel, bu ameliyatı olmayı aklına koymu olan kişilere yönelik önemli bir hatırlatmada bulundu. <br />
 <br />
Uluyol, “Biz kıkırdak eğriliği söz konusu olup, burun estetiği ameliyatı olmayı aklına koymuş hastaların, gidip septoplasti ameliyatı olmalarını asla istemeyiz. Burun kıkırdağında eğrilikler olan kişiler septoplasti ile bu eğrilikleri düzelttiriyorlar. Septoplasti ameliyatı olan bir hasta bir süre sonra burun estetiği (rinoplasti) ameliyatı da olmak isterse yeterli kıkırdak doku bulunamayacaktır. Biz burun estetiğinde kıkırdağa ihtiyaç duyarız. Kıkırdak yoksa bu yapı kulaktan ya da kaburgadan alınmak zorunda kalınacaktır. Bu alış tekniklerinin de bazı yan etkileri vardır ve bazen burundaki kıkırdak kaynağına uyumlu olmayabilirler. Bu nedenle, eğer burun estetiği olma ihtimali aklınızdan geçiyorsa lütfen burun ortasından kıkırdak ameliyatı olmayınız. İşinizi zorlaştırmayınız” uyarısında bulundu.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:34:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/02/burun-estetigi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-sorular-1771670041.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ev yapımı çorba sindirimi rahatlatıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/ev-yapimi-corba-sindirimi-rahatlatiyor-853</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/ev-yapimi-corba-sindirimi-rahatlatiyor-853</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, özellikle iftar sofralarının vazgeçilmezi olan çorbanın faydaları hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Çorba, sindirimi desteklerken tokluk hissini artırıyor!</strong></p>

<p>Çorbanın, günlük beslenme düzeninde önemli bir yere sahip olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sebze, baklagil, tahıl, yoğurt ve et grubu besinlerin bir arada kullanılabilmesi sayesinde; karbonhidrat, protein, lif, vitamin ve mineral alımına katkı sağlar.” dedi.</p>

<p>Özellikle sebze tüketiminin yetersiz olduğu bireylerde çorbanı, bu açığı kapatmanın pratik ve sürdürülebilir bir yolu olduğunu aktaran İspiroğlu, “Sıvı ve ılık yapısı sayesinde çorbalar sindirimi destekler, mideyi yormadan bağırsak hareketlerine katkı sağlar. Aynı zamanda çorba tüketimi yemek yeme süresini uzatır. Yemek süresinin uzaması, toklukla ilişkili hormonların salgılanmasını destekleyerek daha erken doyma ve daha uzun süre tok kalma hissine yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sebze ve yoğurt bazlı çorbalar, vitamin ve mineral desteğiyle bağışıklığa katkı sağlıyor! </strong></p>

<p>Kış aylarında çorba tüketiminin bağışıklık sistemi açısından da önem taşıdığına dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sebze, et suyu veya yoğurt bazlı çorbalar; vitamin, mineral ve sıvı alımını destekleyerek vücudun savunma mekanizmalarına katkı sağlar.” dedi.</p>

<p>Soğuk havalarda sıvı tüketiminin azaldığı dönemlerde çorbanın, bu ihtiyacın karşılanmasında da etkili bir rol üstlendiğini ifade eden İspiroğlu, “Kilo kontrolü açısından bakıldığında ise, çorbanın içeriği belirleyicidir. Sebze, baklagil ve yoğurt bazlı çorbalar; lif ve protein içeriği sayesinde enerji alımının dengelenmesine yardımcı olur. Fazla yağ ve unla hazırlanan çorbalar yerine, un miktarı sınırlı tutulan ve doğal içeriği öne çıkan çorbalar daha sağlıklı bir seçenek oluşturur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Ev yapımı çorbalar sağlıklı beslenmenin güvenilir bir parçası! </strong></p>

<p>Ev yapımı çorbaların, hazır çorbalara kıyasla içerik kontrolü açısından önemli bir avantaja sahip olduğuna vurgu yapan çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Tuz miktarı ayarlanabilir, katkı maddeleri içermez ve besin çeşitliliği artırılabilir.” dedi.</p>

<p>Bu avantajın çorbayı yalnızca doyurucu değil, aynı zamanda besleyici bir öğün haline getirdiğinin altını çizen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bu yaklaşımın en iyi örneklerinden biri ise, geleneksel mutfağımızda uzun yıllardır özel bir yere sahip olan yayla çorbasıdır. Yoğurt çorbası olarak da bilinen yayla çorbası, Türkiye’de ‘hasta çorbası’ olarak anılan ve özellikle kış aylarında tercih edilen hafif ama besleyici bir seçenektir. Yoğurttan gelen protein ve kalsiyum, pirinç ya da arpa ile sağlanan enerji ve nane gibi baharatların sindirimi destekleyici etkisi, bu çorbayı dengeli bir öğün haline getirir. Günlük yaşamda şifa niyetiyle tüketilen yayla çorbasının dünyanın en iyi çorbaları arasında yer alması, geleneksel beslenme kültürümüzde iyi gelen olarak tanımlanan birçok uygulamanın evrensel düzeyde de karşılık bulduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ev yapımı çorbalar; sade içeriği, sindirimi destekleyen yapısı ve besleyici değeriyle, sağlıklı beslenmenin zamansız ve güvenilir bir parçasıdır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:33:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/02/ev-yapimi-corba-sindirimi-rahatlatiyor-1771670012.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı ekran kullanımı hafızayı ve dikkati tehdit ediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/asiri-ekran-kullanimi-hafizayi-ve-dikkati-tehdit-ediyor-814</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/asiri-ekran-kullanimi-hafizayi-ve-dikkati-tehdit-ediyor-814</guid>
                <description><![CDATA[Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, dijital cihazların kontrolsüz kullanımının zihinsel sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çekerek “dijital demans” kavramına vurgu yaptı. Özcan, özellikle çocuk ve gençlerin risk altında olduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, dijital cihazların kontrolsüz kullanımının zihinsel sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çekerek “dijital demans” kavramına vurgu yaptı. Özcan, özellikle çocuk ve gençlerin risk altında olduğunu belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dijital demans; dijital teknolojilerin aşırı ve bilinçsiz kullanımı sonucunda ortaya çıkan, unutkanlık, dikkat dağınıklığı, çoklu görev yapma ve bilişsel işlevlerde zayıflama gibi demans benzeri belirtilerle kendini gösteren bir tablo olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Yapılan araştırmalar, uzun süreli ekran maruziyetinin bilişsel bozukluk gelişme riskini artırabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan’a göre dijital demans, özellikle akıllı telefonlar ve tabletlerle yoğun vakit geçiren bireylerde görülüyor.</p>

<p>Bu kişiler zamanla: unutkanlık, odaklanma güçlüğü, çoklu görev yapamama, yeni bilgileri akılda tutmakta zorlanma gibi belirtiler yaşamaya başlıyor.</p>

<p>Bu belirtiler, erken dönem demans semptomlarıyla büyük benzerlik gösteriyor. Özcan, çocuk ve ergenlerin, gelişim çağında olmaları nedeniyle dijital demans açısından en riskli gruplar arasında yer aldığını vurguluyor.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/02/17/klinik-psikolog-aleyna-damla-ozcan-1771324840-349-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Aşırı ekran kullanımı, kısa süreli hafızayı olumsuz etkileyerek unutkanlığa yol açabiliyor. Uzun süre ekrana maruz kalmak, dikkat sürelerini kısaltırken, görev odaklı çalışmayı da zorlaştırıyor. Psikolog Özcan, dijital cihazların bilgiyi hızlı ve zahmetsiz şekilde sunmasının, bireylerin problem çözme ve eleştirel düşünme gibi derin bilişsel süreçlere yeterince dahil olmamasına neden olabildiğini belirtiyor.</p>

<p><b>EKRAN SÜRESİ BEYNİ NASIL ETKİLİYOR?</b></p>

<p>Özcan, aşırı ekran kullanımının kısa süreli hafızayı olumsuz etkilediğini, dikkat süresini kısalttığını ve problem çözme ile eleştirel düşünme becerilerini zayıflattığını belirtti. Bu durum yaratıcılığı azaltırken, görev odaklı çalışmayı da zorlaştırıyor.</p>

<p><img height="628" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/02/17/gorsel-4-1-1771324828-542-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><b>RUHSAL DEĞİŞİMLER VE UYKU BOZUKLUKLARINA NEDEN OLUYOR</b></p>

<p>Dijital cihazlarla uzun süreli temasın duygusal dengeyi de bozduğunu ifade eden Özcan, “Ruh hali dalgalanmaları, sinirlilik ve artan stres düzeyi dijital demansa eşlik ediyor. Ayrıca ekranlardan yayılan mavi ışık, melatonin salgısını baskılayarak uyku kalitesini düşürüyor” dedi.</p>

<p><b>DİJİTAL DEMANS’DAN KORUNMAK MÜMKÜN MÜ?</b></p>

<p>Özcan, dijital demansa karşı en temel önlemin dijital detoks olduğunu vurguladı. Günlük ekran süresinin sınırlandırılması, cihazların uyku alanı dışında tutulması ve belirli kullanım saatleri oluşturulması öneriliyor. Ayrıca kitap okumak, bulmaca çözmek, yeni beceriler öğrenmek gibi zihni aktif tutan faaliyetler hafızayı güçlendiriyor.</p>

<p><img height="628" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/02/17/gorsel-2-1771324804-124-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Özcan, ekran süresini kontrol etmekte zorlanan bireylerin bunun önemli bir uyarı işareti olduğunu belirterek, psikoterapi desteğinin sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 15:09:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/02/asiri-ekran-kullanimi-hafizayi-ve-dikkati-tehdit-ediyor-1771330173.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukluk çağı kanserlerinde yeni umut dönemi... Tedavi oranı yüzde 87’ye ulaştı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/cocukluk-cagi-kanserlerinde-yeni-umut-donemi-tedavi-orani-yuzde-87ye-ulasti-803</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/cocukluk-cagi-kanserlerinde-yeni-umut-donemi-tedavi-orani-yuzde-87ye-ulasti-803</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde çocukluk çağı kanserlerinde tedavide ulaşılan yeni dönemi ve ailelere düşen kritik görevleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde çocukluk çağı kanserlerinde tedavide ulaşılan yeni dönemi ve ailelere düşen kritik görevleri anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocukluk çağı kanserlerinde son yıllarda kaydedilen hızlı ilerleme, aileler ve sağlık camiası için büyük umut oluşturuyor.</p>

<p>Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu, “Artık çocukluk çağı kanserlerinde çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız sadece çocuğu iyileştirmek değil, sağlıklı bir erişkin olarak hayata devam etmesini sağlamak” dedi.</p>

<p><strong>TEDAVİDE BAŞARI ORANLARI YÜKSELDİ</strong></p>

<p>Prof. Dr. Çorapçıoğlu, çocukluk çağı kanserlerinde başarı oranlarının önemli ölçüde arttığını belirterek, “1970’lerde tedavi edilebilme oranı yüzde 50-60 civarındayken, günümüzde bu oran yaklaşık yüzde 87’ye yükseldi. Özellikle lösemi ve lenfoma gibi kanserlerde erken tanı ve tedavi çok kritik” diye konuştu.</p>

<p>Erken tanının tedavi başarısında belirleyici olduğunu vurgulayan Çorapçıoğlu, ebeveynlere, bacak, bel ve kemik ağrısı, ateş, halsizlik, morluklar veya sık burun/diş eti kanamaları gibi belirtiler ciddiye alınması gerektiğine dikkati çekerek, "Büyüme ağrısı’ denilen ama geçmeyen ağrıların altında kanser olabileceği unutulmamalı" dedi.</p>

<p>Son yıllarda kanserin genetik ve moleküler yapısının daha iyi anlaşılması sayesinde kişiselleştirilmiş tedaviler mümkün hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Çorapçıoğlu, “Moleküler tetkiklerle hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde büyük bir kazanım. Bazı durumlarda kemoterapiye hiç gerek kalmadan tedavi sağlanabiliyor” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 19:31:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/02/cocukluk-cagi-kanserlerinde-yeni-umut-donemi-tedavi-orani-yuzde-87ye-ulasti-1771173068.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kardeş kıskançlığı doğal ama yönetilmeli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/kardes-kiskancligi-dogal-ama-yonetilmeli-802</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/kardes-kiskancligi-dogal-ama-yonetilmeli-802</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Lale Allahyarova, kardeş kıskançlığı ve ebeveynlerin bu süreçte dikkat etmesi gereken noktaları anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Lale Allahyarova, kardeş kıskançlığı ve ebeveynlerin bu süreçte dikkat etmesi gereken noktaları anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kardeş kıskançlığı, neredeyse her ailede görülebilen ve hayatın doğal akışının bir parçası olan bir durum olduğunu söyleyen Dr. Lale Allahyarova, “Kardeşi doğana kadar ebeveynin sevgisini ve ilgisini tek başına alan çocuk, bunu paylaşmak durumunda kalır. Tepkiler her çocukta farklı olabilir; mizacı, yaş aralığı ve çevresel faktörler belirleyici rol oynar” dedi.</p>

<p><strong>HANGİ YAŞLARDA DAHA YOĞUN?</strong></p>

<p>1,5–3,5 yaş arası çocuklarda kıskançlık daha sık görülüyor. Dr. Allahyarova, sebebini, “Bu yaşlarda kalıcı hafıza tam olarak gelişmemiştir. Büyük çocuk, kendisine daha fazla ilgi gösterilirken yeni doğan çocuğa sürekli bakım verildiğini düşünebilir. Altı yaş ve üzeri ile 4–5 yaş farkı gibi durumlar da süreci etkileyebilir” dedi.</p>

<p>Kardeş kıskançlığı farklı şekillerde ortaya çıkabileceğini söyleyen Dr. Allahyarova, "Kardeşi görmezden gelmek, yokmuş gibi davranmak. Fiziksel şiddet uygulamak. “Keşke gelmeseydin” gibi sözlerle duygularına karşı “Bu tepkiler doğal ama yönetilmesi gereken bir süreçtir. Çocuk bu duyguyu sağlıklı şekilde işleyebilmelidir, aksi halde ilerideki rekabet durumlarını yönetmekte zorlanabilir” uyarısında bulundu.</p>

<p>Dr. Allahyarova, kardeş doğmadan önce ve sonra ailelerin yapması gerekenleri şöyle özetledi:</p>

<ul>
 <li>Çocuğu aşırı şımartmamak ve her isteğini yerine getirmemek</li>
 <li>Gerçekçi açıklamalar yapmak: “Bir oyun arkadaşı gelecek” yerine, “Sen küçükken böyle bakılıyordun, o da öyle olacak” demek</li>
 <li>Çocuğu kıskançlıkla etiketlememek, duygularını dinlemek ve anlamak</li>
 <li>Kıyaslamaktan kaçınmak; “Sen büyüksün” gibi sorumluluk yüklememek</li>
</ul>

<p>Dr. Allahyarova, çocuklar arasında kavga olduğunda ebeveynin taraf tutmadan dengeyi koruması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Kardeş kıskançlığını tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını söyleyen dr. Allahyarova, "Önemli olan, rekabeti baş edilebilir düzeyde tutmak ve çocuğa ileriki yaşamında karşılaşacağı rekabet durumlarıyla baş etmeyi öğretmek. Evdeki rekabet, çocuğu hayata hazırlayan bir deneyimdir.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 19:31:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/02/kardes-kiskancligi-dogal-ama-yonetilmeli-1771173064.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PKOS’ta gizli tehlike: İnsülin direnci!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/pkosta-gizli-tehlike-insulin-direnci-698</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/pkosta-gizli-tehlike-insulin-direnci-698</guid>
                <description><![CDATA[Adet düzensizliği, kilo verememe, özellikle karın çevresinde yağlanma, akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi ve sürekli yorgunluk… Birbirinden bağımsız gibi görünen bu şikâyetler, aslında tek bir sorunun habercisi olabilir.  Dünya genelinde milyonlarca kadını etkileyen Polikistik Over Sendromu’nda (PKOS) altta yatan temel mekanizmalardan  birinin insülin dengesinin bozulması olduğuna dikkat çeken Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can Hastanesi) Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, “İnsülin direnci Polikistik Over Sendromu’nun gelişimini kolaylaştırırken Tip 2 diyabetin oluşma riskini artırır, metabolik sorunların derinleşmesine zemin hazırlar” uyarısında bulunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adet düzensizliği, kilo verememe, özellikle karın çevresinde yağlanma, akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi ve sürekli yorgunluk… Birbirinden bağımsız gibi görünen bu şikâyetler, aslında tek bir sorunun habercisi olabilir.  Dünya genelinde milyonlarca kadını etkileyen Polikistik Over Sendromu’nda (PKOS) altta yatan temel mekanizmalardan  birinin insülin dengesinin bozulması olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can Hastanesi) Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz</strong>, “İnsülin direnci Polikistik Over Sendromu’nun gelişimini kolaylaştırırken Tip 2 diyabetin oluşma riskini artırır, metabolik sorunların derinleşmesine zemin hazırlar” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Sadece yumurtalıkları değil tüm vücudu etkiliyor</strong></p>

<p>Üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluklardan biri olan Polikistik Over Sendromu (PKOS) sadece yumurtalıkları değil, tüm vücudu etkiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, PKOS’un dünya genelinde üreme çağındaki kadınların yüzde 6 - 19’unu etkilediğini belirtiyor ve “PKOS, yumurtlama düzensizliği, adet problemleri ile yumurtalıklarda çok sayıda küçük kist görünümüyle tanımlansa da, temelinde hormon dengesizliği ve çoğu zaman insülin direnci yer alır. Dolayısıyla, PKOS yalnızca doğurganlıkla ilgili değil; metabolik sağlık, kilo kontrolü ve uzun vadeli hastalık riskleri açısından yakından takip edilmesi gereken bir hormon bozukluğudur. PKOS’a bağlı olarak insülin direnci gelişebilir, bu da tip 2 diyabet riskini artırır ve kilo alma eğilimine yol açar. Ciltte akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıkları riskinin yanı sıra depresyon ve anksiyete gibi ruhsal sorunlar da yine bu sendroma bağlı olarak gelişebilir. PKOS yaşam kalitesini ciddi anlamda düşebilir” diyor. </p>

<p><strong>PKOS’da gizli tehlike: İnsülin direnci! </strong></p>

<p>PKOS ile insülin direnci arasındaki ilişkinin hem sendromun ortaya çıkışında hem de ilerlemesinde kilit rol oynadığına dikkat çeken Dr. Filiz Candan Topuz, “Vücut insülini etkili kullanamadığında kandaki insülin seviyesi yükselir; bu durum yumurtalıklarda androjen (erkeklik hormonu) üretimini artırarak yumurtlamayı bozar ve adet düzensizliklerine yol açar. Aynı zamanda yüksek insülin düzeyi yağ depolanmasını kolaylaştırır, özellikle karın çevresinde kilo artışına neden olur ve metabolik sorunların derinleşmesine zemin hazırlar. Öte yandan, PKOS’a bağlı hormonal dengesizlikler de insülin direncini daha da artırabilir. Bu karşılıklı etkileşim, bir kısır döngü oluşturarak hem belirtilerin şiddetlenmesine hem de uzun vadede diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskinin yükselmesine neden olabilir” diye konuşuyor. </p>

<p><strong>Kesin tedavisi yok ama kontrolü mümkün!</strong></p>

<p>Polikistik Over Sendromu’nda doğru ve zamanında tanının önemine dikkat çeken<strong> </strong>Dr. Filiz Candan Topuz, “Bu sendrom tüm metabolizmayı etkileyen bir sağlık sorunudur.<strong> </strong>Bu nedenle,<strong> </strong>belirtiler farklı şekillerde kendini gösterebilir.<strong> </strong>Bazı kişilerde belirtiler hafif, bazı kişilerde ise ağır seyredebilir. Tanı konulduktan sonra PKOS’un tamamen tedavi edilmesi mümkün değildir. Beslenmeden yaşam koşullarına, kilodan metabolizmaya uzanan geniş bir yelpazede etkilerini azaltmaya yönelik bir plan çerçevesinde hareket edilir. Bu kapsamda sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması, kilo kontrolü ve düzenli yapılan spor metabolizmanın düzenlenmesinde yardımcı olur. Bunların yanı sıra ilaç tedavileri ile yumurtlama ve hormon döngüsünde düzenleme sağlanır” ifadelerini kullanıyor. </p>

<p><strong>Tedavide 4 altına kural</strong></p>

<p>Küçük adımlarla önemli ilerleme sağlanabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, “Bu sendromun yönetiminde süreklilik önemlidir. Yani, hastanın kendisine iyi gelen değişimleri yaşam boyu alışkanlık haline getirmesi gerekir” diyor. Dr. Filiz Candan Topuz, dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle özetliyor: </p>

<p><strong>Beslenme düzeni:</strong> Rafine şeker ve beyaz un içeren ürünlerden uzak durmak; tam tahıllar, sebzeler, baklagiller, kaliteli protein kaynakları ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağlara ağırlık vermek, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı oluyor. Öğün atlamadan, düzenli ve dengeli beslenmek insülin dalgalanmalarını azaltıyor. </p>

<p><strong>Fiziksel aktivite:</strong> Egzersizin metabolizmayı destekleyen en güçlü araçlardan biri olduğunu söyleyen Dr. Filiz Candan Topuz, “Masa başında çalışanlar için gün içinde kısa yürüyüş molaları bile önem taşırken, günde 15�20 dakikalık tempolu yürüyüş, esneme veya hafif egzersizler insülin duyarlılığını artırır” diyor. </p>

<p><strong>Kilo kontrolü: </strong>Fazla kilonun yalnızca yüzde 5�10’unun verilmesi bile adet düzeninin iyileşmesine ve insülin direncinin azalmasına katkı sağlayabiliyor. </p>

<p><strong>Yeterli ve kaliteli uyku:</strong> Her gece 7�8 saat kaliteli uyumak hormon dengesinin korunması ve metabolik sağlığın desteklenmesi açısından vazgeçilmez kurallar arasında yer alıyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 12:57:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/01/pkosta-gizli-tehlike-insulin-direnci-1769767034.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-693</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-693</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Bazı psikiyatrik sorunlar, psikiyatrik ilaç kullanımı gerektirebiliyor!</strong></p>

<p>Günümüzde psikofarmakolojinin çok geliştiğini ifade eden Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Psikiyatri artık sadece Freudyen bir ekolle devam etmiyor. Beyin odaklı, neuroscience (nörobilim) odaklı ve ilaç tedavilerinin ön planda olduğu bir güncel psikiyatri anlayışı söz konusu.” dedi.</p>

<p>Psikiyatrların ilaç yazabildiklerini aktaran Dr. Zorbozan, “Psikiyatrik ilaçları kullanmak için kişinin çok ciddi bir akıl rahatsızlığına sahip olması gerekmez. Depresyon ve anksiyete bozukluğu da bir psikiyatrik hastalıktır; psikiyatrik ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçları kullanan bir kişiye yapılabilecek en iyi şey, bir sorunu olduğunda doktoru ile görüşmesini öğütlemek ve bunun son derece normal ve insani bir durum olduğunu vurgulayarak onun tedavide kalmasını sağlamaktır. Bu ilaçlar sadece psikiyatrik bozukluklarda değil; nöropatik ağrı tedavisinde, migren tedavisinde, kronik yorgunluk tedavisinde ve kanser hastalarının ağrı tedavilerinde de zaman zaman kullanılabilir. Bununla birlikte bazı psikiyatrik bozukluklar ilaç gerektirmez, sadece psikoterapiler ile tedavi edilebilir. Örneğin sosyal fobiler, ilişki sorunları ve evlilik problemleri ilaç tedavisi olmadan da tedavi edilebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarla birlikte tüketilen bazı gıda ve maddeler, ilacın etkisini bozabilir!</strong></p>

<p>Psikiyatrik ilaçlar kullanılırken tüketilmemesi gerekenlere değinen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu, ilacın ihtiva ettiği etken maddeye göre değişebilir. Fakat genel olarak dikkat edilmesi gereken şeylerden biri alkoldür.” dedi.</p>

<p>Psikiyatrik ilaçlar ile alkolün metabolize olurken karaciğeri kullandıklarına işaret eden Dr. Zorbozan, “İkisinin birden kullanımı karaciğeri yorabilir. Ayrıca alkol tıpkı psikiyatrik ilaçlar gibi beyin etkili bir madde. Dolayısıyla birbirlerinin çalışmasını etkileyebilir, birbirlerini bozabilir veya beyindeki gaba reseptörleri için birbirleriyle yarışa girebilirler. Bu nedenlerle genel olarak alkolün, psikiyatrik ilaçlarla birlikte kullanılmaması gerekir. Ayrıca eğer çoklu anti depresan kullanımı varsa yoğun peynir tüketilmemeli. Bu bazı özellikli ilaçlar için geçerlidir ve hekiminiz size bu ilaçlara göre bir uyarıda bulunacaktır. Yine aynı şekilde lityum kullanımında tuzlu gıdalardan uzak durulmalı, bol sıvı tüketilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarda yan etkiler erken, fayda ise zamanla ortaya çıkıyor!</strong></p>

<p>İlaçların iyileştirici etkileri olduğu kadar bir takım yan etkilere de sahip olduklarını hatırlatan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu çerçevede sadece psikiyatrik ilaçlar değil, bütün ilaçların insan hayatına bir takım olumsuz etkileri olabilir.” Dedi.</p>

<p>Psikiyatrik ilaçların yan etkilerinin, ilacın ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıktığını vurgulayan Dr. Zorbozan, “Ağız kuruluğu, kabızlık, mide bulantıları gibi yan etkiler vardır. Kişi önce yan etkileri görmeye başlar, hastalığına yararlı etkiyi erken aşamada göremez. Bunun sebebi psikiyatrik ilaçların çok geç etki etmesidir. Akut etki etme oranları düşüktür. Bu ilaçlar etki edebilmek için kan beyin bariyerini geçerler. Kan beyin bariyerini geçmek için de moleküller bir süre vücutta depolanır; ilacın etki edebilmesi için zaman gereklidir. Yan etkilerin erken görülmesi, bir ön yargı oluşturabilir. Bu konuda sabırlı olmak çok önemlidir, akut yan etkiler genellikle ilk bir haftada ortadan kalkar.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar kişiye özel seçilir; etkileri ve yan etkileri hekim kontrolünde değerlendirilmeli!  </strong></p>

<p>Psikiyatrik ilaçların uyku durumu üzerinde de olumlu ve olumsuz etkilere sahip olabildiğine dikkat çeken Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Anti depresan ilaçlar genellikle rem uykusunun süresini kısaltır, yani kaliteli uykunun süresini kısaltılmış olur. Dolayısıyla bu ilaçlar uykusuzluk problemi yapabilir.” dedi.</p>

<p>Bazı ilaçların da uykuyu arttırdığını kaydeden Dr. Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Dürtüselliği fazla olan hastalarda kullanılan ilaçların yoğun uyku yapma gibi sedatif yan etkileri mevcuttur. Bu tür ilaçlar hekim tarafından hastanın ihtiyacına, yaşam tarzına ve şikâyetine göre seçilir ve hasta, yan etkiler hakkında hekim tarafından bilgilendirilir.</p>

<p>Psikiyatri ilaçlarının kilo aldırdığı, kişinin duygularını tamamen ortadan kaldırdığı ve bağımlılık yaptığı gibi şehir efsaneleri de vardır. Özellikle sanal ortamda, ürün yorumları kısmında ilaçlar hakkında çok fazla yanlış bilgi dolaşır. Eğer bir yan etkiye maruz kalırsanız veya kafanızda bir soru işareti oluşursa, ilacı reçete eden hekim ile iletişime geçmelisiniz.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 12:56:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2026/01/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-1769767001.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Net hedefler zihinsel dayanıklılığı artırıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/net-hedefler-zihinsel-dayanikliligi-artiriyor-563</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/net-hedefler-zihinsel-dayanikliligi-artiriyor-563</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, yeni yıl hedeflerinin pozitif psikoterapi yaklaşımıyla güçlü yönlere ve planlamaya dayandırıldığında psikolojik dayanıklılık, iyi oluş ve zihinsel düzenleme üzerindeki etkisinden bahsetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Net hedefler, karar vermeyi kolaylaştırır; dikkat dağınıklığını ve ertelemeyi azaltır!</strong></p>

<p>Yeni bir yıla girişin bazı bireyler için zihinsel ve duygusal bir yeniden yapılanma sürecini başlatan sembolik bir eşik olduğunu dile getiren Klinik Psikolog İpek Erol, “Psikolojik açıdan ele alındığında başlangıçların insan zihninde değişim ve gelişim için güçlü bir motivasyon kaynağı oluşturduğu ortaya konmaktadır.” dedi.</p>

<p>Bu bağlamda yeni yılda hedef belirlemenin, yüzeysel bir alışkanlık değil; psikolojik iyi oluşu destekleyen, bilişsel ve duygusal süreçleri düzenleyen temel bir mekanizma olduğunu kaydeden Erol, “Hedef belirleme, bireyin zihinsel enerjisini belirli bir yöne kanalize etmesine olanak tanır. Belirsizlik algısının azalması, özellikle yürütücü işlevlerden sorumlu olan prefrontal korteksin daha etkin çalışmasını sağlar. Net hedefler, karar verme süreçlerini kolaylaştırırken; dikkat dağınıklığını, erteleme davranışlarını ve kontrol kaybı hissini azaltır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Pozitif psikoterapi, hedefleri güçlü yönlere dayandırarak sürdürülebilir kılar! </strong></p>

<p>Planlamanın ise hedeflerin soyut bir niyet düzeyinde kalmasını engelleyerek, davranışsal gerçekliğe taşınmasını mümkün kıldığını ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Psikolojik açıdan plan yapmak, bireyin geleceği öngörebildiği ve süreci yapılandırabildiği hissini güçlendirir.” dedi.</p>

<p>Öngörülebilirlik arttıkça kaygı düzeyi azalır; kişi karşılaştığı güçlükleri tehdit olarak değil, yönetilebilir zorluklar olarak algılamaya başlar.</p>

<p>Pozitif psikoterapi yaklaşımının, hedef belirleme sürecine farklı bir perspektif kazandırdığını aktaran Erol, “Bu yaklaşım, bireyin eksikliklerine odaklanmak yerine; sahip olduğu güçlü yönleri, değerleri ve içsel kaynakları merkeze alır. Yeni yıl hedefleri bu doğrultuda ‘neyi düzeltmeliyim?’ sorusundan çok, ‘hayatımda neyi geliştirmek ve derinleştirmek istiyorum?’ sorusu üzerinden yapılandırıldığında daha sürdürülebilir hale gelir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Yeni yılda hedef belirlemek, bireyin psikolojik dayanıklılığını ve iyi oluşunu güçlendirir! </strong></p>

<p>Pozitif psikoterapide önemli bir diğer unsurun, güçlü yönlere dayalı planlama olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Bireyin kişisel kaynaklarını fark etmesi; hedeflere ulaşma sürecinde özgüveni artırır ve başarısızlık korkusunu azaltır. Hedefler yalnızca ulaşılacak sonuçlar değil; bireyin kimliğini ve değerlerini yansıtan yönlendirici unsurlar olarak ele alınmalı.” dedi.</p>

<p>Tutarlı ve gerçekçi hayal kurmanın, hedef belirleme sürecinin duygusal boyutunu oluşturduğuna dikkat çeken Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yapılandırılmış hayaller, umut duygusunu güçlendirir ve motivasyonu artırır. Ancak bu hayallerin planlama ile desteklenmesi, kalıcı bir psikolojik güçlenme yaratır. </p>

<p>Yeni yıl hedeflerinde sıklıkla göz ardı edilen bir diğer nokta, yaşam alanları arasında denge kurabilmektir. Psikolojik sağlamlık için üretkenlik kadar dinlenmenin, ilişkilerin ve yaşamdan alınan doyumun da öneminin kavranması önemlidir. Sonuç olarak yeni yılda hedef belirlemek; bireyin yaşamına yön vermesini, psikolojik dayanıklılığını artırmasını ve iyi oluşunu sürdürülebilir kılmasını sağlayan önemli bir süreçtir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 16:32:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/12/net-hedefler-zihinsel-dayanikliligi-artiriyor-1767015121.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hareket bozukluklarında ve psikiyatrik hastalıklarda beyin pili uygulamaları ele alınacak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/hareket-bozukluklarinda-ve-psikiyatrik-hastaliklarda-beyin-pili-uygulamalari-ele-alinacak-559</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/hareket-bozukluklarinda-ve-psikiyatrik-hastaliklarda-beyin-pili-uygulamalari-ele-alinacak-559</guid>
                <description><![CDATA[Derin Beyin Stimülasyonu Derneği 2. Kongresi, 9-11 Ocak 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleşecek. “Yeni Rotalar, Yeni Ufuklar” temasıyla düzenlenecek kongrede halk arasında “beyin pili” olarak bilinen derin beyin stimülasyonu alanındaki yeni gelişmeler, multidisipliner bir anlayışla ve farklı yönleriyle ele alınacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span lang=”tr” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”></span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span lang=”tr” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, uluslararası katılımlı kongrede özellikle Parkinson hastalığı başta olmak üzere diğer  hareket bozuklukları ve  psikiyatrik hastalıklarda derin beyin stimülasyonu uygulamalarının konuşulacağını ve en yeni teknolojik gelişmeler hakkında derinlemesine tartışmalar gerçekleştirileceğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span lang=”tr” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Derin Beyin Stimülasyonu Derneği’nin 2. Kongresi, 9-11 Ocak 2026 tarihleri arasında Antalya’da Limak Lara Otel’de gerçekleştirilecek. Bu yılki teması “Yeni Rotalar, Yeni Ufuklar” şeklinde belirlenen kongrede, farklı disiplinlerden uzmanlar bir araya gelerek derin beyin stimülasyonu alanındaki yeni gelişmeleri ve uygulamaları ele alacak.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span lang=”tr” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Kongre Uluslararası DBS Derneği’nin Türkiye’deki resmî temsilcisi sıfatıyla derneğimiz tarafından organize edilmektedir. Kongrede yurt içinden ve yurt dışından alanında öncü ve saygın bilim insanları bilgi birikimlerini, klinik deneyimlerini ve en güncel araştırma sonuçlarını bizlerle paylaşacaklar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span lang=”tr” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yeni perspektifler sunulması amaçlanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span lang=”tr” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Derin beyin stimülasyonu uygulamalarının doğası gereği farklı disiplinlerden tecrübeli ve genç meslektaşlarımızın bir arada bulunacağı kongremizde, bilimsel gelişmelerin ve teknolojik yeniliklerin öncülüğünde yeni perspektifler sunmayı, bilgi ve deneyimlerin paylaşılacağı zengin bir bilimsel ortam yaratmayı amaçlıyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span lang=”tr” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, uluslararası katılımlı kongrede özellikle Parkinson hastalığı başta olmak üzere diğer  hareket bozuklukları ve  psikiyatrik hastalıklarda derin beyin stimülasyonu uygulamalarının konuşulacağını ve en yeni teknolojik gelişmeler hakkında derinlemesine tartışmalar gerçekleştirileceğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span lang=”tr” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünyanın çeşitli üniversitelerinden uzmanlar katılacak</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span lang=”tr” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Kongre Düzenleme Komitesi Başkanı, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Tanju Uçar, Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, <i>Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı ve <b>Derin Beyin Stimülasyonu Dergisi Editörü Prof. Dr. Yasin Temel</b></i>’in yanı sıra; <b><i>Avrupa Nöroloji Akademisi Başkanı Prof. Dr. Elena Moro</i></b><i>, <b>Prof. Dr. Volker Coenen</b>, <b>Prof. Dr. Ali Jahanshahi</b>, <b>Prof. Dr. Mark Jansen</b>, <b>Prof. Dr. Albert Leentjens</b> ve <b>Prof. Dr. Adriana Lopez</b>’in de aralarında bulunduğu Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli üniversitelerinden  alanında uzman isimler</i> bir araya gelecek.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 16:31:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/12/hareket-bozukluklarinda-ve-psikiyatrik-hastaliklarda-beyin-pili-uygulamalari-ele-alinacak-1767015091.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeme bozuklukları tedavisinde altın standart ekip çalışması!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi-513</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi-513</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının nedeni, belirtileri, sebep olabileceği sorunlar ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Yeme bozuklukları, kişinin ruhsal ve günlük yaşamını derinden etkileyebilir!</strong></p>

<p>Yeme bozukluklarının, yalnızca kilo ya da fiziksel görünümle ilgili sorunlar olmadığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Kişinin duygu durumunu, düşünce yapısını, ilişkilerini ve günlük işlevselliğini derinden etkileyen ciddi ruhsal sorunlardır.” dedi.</p>

<p>Çoğu zaman ‘irade’, ‘diyet’ ya da ‘zayıflama isteği’ olarak görülse de, aslında çok daha karmaşık bir psikolojik süreci işaret ettiğini aktaran Yiğit, “Bir kişinin yeme bozukluğu riski taşıyıp taşımadığına işaret eden bazı belirtiler var. Sık sık kalori hesabı yapmak bu belirtilerden biri. Bu kişiler günün büyük bir bölümünü ne yediğini, kaç kalori aldığını ya da ne kadar yakması gerektiğini düşünerek geçirebilir.” şeklinde konuştu. </p>

<p><strong>Yeme bozukluğu olan bireyler, yeme davranışını olumsuz duygularla ilişkilendirebilir! </strong></p>

<p>Yeme bozukluğunun diğer belirtilerine de değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şunları söyledi:</p>

<p>“Bireyler sosyal ortamlarda yemek yemekten kaçınabilir. Başkalarının yanında yemek yerken yoğun gerginlik yaşayabilir, davetlerden ya da dışarıda yemek yenilen ortamlardan uzak durabilir. Konuşmaları, kilo alma kaygısı ve kilo verme odaklı olabilir. Sohbetlerin büyük bölümü kilo, diyet, zayıflama ya da vücut görünümü etrafında dönebilir. Aşırı ve kontrolsüz spor yapma eğiliminde olabilirler. Fiziksel sınırları zorlayacak şekilde, dinlenmeye izin vermeden ya da suçluluk duygusuyla spor yapabilirler. Belirli yiyecekleri tükettikten sonra yoğun suçluluk ve utanç duyabilirler. Özellikle ‘sağlıksız’ olarak etiketlenen yiyecekler tüketildiğinde bulantı, pişmanlık, kendini cezalandırma isteği gibi duygular ortaya çıkabilir. Duygusal yeme davranışı gösterebilirler. Açlık hissi olmamasına rağmen stres, üzüntü, öfke, yalnızlık gibi olumsuz duygularla baş etmek için yemeğe yönelebilirler.” </p>

<p><strong>Tek başına diyet yapmak sorunu derinleştirebilir!</strong></p>

<p>Yeme bozukluklarında kişinin; yemek yemeyi, kilosunu ve fiziksel görünümünü aşırı derecede düşünür hale geldiğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu düşünceler zamanla kişinin bedensel sağlığını, psikolojik iyi oluşunu, sosyal ilişkilerini ve günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkiler. İş, okul, aile ve sosyal hayat geri planda kalabilir. Bu noktada önemli bir gerçek şudur: Yeme bozuklukları yalnızca kilo vererek ya da diyet yaparak çözülebilecek sorunlar değildir. Aksine, tek başına diyet yapmak çoğu zaman sorunu derinleştirebilir.” uyarısını yaptı.</p>

<p><strong>Yeme bozukluklarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım altın standart!</strong></p>

<p>“Eğer kendinizde bu belirtilerden bazılarını fark ediyorsanız, durumu göz ardı etmeden profesyonel destek almanız önemlidir.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşımın altın standart kabul edildiğini vurguladı.</p>

<p>Ekibin diyetisyen, psikolog ve gerekirse psikiyatristten oluşması gerektiğinin altını çizen Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Diyetisyen, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme düzeninin oluşturulmasına rehberlik eder. Psikolog, yeme davranışının altında yatan duygusal ve bilişsel süreçleri ele alır. Psikiyatrist ise gerektiğinde tıbbi değerlendirme ve ilaç desteği sağlar. Unutulmamalıdır ki erken fark edilen ve doğru şekilde ele alınan yeme bozuklukları tedavi edilebilir. Yardım istemek bir zayıflık değil, iyileşme yolunda atılan güçlü bir adımdır.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Dec 2025 20:07:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/12/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi-1766250447.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hastanelerde enfeksiyon kontrolüne yeni düzenleme... Yetkiler yeniden belirlendi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/hastanelerde-enfeksiyon-kontrolune-yeni-duzenleme-yetkiler-yeniden-belirlendi-500</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/hastanelerde-enfeksiyon-kontrolune-yeni-duzenleme-yetkiler-yeniden-belirlendi-500</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği, bugünkü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yeni düzenlemeyle enfeksiyon kontrol komitelerinin yapısı, görevleri ve yetkileri yeniden belirlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği, bugünkü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yeni düzenlemeyle enfeksiyon kontrol komitelerinin yapısı, görevleri ve yetkileri yeniden belirlendi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı, yataklı tedavi kurumlarında sağlık hizmetiyle ilişkili enfeksiyonların önlenmesi ve kontrol altına alınmasına yönelik kapsamlı bir düzenlemeye imza attı. Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği, bugünkü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>Yeni yönetmelik; kamu, özel ve üniversite hastaneleri dahil olmak üzere tüm yataklı tedavi kurumlarını kapsıyor. Düzenlemeyle birlikte hastanelerde enfeksiyon kontrol komitesi kurulması zorunlu hale getirildi ve bu komitelerin görev, yetki ve çalışma usulleri ayrıntılı biçimde tanımlandı. Yönetmeliğe göre enfeksiyon kontrol komiteleri; başhekimlik temsilcileri, enfeksiyon hastalıkları uzmanları, dahili ve cerrahi branş temsilcileri, yoğun bakım sorumluları, enfeksiyon kontrol hemşireleri, eczane sorumlusu ve iş sağlığı güvenliği birimi temsilcilerinden oluşacak. Komite kararlarının bağlayıcı olduğu vurgulanırken, yönetimlerin bu kararları uygulamakla yükümlü olduğu belirtildi.</p>

<p>Yeni düzenleme kapsamında enfeksiyon kontrol ekiplerinin sürveyans faaliyetleri, antibiyotik kullanımının izlenmesi, salgın şüphesi durumunda yapılacak işlemler ve sterilizasyon-denetim süreçleri de ayrıntılandırıldı. Sağlık hizmetiyle ilişkili enfeksiyon verilerinin Ulusal Sağlık Hizmeti ile İlişkili Enfeksiyonlar Sürveyans Ağı’na (USHİESA) düzenli ve zamanında girilmesi zorunlu tutuldu.</p>

<p>Yönetmelik, enfeksiyon kontrol hemşirelerinin sayısını da hastanelerin yatak kapasitesine göre yeniden düzenledi. Buna göre her 150 yatak için en az bir enfeksiyon kontrol hemşiresi görevlendirilecek; yoğun bakım yatak sayısı yüksek olan hastanelerde bu sayı artırılacak.</p>

<p>Ayrıca enfeksiyon kontrol hemşirelerine, görev alanları dışında ek sorumluluk verilmesi yasaklandı ve bu personelin uzun süreli görev güvencesi sağlandı. Eğitim ve sertifikasyon süreçlerinin ise Sağlık Bakanlığı tarafından belirleneceği kaydedildi.</p>

<p>Yeni yönetmelikle birlikte 2005 tarihli Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği yürürlükten kaldırıldı. Düzenlemenin, hastanelerde enfeksiyon risklerinin azaltılması ve hasta güvenliğinin artırılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.</p>

<p>Söz konusu yönetmeliğin ayrıntılarına ulaşmak için <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251218-1.htm"><strong>tıklayabilirsiniz</strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Dec 2025 21:44:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/12/hastanelerde-enfeksiyon-kontrolune-yeni-duzenleme-yetkiler-yeniden-belirlendi-1766083465.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Telefonundan ayrı kalma korkusu ruh sağlığını etkiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor-454</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor-454</guid>
                <description><![CDATA[Nomofobinin, akıllı telefondan uzak kalma veya şarjın bitmesi düşüncesiyle ortaya çıkan derin bir kaygı olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun yıkıcı psikolojik sonuçları olabileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nomofobinin, akıllı telefondan uzak kalma veya şarjın bitmesi düşüncesiyle ortaya çıkan derin bir kaygı olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun yıkıcı psikolojik sonuçları olabileceğini söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, giderek daha fazla kişiyi etkileyen nomofobi hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>“No mobile phone phobia” teriminden türetilen nomofobinin, yalnızca bir endişe değil, kişinin dış dünyayla bağının kopacağına dair derin bir korku içerdiğini vurgulayan Aydın, özellikle dijital dünyanın merkezinde yer alan gençlerde, sosyal medya kullanıcılarında ve kaygı eğilimli bireylerde nomofobinin daha yaygın görüldüğünü belirterek, “Telefon artık sadece bir iletişim aracı değil; kimlik ve sosyal statünün bir parçası haline geldi” dedi.</p>

<p><strong>“BEYİN ŞARJ AZALMASINI TEHDİT OLARAK ALGILIYOR”</strong></p>

<p>Aydın, telefonun şarjı düştüğünde beynin bu durumu bir tehlike gibi algıladığını ve ‘savaş ya da kaç’ tepkisinin devreye girdiğini ifade ederek, kalp çarpıntısı, terleme, nabız artışı, titremenin yaşandığını kaydetti. Bu belirtilerin doğal stres tepkileri olduğunu belirten Aydın, bazı kişilerde nomofobinin “hayali titreşim” gibi yanılsamalara bile yol açabildiğini aktardı.</p>

<p><img height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/07/21/1721125683-uzman-klinik-psikolog-cumali-aydin-1721569720-31-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Nomofobinin kronikleşmesi durumunda kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde bozduğunu ifade eden Aydın, uzun vadede şu risklerin ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<p>“Telefonla aşırı bağ kurmak, gerçek dünyadaki sosyal ilişkilerin zayıflamasına neden oluyor” diyen Aydın, şu konulara dikkati çekti:</p>

<p>“Sürekli gelen bildirimler, telefonun çekiciliğini artırarak ondan uzak durmayı zorlaştırır. Ayrıca, evde veya işte telefonun kullanılmaması gereken ‘sınırlı bölgeler’ belirlenmesi öneriliyor; örneğin yatak odasına telefon sokmamak gibi. Bu tür pratikler, kişinin telefondan bağımsız var olabileceğini ve şarjının bitmesinin bir felaket olmadığını fark etmesine yardımcı olur. Eğer bu alışkanlıklar yeterli olmazsa, bilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi yöntemlerle bir uzmandan destek almak, nomofobinin altında yatan düşünce kalıplarını değiştirmede oldukça faydalı olabilir.”</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 22:11:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/12/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor-1765221074.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD’deki embriyo kararı tartışması... Türkiye’ye sıçrarsa ne olur?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/abddeki-embriyo-karari-tartismasi-turkiyeye-sicrarsa-ne-olur-443</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/abddeki-embriyo-karari-tartismasi-turkiyeye-sicrarsa-ne-olur-443</guid>
                <description><![CDATA[Alabama Yüksek Mahkemesi’nin dondurulmuş embriyoları “çocuk” sayması, aile hukukundan miras düzenine kadar birçok alanı etkileyen bir deprem niteliğinde. Türkiye’de böyle bir adım atılması hâlinde ortaya çıkacak olası sonuçlar ise hukukçulara göre oldukça çarpıcı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alabama Yüksek Mahkemesi’nin dondurulmuş embriyoları “çocuk” sayması, aile hukukundan miras düzenine kadar birçok alanı etkileyen bir deprem niteliğinde. Türkiye’de böyle bir adım atılması hâlinde ortaya çıkacak olası sonuçlar ise hukukçulara göre oldukça çarpıcı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>ABD’de Alabama Yüksek Mahkemesi’nin dondurulmuş embriyoları hukuken “çocuk” olarak tanımlaması, Amerikan hukuk sisteminde geniş çaplı bir tartışma başlattı. Kararla birlikte, Louisiana’da embriyoların yıllardır “hukuk süjesi” olarak kabul edilmesi de yeniden gündeme taşındı. Federal bir çerçevenin bulunmaması nedeniyle bir eyalette embriyo “çocuk” sayılırken başka bir eyalette “tıbbi materyal” olarak değerlendirilmesi, Amerikan hukukundaki keskin ayrışmayı gözler önüne seriyor.</p>

<p>Türkiye’de bu tartışmanın karşılığı ne olur sorusunu yanıtlayan Avukat Özge Özmen Korkut, Türk hukukunda kişiliğin “sağ ve tamamen doğumla” başladığını hatırlattı. Türk Medeni Kanunu’nun cenini koruduğunu ancak bunun yalnızca anne rahmindeki bebek için geçerli olduğunu belirten Korkut, “Laboratuvar ortamındaki embriyo Türk hukukunda çocuk olarak kabul edilmez” dedi.</p>

<p><img class="" height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/12/07/1764916258-1762240662-avukat-zge-zmen-korkut-1-1-1765114318-170-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“EMBRİYO ÇOCUK KABUL EDİLİRSE HUKUK ALTÜST OLUR”</strong></p>

<p>Korkut, Türkiye’nin embriyoya “çocuk” statüsü vermesi hâlinde ortaya çıkacak tabloyu, "Tüp bebek merkezlerinde saklanan embriyolar ayrı birer mirasçı gibi tartışılabilir. Kliniklerde yaşanan olumsuzluklar “çocuğun ölümü” iddiasıyla tazminat davalarına konu olabilir. Sigorta sisteminden aile hukukuna kadar pek çok başlıkta yeni bir düzenleme ihtiyacı doğar" şeklinde özetledi.</p>

<p>“‘Çocuk’ kelimesinin hukuki anlamını genişletmek tüm sistemi yeniden yazmak demektir” değerlendirmesinde bulunan Korkut, bunun zincirleme etkiler yaratacağını vurguladı.</p>

<p>Türkiye’de taşıyıcı anneliğin açıkça yasak olduğunu hatırlatan Korkut, embriyoların çocuk sayılması durumunda bu alanın tamamen çıkmaza gireceğini ifade ederek, “Taşıyıcı anne, başkasının çocuğunu taşıyan kişi konumuna gelir; yapılan sözleşmeler ‘çocuk devri’ olarak değerlendirilir. Bu da etik ve hukuki açıdan büyük sorunlar oluşturur" dedi.</p>

<p><strong>“EMBRİYO TARTIŞMASI TIBBIN ÖTESİNDE BİR TOPLUM MESELESİ”</strong></p>

<p>ABD kararının Türkiye’deki tartışmayı da hareketlendirdiğini söyleyen Korkut, embriyonun statüsünün artık sadece tıbbi değil toplumsal bir mesele haline geldiğini vurgulayarak, “Embriyoyu çocuklaştırmak zorunda değiliz ama onu yok saymak da çözüm değil. Hukuki düzenlemeler insan onurunu, teknolojiyi ve toplumsal ihtiyaçları aynı anda gözetmeli” görüşünü savundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Dec 2025 20:03:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/12/abddeki-embriyo-karari-tartismasi-turkiyeye-sicrarsa-ne-olur-1765127010.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çalışanların ruh sağlığı alarm veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/calisanlarin-ruh-sagligi-alarm-veriyor-427</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/calisanlarin-ruh-sagligi-alarm-veriyor-427</guid>
                <description><![CDATA[Tüm dünyada modern çalışma yaşamının baskıları çalışanların ruh sağlığında derin yaralar açıyor. Stres, tükenmişlik, performans baskısı, savaşlar, ekonomik belirsizlikler ve iş–özel hayat dengesizliği, verimliliği tehdit eden en önemli faktörler arasında yer alıyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen OnlyHR 3. İstanbul Sempozyumunda, iş hayatındaki kritik konular masaya yatırdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada modern çalışma yaşamının baskıları çalışanların ruh sağlığında derin yaralar açıyor. Stres, tükenmişlik, performans baskısı, savaşlar, ekonomik belirsizlikler ve iş–özel hayat dengesizliği, verimliliği tehdit eden en önemli faktörler arasında yer alıyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen OnlyHR 3. İstanbul Sempozyumunda, iş hayatındaki kritik konular masaya yatırdı.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Sempozyumda konuşan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü <strong>Prof. Dr. Kültegin Ögel</strong> ve Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Bilim ve Etik Kurulu Üyesi <b>Prof. Dr. Bedirhan Üstün</b>, kurumlara hem bilimsel kanıtlara dayanan hem de yol gösterici nitelikte uyarılarda bulundu: “Ruh sağlığına yapılan yatırım, verimlilik olarak geri dönüyor. Üstelik katlanarak…”</p>

<p><b>Prof. Dr. Kültegin Ögel: “Stres yönetilemiyorsa tükenmişlik kaçınılmazdır”</b></p>

<p>İş hayatının, bireyin tüm yaşam alanlarını etkileyen bir faktör haline geldiğini belirten Prof. Dr. Kültegin Ögel, modern çalışanların yalnızca iş yükü ile değil;<br />
<strong>kaygı, performans baskısı, öfke, hiperaktivite ve şehir yaşamının yoğun stresi</strong> ile mücadele ettiğini söyledi. Ögel, iş–özel hayat dengesinin korunmasının hayati önem taşıdığını vurgulayarak şunları ifade etti: <strong>“İş hayatında stres kaçınılmaz ama yönetilmediğinde tükenmişlik gelişiyor. Erken dönemde psikolojik destek almaktan çekinilmemeli. Damgalanma korkusu nedeniyle başvuru gecikiyor ve sorun büyüyor.”</strong></p>

<p>Ayrıca çalışanlar arasında hızla artan <strong>sanal kumar bağımlılığına</strong> dikkat çeken Prof. Dr. Ögel, özellikle beyaz yakalılar arasında yükselişin belirgin olduğunu söyledi. Bağımlılığın hem iş performansını hem aile yaşamını zayıflattığını belirterek, Türkiye’de bu konuda kapsamlı araştırmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>

<p>Sempozyumun bir diğer konuşmacısı Prof. Dr. Bedirhan Üstün, çalışan psikolojisinin ancak doğru kurgulanmış bir kurumsal yapı ile korunabileceğini belirterek şirketlere şu çağrıda bulundu: <strong>“Sorunlar ortaya çıkmadan önce önleyici ruh sağlığı politikaları geliştirilmeli.”</strong></p>

<p>Üstün<b>, </b><strong>insanca iletişim</strong><b>, </b><strong>adalet duygusu</strong><b>, </b><strong>eşitlik</strong><b> </b>ve <strong>saygı</strong><b> </b>gibi temel unsurların çalışan motivasyonunda belirleyici rol oynadığını vurguladı<b>: </b><strong>“Kişilik haklarına saygı duyulmayan ortamda çalışanlar işine yabancılaşır; tükenmişlik, depresyon ve verim kaybı kaçınılmaz olur.”</strong></p>

<p><b> </b><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/12/06/genel-1765002734-22-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><b>İŞYERLERİNDE HER 100 ÇALIŞANIN EN AZ 20’Sİ DEPRESYONA ADAY</b></p>

<p>Kişinin mutsuzluğunun üretimde aksamalara, hatalara ve verim kaybına yol açabileceğini belirten, Prof. Dr. Bedirhan Üstün, “Toplumlarda yoksulluk, yaşam zorlukları gibi birçok etken zaten insanları aşağı çekiyor. Buna bir de işyerindeki baskı eklenince insanlar kendilerini robot gibi hissetmeye başlıyor. Zaten günümüzde ‘robotlar yerimizi alacak’ kaygısı da var. Bu güvensizlik ve tedirginlik depresyona yol açabiliyor. Araştırmalarımız gösteriyor ki toplumlarda ve iş yerlerinde her 100 çalışanın en az 20’si depresyona aday. Bu da gizli bir iş gücü kaybına neden oluyor. Kişinin mutsuzluğu üretimde aksamalara, hatalara, verim kaybına yol açabiliyor. Benim amacım insanların bir iş beygiri gibi çalışması değil; anlamlı bir üretim yapabilmeleri. Eğer bunu destekleyen programlar geliştirebilirsek ki Amerika, Hindistan, Çin gibi ülkelerde bu konuda çalışmalar yaptık. Türkiye’de de benzer uygulamalar yapılmalı” diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Üstün; “Sektörlerin, çalışanların ruh sağlığına sırf göstermelik bir ilgi yerine gerçekten özen gösteren, onları dikkate alan bir yaklaşım sergilemesi gerekiyor. Depresyon yalnızca kişisel bir mesele değil; dış etmenlerle de tetikleniyor. Dünya giderek zorlaşıyor: Ekonomik koşullar, iş gücü kaygısı, işsizlik, robotların gelişi, savaşlar, ekonomik çöküş ihtimalleri. Bu karamsar tablo, en güçlü insanı bile etkileyebilir. Ben bile otuz yıllık yurt dışı hayatımda üç kez depresyona girdim. Bunların ikisi doğrudan iş yeri sorunlarıyla ilgiliydi ve aslında önlenebilirdi. Depresyon öyle kötü bir şey değil; içinden çıkınca Nietzsche’nin dediği gibi insanı güçlendirebiliyor. Ama o üç-altı ay boyunca yaşadıklarımı yeniden yaşamak istemem. Bilgisayara bakıyordum, bilgisayar da bana bakıyordu. Bu nedenle ne yaparsak yapalım, ülke olarak, sektör olarak, kurumlar olarak insanları bu tür etkilerden koruyacak sistemler geliştirmemiz gerekiyor. Bir kişi depresyona girdiğinde bunu tıpkı bir grip, bir böbrek hastalığı ya da bir kol kırılması gibi bedensel bir sağlık sorunu düzeyinde ele alabilmeliyiz.”</p>

<p>Ekonomik belirsizliklerin çalışanlar üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Üstün, işini kaybetme korkusunun yorgunluk, uykusuzluk ve depresyona uzanan bir tabloya yol açtığını söyledi. Harvard Üniversitesi’nde yürüttüğü çalışmalara değinen Prof. Dr. Üstün, şirketler için çarpıcı bir veri paylaştı: <strong>“Depresyon ortaya çıkmadan önce erken tanı ve destek sağlanırsa yapılan yatırım en az dört kat kazanç olarak geri dönüyor. Görünmeyen kazançlarla bu oran otuz kata kadar çıkıyor.”</strong> Bu nedenle ruh sağlığının bir “maliyet kalemi” değil, kurumsal sürdürülebilirliğin zorunlu bir parçası olduğunu belirtti.</p>

<p><b>Psikolojik Destek Kurumsal Standart Olmalı</b></p>

<p>Sempozyumun ortak mesajı: “Psikolojik destek bir tercih değil, gereklilik”</p>

<p>Uzmanlara göre iş yerlerinde:</p>

<p>* İş–özel hayat dengesinin korunması,</p>

<p>* Ruhsal destek için damgalanmanın önüne geçilmesi,</p>

<p>* Çalışanların destek almaya teşvik edilmesi,</p>

<p>* Önleyici kurumsal politikaların geliştirilmesi</p>

<p>kurumsal başarının temel bileşenleri haline geldi.</p>

<p><b>Ruh sağlığına yapılan her yatırım ise doğrudan:</b><br />
* <strong>Çalışan bağlılığını artırıyor</strong>,<br />
* <strong>İş gücü kaybını azaltıyor</strong>,<br />
* <strong>Verimliliği yükseltiyor</strong>,<br />
* <strong>Kurumsal sürdürülebilirliği güçlendiriyor.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Dec 2025 14:06:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/12/calisanlarin-ruh-sagligi-alarm-veriyor-1765019218.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile Hekimleri: Artık tükeniyoruz! Saçma yönetmeliği geri çekin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/aile-hekimleri-artik-tukeniyoruz-sacma-yonetmeligi-geri-cekin-418</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/aile-hekimleri-artik-tukeniyoruz-sacma-yonetmeligi-geri-cekin-418</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Tabip Odası’nda bir araya gelen sağlık meslek örgütleri, aile hekimliği sisteminde artarak devam eden sorunları ve çözüm önerilerini basın toplantısında dile getirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Tabip Odası’nda bir araya gelen sağlık meslek örgütleri, aile hekimliği sisteminde artarak devam eden sorunları ve çözüm önerilerini basın toplantısında dile getirdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>İstanbul Tabip Odası’nda düzenlenen basın toplantısında, aile hekimleri ve ASM çalışanları, aile hekimliği sisteminde yaşanan sorunları ve çözüm taleplerini bir kez daha kamuoyuna duyurdu. Toplantıya İstanbul Tabip Odası temsilcilerinin yanı sıra, AHESEN, BDS, Genel Sağlık-İş, Hekimsen, Hekim Birliği, HEP-SEN, Hürriyet Sağlık Sen, İSTAHED, Güç Sağlık Sen ve SES gibi sendikalar katıldı.</p>

<p>İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Başkanı Dr. Sercan Ahmet Uluç, aile hekimlerinin uzun süredir dile getirdiği sorunların görmezden gelindiğini belirterek Sağlık Bakanlığı’na tepki gösterdi. Dr. Uluç, maaş sistemindeki adaletsizliği vurgulayarak, “Son 6 ayda gelmeyen hasta kısmını bir yıla çıkardınız, ama gelmeyen hastalar hâlâ gelmiyor. 15 Aralık’ta ödenecek maaşımız hukuksuz şekilde gasp edilecek. Hasta olup bir ay çalışamadığımızda maaşımızın ancak yüzde 40’ını alabiliyoruz. Biz sizin köleniz değiliz!” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>OECD RAPORU TÜRKİYE’NİN GERÇEĞİNİ GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR</strong></p>

<p>Uluç, Türkiye’nin sağlık çalışanı sayısı ve sağlık harcamaları açısından OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer aldığını belirterek, "Nüfusa oranla hekim ve hemşire sayısında sonuncuyuz. Milli gelirden sağlığa ayrılan pay yüzde 4,7 ile OECD ortalaması olan yüzde 9,3’ün çok altında. Kişi başına düşen sağlık harcaması 2.300 dolar, OECD ortalaması 6.000 dolar. Bu kadar az personelle sistemi ayakta tutmaya çalışıyoruz; polikliniğin yüzde 40’ını yapıyoruz, aşı izlem ve rapor talepleriyle uğraşıyoruz. Buna rağmen maaşlarımızdan kesinti yapılması düşünülüyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>SAÇMA YÖNETMELİĞE SON ÇAĞRI</strong></p>

<p>Dr. Uluç, “Artık tükeniyoruz, dayanma sınırlarımızı aştınız. Bu saçma yönetmeliği geri çekin ve saha temsilcileriyle birlikte yeni bir yönetmelik hazırlayalım. Aksi takdirde OECD ortalamalarına ancak rüyamızda ulaşırız.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Dec 2025 14:02:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/12/aile-hekimleri-artik-tukeniyoruz-sacma-yonetmeligi-geri-cekin-1764759779.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte ağız kokusuna yol açan 6 neden</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/iste-agiz-kokusuna-yol-acan-6-neden-381</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/iste-agiz-kokusuna-yol-acan-6-neden-381</guid>
                <description><![CDATA[Diş Hekimi Arzu Tekkeli, ağız kokusunun düzenli bakım ve alışkanlıklarla önlenebileceğini belirtirken, diş fırçalamak, dil temizliği, su tüketimi ve kötü alışkanlıklardan kaçınmanın önemli olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diş Hekimi Arzu Tekkeli, ağız kokusunun düzenli bakım ve alışkanlıklarla önlenebileceğini belirtirken, diş fırçalamak, dil temizliği, su tüketimi ve kötü alışkanlıklardan kaçınmanın önemli olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Ağız kokusunu önlemenin düzenli bakım ve doğru alışkanlıklarla mümkün olduğunu belirten Diş Hekimi Arzu Tekkeli, ağız kokusuna sebep olabilecek en yaygın nedenleri sıraladı.</p>

<p>Ağız kuruluğunun tükürük azlığı veya dil üzerinde bakteri birikimi gibi durumlar kokuya zemin hazırladığını ifadede eden Tekkeli, "Günde en az iki kez diş fırçalamak, dil temizliği yapmak, yeterli su tüketmek, sigara ve alkol gibi ağız kuruluğuna yol açan alışkanlıklardan kaçınmak ve düzenli diş hekimi kontrollerini ihmal etmemek, ağız kokusunu önlemede çok etkilidir. Ancak ağız kokusu sürekli ve şiddetliyse, mutlaka diş hekimine başvurulmalı; gerekirse kokunun başka bir sağlık sorunundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılmalı” diye konuştu.</p>

<p><img height="364" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/11/16/1763105508-asm-arzutekkeli-gorseli-1763305604-163-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Diş Hekimi Arzu Tekkeli, ağız kokusuna sebep olabilecek en yaygın nedenleri şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>Ağız içi problemler</strong>: Çürük ya da enfekte dişler, diş taşı, çekilmesi gereken ancak ağızda bırakılmış kök ve dişler kötü kokuya yol açabilir.</p>

<p><strong>Yetersiz ağız bakımı</strong>: Dişlerin günde en az iki kez fırçalanmaması, diş ipi ile diş aralarının temizlenmemesi ağızda bakteri birikimine neden olur ve bu da kötü koku oluşumuna zemin hazırlar.</p>

<p><strong>Dil yüzeyindeki bakteriler: </strong>Dil üzerinde biriken bakteriler koku oluşumunun önemli bir nedenidir. Son araştırmalar, dilin de dişlerle birlikte fırçalanmasının ağız kokusunu azaltmada oldukça etkili olduğunu ortaya koymuştur.</p>

<p><strong>Sistemik hastalıklar: </strong>Reflü, mide rahatsızlıkları, bademcik taşları, sinüzit ve diyabet gibi hastalıklar da ağız kokusuna neden olabilir.</p>

<p><strong>Ağız kuruluğu: </strong>Tükürüğün azalması hem kötü koku hem de diş çürüklerinin oluşmasına yol açar. Ağız kuruluğu sigara, alkol, bazı ilaçlar ya da yetersiz su tüketiminden kaynaklanabilir.</p>

<p><strong>Geçici sabah kokusu: </strong>Sabahları oluşan ağız kokusu genellikle normaldir. Uyku sırasında tükürük salgısının azalması nedeniyle ağızda bakteri birikir. Ancak bu durum gün içinde de devam ediyorsa mutlaka diş hekimi görüşü alınmalıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Nov 2025 18:31:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/11/iste-agiz-kokusuna-yol-acan-6-neden-1763307075.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HPV Aşısı Hem Kadınlar Hem de Erkekler İçin Hayati Önem Taşıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/hpv-asisi-hem-kadinlar-hem-de-erkekler-icin-hayati-onem-tasiyor-237</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/hpv-asisi-hem-kadinlar-hem-de-erkekler-icin-hayati-onem-tasiyor-237</guid>
                <description><![CDATA[Kadın sağlığını tehdit eden en önemli enfeksiyonlardan biri olan HPV çoğu zaman basit bir “siğil” olarak görülse de ilerleyen yıllarda rahim ağzı kanseri başta olmak üzere birçok ciddi hastalığa yol açabiliyor. Üstelik bu virüs sadece kadınları değil, erkekleri de etkiliyor. Bu nedenle, aşının her iki cinsiyette de uygulanması, toplum genelinde bulaşın azaltılmasında ve kanser vakalarının önlenmesinde hayati önem taşıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum \ Jinekolojik Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Doğukan Yıldırım, HPV’nin kadın ve erkek sağlığındaki etkilerine dikkat çekerek, en etkili koruma yöntemlerinden biri olan HPV aşısı hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>HPV sık görülen ama az bilinen bir enfeksiyon</strong></p>

<p>Araştırmalara bakıldığında HPV’nin (Human Papilloma Virüsü) 200’ün üzerinde tipi olduğu görülmektedir. HPV türleri aslında sık görülen ama toplum tarafından az bilinen enfeksiyonlardır. Bunların bir kısmı yalnızca kozmetik sorunlara yol açarken, bir kısmı ise rahim ağzı, vajina, vulva, anüs ve hatta baş-boyun bölgesi kanserlerine kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. HPV, cinsel yolla bulaşan en yaygın virüslerden biridir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, cinsel olarak aktif bireylerin yaklaşık yüzde 80’i hayatlarının bir döneminde HPV ile karşılaşmaktadır. Bağışıklık sistemi çoğu zaman virüsleri temizler; ancak HPV 16 ve 18 gibi yüksek riskli tipler kalıcı hale geldiğinde hücrelerde DNA hasarına neden olabilir ve kanserleşme süreci başlayabilir.</p>

<p><strong>HPV yıllar sonra da kansere dönüşebilir</strong></p>

<p>HPV enfeksiyonunun etkileri yalnızca ciltteki siğillerle sınırlı değildir. Virüs, fark edilmeyen hücresel değişikliklerle yıllar sonra kansere dönüşebilir. Benign denilen iyi huylu lezyonlar, en sık görüleni genital siğillerdir ve bunlar kondilom olarak adlandırılır. Genellikle HPV 6 ve 11 tipleriyle ilişkilidir. Kansere dönüşmez, ancak yaşam kalitesini etkileyebilir. Bir diğer lezyon ise premalign; yani kanser öncüsü lezyonlardır. Dışarıdan fark edilmezler, mikroskobik düzeyde ilerleyen lezyonlardır. Servikal intraepitelyal neoplazi (CIN), vulvar intraepitelyal neoplazi (VIN) ve vajinal intraepitelyal neoplazi (VaIN) bu gruptadır. Özellikle CIN 2 ve CIN 3 tedavi edilmezse rahim ağzı kanserine dönüşebilir.</p>

<p><strong>Her yıl 600 bin kadın rahim ağzı kanseri tanısı alıyor</strong></p>

<p>Her yıl dünyada yaklaşık 600 bin kadına rahim ağzı kanseri tanısı konmakta ve maalesef 300 bin kadın bu hastalık nedeniyle yaşamını kaybetmektedir. Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tamamında HPV etken olarak yer alır. Virüs hücre içine yerleşip E6 ve E7 adlı onkojen proteinleri üretir; bu proteinler hücrenin DNA onarım mekanizmalarını bozarak kanserleşme sürecini başlatır.</p>

<p><strong>Sadece 2 test ile kanser riskini önlemek için adım atın</strong></p>

<p>HPV çoğu zaman belirti vermeden ilerler. Bu nedenle düzenli kontroller ve tarama testleri büyük önem taşır. Bu konuda kadınlara önerilen iki test bulunmaktadır. Bunlar Pap Smear ve HPV DNA testidir. Pap Smear testi, hücrelerdeki erken değişiklikleri gösterir. HPV DNA testi ise yüksek riskli tipleri doğrudan tespit eder. Bu iki testin birlikte uygulanması, rahim ağzı kanserinin erken teşhisi ve önlenmesinde altın standarttır.</p>

<p><strong>HPV aşısı kadınlar ve erkekler için koruma sağlar</strong></p>

<p>HPV aşısı, rahim ağzı kanseri dahil birçok HPV ilişkili kanseri önlemede bilimsel olarak kanıtlanmış en güçlü koruma aracıdır. HPV aşısı sadece kız çocukları için değil, erkekler için de koruyucudur. Bulaşmayı azaltır ve genital siğillere karşı da etkilidir. Hem kadınlar hem de erkekler HPV aşısı olabilir. HPV aşısı genellikle 11-12 yaşlarında rutin olarak tavsiye edilir. Cinsel temas ve HPV’ye maruz kalmadan önce aşılanma idealdir; ancak bu yaşlardan sonra da yapılmasında bir sakınca yoktur. Aşılar, en tehlikeli HPV tiplerine karşı yüksek koruma sağlamaktadır. </p>

<p><strong>Farkındalık, aşılama ve düzenli kontrol şart!</strong></p>

<p>HPV, yalnızca dışarıdan fark edilen siğillerden ibaret değildir; sessizce ilerleyip yıllar sonra da kansere yol açabilir. Bu nedenle aşılama, tarama ve doğru bilgilendirme kadın sağlığının korunmasında temel unsurlardır. HPV ile mücadelede başarı, toplumun bilinçlenmesi, aşının yaygınlaşması ve uzman ellerde yürütülen doğru tedavi ile mümkündür. Aşının yaygın uygulandığı ülkelerde kanser öncüsü lezyonlarda ve rahim ağzı kanseri oranlarında belirgin azalma gözlenmiştir. Türkiye’de aşının henüz ulusal aşı takviminde yer almaması nedeniyle aşılama oranları düşük olsa da, bireysel olarak yaptırmak mümkündür.</p>

<p><strong>İleri evrelerde jinekolojik cerrahi müdahale gerekebilir</strong></p>

<p>HPV’ye bağlı lezyonların tanı ve tedavisinde jinekolojik onkoloji uzmanlarının deneyimi büyük önem taşır. Anormal smear sonuçlarında kolposkopi, biyopsi veya cerrahi gerekebilir. Erken evrelerde konservatif yaklaşımlar yeterli olurken, ileri evrelerde minimal invaziv cerrahi, sentinel lenf nodu biyopsisi ve immünoterapi gibi modern yöntemler uygulanır.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Oct 2025 14:16:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/10/hpv-asisi-hem-kadinlar-hem-de-erkekler-icin-hayati-onem-tasiyor-1761218190.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda güvenliği için saklama kurallarına dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/gida-guvenligi-icin-saklama-kurallarina-dikkat-175</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/gida-guvenligi-icin-saklama-kurallarina-dikkat-175</guid>
                <description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta farklı şehirlerden gelen gıda zehirlenmesi haberleri ülke gündemine oturdu. İstanbul, Denizli, Kütahya ve Bursa’da yaşanan olaylarda birçok kişi hastaneye kaldırıldı, iki çocuk hayatını kaybetti. Şef Volkan Aslan, yaşanan bu vakaların mutfaklarda yapılan basit ama kritik hatalardan kaynaklandığını belirterek, uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta farklı şehirlerden gelen gıda zehirlenmesi haberleri ülke gündemine oturdu. İstanbul, Denizli, Kütahya ve Bursa’da yaşanan olaylarda birçok kişi hastaneye kaldırıldı, iki çocuk hayatını kaybetti. Şef Volkan Aslan, yaşanan bu vakaların mutfaklarda yapılan basit ama kritik hatalardan kaynaklandığını belirterek, uyarılarda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>İstanbul Eyüpsultan’da aynı akşam yemeğini yiyen bir ailede 2 ve 4 yaşındaki çocuklar yaşamını yitirdi.</p>

<p>Denizli’nin Çivril ilçesinde devlet hastanesinde öğle yemeği sonrası 50’den fazla personel ve stajyer bulantı ve kusma şikâyetiyle acile başvurdu.</p>

<p>Kütahya’da bir düğün sonrası yaklaşık 21 davetli hastanelik oldu. Bursa Osmangazi’de ise bir ortaokulda 6 öğrenci gıda zehirlenmesi şüphesiyle tedavi altına alındı.</p>

<p><strong>“BİR İHMAL, ONLARCA İNSANI HASTA EDEBİLİR”</strong></p>

<p>Türkiye Aşçılar ve Şefler Federasyonu (TAŞFED) Aşçılık Milli Takımı Kaptanı Şef Volkan Aslan, yaşanan bu vakaların mutfaklarda yapılan basit ama kritik hatalardan kaynaklandığını belirtti. Bir yemeği doğru pişirmek kadar doğru saklamanın da hayati olduğunu belirten Şef Aslan, "Küçük bir ihmal, çok sayıda insanı hasta edebilir, çocuklarımızın hayatına mal olabilir" dedi. Aslan, özellikle toplu yemeklerde tavuk, pilav ve süt ürünlerinin yanlış koşullarda saklanmasının ciddi tehlikeler doğurduğunu vurguladı.</p>

<p><img height="593" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/10/06/chef-volkan-aslan-bb-124016050-1759765906-410-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>“Hijyenik olmayan koşullarda hazırlanan ve pişirilen yiyeceklerde bakteriler hızla çoğalır ve gıda zehirlenmelerine yol açar” diyen Aslan, bu noktada özellikle Bacillus cereus bakterisine dikkat çekti. Doğada toprakta ve birçok bitkide bulunan bu bakteri, pirinç, makarna, kremalı tatlılar ve sütlü pudinglerde kolayca üreyebildiğine vurgu yapan Aslan, Bacillus cereus’un neden olduğu zehirlenmelerin en sık sebebinin, pişmiş pirinç içeren yemeklerin uygun şekilde soğutulmaması ve tekrar ısıtılması olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>GÜVENLİ SAKLAMA İÇİN ALTIN KURALLAR</strong></p>

<p>Şef Volkan Aslan’ın verdiği bilgilere göre gıda zehirlenmelerinin önüne geçmek için şu kurallara mutlaka dikkat edilmesi gerekiyor:</p>

<ul>
 <li><strong>Soğutma sırasında kapağı kapatmayın: </strong>Yemekleri soğuturken kabın kapağını tamamen kapatmamak gerekir. Bu sayede içeride nem birikmez, bakteri oluşumunun önüne geçilir.</li>
 <li><strong>Benmari ile hızlı soğutma yapın: </strong>Sıcak yemekleri, kabıyla birlikte soğuk suyun içine oturtarak hızlı bir şekilde soğutabilirsiniz. Bu yöntem bakterilerin üremesini en aza indirir.</li>
 <li><strong>Isıtmada buharın gücünü kullanın: </strong>Buhar yemeğin her alanına eşit şekilde yayılır. Yeniden ısıtılan ürünlerin iç sıcaklığı mutlaka 70 °C’nin üzerine çıkmalıdır. Ayrıca her ürün sadece bir kez ısıtılmalıdır; ikinci kez ısıtmak ciddi risk taşır.</li>
 <li><strong>Yemekleri zamanında buzdolabına kaldırın: </strong>Yemekler en geç 2 saat içinde buzdolabına konulmalı, büyük tencerelerde bekletilmemelidir. Küçük kaplara bölünerek soğutulması daha güvenlidir. Buzdolabının sıcaklığı 4 °C’de, derin dondurucunun sıcaklığı ise –18 °C’de olmalıdır. 24 saat içinde tüketilmeyecek yemekler mutlaka dondurularak saklanmalıdır.</li>
 <li><strong>Dolap düzenine dikkat edin: </strong>Çiğ ve pişmiş gıdalar aynı rafta saklanmamalı, çiğ ürünler daima alt raflarda tutulmalıdır. Böylece bulaşma riskinin önüne geçilir.</li>
 <li><strong>Koku kontrolü yapın: </strong>Buzdolabından çıkarılan her yiyeceği mutlaka ilk açımda koklayın. Negatif bir koku varsa o ürünü asla ısıtmayın; çünkü ısındıkça bozulma daha da hızlanır.</li>
 <li><strong>Tavuk mutlaka tam pişmeli: </strong>Tavuk ürünlerinde “yarı pişmiş” bir seçenek yoktur. Yeterince piştiğinden emin olmak hayati önem taşır.</li>
 <li><strong>Balık alırken göz ve derisine bakın: </strong>Taze balığın derisi parlak ve sıkı, gözleri ise cam gibi olmalıdır. Bulanık, solmuş veya çöküntülü balıkları kesinlikle tüketmeyin.</li>
 <li><strong>Eti kuru dinlendirin: </strong>Etleri dinlendirirken kendi kanından uzaklaştırmak, hem lezzeti artırır hem de bozulmayı önler.</li>
 <li><strong>Pilav ve pirinç ürünlerine dikkat edin. </strong>Bu yiyecekler hem ısınması zor hem de kolay bozulan gıdalardır. Saklama ve ısıtma aşamalarında ekstra özen gösterilmelidir.</li>
 <li><strong>Yumurtaları açıkta bırakmayın: </strong>Kabuk üzerindeki bakteriler buzdolabına kolayca yayılır. Bu durum sebze ve meyvelerin erken çürümesine, yemeklerin bozulmasına ve gıda zehirlenmesi riskinin artmasına yol açabilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Oct 2025 23:18:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/10/gida-guvenligi-icin-saklama-kurallarina-dikkat-1759781890.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Halkın Sağlığı İçin Sıkı Denetimler Başladı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/halkin-sagligi-icin-siki-denetimler-basladi-127</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/halkin-sagligi-icin-siki-denetimler-basladi-127</guid>
                <description><![CDATA[Nilüfer Belediye Başkanlığı Denetim Zabıta Amirliği ekipleri, ilçede faaliyet gösteren marketleri mercek altına aldı. Ürünlerin son kullanma tarihlerinden fiyat etiketlerine ve hijyene kadar birçok unsuru kontrol eden ekipler, kurallara uyan işletmelere teşekkür ederken, halk sağlığını tehdit edenlere ise yasal işlem başlattı.

Nilüfer Belediye Başkanlığı Denetim Zabıta Amirliği ekipleri, halkın sağlıklı gıdaya en kolay yoldan ulaşabilmesi ve kaliteli hizmeti alabilmesi için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Daha önce farklı iş kollarında incelemelerde bulunan ekipler, bu defa ilçede faaliyet gösteren marketleri inceledi.

Yapılan market denetimlerinde, ürünlerin son kullanma tarihleri, fiyat etiketleri, kasa ve fiyat uyuşmazlıkları, hijyen, işgal ve ambalaj bütünlüğü gibi halk sağlığı açısından önem taşıyan unsurlar titizlikle incelendi. İncelemeler sonunda tespit edilen aksaklıklar, işletmecilere ve mağaza yetkililerine dile getirilerek gerekli uyarılar yapıldı. İş yeri açma ve çalışma ruhsatı olmadan faaliyet gösteren yerler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılırken, son kullanma tarihleri geçmiş ürünler hakkında tutanaklar tanzim edildi. Bu ürünler, İlçe Tarım Müdürlüğü’ne gönderilmek üzere muhafaza altına alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediye Başkanlığı Denetim Zabıta Amirliği ekipleri, ilçede faaliyet gösteren marketleri mercek altına aldı. Ürünlerin son kullanma tarihlerinden fiyat etiketlerine ve hijyene kadar birçok unsuru kontrol eden ekipler, kurallara uyan işletmelere teşekkür ederken, halk sağlığını tehdit edenlere ise yasal işlem başlattı.<br />
<br />
Nilüfer Belediye Başkanlığı Denetim Zabıta Amirliği ekipleri, halkın sağlıklı gıdaya en kolay yoldan ulaşabilmesi ve kaliteli hizmeti alabilmesi için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Daha önce farklı iş kollarında incelemelerde bulunan ekipler, bu defa ilçede faaliyet gösteren marketleri inceledi.<br />
<br />
Yapılan market denetimlerinde, ürünlerin son kullanma tarihleri, fiyat etiketleri, kasa ve fiyat uyuşmazlıkları, hijyen, işgal ve ambalaj bütünlüğü gibi halk sağlığı açısından önem taşıyan unsurlar titizlikle incelendi. İncelemeler sonunda tespit edilen aksaklıklar, işletmecilere ve mağaza yetkililerine dile getirilerek gerekli uyarılar yapıldı. İş yeri açma ve çalışma ruhsatı olmadan faaliyet gösteren yerler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılırken, son kullanma tarihleri geçmiş ürünler hakkında tutanaklar tanzim edildi. Bu ürünler, İlçe Tarım Müdürlüğü’ne gönderilmek üzere muhafaza altına alındı.  </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Oct 2025 21:39:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/10/halkin-sagligi-icin-siki-denetimler-basladi-1759430347.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İZGİM&#039;den Anne adaylarına Destek</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/izgimden-anne-adaylarina-destek-118</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/izgimden-anne-adaylarina-destek-118</guid>
                <description><![CDATA[İzmit Belediyesi, anne adaylarının gebelik sürecini daha bilinçli ve sağlıklı geçirmelerine destek olmak amacıyla “Gebelik ve Doğuma Hazırlık Eğitim Programı”na başladı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İzmit Belediyesi, anne adaylarının gebelik sürecini daha bilinçli ve sağlıklı geçirmelerine destek olmak amacıyla “Gebelik ve Doğuma Hazırlık Eğitim Programı”na başladı</p><p><strong>KOCAELİ (İGFA) - </strong>İzmit Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü, anne adaylarına yönelik “Gebelik ve Doğuma Hazırlık Eğitim Programı”nı başlattı. Programın ilk dersi, İZGİM Kadın Girişimciler Merkezi’nde bulunan gebe eğitim sınıfında Hemşire Pınar Türker tarafından verildi. Bir ay sürecek program kapsamında anne adayları, hem gebelik sürecine hem de doğum sonrası döneme dair kapsamlı bilgiler edinecek.</p>

<p>Eğitimlerde; gebelikte yaşanan fiziksel ve duygusal değişimler, sağlıklı beslenme, egzersiz, doğuma hazırlık teknikleri, doğum sonrası bakım, emzirme ve anne-bebek bağlanması gibi konular işlenecek. Ücretsiz olarak düzenlenen eğitimlere, gebeliğin her döneminde bulunan anne adayları katılabilecek. Ancak kontenjanların aylık sınırlı olduğu hatırlatılarak, ilgililerin başvurularını zamanında yapmaları gerektiği belirtildi.</p>

<p><strong>“TÜM ANNE ADAYLARINI BEKLİYORUZ”</strong></p>

<p>Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Burcu Bineklioğlu, “Eğitimlerimiz tamamen ücretsiz ve gebeliğin her dönemindeki annelere yöneliktir. Ayrıca anne adaylarının eşleri ya da destek olacak yakınları da bu sürece katılabilir. Biz biliyoruz ki sağlıklı nesiller, bilinçli anneler ve güçlü ailelerde yetişir. Bu nedenle tüm anne adaylarımızı eğitimlerimize davet ediyorum” dedi.</p>

<p>Programı yürüten Hemşire Pınar Türker ise, “Anne adaylarımız için bir aylık bir gebe eğitim süreci hazırladık. Haftada iki gün gerçekleştireceğiz. Gebelik süreci ve sonrası ile ilgili tüm konuları ele almaya çalışacağız. İZGİM’de düzenlenen eğitimlerimize tüm anne adaylarını bekliyoruz” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Oct 2025 10:18:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2025/10/izgimden-anne-adaylarina-destek-1759389486.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakanlığı açıkladı! Koronavirüse karşı yeni tedbirler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/saglik-bakanligi-acikladi-koronaviruse-karsi-yeni-tedbirler-77</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/saglik-bakanligi-acikladi-koronaviruse-karsi-yeni-tedbirler-77</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, kesin ya da olası yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ölümlerinde kararın, mümkün olduğunca muayeneyle verilmeye çalışılmasını, otopsi yapılmamasını önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kesin veya olası Kovid-19 ölümlerinde, akciğer ve diğer organlarında virüs bulunabildiğine işaret edilerek, otopsilerin mümkünse negatif basınçlı salonlarda, mümkün değilse iyi havalanan bir odada gerekli koruma önlemleri alınarak yapılması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Bakanlığın hazırladığı enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında, Kovid-19 hastalığının seyri ve bilimsel gelişmeleri takiben, otopsilerde alınması gereken tedbirler de güncellendi.</p>

<p><strong>İŞTE 8 MADDELİK TEDBİR</strong><br />
<br />
"Kesin ya da olası Kovid-19 ölümlerinde mümkün olduğunca ölü muayenesi ile karar verilmeye çalışılması, otopsi yapılmaması önerilir" ifadesinin yer aldığı tedbirler, şöyle sıralandı:</p>

<p>"- Kesin veya olası Kovid-19 nedeniyle ölenlerin akciğer ve diğer organlarında virüs bulunabilir. Otopside yoğun aerosol (bir katının veya bir sıvının gaz ortamı içerisinde dağılması) oluşturan işlemler yapılması nedeniyle kesin ya da olası Kovid-19 otopsileri mümkünse negatif basınçlı salonlarda, mümkün değilse iyi havalanan bir odada gerekli koruma önlemleri alınarak yapılmalı.</p>

<ul>
	<li>
	<p>Otopside mümkün olan en az sayıda kişi görev almalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Otopsiyi yapan kişi, su geçirmez önlük, N95 ve FFP2 maske, gözlük, yüz siperliği, çift eldiven maskeleri içeren kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanmalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Ceset torbasının dışı çamaşır suyu ile dezenfekte edilmeli.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Otopsi sırasında kullanılan malzemeler otopsiden hemen sonra mutlaka temizlenmeli ve steril edilmeli.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Otopsinin yapıldığı çevresel yüzeyler önce su ve deterjanla temizlenmeli. Temizlik sonrası en az 10'da bir oranında sulandırılmış çamaşır suyuyla ya da yüzde 70 alkol, yüzeyde en az 1 dakika tutularak dezenfekte edilmeli. Hastanelerde kullanılan yüzey dezenfektanları ya da klor tablet, ürün talimatlarına uygun olarak kullanılabilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Personel, dezenfeksiyon solüsyonlarını hazırlarken ve kullanırken solunum ve göz koruması dahil uygun kişisel koruyucu ekipman kullanmalı.</p>
	</li>
	<li>Otopside ortaya çıkan atıklar, tıbbi atık yönetmeliğine uygun bertaraf edilmeli."</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2020/04/saglik-bakanligi-acikladi-koronaviruse-karsi-yeni-tedbirler-1587809737.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Burak Akkul koronavirüs süresince neler yaşadığını anlattı: Suyun tadını bile alamıyordum</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/burak-akkul-koronavirus-suresince-neler-yasadigini-anlatti-suyun-tadini-bile-alamiyordum-75</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/burak-akkul-koronavirus-suresince-neler-yasadigini-anlatti-suyun-tadini-bile-alamiyordum-75</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de koronavirüs teşhisi konulan ilk 20 hastadan biri olan, 20 günlük yoğun bakım ve uyutulma tedavisinin ardından sağlığına kavuşan “Çok Gezenti” programının sunucusu Burak Akkul ve eşi Seda Akkul, yaşadıkları zorlu süreci anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>'Çok Gezenti' programının sunucusu Burak Akkul ile eşi Seda Akkul, Youtube kanalı İnsan'a yaşadığı zorlu süreci anlattı, salgınla mücadele eden hastalara seslendi. Uyutulmadan önce eşiyle telefonda duygusal bir konuşma yaptığını söyleyen Akkul, "Seda, 'Geri döneceğine söz veriyor musun?' dedi. Söz verdim. Rahatladım ve 'Beni uyutun' dedim" dedi.</p>

<p><strong>Koronavirüs test sonucunuzu öğrendiğiniz an neler hissettiniz?&nbsp;</strong></p>

<p>Burak Akkul: Merhaba. Koronavirüs test sonucunu hastaneye yattıktan sonra 4-5 gün bekledim. Biraz da mesleğim gereği sosyal medyayı aktif kullandığım için video paylaştım, o sıralar da dünyada bu test nasıl yapılır, sonuç kaç gün içinde gelir bilinmiyordu. Ben de bir hasta paniğiyle tabii, sosyal medyaya “Test sonucum daha gelmedi ama pozitif olduğundan şüpheleniyorum” diye bir video koydum. O günün hemen akşamı hatta 2-3 saat sonra, doktorum Mehmet Altıntaş “Burak Bey korona pozitifsiniz diye odama girdi” Ondan sonra tabii bir uyutulma süreci olacağı bana söylendi. Yine duruma yabancılıktan dolayı bir korku hâsıl oldu. Nasıl olur? Uyutulmak ne demek? Kaç gün uyutulacağım? diye bir panik süreci oldu. Sonrasında eşim Seda’yı arattım. Anestezi doktoru, ben, o konuştuk. Benim biraz tabii ağlamalı bir telefonumdan sonra Seda bana dedi ki: “Geri döneceğine söz ver. Söz veriyor musun?” Ben de “Söz veriyorum” dedim. Orada bir rahatlama oldu ve “Beni uyutun” dedim. Uyutulma süreci başladı.</p>

<p><strong>Uyutulma sürecinizden sonra neler yaşandı? Çin’den gelen ilaçlar üzerinizde kullanıldı mı?</strong></p>

<p>Burak Akkul: Uyutulma anından sonrasını tabiki ben bilmiyorum. Zorlu bir süreçmiş. Daha sonra bazı yayınlarda da hocalarımızla, profesörlerle konuştuktan sonra anladım. Korona tedavisinin yoğun bakım ve entübe ve benim gibi 20 günü bulan entübe aşamaları varmış. En zor tedavi edilen yüzde 3’lük kesim içindeymişim. Direncim fazlaymış. Bir ara stabil olmuş durum bir ara kötüye gidiyor denmiş.&nbsp;</p>

<p>Seda Akkul: Kritik olan anları da oldu. İlk 10 günü özellikle daha riskli ve kritik bir şekilde devam etti, seyretti. Sonrasında, tam o sıralarda Çin’den bir ilaç geldi. Hem Çin’den gelen ilaç hem de diğer destekleyici ilaçlar, Bilim Kurulu’nun önerdiği, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği ve Bilim Kurulu’nun da ülkemizde kullanmaya başladığı ilaçlar tüm hastalarla beraber Burak’ta da denendi. İlk hastalardan biri, ilk 20 teşhisten biri Burak olduğu için ve uyutulan ilk hastalardan biri olduğu için de Çin’den gelen ilacın denendiği ilk kişilerden biri Burak oldu.</p>

<p>Burak Akkul: Ve 20 günün sonunda da yavaş yavaş uyandırılma süreci başlanmış, oksijen, nefes ve kan değerlerim düzelince.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2020/04/burak-akkul-koronavirus-suresince-neler-yasadigini-anlatti-suyun-tadini-bile-alamiyordum-1587809474.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Işıltılı ve canlı gözler için göz kapağı estetiği</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-73</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-73</guid>
                <description><![CDATA[Olduğumuzdan daha üzgün ve yorgun görünmemize neden olan göz kapağı sarkması, günümüzde çok basit bir operasyonla giderilerek ışıltılı bir görünüm sağlayabiliyor. Zaman içerisinde sarkarak görüş alanının daralmasına kadar uzanan bazı sıkıntılara yol açan göz kapağına uygulanan blefaroplasti hakkında faydalı bilgiler veren Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Türkyılmaz, süreçle ilgili merak edilenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanmayla birlikte gözaltında oluşan kırışıklıklar ve torbalanmalar estetik açıdan görünümü bozmaktadır. Göz çevresinde oluşan kırışıklıkların ve torbalanmaların giderilmesi amacıyla yapılan göz kapağı estetiği ameliyatı son derece küçük bir ameliyat olmasına rağmen yüzün genç görünmesini sağlamaktadır.</p>

<p><strong>YAZ MEVSİMİ İLE BİRLİKTE YENİLENMEK İÇİN BLEFAROPLASTİ</strong></p>

<p>İçinde bulunduğumuz karantina günlerinde ameliyatlar sosyal mesafe ve tedbir maksatlı gerçekleştirilemiyor olsa da, sonrasında tercih edeceğiniz bu uygulama ile güneşin nimetlerinden daha çok faydalanmak mümkün.</p>

<p>Göz çevresindeki fazla deri ve yağ dokularının çıkarılarak, bölgenin gerginleştirilmesine dayanan bu operasyonla daha estetik bir görünüm elde edilirken, yorgun ifadenin kaybolması ve kaybedilen görüş açısının yeniden kazanılması sağlanıyor. Botoks tedavisi ile aynı anda yapıldığında daha verimli sonuçlar verebilen blefaroplasti sonrası kişi bir hafta sonra hastalar normal iş yaşantısına dönebilmesi mümkün olmaktadır.</p>

<p><strong>OPERASYON SONRASI NELERE DİKKAT EDİLMELİ?</strong></p>

<p>Blefaroplasti operasyonu sonrası birkaç gün sürebilecek ve hafif şiddette ağrıların olması normaldir. Bunun önüne geçebilmek için doktorunuzun size verdiği ağrı kesicileri kullanmanız yeterlidir. En sık merak edilen “şişlik ve morarmalar ne zaman geçer” sorusunun cevabı ise en fazla bir haftadır.</p>

<p>Eğer estetik dikiş yerine normal dikiş kullanıldıysa bunlar operasyon sonrası beşinci günde alınmaktadır. Ortalama 3 ila 7 gün arasında bir dinlenme sürecinden sonra günlük hayatına tamamen dönebilen kişi, 2 hafta sonra hafif sporlar yapılabilirken, ağır ya da yüze darbe alma riski olan sporlar içinse bir ay beklemelidir.</p>

<p><strong>Op. Dr. Burak Türkyılmaz</strong><br />
<strong>Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2020/04/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-1587809088.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte gözaltı morluklarını ve sivilceleri yok eden o mucizevi ürün...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-72</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-72</guid>
                <description><![CDATA[Kadınlar için cilt bakımı çok önemlidir. Sağlıklı bir cilde sahip olmak için cildimizi temiz tutmalı, düzenli bakım yapmalıyız. Cilt temizliği ve bakımında en önemli yardımcılarımızdan birisi de gül suyudur. Doğal yapısı ve hoş kokusuyla kadınların tercih ettiği gül suyunun cilde faydalarını bu yazımızda birlikte inceleyelim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gül suyu; taze gül yapraklarının damıtılması ile elde edilir. Cilt sağlığı üzerinde etkili olan gül suyunun ağız ve diş sağlığı, saç bakımı, yara ve kesiklerin tedavisi gibi birçok alanda da kullanımı bulunuyor. A, C, D, E ve B13 vitaminleri yönünden zengin bir içeriğe sahip olan gül suyu hücre yenilenmesinde etkili, yaşlanma karşıtı doğal bir üründür. Gül suyunun kullanımı Roma İmparatorluğu dönemi öncesine kadar uzanıyor, Kleopatra'nın yüz temizliği ve vücut banyosunda gül suyu ve gül yaprakları kullandığı biliniyor.</p>

<h2>GÜL SUYUNUN CİLDE FAYDALARI</h2>

<ul>
	<li>Cildi nemlendirir. Cildi kurutmadan gözeneklere yerleşerek tazelenmesine yardımcı olur. Bu yönüyle doğal bir tonik yerine geçer.</li>
	<li>C vitamini yönünden zengindir, cildi besleyip erken yaşlanmasına engel olur.</li>
	<li>Mat görünümü giderir, cildin parlak görünüme kavuşmasına yardımcı olur.</li>
	<li>Mantar, egzama gibi cilt hastalıklarına karşı yatıştırıcı etkiye sahiptir. Kaşıntıyı giderir, cildi rahatlatır.</li>
	<li>Düzenli kullanımda sivilce ve akne oluşumunu engeller.</li>
	<li>İltihap gidericidir, bakteriyel enfeksiyonlara iyi gelir.</li>
	<li>Cilt lekeleri üzerinde de etkilidir, düzenli kullanımda lekelerin rengini açarak cilt tonunu eşitler.</li>
	<li>Cildin Ph dengesini korur.</li>
	<li>Gözaltındaki morlukların rengini giderir.</li>
	<li>Saç köklerini güçlendirir, saç dökülmesini engeller. Saçların daha yumuşak olmasını sağlar.&nbsp;</li>
	<li>Kesik, yanık izlerinin tedavisinde etkilidir. Yaraların iyileşmesine yardımcı olur.</li>
	<li>Ağız ve diş sağlığında da tercih edilebilir. Hem ağızda hoş koku bırakır hem de ağız içi yaralara karşı etkilidir.</li>
	<li>Makyaj temizliğinde kullanılabilir. Bir parça pamuğa gül suyu dökerek günlük makyajınızı nazikçe temizleyebilirsiniz.</li>
	<li>Tıraş sonrasında cildi rahatlatmak, tahrişi ve kızarıklığı gidermek amacıyla kullanılabilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2020/04/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-1587808939.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eklem ağrılarına ne iyi gelir? Pek çok kişi bilmiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-69</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-69</guid>
                <description><![CDATA[Dünya nüfusunun yüzde 88’i ağrıdan şikayet ediyor. Bel ve sırt ağrısından yakınanların oranı ise yüzde 94. Uzun süre hareketsiz kalma, yaşanan kilo sorunları, ağır egzersizler, sedanter yaşam ve çeşitli hastalıklar sebebiyle kemik, eklem, bel, boyun ve kas ağrıları çok sık yaşanıyor. Tedavi edilmediğinde ise yaşam kalitesini büyük ölçüde olumsuz etkiliyor. Ancak ağrı çekenlerin çoğu bu sorunla nasıl başa çıkabileceğini bilmiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu sorunların her yaşta ve cinsiyette ortaya çıkabileceğini vurgulayarak, “Eklem ve kas ağrılarının tedavisinde topikal (jel formunda) uygulamaların emilim hızı sistemik ürünlere kıyasla daha fazla. Etkinliği klinik çalışmalarla onaylanmış lokal fitoterapi ürünleri ağrı, ödem ve iltihabın giderilmesinde etkili olabilecektir” dedi.</p>

<p>Dünyada en sık görülen sağlık sorunların başında bel ve eklem ağrıları geliyor. Gün içinde hareketsiz kalma, bilgisayar başında uzun süre oturma, ağır egzersizler ve zorlaşan yaşam koşulları ile birlikte bel, boyun ağrıları başta olmak üzere eklem ağrıları giderek artıyor. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bu ağrıların karşısında çoğu kişi ne yapacağını bilmiyor. Ancak bu ağrılar tedavi edilmediğinde günlük yaşantının rutinlerini yerine getirme ya da sevdiğimiz bir aktiviteden bizi alıkoyarak sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu ağrı ve fonksiyon kayıplarının giderilmesinde fitoterapi ürünlerinin kullanılmasını önerdi. Boswellia serrata (Akgünlük), Celasturus paniculatus, zencefil, karabiber, lavanta özütlerinin ağrı ve ödem giderici etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Erdem Yeşilada şu bilgileri verdi:</p>

<p>Türkiye’de Akgünlük olarak bilinen Boswellia serrata bitkisinin özütleri dünyadaki en iyi iltihap önleyici, ödem ve şişlik gidericidir. Bu özütler jel formunda bir üründe kullanıldığında etkisi 2 ile 6 kat artıyor. Hindistan’da yetişen Celasturus paniculatus bitkisinin özütleri ağrı kesicidir. Zencefil, karabiber, lavanta özütlerinin de yine ağrı kesici, ödem ve şişlik giderici etkileri bilinmektedir. İçeriğinde bu özütler bulunan topikal (sürülebilir) fitoterapi ürünlerinin ağrı ve şişlikler üzerindeki etkinliği klinik deneylerle kanıtlanmıştır.”</p>

<h2>HAREKET KABİLİYETİNİN ARTIRILMASI İÇİN TOPİKAL ÜRÜNLER KULLANIN</h2>

<p>Sedanter yaşamı olanlar, sürekli bilgisayar başında oturanlar, hareketsizlikten eklem tutukluğu yaşayanlar, ağır spor sonrası eklem ağrısı şişliği hissedenler, osteoartrit hastaları, bel ve boyun ağrısı yaşayanlarda hızlı etki gösteren topikal fitoterapi ürünleri kullanılması yararlı olabilmektedir. Boswellia serrata, Celasturus paniculatus, zencefil, karabiber, lavanta içeren topikal yani yağ formüllü ve hızlı emilim sağlayan ürünlerle hareket kabiliyetinde iyileşmeyi, eklem esnekliğinde artışı, ağrı ve şişlikte azalmayı daha hızlı ve etkili sağlayabilirsiniz.</p>

<h3>ETKİN TEDAVİ İÇİN FİTOTERAPİ ÜRÜNLERİNİ TERCİH EDİN</h3>

<p>Prof. Dr. Erdem Yeşilada bitkilerle tedavi konusunda şu noktalara dikkat çekiyor: Herkes bitkilerin sağlık için kullanımıyla ilgili bilgiler veriyor ama bunların hepsi doğru değil. Biz bitkiler üzerinde sadece in vitro (test tüpleri ile yapılan) deneysel çalışmalara güvenmeyiz. Çünkü vücuda girdikten sonra mide ve bağırsakta değişime uğrar, farklı moleküllere dönüşür. Bu maddelerin hepsini akılcı kullanmak gerekiyor. İnsanlar panik yapmadan doğru tavsiyeleri uygulamalı. Güncel tedavi yaklaşımında aktarlardan alınan bitkilerle doğru tedaviyi uygulamanız mümkün olmaz. Bu nedenle bitkilerden elde edilen çağdaş üretim koşullarına uyularak hazırlanan standardize edilmiş fitoterapi ürünleri ile etkin bir tedaviye cevabı sağlanabilir. Standart bitki ekstreleri ile istenilen doz ayarı yapılabilir, daha yüksek oranda etkili içeriğin istenilen miktarda verilmesi sağlanır, standart ekstrelerle her uygulamada istenilen kan seviyesine erişilir. Bu suretle etkin bir tedavi cevabı sağlanabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 12:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2020/04/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-1587808387.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda normalleşme başlayacak mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/bayramda-normallesme-baslayacak-mi-61</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/bayramda-normallesme-baslayacak-mi-61</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, gazeteci Candaş Tolga Işık'a önemli açıklamalarda bulundu. Koca, “Şu anki iyiye gidişat bizi gevşetmesin, bu tablo tamamen hareketlilikle orantılı. Hareketliliği bir süre daha en azından Ramazan ayı boyunca kontrol altında tutmak zorundayız, gevşediğimiz an tablo kötüye gider." dedi. Koca, "Bayramda normalleşme başlayacak mı?" sorusuna "Birkaç haftanın seyrine bakıp bu kararı vereceğiz ama gönlüm bunu yapmaktan yana değil.” diye yanıt verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci Candaş Tolga Işık, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Az önce Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'yla konuştum. Bakan, salgında şu anki gidişattan 65 yaş üzeri vatandaşların taleplerine, okulların açılmasından bayramda normale dönülmesine kadar çok önemli açıklamalar yaptı." diyerek Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın açıklamalarını paylaştı.</p>

<p><strong><em>İşte Sağlık Bakanı Koca'nın açıklamaları:&nbsp;</em></strong></p>

<p><strong>TABLO NEDEN İYİYE GİDİYOR?</strong></p>

<p>“Şu anki iyiye gidişat bizi gevşetmesin, bu tablo tamamen hareketlilikle orantılı. Hareketliliği bir süre daha en azından Ramazan ayı boyunca kontrol altında tutmak zorundayız, gevşediğimiz an tablo kötüye gider."</p>

<p><strong>BAYRAMDA NORMALLEŞME BAŞLAYACAK MI?</strong></p>

<p>“3 günlük Ramazan bayramında normale dönüşün başlatılması bizim tercih ettiğimiz bir şey değil. Bilim Kurulu da bayramı geçirmekten yana. Birkaç haftanın seyrine bakıp bu kararı vereceğiz ama gönlüm bunu yapmaktan yana değil.”</p>

<p><strong>OKULLAR AÇILACAK MI?</strong></p>

<p>“Okulların tamamen açılmasından ziyade Milli Eğitim Bakanlığımız’la birlikte bu sene son sınıflara ve sınavların yapılmasına dair bir planlama yapıyoruz. 15 Mayıs sonrası seyre bakarak AVM’lere yönelik de böyle kademeli bir adım atılabilir.”</p>

<p><strong>65 YAŞ ÜSTÜ NE ZAMAN SOKAĞA ÇIKABİLECEK?</strong></p>

<p>“65 yaş üzeri vatandaşlarımız haklı ama ne olur bize güvensinler. Şu an vefat sayılarımız onları korumaya alabildiğimiz için daha düşük. Ramazanda dayansınlar. Bayramda ya da hemen sonrasında ilk önce onlara özel bir karar alabiliriz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2020/04/bayramda-normallesme-baslayacak-mi-1587806467.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Crohn hastalığı nedir? Crohn tedavisi nasıl olur? Crohn belirtileri nelerdir? Crohn tedavisinde ilaçların rolü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-52</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-52</guid>
                <description><![CDATA[Sindirim sisteminin başından sonuna bütün noktalarını tutabilen ve belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılması dolayısıyla çok geç teşhis edilebilen bir hastalık Crohn. Daha çok bağırsaklarda görülse de gözler, damarlar ve cilt gibi akla gelmeyecek birçok noktada sorunlara yol açan bu hastalığın en tipik belirtileri ise genellikle şiddetli seyreden karın ağrısı ve kilo kaybı. Dalgalı bir seyir izlesede Crohn tedavisinin gelişen ilaçlar sayesinde artık çok daha kolay olduğunu söyleyebiliriz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle ince ve kalın bağırsakta görülen bir hastalığın izlerine ağız boşluğunda da rastlanabilir mi? Ya da cildinizde yaşadığınız bir sorunun nedeni bir sindirim sistemi hastalığı olabilir mi? Eğer hastalık ‘Crohn’ ise cevabımız, ‘evet’. Sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen ve tuttuğu bölümde kalınlaşma ile ülserlere yol açan iltihabi bir bağırsak hastalığı olan Crohn sadece sindirim sistemini tahrip etmiyor; bağırsak dışı pek çok sistem ve organı da tutabiliyor. Crohn hastalarının en çok korktukları şeylerden biri ise dalgalı bir seyir izleyen bu hastalığın alevlendiği dönemde hastanede tedavi gerektirecek kadar şiddetlenmesi. Neyse ki bu kadar ciddi sorunlar yaratan Crohn’la ilgili geliştirilen yeni ilaçlar tedavide gün geçtikçe daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. Hastalığın etkileri dolayısıyla sosyal hayatları ciddi oranda kısıtlanan ve hayat kaliteleri oldukça düşen Crohn hastaları artık daha etkin tedavilerden faydalanabiliyorlar.</p>

<p>“Bu yeni ilaçların belki de en önemli artılarından biri, uzun dönem kortizona ve buna bağlı yan etkilere maruz kalmadan tedavi imkanı sağlayabilmeleri” diyen Acıbadem Fulya Hastanesi Crohn ve Kolit Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu hastalığın tipik özellikleri hakkında bilgiler paylaştı.</p>

<h2>CROHN BELİRTİLERİ: YEMEK SONRASINDA KARIN AĞRISI BAŞLIYORSA...</h2>

<p>Hastalığın en tipik belirtisi genellikle yemek sonrasında ortaya çıkan karın ağrısı. Çoğunlukla göbek çevresi ve altında gelişen karın ağrısının yanı sıra ishal de Crohn’un en sık rastlanan belirtilerinden biri. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu, “Eğer bağırsakta ciddi derecede daralma oluşmuşsa bu kez de karında şişkinlik, ağrı, kusma veya kabızlık da görülebiliyor” diyor. Hastalığın kalın bağırsakta tutulum yapması durumunda ise dışkıyla birlikte kan gelmesi başka bir belirti olarak ortaya çıkıyor. Hastalığın alevlendiği dönemde yorgunluk, halsizlik, yüksek ateş, iştahsızlık, istemsiz kilo kaybı; anal bölge tutulumunda anüs çevresinde çatlak, iltihaplı akıntı yapan fistüller ve apseler görülebiliyor.</p>

<h3>CROHN HASTALIĞINDA TETİKLEYİCİ FAKTÖRLERE DİKKAT</h3>

<p>Crohn halen gizemini koruyan bir hastalık olmakla birlikte ortaya çıkmasında genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor. Ailesinde Crohn öyküsü olan bir kişide hastalığın görülme riski daha fazla. Ayrıca sigara burada da çok olumsuz bir etkiye sahip. Tedaviye başlayan hastanın sigara içiyorsa sigarayı bırakması şart. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu bunun dışında gıdalarla alınan bazı bakteri, bakteri toksinleri ve virüslerin hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabildiğini belirterek “Ayrıca hastalığı alevlendirebilen aspirin, antibiyotik ve bazı ağrı kesicilerin alınmasına da dikkat edilmesi gerekiyor” uyarısında bulunuyor.</p>

<h4>CROHN HASTALIĞINDA DENGELİ BESLENME DAHA ÖNEMLİ HALE GELİYOR</h4>

<p>Bağırsaklarda emilimi bozan, iştahsızlık ve ishal gibi nedenlerle sıvı, mineral, vitamin, elektrolit oranlarında ciddi kayıplara neden olabilen Crohn, hastaların dengeli beslenmeye fazla dikkat etmelerini gerektiren bir hastalık. İshal döneminde çok posalı yememek ve lifli besinleri azaltmak hastaları rahatlatabilecek bir diğer önlem. Bağırsak kanseri riskini artıran işlenmiş gıdalar ve etler ya da yanmış yağlardan kaçınmak da şart. Yine de iyi haber şu ki: Crohn hastalarının katı bir diyet yapmalarına gerek yok!</p>

<h5>CROHN TEDAVİSİNİN İLK BASAMAĞI İLAÇLAR</h5>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu tedavinin, hafif veya ağır seyirleri olan Crohn hastalığının şiddetine ve en yoğun olarak hangi bölgede yerleştiğine göre belirlendiğini belirterek şunları söylüyor: “Tedavide ilk basamağımız ilaçlar. Son yıllarda kullanıma giren Anti-TNF, Anti-integrin ajanlar gibi biyolojik tedavilerle başarı şansımız artmış durumda. Hastalarda daha önceleri kortizon tedavileriyle göremediğimiz endoskopik düzelmeyi saptayabiliyoruz. Yan etki profili bu ilaçlarla, kortizonlu tedavilere göre çok daha az oluyor. Sonuç alamazsak ve gerçekten gerekliyse cerrahi tedaviye başvuruyoruz. Hastalığa neden olan etken ya da etkenler dünyada henüz tam olarak gösterilememiş olsa bile yeni tedavilerle hasta çok daha kaliteli bir yaşam sürebiliyor”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Dec 2019 11:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2019/12/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-1575536184.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde atopik dermatite karşı etkili öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-44</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-44</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde en sık görülen kronik bir deri hastalığı olan Atopik dermatit (Atopik Egzama) ilk belirtilerini bebeklik döneminde göstermesiyle biliniyor. Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, kızarıklık ve kaşıntı gibi egzamanın tetikleyici unsurlarına dikkat çekerek, bebeklerin cildini korumak için önemli ipuçları veriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bebeklerde sıkça karşılaşılan Atopik dermatit (Atopik Egzama) kalıtsal olduğu bilinen bir egzama türüdür. Ebeveynlerin ikisinde birden atopik egzama varsa bu rahatsızlığın bebeklerde de görülme ihtimali yüzde 50’nin üzerine çıkmaktadır. Bazı tetikleyici unsurlarla şiddeti artabilen bu deri rahatsızlığının ilk belirtileri bebeklerde bir yaşını doldurmadan görülebiliyor. Prima Uzman Kurulu Üyesi Dermatolog Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, bebeklerin cildini egzamanın olumsuz etkilerinden ve ataklarından korumak için pratik önerilerde bulunuyor.</p>

<p><strong>İLK BELİRTİLERE DİKKAT EDİN</strong></p>

<p>İlk belirtiler, bebeklerde genellikle yanaklarda palyaço makyajını andırır biçimde kırmızı, hafif şiş, üzeri kuru ve ince kepekli yamalar şeklinde kendini gösterir. Atak dönemlerinde daha fazla şişme ve sulanma görülebildiği gibi kaşıntı da olabilir. Şiddetli ataklarda ise kollar, bacaklar ve gövdede de benzer kızarıklıklar ve kaşıntılı belirtiler ortaya çıkar. Bu alanlar özen gösterilmediğinde kolayca mikrop kapabilir ve bu da kaşıntının ve egzamanın şiddetini artırmasına neden olur.</p>

<p><strong>BEBEKLERİN BANYOSU SIK YAPILMALI AMA KISA SÜRMELİ</strong></p>

<p>Atopik dermatiti tetikleyen nedenler arasında bebeklerin cildini aşırı sabunlama, keseleme, alkol içeren kolonya benzeri ürünlerin kullanımı ve bebeğin fazla terlemesi sayılabilir. Ancak Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, en sık görülen ve kolayca gözden kaçabilen nedenlerden birisinin de yünlü giysiler olduğuna dikkat çekiyor. Giysilerdeki yün liflerinin çok fazla tahrişe neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydemir, bu liflerin kaşıntıyı da artırabileceğini belirtiyor. Sentetik giysiler de bebekleri terleterek, kaşıntıyı artıracağından bebek kıyafetlerinde pamuklu kumaşların tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<p>Bebeklerin cildinin çok kuru olması da kaşıntıyı tetikleyebiliyor. Bebeklerin yıkanma sıklığı konusunda değişik görüşler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, ebeveynlere bebeklerini sık (her gün gibi) ve ılık suyla yıkamalarını öneriyor. Bebek kurulandıktan sonra, 2-3 dakika içerisinde cildine iyi bir vücut nemlendiricisi sürülmesi de bebeklerin cildinin kuru kalmamasını sağlayarak kaşıntıyı önlüyor. Ancak banyo uygulamasının kısa sürmesi, bebeğin yıkandığı suyun ılık olması ve bebekleri sabunlama işleminin de uzun tutulmaması gerekiyor.</p>

<p>Egzamanın şiddetlenmesinde yiyeceklerin etkisi de çok tartışılan konuların başında geliyor. Bebeklerin ilk 2 yaş aralığında yediklerinin egzama üzerinde sınırlı etkileri olsa da, annelerin bebeklerinin yediklerine nasıl tepkiler verdiğini gözlemlemesi öneriliyor.</p>

<p><strong>BEBEKLERİN BEZ BÖLGESİ KURU OLMALI</strong></p>

<p>Bebeklerde cildin idrar ya da dışkıyla teması tahrişi artıracağı için yeni geliştirilen, emici kanal teknolojisine sahip, nefes alabilen bebek bezlerinin kullanımı da problemin etkilerini azaltıyor. Sıvıyı emen ve hapseden, daha fazla kuruluk sağlayan bebek bezleri bez bölgesini kuru tutarak tahrişi önlüyor.</p>

<p><strong>DERMATOLOG TAVSİYESİ ALINMALI</strong></p>

<p>Atak dönemlerinde tedavi için muhakkak bir dermatoloğa başvurulması öneriliyor. Ailelere internetten edindikleri bilgilerle ya da eş dost önerileriyle ilaç kullanmamalarını, özellikle de bir dermatolog denetimi olmadan asla kortizon içeren ürünler denememelerini öneren Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, egzamanın genellikle 2 yaşın sonuna doğru kendiliğinden kaybolduğunu daha sonra ise şekil değiştirerek devam edebildiğini veya tamamen yok olabildiğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2019 13:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2019/12/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-1575544034.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşten eve döndüğünüzde lenslerinizi çıkarın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-43</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-43</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde kontakt lens kullananların sayısı giderek artıyor. Gerek renkli göze sahip olabilmek adına, gerekse de göz bozukluğu nedeniyle kullanılan kontakt lensler bazı basit kurallara dikkat edilmediğinde ciddi sorunlara yol açıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kontakt lensler; göz bozukluğu olan, gözlük takmak istemeyen, gözleri lazere uygun olmayan hastalar tarafından sık tercih ediliyor. “Kontakt lensler; yerinde ve kurallarına uyulması şartıyla bizlerin de sıklıkla reçete ettiği yardımcı görme aparatlarıdır” diyen Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, kurallara dikkat etmediğimizde kontakt lenslerin faydadan çok zarar verebileceği konusunda uyardı.</p>

<p>Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, kontakt lens kullanımı ile ilgili tavsiyelerde bulundu:</p>

<p><strong>1- Lensleri kısa süreli kullanmalıyız</strong></p>

<p>Oksijen geçirgenlikleri ne kadar yüksek olursa olsun; kontakt lensli bir göz, normal bir göze göre daha az oksijenlenir. Bu nedenle lenslerimizi mümkün olduğunca kısa süreli kullanmalıyız. Örneğin okuldan veya işten eve döndüğümüzde lenslerimizi çıkarmalı, gözlük kullanmalıyız.</p>

<p><strong>2- Lenslerimizin hijyenine dikkat etmeliyiz</strong></p>

<p>Lenslerimizin hijyeni konusunda da oldukça dikkatli olmamız gerektiğini dile getiren Dr. Fatih Atmaca, “Lenslerimizi takarken ve çıkarırken önce ellerimizi yıkamalıyız. Lenslerimizi çıkardıktan sonra temiz lens kutumuza solüsyonumuzu yenileyerek koymalıyız” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>3- Lenslerle asla uyumamalıyız</strong></p>

<p>Lenslerimizle asla ve asla uyumamamız gerekiyor. Hastalarımıza bunu söylediğimizde bazen ‘Ama hocam böyle yapan arkadaşlarımız var ve bir şey olmuyor’ cevabını alabiliyoruz. Benim bu durumda verdiğim cevap şu oluyor: “Bir gün bir şey olmaz, bin gün bir şey olmaz. Bin birinci gün iltihap kapabilirsiniz.” İşin kötü tarafı kontakt lens kullanımına bağlı başta keratit dediğimiz enfeksiyonlar (lensi üzerine taktığımız gözümüzün saydan ön tabakasının iltihabı) kalıcı görme kaybına neden olacak kadar ciddi bir hal alıyor. Uyumadan önce nasıl ki ayakkabımızı, çorabımızı çıkarma ihtiyacı hissediyorsak, lenslerimizi de çıkarmadan uyumamalıyız. Unutmayalım ki göz bebeklerimiz ayak tabanımızdan çok daha hassas.</p>

<p><strong>4- Lenslerle havuza girmemeliyiz</strong></p>

<p>Bir diğer yanlışın ise aylık lenslerin bir ay gözde kalabileceği düşüncesi olduğuna dikkat çeken Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, “Bu kesinlikle yanlıştır. Aylık lens yoktur; sabah takıp akşam çıkarmak kaydı ile bir ay kullanabileceğiniz lensler vardır. Lensleriniz ile asla havuza girmeyin. Havuzdaki klor, koruyucu maddeler, boyar maddeler ve diğer havuz kullanıcılarının vücut sıvıları kontakt lensinize yapışır ve siz havuzdan çıksanız dahi lensler gözünüzde kaldığı sürece gözünüz bu zararlı ve kirli maddelere maruz kalmaya devam eder. Unutmayalım ki keratit dediğimiz ciddi göz enfeksiyonu ile karşılaştığımız her iki hastadan biri düzensiz kontakt lens kullanıcısı. Bu nedenle lens kullanırken dikkatli olmalı, azı karar çoğu zarar özdeyişini akılda tutmalıyız” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2019 13:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2019/12/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-1575544084.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haftada 3 gün tüketin yeter... Ciğerlerinizi ilk günkü haline getiriyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-31</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-31</guid>
                <description><![CDATA[Eşek dikeni nedir, eşek dikeninin faydaları nelerdir? sorusunun cevapları son günlerde çok fazla merak ediliyor. Eşek dikeni akız, kansa ve kenger gibi çeşitli isimlerle anılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>EŞEK DİKENİ NEDİR?</strong></p>

<p>Eşek dikeni papatyagiller familyasındandır. 1 veya 2 yıl yaşayabilen bu&nbsp;bitki&nbsp;çorak arazi ve tarlalarda yetişmektedir. İnce ve çengelli olan kenger bitkisi temmuz ve ağustos aylarında iyice çiçeklenmektedir. Temmuz ve ağustos aylarında eşek dikeninin rengi erguvan ve beyaz rengini almaktadır. Eşek dikeninin çiçekleri yaşken güzel kokuludur ancak kuruduklarında kokusu tamamen kaybolur.</p>

<p>Diyarbakır yöresinde kenger yemeği olarak pişen eşek dikeni yöre halkı tarafından severek pişiriliyor. İçine kuzu eti koyularak kavrulan eşek dikeninin yemeğine kenger meftunesi deniliyor. lezzetti ve son derece sağlıklı olan bir bitki olan eşek dikeni nedir, nerelerde yetişir? Eşek dikeninin faydaları nelerdir? sorularının cevapları haberimizde...</p>

<p><strong>EŞEK DİKENİ NERELERDE YETİŞİR?</strong></p>

<p>Kırmızı ve mor renkte çiçekler açan eşek dikeni, ülkemizin neredeyse çorak olan hemen hemen her arazisinde yetişir. Eşek dikeninin Türkiye 'de yetiştiği yerler, Ege bölgesi, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgesidir. Eşek dikeni nadir olarak Ege ve Akdeniz bölgesinde de yetişmektedir.</p>

<p>Eşek dikeninin ege bölgesinde kenger ismiyle kahvesi yapılmaktadır. Eşek dikeninin en çok zeytinyağlı yemeklerinin yapıldığı yer ege bölgesidir. Aynı zamanda eşek dikeninin&nbsp;Diyarbakır'da kenger meftunesi adında kuzu etli kavurması yapılmaktadır.</p>

<p>Eşek dikeninin sağlık açısından bir çok faydası bulunmaktadır. Lezzetli bir şekilde yemeklerinin yapıldığı eşek dikeninin faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz:</p>

<p><strong>MİGRENİ TEDAVİ EDER</strong></p>

<p>Eşek dikeninin kramp çözücü özelliği bulunmaktadır. Bu özelliği sayesinde migren ve çeşitli baş ağrıları tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir.</p>

<p><strong>SİNDİRİM İSTEMİNE İYİ GELİR</strong></p>

<p>Eşek dikeni zengin lif oranı sayesinde sindirim sistemini iyileştirmektedir. Aynı zamanda sinir sistemini onararak vücuttaki kanı temizlemeye yardımcı olmaktadır.</p>

<p><strong>KARACİĞER YAĞLANMASI OLANLAR YEMEĞİNİ YAPIP YİYEBİLİR</strong></p>

<p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p>

<p><strong>KARACİĞER YAĞLANMASI OLANLAR YEMEĞİNİ YAPIP YİYEBİLİR</strong></p>

<p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Sep 2019 11:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2019/12/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-1575544198.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu besin meğer karaciğeri bitiriyormuş!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-26</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-26</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme alışkanlıkları, karaciğer sağlığını doğrudan etkiliyor. Yağlı gıdaların yanı sıra, şekerli ve tuzlu yiyecekler de karaciğer sağlığına zarar veriyor. Lif oranı yüksek olan yiyeceklerin karaciğerin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olabileceğini belirten uzmanlar, paketli atıştırmalıkların zararları konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme alışkanlıkları,&nbsp;karaciğer&nbsp;sağlığını doğrudan etkiliyor. Yağlı gıdaların yanı sıra, şekerli ve tuzlu yiyecekler de karaciğer sağlığına zarar veriyor. Lif oranı yüksek olan yiyeceklerin karaciğerin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olabileceğini belirten uzmanlar, paketli atıştırmalıkların zararları konusunda uyarıyor.</p>

<p><strong>PAKETLENMİŞ ABUR-CUBUR YİYECEKLERİ SINIRLAYIN!</strong></p>

<p>"Cips ve unlu mamuller ile ilgili problem genellikle şeker, tuz ve yağ ile doldurulmuş olmalarıdır" diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü, "Çalışmak için yanınızda sağlıklı atıştırmalık bulundurun. 10-12 adet yer fıstığını robottan çekip, doğal bir fıstık ezmesi elde edip yanında bir dilim elma ile yiyebilirsiniz. Ya da kuru kayısı veya hurma arasına ceviz yerleştirerek mini sağlıklı atıştırmalık sandviçler elde edebilirsiniz. Bu tarifler, tatlı krizlerinize de birebir" önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>PATATES KIZARTMASI VE HAMBURGER SİROZA YOL AÇIYOR!</strong></p>

<p>Patates kızartması ve hamburgerin&nbsp;karaciğer&nbsp;sağlığını tehdit eden gıdalardan olduğunu belirten Örkcü, "Doymuş yağ oranı yüksek yiyecekleri çok fazla yemek, karaciğerinizin işini yapmasını zorlaştırabilir. Zamanla siroz olarak bilinen karaciğerde iz kalmasına yol açabilecek iltihaplanmalara neden olabilir." dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>ŞEKERİ AZALTIN!</strong></p>

<p>Çok fazla tatlı tüketiminin karaciğere zarar verebileceğini ifade eden Özden Örkcü, "Çünkü karaciğerin işinin bir parçası şekeri yağa dönüştürmek. Eğer aşırıya kaçarsanız, karaciğeriniz çok fazla yağ yapar. Uzun vadede, yağlı&nbsp;karaciğer&nbsp;hastalığı gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz." dedi.</p>

<p><strong>SUYUN YARARLARINA ŞAŞIRACAKSINIZ!</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü, "Karaciğeriniz için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri sağlıklı kilonuzu korumaktır. Gazlı içecekler veya sporcu içecekleri gibi şekerli içecekler yerine içme suyu alışkanlığı edinin. Her gün kaç kalori kazanacağınıza şaşıracaksınız" diyerek, önerilerini şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>TUZUN ÜZERİNE BİR KAPAK KOYUN</strong></p>

<p>Vücudunuzun biraz tuza ihtiyacı var; fakat yapılan araştırmalar, sodyumdan yüksek bir diyetin&nbsp;karaciğer&nbsp;izinin ilk aşaması olan fibrozise yol açabileceğini öne sürmektedir. Tuzu kesmek için ise yapabileceğiniz bazı kolay şeyler var. Pastırma ya da şarküteri gibi işlenmiş yiyeceklerden kaçının. Konserve sebzeler yerine taze seçin.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2019 11:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2019/03/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-1552812276.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış Aylarında 5 Tavsiyeye Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.demirogluhaber.com/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-17</link>
                <guid>https://www.demirogluhaber.com/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-17</guid>
                <description><![CDATA[Kış deyince ilk olarak hemen akla bitmeyen soğuklar, erken kararan hava ve uzun süreli hastalıklar geliyor… ‘’Bu kış hasta olacak mıyım?’’ tedirginliğini bazı dönemlerde çoğumuz yaşıyoruz. Esasen kışın soğuk günlerine karşı sağlıklı olabilmek ve kışın büyüleyici güzelliğini yaşayabilmek çok kolay! İşte size soğuk kış günlerine karşı koyabilmenize yardım sağlayacak bazı öneriler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Bağışıklık sisteminize güç veren gıdaları tercih edin</strong></p>
</div>

<div>
<div>
<p>Kış mevsiminin zorluklarına göğüs germenin yolu beslenme alışkanlıklarınızı mevsime göre ayarlamaktan geçiyor. Dengeli bir beslenme düzeni, kış mevsiminin zorluklarını atlatmanızda yardımcı olacak. Soğuk kış günlerine karşı bağışıklık sisteminizi güçlendirecek besinleri tercih edin ve sıvı tüketimini ihmal etmeyin.</p>
</div>
</div>

<p><img src="http://tags.bluekai.com/site/41218?limit=1&amp;phint=event%3Dnative&amp;phint=brand%3Dlipton_milliyet" style="height:1px; width:1px" /><strong>Kışın da bol sıvı tüketimine dikkat!</strong></p>

<div>Çoğu kişi yaz mevsiminin kavurucu, sıcak günlerinde su içmeyi ihmal etmezken; kış aylarının soğuk günlerinde sıvı tüketimini göz ardı edebiliyor. Oysa vücudun yüzde 60’ının sudan oluştuğunu göz önünde bulundurursak; beden sağlığımız için her mevsim aynı oranda düzenli sıvı tüketimine ihtiyaç duymaktayız. Su, vücudun tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli. Kış mevsiminde de beden sağlığınız için sıvı tüketimine gereken önemi vermeyi unutmayın.</div>

<div>
<div>
<p><strong>Kış meyvelerinin tadını çıkarın</strong></p>
</div>

<div>Sofranızda kış meyvelerine daha fazla yer açmanız; vücudunuz için gerekli besin materyallerini daha rahat almanızı sağlar. Soğuk kış günlerinin beraberinde getirebileceği hastalıklara karşı durabilmeniz elma, portakal, mandalina gibi kış meyvelerinin yardımıyla olacak. Hem lezzet açısından zengin hem de besin ve vitamin deposu olan kış meyvelerine sofranızda daha fazla yer açın.</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Sep 2019 14:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demirogluhaber.com/images/haberler/2019/03/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-1552736314.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
